Bayrak Bayrak
Flag Counter

Liderlikte yardımcı olabilecek yöntemler

Hedefe götürecek biçimde düşünme alışkanlığı
Mazeret bulma hastalığı
Başarılı olmak, yüksek zeka gerektirmez
Olumlu kelimeler ve yeterli kelime haznesi kullanın
Liderlikte yardımcı olabilecek yöntemler
Ne olduğunuzu düşünüyorsanız, o'sunuz
İnsanlar hakkında olumlu düşünün
İnsanların anlayacağı dili konuşun

Hedefe götürecek şekilde düşünme alışkanlığı

İnanırsan, Başarırsın

Başarı ve doyum elde etmek için, entelektüel veya üstün zekalı olmanız gerekmiyor, ancak sizi hedefe götürecek biçimde düşünme ve davranma alışkanlığına sahip olmanız yeterli. Başarılı olmanız, endişelerden, korkulardan, hüsranlardan kurtulup, kişisel saygı ve gerçek mutluluğa ulaşmanız demektir. Hayatı size bağlı olanlar için, daha çok şey yapmak demektir.

Her insan başarı ister. Herkes bu hayatın kendisine verebileceğinin en iyisini ister. Başarabileceğinize inanarak, başarıyı elde edebilirsiniz. İnanmak şu şekilde çalışır; inanmak,

yapabileceğimden eminim

tavrı, yapmak için gerekli olan güç, beceri ve enerjiyi üretir.

Bunu-yapabilirim”e inandığınızda “bu nasıl yapılır” gelişmeye başlar.

Tamam bir deneyeceğim ama bu işin olacağını sanmıyorum”..

..tavrı başarısızlığı getirir. İnanma'mak olumsuz bir güçtür. Akıl tereddüte düştüğünde, inançsızlığı destekleyici sebepleri çekmeye başlar.

Birçok başarısızlığın sorumlusu, inanmamak, tereddüt, başarısız olma, başarılı olmayı istememe düşünceleridir.

Endişeleri düşünürsen, başarı'sız olursun. Zaferi düşünürsen, başarılı olursun. Kişi kendi düşüncelerinin ürünüdür.

Başarı süper bir zeka gerektirmez, ne de mistik bir yanı vardır, şans temeli üzerine kurulmamıştır. Büyük düşünün, başarının büyüklüğü, inancınızın büyüklüğüyle belirlenir. Küçük hedefler düşünüyorsanız, küçük başarılar elde edersiniz. Büyük hedefler düşünürek, büyük başarılar edin. Büyük fikirler, çoğu zaman küçük fikir ve planlardan daha kolaydır.

Başarıya ulaşmayı düşündüğünüzde, üzerinde çalışacağınız tek şey insanlardır. İnsanlar üzerinde çalışmayı derinleştirdiğinizde, başarısız insanların “zihin öldürücü” düşünce hastalığından çok kaybettiklerini keşfedeceksiniz. Her başarısızlığın temelinde bu hastalık vardır. En sıradan insanlarda bile hafif dozda bulunmaktadır.

Kişi daha başarılı oldukça, bahane bulma eğiliminin azaldığını göreceksiniz. Sıradan başarıları olan insanlar, neden yapamadıklarını açıklamak zorunluluğunu hissederler. Başarılı insanlar, sıradan bir insanın öne sürdüğü tüm bahaneleri, ileri sürülebilecekken, bundan hiç söz etmezler.

Mazeret bulma hastalığı

Her hastalık gibi, mazeret bulma hastalığı, uygun teşhis konmazsa, zamanla daha ağırlaşır. Hastalığının kurbanı olan bir kişi, kendisini korumak için bahaneler üretir; sağlık sorunları, eğitim yetersizliği, yaşlılık, gençlik, kör talih, kişisel felaket, eş, aile yetiştirme biçimi vsr. Her mazeret bilinçaltında kök salar. Düşünceler, olumlu olsun olumsuz olsun, sürekli tekrarla beslenirse, daha da güçlenir.

Sağlığınız hakkında konuşmayı reddedin. Bir rahatsızlık hakkında, nezle dahi olsa, ne kadar çok konuşursanız, rahatsızlığınız o kadar kötüleşir. Kötü sağlık hakkında konuşmak tohumu gübrelemek gibidir. Sağlığınız hakkında endişelenmeyi reddedin. Sağlığınızın şu anki durumunuza samimi olarak müteşekkir olun. Eski bir deyiş şöyledir:

“Eski püskü ayakkabılarım olduğu için kendimi mutsuz hissediyordum; ta ki ayakları olmayan bir adamla tanışana dek.”

Şükür duygusu, belleği sevinç ve neşeyle dolduruyorsa, bu aktif bir zihinsel duruştur. Bu duruşun en belirgin özelliği, hayatınızın sorumluluğunu ilk elden size geri vermesidir. Şükreden insan, ego bilincin prangalarını gevşetir, hayatın kontrolünün kendi elinde olduğunun bilincine varır. Şükretme duygusu sizi saf bilince taşır.

Yaşınız hakkında konuşmayı reddedin

Yaş mazeretinin üstesinden geldiğinizde, bunun doğal sonucu olarak, gençlik iyimserliğini ve duygusunu elde edersiniz. Yaşlılık bir başarısızlık hastalığıdır, sizi olumsuz etkilemesine karşı çıkın, onu yenin. Şu anki yaşınıza olumlu bakın, "hala gencim" diye düşünün, "yaşlandım" diye değil.

Yeni ufuklara doğru bakmayı öğrenin, coşku sahibi olun ve gençlik duygusunu hissedin, gelecek zamana yatırım yapın.

“Yıllar önce başlamış olmalıydım” şeklinde düşünmeyi bırakın. Bu, başarısızlık düşüncesidir. Bunun yerine "şimdi başlayacağım", en iyi yıllarım önümdeki yıllar” diye düşünün. Bu başarılı insanların düşünme tarzıdır.

Şans ile başarılı olamazsınız. Başarı, onu üreten şeyleri yapmakla, onu üreten prensipler konusunda uzman olmakla elde edilir. İş hayatında yükselmeyi, zaferleri, yaşamdaki güzel şeyleri şansa bağlamayın. Sizi başarılı bir insan yapacak kaliteyi, kendinizde geliştirmeye odaklanın.

Başarılı olmak, yüksek zeka gerektirmez

Çoğumuz zekayla ilgili olarak iki temel hata yaparız: Kendi zeka gücümüzü küçümser, diğer insanların zeka gücünü abartırız. Önemli olan ne kadar zekâya sahip olduğumuz değil, sahip olduğumuz zekayı nasıl kullandığımızdır. Zekâmızı yönlendiren düşünce, zekâ gücümüzün miktarından daha önemlidir. Doğuştan varolan kabiliyetlerin miktarını artırmak konusunda, fazla bir şey yapamayız, ancak sahip olduğumuz şeyleri kullanma biçimini elbette değiştirebiliriz.

Bilgi, yapıcı olarak kullanıldığında, bir güç'tür. Sık sık, bilginin güç olduğu biçiminde sözler duyarız, ama bu cümlenin ancak yarısı doğrudur. Bilgi sadece olası bir güçtür, yapıcı olarak kullanıldığında, tam bir güce dönüşür.

Büyük bilimadamı Einstein’la ilgili bir hikaye vardır. Bir keresinde, ona bir mil kaç feet'tir diye sormuşlar. Einstein’ın cevabı şu olmuş:

Bilmiyorum. Herhangi bir referans kitabından iki dakikada bulabileceğim gerçeklerle, beynimi neden doldurayım ki?

Einstein bize büyük bir ders vermektedir. Einstein beyninizi gerçekleri saklamak üzere bir depo olarak kullanmak yerine, onu düşünmek için kullanmanın daha önemli olduğunu anlamıştır.

Korku

Korku bir gerçektir ve onu yenmeden önce onun varlığını kabul etmelisiniz. Korkunun çoğu psikolojik olup, endişe, gerginlik, sıkıntı, panik gibi yanlış idare edilen olumsuz düşüncelerden kaynaklanmaktadır.

"O sadece senin aklında var”..

yaklaşımı, korkunun aslında var olmadığını varsayar, ama korku vardır, korku bir gerçektir. Korku, başarının bir numaralı düşmanıdır. Korkunun her türü, psikolojik bir hastalıktır. Zihinsel hastalık da, tıpkı bedensel bir hastalığın tedavi edildiği gibi, kendini kanıtlamış yöntemlerle tedavi edilebilir.

Önemli bir yerle telefon görüşmesini yapmaktan dolayı korkuyor musunuz? Arayın ve korkunuzun kaybolduğunu görün. Ertelerseniz, aramanız giderek zorlaşacaktır. Check-up için doktora gitmeye korkuyor musunuz? Gidin ve korkunuzun yok olduğunu görün. Büyük bir olasılıkla bir hastalık çıkmayacak, çıkarsa da, ne yapmanız gerektiğini öğrenmiş olacaksınız. Eğer ertelerseniz, korkuyu beslemiş olursunuz, harekete geçerek, korkuyu yok edin.

Hareket, güveni besler ve güçlendirir. Her türlü hareketsizlik ise, korkuyu besler. Korkunuzu izole edin, tam olarak ney'..den korktuğunuzu analiz edin, sonra harekete geçin. Her korku için bir eylem biçimi vardır, tereddüt ederseniz eylemi erteler, korkuyu büyütürsünüz.

Kendinize güvensizliğiniz varsa, bu sizi doğrudan hatalı yönetilen belleğe götürür. Hiç kimse içinde güvenle doğmaz. Etrafına güven saçan, korkuyu yenmiş, her zaman ve her yerde kendini rahat hisseden insanlar, güvenlerinin bir parçasını sonradan elde etmişlerdir. Siz de bunu yapabilirsiniz.

Bellek Bankası

Beyniniz tıpkı bir banka gibidir, akıl bankanıza her gün düşüncelerinizi yatırırsınız. Bu düşünce birikimleri büyür ve sizin belleğiniz olur. Düşünmeye başladığınızda, veya bir problemle karşılaştığınızda, aslında bellek bankanıza şunu söylersiniz:

Bunun hakkında ne biliyorum?

Bellek bankanız, size daha önceki benzer durumlarda yatırmış olduğunuz bilgi parçalarını sunar. Demek ki belleğiniz, yeni düşünceleriniz için işlenmemiş malzeme sağlayan temel kaynağınızdır.

Bellek bankanıza sadece olumlu düşünceleri yatırın.

Dürüst olmak gerekirse, herkes hoş olmayan can sıkıcı, cesaret kırıcı, pek çok durumla karşı karşıya kalır. Ama başarısız insanlarla, başarılı insanlar bu durumları farklı şekilde ele alır.

Başarısız insanlar duygusal olarak ele alır, üzerinde gereğinden fazla durur, bu şekilde belleklerinde iyi bir yer edinmelerine neden olur. Geceleri, üzerinde düşündükleri şeyler, bu hoş olmayan durumlardır. Öte yandan kendine güvenen başarılı insanlar, bu gibi sorunlar üzerinde fazla kafa yormaz, çünkü bellek bankalarına olumlu düşünceler yatırmada uzman olmuşlardır.

Bellek bankanızdan yalnız olumlu düşünceleri kullanın. Ya da, olumsuz düşünceler, zihinsel canavarlar haline gelmeden onları yok edin ve tekrar tekrar zihinsel canavarlar yaratmayın.

Bellek bankanızdan işe yaramaz, boş şeyler çekmeyi reddedin. Hangi türden olursa olsun, bir şeyi anımsadığınız zaman,..

..deneyiminizin olumlu kısmı üzerine odaklanın, kötü tarafını unutun, onu toprağa gömün!

Kendinizi olumsuz düşünürken yakalarsanız, zihninizi tamamiyle kapatın.

Davranışlar, duyguların göstergeleridir

İnsanları ele alırken, şu iki noktayı aklınızdan çıkarmayın. Bir kere, öteki kişi önemlidir ve her insan önemlidir, ama siz de önemlisiniz. O nedenle birisiyle tanıştığınızda, şöyle düşünmeyi kural haline getirin:

Biz oturmuş, karşılıklı ilgimizi çeken ve bize fayda sağlayacak konuda konuşmakta olan iki önemli insanız.

Sizi küçük düşürmek isteyen insanlar ille ki çıkacaktır. Bu tip insanlara karşı hazırlıklı olmalısınız, yoksa kendinize olan güveniniz zarar görür, kendinizi yenilgiye uğramış hissedersiniz. Dolayısıyla zehrini etrafa yayan kişilere (gelişmiş kabadayılara) karşı bir savunma gereksiniminiz vardır. Doğru olanı yapmak vicdanınızı tatmin eder, bu da insanın kendine olan güvenini geliştirir. Yanlış olarak kabul edilen bir şeyi yaptığınızda ise, iki olumsuz şey meydana gelir. Birincisi, kendinizi suçlu hissedersiniz ve suçluluk duygusu kendinize olan güveni zedeler. İkincisi, er geç diğer insanlar bunu öğrenir ve size olan güvenleri sarsılır.

Duyguları doğrudan denetleyemezsiniz, sadece davranış veya hareketlerinizin seçimiyle bunu yapabilirsiniz. Davranışlar duyguların göstergeleridir, güvenli düşünmek için, güvenli hareket edin. Yaygın trajedilerin tümünden kurtulmak için somut bazı psikolojik gerçeklerin farkında olun. Her gün uygun davranışlarda bulunursanız, kısa sürede uygun hissetmeye başlarsınız.

Psikologlar fiziksel hareketlerimizin tutumlarımızı etkilediğini söyler. Örneğin, kendinizi güldürebilirseniz, sonunda kendinizi daha neşeli hissedersiniz. Kambur durmak yerine, dik durursanız, kendinizi daha iyi hissedersiniz. Bu olumsuz açıdan da geçerlidir. Biraz sert kaş çatarak bakın, bakalım kendinizi sürekli kaşları çatık biri olarak hissetmiyor musunuz?

Davranışların duyguları değiştirdiğini ispatlamak kolaydır. Biriyle tanışırken çekingen davranan insanlar, bu çekingenliklerinden üç basit hareketi aynı anda yerine getirerek kurtulabilir: İlki, diğer kişinin elini yakalayıp, sıcak bir şekilde tokalaşın, ikincisi, doğrudan ona bakın. Üçüncüsü..

Sizinle tanıştığıma memnun oldum

..deyin. Yani güvenli düşünmek için, güvenli davranın. Hissetmek istediğiniz biçimde davranın.

Gülümsemek, güven açığını kapatmak için mükemmel bir ilaçtır. Ama insanların çoğu, korkarken gülümsemeyi hiç akıl edemez. Eğer karşınızdaki kişiye içten gülümserseniz, kişi size kızgın kalmaktan vazgeçer.Bir gün, bunu gösteren küçük bir olay geldi başıma;

Kavşakta durmuş, yeşil ışığın yanmasını bekliyordum ki, arkamdaki sürücünün ayağı frenden kaymış, arka tamponumu şöyle bir teste tabi tutmuştu. Aynadan arkaya baktım ve arabadan indiğini gördüm. Ben de indim ve kurallar kitabını unutarak, kendimi bir ağız dalaşına hazırladım. İtiraf etmeliyim ki, onu konuşmamla parçalara ayırmaya hazırdım. Bereket versin, bu şansı yakalamadan önce, bana doğru yürüdü, gülümsedi ve en samimi ses tonuyla şöyle dedi:

Arkadaşım, gerçekten böyle bir şey yapmak istemedim.

Samimi açıklamasına uygun o gülümseme beni eritti. “Tamamdır, olur böyle şeyler” gibisinden bir şeyler geveledim. Göz açıp kapatıncaya dek rakibim, dostum olmuştu.

Olumlu kelimeler ve yeterli kelime haznesi

Büyük Düşünmek

Bir insanın kelime haznesi, kullandığı kelime sayısı ile ölçülmez. Bundan ziyade, bir kişinin kelime haznesiyle ilgili tek önemli şey, kelime ve deyimlerinin, gerek kendi, gerekse karşısındakinin düşüncelerinde yarattığı etkidir.

Aslında insan kelime ve deyimlerle düşünmez, yalnız resim veya görüntülerle düşünür. Kelimeler düşüncelerin hammaddeleridir. Konuşurken veya okurken, o şaşırtıcı cihaz (beyin) kelime ve deyimleri otomatik zihinsel resimlere dönüştürür. Her kelime veya deyim, birbirinden az da olsa farklı zihinsel resimler yaratır.

Biri size bir arkadaşınızın yeni araba satın aldığını söylediğinde, bir araba resmi vizyonlarsınız. O “yeni bir ev aldı” deseydi, bu kez bir ev resmi canlandırırdınız. Gördüğümüz zihinsel resimler, nesneleri adlandırmak, veya açıklamak için kullandığımız kelimelerin türüne göre değişir.

Neler hissettiğinizi açıklarken, olumlu, neşeli kelime ve deyimler kullanın. Biri size “bugün kendini nasıl hissediyorsun?” diye sorduğunda, ona "yorgunum, başım ağrıyor, keşke bugün cumartesi olsaydı, kendimi iyi hissetmiyorum” diye cevap verirseniz, sonunda kendinizi daha kötü hissediyor olmanıza yol açarsınız. Size ne zaman “nasılsın?” veya “kendini bugün nasıl hissediyorsun?” diye sorarlarsa, şöyle cevaplayın:

İyiyim, teşekkür ederim, sen nasılsın?”.

Böylece her fırsatta kendinizi harika hissedecek ve kendinizi gerçekten de harika hissetmeye başlayacaksınız.

Diğer insanları cesaretlendirmek için olumlu bir dille konuşun. Her fırsatta insanlara komplimanda bulunun. Tanıdığınız herkes övülmeye can atar. Eşinize her gün söyleyecek özel bir kelimeniz olsun. Sizinle çalışan insanları izleyin ve kompliman yapın. Övmek, samimi yapılırsa, başarı için anahtar olur.

İnsanlara bir şeyler anlatırken, olumlu kelimeler kullanın. İnsanlar “size iyi haberlerim var. Dahiyane bir fırsatla karşı karşıyayız...” gibisinden bir şey duyduklarında, zihinleri parıldamaya başlar. Ama “hoşlansak da hoşlanmasak da yapmamız gereken bir iş var”, gibi bir şey duyduklarında, zihindeki film neşesiz ve sıkıcı olur.

Zafer sözü verirseniz, destek kazanırsınız. Kale inşa edin, mezar kazmayın. Dünyanın bizim üstümüze koyduğu fiyat etiketi, kendimize biçtiğimiz değerle aynıdır. Pek çok güçlü kişi, küçük, önemsiz şeylerin, kendilerini başarıya götürecek yolu engellemesine izin verir.

Liderlikte yardımcı olabilecek yöntemler

Büyük hedeflere odaklanın. Evlilikte büyük hedef barıştır, mutluluktur, huzurdur, yoksa münâkaşaları kazanmak ve "sana böyle olduğunu söylemiştim" demek değildir. Elemanlarınızla çalışırken, büyük hedef onların küçük hatalarını sorun yapmak değildir, onların tüm potansiyellerini geliştirmektir. Komşularla yaşarken, hedef karşılıklı saygı ve arkadaşlıktır, bir gece havladığı için, köpeklerini bir kulübeye tıktırabilir miyiz diye düşünmek değildir.

Bu gerçekten önemli mi?” ..diye sorun.

Bu tür sorunlu durumlarda “gerçekten önemli mi?” diye yaklaşılırsa, aslında tartışma ve kavgaların en az yüzde 90’ı hiç yaşanmaz. Konuşma yaparken, problem çözerken, çalışma arkadaşlarınıza akıl verirken, gerçekten önemli şeyleri, fark yaratan şeyleri düşünün, yüzeysel şeylerin içinde boğulmayın.

Yaratıcı düşünüp, hayal kurun. Yaratıcı düşünce, bir şeyi yapmak için yeni ve gelişmiş yollar bulmaktır. Her türlü başarının ödülü, evde, işte, dernekte, işleri daha iyi yapmak üzere, yeni yol ve yöntem bulmakta saklıdır.

Şimdi, yaratıcı düşünce kabiliyetimizi geliştirip, güçlendirmek için neler yapabileceğimize bakalım.

İnanç, yaratıcı güçler ortaya çıkarır

Bir şeyin yapılabileceğine inanmak, aklı o şeyi yapmak için bir yol bulmak üzere harekete geçirir, önsezili ve yaratıcı çözümlerin yolunu açar. Bir şeyin yapılamayacağına inanmak, yıkıcı bir düşüncedir. Bu nokta, küçük ya da büyük her türlü durum için geçerlidir. Kalıcı dünya barışının sağlanabileceğine içtenlikle inanmayan politik liderler, dünya barışını sağlamada başarılı olamazlar, çünkü zihinleri barışı getirici yaratıcı çözümlere kapalıdır.

Birinden hoşlanabileceğinize inanırsanız, onunla ilgili hoşlanacak bir şeyler bulabilirsiniz. Eğer bulabileceğinize inanırsanız, kişisel problemlerinize çözüm bulabilirsiniz. İnanç, yaratıcı güçler ortaya çıkarır. İnançsızlık ise, frenleri devreye sokar. İçten inanın, yapıcı düşünmeye başlayacağınızı göreceksiniz. Arzu varsa, çözüm de vardır. Bu, yaratıcı düşüncenin temelidir.

"İmkansız" kelimesini düşünce ve konuşma sözlüğünüzden kaldırın. İmkansız bir başarısızlık kelimesidir. Uzun süredir yapmayı istediğiniz, ama yapamayacağınıza inandığınız özel bir şeyi düşünün. Şimdi, onu neden yapamayacağınızla ilgili bir liste yapın.

Çoğumuz bir şeyi neden yapamayacağımıza yoğunlaştığımız için, arzularımızı yenip, onları mağlup ederiz. Oysa zihinsel odaklaşmamız için değerli olan tek şey, yapabileceğimiz konusunda düşünmektir.

“Ortalama” insanlar daima ilerlemenin karşısındadır. Donmuş olan hiçbir şey büyümez. Eğer geleneğin akıllarımızı dondurmasına izin verirsek, yeni fikirler filizlenemez. Geleneksel düşünme alışkanlığı, yaratıcı kişisel başarı programına ilgi duyanların bir numaralı düşmanıdır. Geleneksel düşünme, zihninizi dondurur, ilerlemenizi engeller ve yaratıcı gücünüzü geliştirmenize engel olur.

Yeni fikir ve önerilere açık olun

Düşünceleri geri püskürten şu yaklaşımları yok edin:

“İşe yaramaz”,
“yapılamaz”,
“hiç bir değeri yok”,
“aptalca.”

Sabit, rutin şeyleri kırın, yeni kitaplar okuyun, yeni arkadaşlıklar edinin. Bazen işe farklı yoldan gidin, farklı bir yerde yaz tatilinizi geçirin. Haftasonu yeni - farklı bir şey yapın.

İlerici olun, gerici olmayın. Başarılı insan, “daha iyi yapabilir miyim?” diye sormaz, yapabileceğini bilir. Dolayısıyla sorduğu soru şudur: “nasıl daha iyi yapabilirim?”

İşte, evde, dernekte başarının bileşenleri şudur; yaptığın işin kalitesini artır, ve yaptığının daha fazlasını yap. Bir şeyin yapılmasını istiyorsan, onu meşgul bir insana ver, boş zamanı çok olan kişilere verme.

Her seviyeden insanlarla yaptığım yüzlerce mülakat sonucunda şunu keşfettim: Kişi ne kadar büyükse, sizi cesaretlendirme eğilimi o kadar fazladır. Kişi ne kadar küçükse, size öğüt verme eğilimi o kadar yüksektir. Büyük insanlar dinlemeyi sever, küçük insanlar konuşmayı.

Ayrıca şuna dikkat edin; hangi meslekten olursa olsun, üst düzey liderler zamanlarının çoğunu öğüt almaya harcar, öğüt vermeye değil. Üst düzey bir yönetici, bir karar almadan önce sorar,

“Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz,
"Siz ne önerirsiniz?”,
“Bu şartlar altında siz ne yapardınız?”,
“Bu size nasıl görünüyor?”.

Kulaklarınız bilgi giriş kapılarıdır, onlar zihninizi hammadde ile besler. Bu hammaddeler de yaratıcı güce dönüşür. Söz israfı ile hiçbir şey öğrenemeyiz, ama sorup dinleme ile öğrenmenin sınırı yoktur. Sorup, dinleme ile yaratıcılığınızı güçlendirin. Başkalarını konuşmaları için cesaretlendirin.

“Senin bu konudaki deneyimin nedir?”,
“Bu konuda sen ne yapılması gerektiğine inanıyorsun?”,
“Buradaki kilit nokta sence nedir?”
“Şu öneriye... ne dersin
?

..yaklaşımını kullanın. Öteki insanları konuşmaları için cesaretlendirirseniz, iki misli zafer elde edersiniz. Kendi bakış açınızı soru biçimde test edin, dogmatik olmayın. Karşınızdaki kişinin dedikleri üzerinde yoğunlaşın.

Dinlemek, çenenizi kapalı tutmaktan öte bir şeydir. Dinlemek, söylenenin aklınıza girmesine izin vermektir. Çoğu zaman insanlar dinlemiyor oldukları halde, dinliyormuş gibi yaparlar. Sadece karşılarındaki kişinin susup, kendilerine konuşma sırasının gelmesini beklerler.

Fikirler düşüncelerimizin meyveleridir. Ama bunlardan faydalanıp, bir değer ifade etmeleri için, işe yarar hale getirilmeleri gerekir. Verimli ve yaratıcı zihinlere sahip insanlar, güzel fikrin, herhangi bir zamanda, herhangi bir yerde ortaya çıkabileceğini bilir.

Fikirlerin kaçıp gitmesine izin vermeyin. Aksi takdirde düşüncenizin meyvelerini yok etmiş olursunuz. Fikri kağıt üzerinde şekillendirin. Bunun iki mükemmel sebebi vardır. Fikir gözle görülür forma girdiğinde, eksiklerini parlatmak için neler yapılması gerektiği ortaya çıkar. Sonra fikirler de başkalarına satılmalıdır; Müşterilere, işçilere, patrona, arkadaşlara, kulüptekilere, yatırımcılara, aksi takdirde hiçbir değeri olmaz.

Ne olduğunuzu düşünürseniz, o olursunuz!

Çevrenize bakın. Bazı insanlara “hey dostum” biçiminde yaklaşırken, bazılarına saygılı biçimde “evet efendim” şeklinde yaklaşıldığını gözleyeceksiniz. İzleyin ve göreceksiniz ki, bazı insanlar güven, bağlılık ve hayranlık uyandırırken, bazıları bu değerlere sahip değildir. Daha yakından bakarsanız, en çok saygı duyulan kişilerin, en başarılı kişiler olduğunu da görürsünüz. Bunun açıklaması nedir? Bu tek kelimeyle açıklanabilir: Düşünme.

Kendimizde ne görüyorsak, diğer insanlar da bizde onu görür. Hangi yaklaşım biçimine layık olduğumuzu düşünüyorsak, insanlar o yaklaşımı gösterir. Böyle olmasını sağlayan düşünmedir. Kendini aşağılık, işe yaramaz biri olarak gören kişi, gerçek yetenekleri ne olursa olsun, aşağılık işe yaramaz birisidir. Çünkü düşünme gücü, davranışları düzene koyar.

Kişi kendisini aşağılık biri olarak görüyorsa, bu şekilde davranır ve hiçbir cila, maske veya blöf bu temel duyguyu (uzun süre) saklayamaz. Kendini önemli görmeyen kişi, önemli biri değildir.

Kendinize ne kadar çok saygı duyarsanız, başkaları da size o kadar çok saygı duyar. Bu ilkeyi test edin. Düşkün ve sadece ego tutkularına bağımlı bir insan kendisine saygı duymaz, kendisine saygı duymadığı zaman da ahlaksızlık başgösterir. Önemli görünmek, önemli olduğunuzu düşünmenize yardımcı olur - görünümünüz “konuşur”. Nasıl bir insan olmak istiyorsanız, o şekilde göründüğünüzden emin olun.

Kendinize amirlerinizin, arkadaşlarınızın gözüyle bakın. "Temiz, düzenli, tertipli olmanın bedeli azdır", sloganı'nı bütünüyle alın ve şu şekilde yorumlayın: "Doğru giyin ve görün ve karşılığını her zaman alırsın".

Önemli görünün, çünkü bu önemli olduğunuzu düşünmenize yardımcı olur. Giyinmeyi cesaretinizi arttırmak, güven duygusu yaratmak için bir araç olarak kullanın.

Vücut, neyle besleniyorsa odur. Benzer şekilde zihin de ne ile beslenirse odur. Zihinsel yiyecekler, tabii paketler halinde gelip mağazalarda satılmaz. Zihinsel yiyecekler çevrenizdir, bilincinizi ve bilinçaltınızı etkileyen saymakla bitmez bir sürü şey. Tükettiğiniz zihinsel yiyecek türleri alışkanlıklarınızı, tutumlarınızı, kişiliğinizi belirler.

Hepimizin içinde gelişmeye açık bir kapasite vardır. Ama gerek kapasitenin ne kadar geliştirileceği, gerekse kapasiteyi geliştirme biçimi tamamıyla zihnin ne ile beslendiğine bağlıdır. Zihin, tıpkı vücudun aldığı besinleri yansıtması gibi, çevresi onu ne ile beslerse, onu yansıtır.

Başka insanlarda olmayan bir alışkanlık veya davranışınızı düşünün. Nispeten küçük bir şey olsun. Mesela yürüyüş şekliniz, bardağı tutuş şekliniz, müzik, edebiyat, eğlence veya giyim konusundaki tercihler. Bunların tümü ağırlıklı olarak çevrenizin etkisiyle şekil alır. Bundan daha önemlisi düşüncelerinizin, hedeflerinizin, tutumlarınızın büyüklüğü, kişiliğiniz, bulunduğunuz çevre tarafından oluşturulur.

Basit insanlarla yakın ilişkiler, basit alışkanlıklarımızın doğmasını sağlar. Olumlu açıdan bakarsak; büyük fikirleri olan insanlarla ilişki içinde olmak, düşünce seviyemizi yükseltir. Hırslı insanlarla yakın ilişki kurmak, bizi de hırslandırır.

İlişkiler seviyenizi yükseltin

Sosyal çevrenizi sürekli aynı küçük grupla sınırlandırmak sıkıntı, tatminsizlik, sıradanlık yaratır. Böylece tıpkı her şeyde olduğu gibi, insanlardaki çeşitlilik de yaşama yeni çeşniler katar ve yaşamaya değer kılar. Bu güzel bir zihinsel beslenmedir. Size nazaran farklı insanlarla arkadaşlık kurun. İçinde bulunduğumuz bu modern çağda dar kalmış bir bireyin, fazla geleceği olamaz. Sorumluluk ve önemli mevkiler, işi her iki tarafından (objektif) gören insanlara doğru gider.

Önemsiz şeyler üzerinde "durmayan" kişilerle arkadaş olun. Fikirleriniz ve konuştuklarınızdan çok, evinizin büyüklüğü ve sahip olduğunuz veya olmadığınız eşyalarla ilgilenen kişiler, küçük insanlardır. Ama biraz da gizlice faaliyet gösteren bir başka zehir çeşidi. Bu düşünce zehrine yaygın olarak “dedikodu” denir. Düşünce zehiri vücut zehrinden iki açıdan farklıdır. Vücudu değil de, aklı zehirler ve anlaşılması ve fark edilmesi daha zordur. Zehri alan kişi, genellikle bunun farkında olmaz.

Düşünce zehrinin anlaşılması zordur, ama “büyük” işler yapar. Bizi ufak tefek, önemsiz şeyleri düşünmeye zorlayarak, düşünce kapasitemizi düşürür. İnsanlar hakkında düşüncelerimizi saptırır. Ayrıca dedikodusunu yaptığımız kişiyle karşılaştığımızda, içimizde bir suçluluk duygusu oluşturur. Yaygın kanının tersine, kadınlar dedikodu konusunda özel bir konuma sahip değildir, pek çok erkek de kısmen zehirlenmiş bir çevrede yaşar.

Dedikodu, insanlar hakkında yapılan olumsuz konuşmalardır ve bu düşünce zehrinin kurbanı, bu zehirden hoşlandığını düşünmeye başlar. Diğerleri hakkında olumsuz konuşmak, kişiyi bir oyuncak haline getirmeye başlar ve diğer başarılı insanların giderek kendisinden hoşlanmamaya ve ona güvenmemeye başladıklarının farkına bile varmaz.

Şu düşünceyi bir süre kafanızda tekrarlayın. Elinize bir balta alıp komşunuzun mobilyalarını parçalamanız, sizin mobilyalarınızın biraz daha iyi görünmesini sağlamaz. Benzer şekilde laf baltalarını ve bombalarını diğer insanlara karşı kullanmak da, sizi daha iyi birisi yapmaz.

Davranışlarınız düşüncelerinizi yansıtır

Ne düşünüyor olduğunuz, yaptığınız şeylerde kendisini gösterir. Tutum ve davranışlar aklınızın aynasıdır, düşüncelerinizi yansıtır. Telefona bakan bir eleman şöyle dediğinde, bürosunu tanıtmaktan öte şeyler yapmış olur;

“Günaydın/iyi günler, Burası falan şirketi, ya da falanın bürosu.

Sadece bir kaç kelime ile sekreter şunu demiş olur:

Aradığınız için mutlu oldum. Sizin önemli olduğunuza inanıyorum. Yaptığım işi seviyorum.

Ama başka bir sekreter aynı kelimeleri kullandığı halde, başka şeyler söyleyebilir. Mesela;

Keşke aramasaydınız. İşimden sıkılıyorum, beni rahatsız eden insanlardan da hoşlanmam.”

Başarıya ulaşmada, imkan ve rekabetten başka bir şey daha vardır. Bu bağlayıcı unsuru, tek kelimeyle açıklamak gerekirse, bu tutum'dur.

Tutum ve davranışları, ifadeler ve ses tonları aracılığıyla okuruz. Tutum ve davranışlarımız doğru olduğunda, yeteneklerimiz en verimli seviyeye ulaşır ve bunu kaçınılmaz güzel sonuçlar izler. Coşkulu bir insan, kısa süre içersinde coşkulu bir izleyici kitlesine sahip olur. Coşku, işi yüzde-yüz daha iyi yapar.

Yaptığınız her şeye canlılık katın. Coşkunun varlığı veya yokluğu yaptığınız ve söylediğiniz her şeyde kendisini gösterir. El sıkışma tarzınız şunu söylesin:

“sizi tanıdığım için çok mutluyum.”
"sizi tekrar gördüğüm için çok mutlu oldum.”

Tutucu, sıradan bir el sıkışma, hiç el sıkışmamaktan daha kötüdür.

Gülümsemenize canlılık katın, gözlerinizle gülümseyin. Hiç kimse yapay, monte edilmiş, hırsız gibi gülümsemeden hoşlanmaz. Gülümsediğiniz zaman dişleriniz görünsün. Dişleriniz düzgün olmayabilir ama bu önemli değil. Çünkü gülümsediğinizde, insanlar dişlerinizi görmez, sıcak, coşkulu bir kişi görür.

Candan teşekkür edin. İnsanlar söylediklerine inanan kişilerle arkadaşlık yapar. Söylediklerinizi canlı söyleyin, konuşmanıza canlılık, dirilik katın. İster bir aday ile konuşurken, ister çocuklarınızla konuşurken, sözlerinizin ardına coşkuyu yerleştirin. Konuşmanıza canlılık verdiğinizde, kendinize de canlılık katmış olursunuz.

Ailenize iyi haberler getirin. Onlara o gün yaşadığınız iyi bir şeyden bahsedin. Yaşadığınız güzel, hoş şeyleri anımsayın. Hoş olmayan şeylerin unutulup, yok olmasını hızlandırmış olun. İyi haberler yayın. Kötü haberlerden bahsetmenin hiçbir yararı yoktur, ailenizin endişe duymasına ve sinirlerinin gerilmesine neden olur.

"Sen önemlisin" tutumunu geliştirin

Önemli olduğunu hissetmek, önemli olmak arzusu, bir insanın biyolojik olmayan en güçlü, en zorlayıcı açlığıdır.

Sen önemsiz birisin

..tutumunun baskın çıkmasının bir nedeni vardır. Pek çok insan, karşısındaki kişiye bakar ve şöyle düşünür;

Bana hiçbir faydası yok, o halde önemli birisi değil.

İşte burada insanlar çok basit bir hata yapmış olur. Karşınızdaki kişi statüsü, veya gelir düzeyi fark etmeksizin iki dev sebepten dolayı sizin için önemlidir. İlki, eğer birine önemli olduğunu hissettirirseniz, sizin için daha çok şey yapar. Diğerlerinin kendilerini önemli hissetmelerine yardımcı olmak, size ödül kazandırır, çünkü bu sayede siz de daha önemli olduğunuzu hissedersiniz.

Diğer insanların yaptıklarından dolayı, onları takdir edeceğinizi bilmelerini bir kural haline getirin. Takdir etmeyi, diğerlerinin onlara ne kadar bağımlı olduğunuzu bilmelerini sağlayarak tatbik edin. Dürüst, kendinize özgü komplimanlar kullanarak, insanları takdir edin. İnsanlar komplimanlar ile büyür ve gelişir. İster 2, 20 ister 9 veya 90 yaşında olsunlar, insanlar övülmenin özlemini duyar.

Övgüyü yalnız büyük başarılar için saklamanız gerekmez, insanları küçük şeylerle ilgili olarak da övün. Görünümleri, rutin işlerini yapma tarzları, fikirleri, yardımseverlikleri, başarmış oldukları konular hakkında kişisel notlar yazarak övgüde bulunun. İnsanları önemli kişiler, önemsiz kişiler diye sınıflandırmak için zaman ve enerji harcamayın. İstisnasız; ister çöpçü olsun ister şirketin genel müdürü, sizin için herkes önemlidir. Bir insana ikinci sınıf muamelesi yapmak, size birinci sınıf sonuçlar kazandırmaz.

İnsanlara isimleriyle hitap edin. İsmi doğru telaffuz edin ve doğru yazın. Eğer bir kişinin ismini hatalı telaffuz eder, veya yazarsanız, kişi onun önemsiz birisi olduğuna inandığınızı düşünebilir.

Zaferin karşılığını almayı beklemeyin, sadece yatırım yapın, övgü kuvvettir. Üstlerinizden aldığınız övgüyü elemanlarınıza dağıtın. Böyle yaparak, performanslarını artırmak üzere, onları teşvik etmiş olursunuz. Övgüyü paylaştığınızda, onların haklarına samimiyetle değer verdiğiniz sonucunu çıkarırlar.

İnsanlar hakkında olumlu düşünün

Kişilik Geliştirme

Bu çağda kimsenin bir kişiyi, işinde bir üst makama çekecek zamanı ve sabrı yoktur. Fakat başarı, diğer insanların desteğine bağlıdır. Kişi bir üst seviyeye çekilmez, kaldırılır. Kurduğunuz her dostluk, sizi bir birim daha yukarı kaldırır. Ama sakın arkadaşlık satın almaya kalkışmayın, çünkü arkadaşlık satılık değildir.

Arkasında samimiyet ve hoşnutluk varsa, kişiye hediye vermek, harika bir deneyimdir. Gerçek samimiyet yoksa, verilen hediye, bedel ödeme, veya rüşvetten başka bir şey değildir. Bu durumda boşuna para harcamış, kendinizi küçültmüş olursunuz. Arkadaşlık kurmakta ilk adımı siz atın, liderler hep böyle yapar.

Kendinize şunu söylemek kolay ve doğaldır;

İlk adımı o atsın”, “önce onlar bizi arasın”, “önce o konuşsun”.

Aslında insanları tanımak konusunda ilk adımı atmak, bir liderlik vasfıdır. Büyük bir grup içindeyken şu önemli şeyi gözleyin: ortalıktaki en önemli kişi, kendini tanıtmada en aktif olan kişidir.

İnsanlara karşı olumlu düşünün. İnsanların asansör beklerken, nasıl donuk kaldıkları hiç dikkatinizi çekti mi? Yanlarında biri olmadığı sürece, insanlar dönüp de beklemekte olan diğer kişilere tek bir kelime bile söylemez. Tanımadığınız birine hoş bir laf ettiğinizde, kendisini bir derece daha iyi hissetmesini sağlamış olursunuz. Bu da kendinizi daha iyi hissetmenizi ve rahatlamanızı sağlar. Tanımadığınız birine hoş bir şey söylediğiniz her seferinde, karşılığını kendinizde bulursunuz. Bu tıpkı soğuk bir kış sabahı arabanızı ısıtmak gibidir.

İyi fikirlerinizi değerlendirin

Kağıda bir düşüncenizi yazarken, tüm dikkatiniz o düşünce üzerine odaklanır ve zihninize de yazarsınız. Düşünce kağıda yazıldığında, daha uzun süre anımsayabileceğiniz, yapılan testlerle kanıtlanmıştır. Kağıt-kalem tekniğini kullanma konusunda, bir kez uzman oldunuz mu, gürültülü, veya benzeri dikkat dağıtıcı ortamlarda da düşünebilirsiniz.

Kişisel olarak bir engelle karşılaştığınızda, ilk tepkiniz çoğunlukla duygusal olarak kırılmak olur, bu nedenle ders almayı başaramazsınız. Alınacak dersi alın ve hayatınızda uygulayın. Yenilgi, yalnız bir zihin halidir ve alınan ders sayesinde değer kazanır.

Satışlar düştüğünde, satıcının müşterileri suçlaması doğaldır. İşler yoldan çıktığında, bir yöneticinin işçileri veya diğer yöneticileri suçlaması doğaldır. Tartışma ve ailevi problemlerden dolayı eşlerin birbirini suçlaması doğaldır.

Bu karmaşık dünyada insanlar bize çelme takabilir. Ama kendimize taktığımız çelmeler daha ağır basar. Kişisel yetersizlik, veya hatalardan dolayı kaybederiz.

Kendinizi cam bir kavanoza koyup, konuyla ilgisi olmayan üçüncü şahısların gözüyle bakın. Bakalım daha önce dikkattinizden kaçmış bir zayıflığınız ortaya çıkacak mı? Eğer varsa, bunu düzeltmek için harekete geçin. Kişinin kendini eleştirmesi yapıcı bir tutumdur, yeteneksizliklerinizden kaçmayın, gerçek profesyoneller gibi olun. Onlar hata ve yetersizliklerini araştırır ve düzeltir, bu yüzden profesyonel olurlar.

Hatalarınızı “sürekli kaybeden biriyim” demek için bulmaya çalışmayın,. hatalarınızı “işte başarılı olmamı sağlayacak bir başka neden” tutumuyla ele alın.

Şansı suçlayacağınıza, verimsiz eylemlerinizi inceleyin. Pek çok kişi sıradan hayatını açıklamak için ‘kör talih’, ‘kötü şans’, gibi kavramları kullanır. Bu kişiler hala sempati arayan, prematüre (olgunlaşmamış) çocuklardır. Farkında olmadıkları için kendine güvenen birisi olmalarını sağlayacak fırsatları göremezler.

Küçük bir engelle karşılaştığınızda, tüm projeyi terk etmeyin. Bunun yerine kendinize biraz zaman tayin edin, müzik dinlemek, yürüyüş yapmak, veya şekerleme yapmak gibi, basit şeyleri deneyin, çözüm kendiliğinden gelebilir.

Büyümenize yardımcı olacak hedefler koyun

Hedef, hayata geçirilen düşlerdir, belli belirsiz bir “ah keşke yapabilsem” demekten öte bir şeydir. Hedef bellidir; “işte ulaşmak istediğim şey bu” demeniz yeterli. Hedef belirlenmediği sürece, hiçbir şey gelişemez, ileriye doğru adım atılmış olmaz. Hedef olmazsa, kişi nereye gittiğinin farkında olmadan düşe kalka ilerler ve hiçbir yere ulaşamaz. Hedefler, başarı için en zorunlu bileşendir.

Askeri liderlerin ne yaptığına bakın. Bir hedefe ulaşmak için, temel bir planın yanı sıra, alternatif planlar da yaparlar. Eğer A planının yapılmasını engelleyen ve önceden görülmemiş bir şey çıkarsa, hemen B planına geçerler. Oldukça büyük başarılar elde etmiş bir kişinin alternatif yollar kullanmamış olduğu, az rastlanır. Plan değiştiğinizde, hedef değiştirmek zorunda değilsiniz, sadece farklı bir yol kullanırsınız.

İnsanların anlayacağı dili konuşun

Karşınızdaki insanın durumuna dikkat edin. Kendinizi onun yerine koyun. Onun ilgi alanları, gelir düzeyi, zekası, geçmişi sizinkinden farklı olabilir. Kendinize sorun; “ben onun durumunda olsaydım, buna nasıl tepki verirdim?”

Alaycı ve kin'dar olmayın, küçük düşürmekten kaçının. Hareketleriniz ile karşınızdakini düşündüğünüzü gösterin. Elemanlarınızın iş dışı faaliyetlerine ilgi gösterin. Genel kural olarak bir kişiye ne kadar ilgi gösterirseniz, o kişi size aynı oranda birşeyler vermeye hazır olur. Ve onun size verdikleri de sizi daha büyük başarılara taşır.

Yalnız kalarak, güçlerinizi gün ışığına çıkarın

Pek çok başarılı yönetici, gün boyunca yardımcıların, sekreterlerin, telefonların ve raporların kuşatması altındadır. Ancak zamanlarını uzun süre kesintisiz düşünmekle geçirirler. Bu nedenle "ben yalnız kalmaya dayanamam” gibi bir tutum içersine girmeyin. Başarılı lider, yalnız kalarak, süper güçlerini gün ışığına çıkarır, siz de öyle yapın. Her gün en az yarım saatinizi kendinize ayırın. Belki sabahın erken saatlerinde kendinize vakit ayırabilir, belki de gecenin geç bir saati sizce daha uygundur. Önemli olan zihninizin açık olduğu ve rahatsız edilmeyeceğiniz bir zamanı seçmenizdir.

Bu zamanı iki türlü düşünerek geçirebilirsiniz: Doğrudan ve dolaylı. Doğrudan düşünme için karşı karşıya olduğunuz en önemli sorunu ele alın. Yalnızlık ortamda, zihniniz problemi nesnel olarak inceleyebilecek ve sizi doğru cevaba götürecektir.

Dolaylı düşünme için, zihninizi bırakın, ne düşünmek istiyorsa onu düşünsün. Bu gibi zamanlarda bilinçaltınız bellek bankanızı açar, o da bilincinizi beslemeye başlar. Dolaylı düşünme, kendini değerlendirmede oldukça yardımcıdır. “nasıl daha iyi yaabilirim? Bir sonraki adım ne olabilir?.. gibisinden temel konularda cevaplar bulmanızı sağlar. Liderin temel işi düşünmektir, her gün düzenli olarak düşünmeye zaman ayırın ve nasıl başarılı olacağınızı düşünün.

Kaynak:

Büyük Düşünmenin Büyüsü
The Magic of Thinking Big Dr. David J. Schwartz