"İnsan, insanın en büyük düşmanıdır" sözünü duydunuz mu hiç?
Çokta konuşulan bir söz değil ama yüksek bir gerçeklik payı var. Bunu biraz daha farklı şekilde ifade edeyim:
"Asıl darboğaz kendinizsiniz, eğer daha iyi bir İnsan olarak gelişebilirseniz, hayatınız ve yaşam koşullarınız da olumlu şekilde değişecektir.
Hayatınızın arzuladığınız yönde gelişmesi için, bilincinizi ve dünya görüşünüzü genişletmeye istekli olmalısınız. Ne yazık ki, çok az insan bunu yapmak için gereken istikrarı ve azmi göstermeye hazır. Ayrıca gelişmenize engel teşkil eden güçlü düşmanlar da var. Daha da kötüsü: sizi zihinsel ve fiziksel yozlaşma şeklinde, aşağı doğru sürüklemek isteyen varlıklar bunlar.
Burada bahsettiğim düşmanlar çoktan bilincimize yerleşmiş vaziyette ve hayatınız üzerinde yıkıcı etkilerini uyguluyorlar. Size tam olarak bunların kim olduğunu ve kişisel gelişiminizin bu bağlamda neden bu kadar önemli olduğunu anlatacağım.
Hayatınızdaki en önemli şey nedir?
Çevrenizdekilerle iyi ilişkileriniz mi?
İşte günümüzde her yerde gitgide yok olan tam da bu ilişkilerdir. Ailelerden başlayarak, kendi biyolojimize, doğal cinsiyetimize bakalım. İnsan olarak, kendimize yabancılaşıyor ve birbirimizden ayrılıyoruz.
Kozmos'un kutupsal güç etkileşiminde, ışık ve gölge vardır. Gölge ilkesi, bilinçaltına veya bilinçdışına karşılık gelir. Onu ışıkla veya bilincimizle aydınlatabiliriz. Yeter ki karanlıkta gizlenen tehlikeyi fark edelim. Dolayısıyla kişisel gelişim, öncelikle günlük yaşamımızda ayrılığın, yani bizi birbirimize düşüren şeyin farkındalığını geliştirmekle ilgilidir. Ve her birey, bunu yalnız kendi içinde fark edebilir ve üstesinden gelebilir.
Size iyi gelmeyen şeyleri size tanıtmak istiyorum.
Birinci Düşman: Haz Peşinde Koşmak.
Haz peşinde koşmakla, öncelikle dizginlenemeyen şehvet, veya cinsel aşırılıkları kastediyorum; bunlar kaçınılmaz olarak kendinizi ve diğer insanlarla ilişkilerinizi mahveder. Çünkü uzun vadede kendi ruhunuzu, yani kendinizle olan ilişkinizi mahveder.
Her yerde dolaşan, başkalarının umutlarıyla oynayarak, onları talihsizliğe sürükleyen biri, sonunda kendisi de acı çekecektir.
Bu nedenle, her kültürün ve her toplumun, özellikle cinsellik konusunda, yazılı veya yazılı olmayan belirli davranış kuralları vardır. Burada asıl konu bu değil; ancak kendilerini kontrol edemeyen ve öncelikle dürtülerinin peşinden gidenler her yerde düşman edinirler.
İkinci Düşman: Zulüm.
Başkalarına karşı intikam, veya düşmanlık hissettiğinizde, ya da buna göre davrandığınızda, savaşın mümkün olması için gerekli koşulları kendiniz yaratırsınız. Çünkü bu duygular, insanları savaşa gönderme konusunda iktidardakiler tarafından özellikle ele alınır.
İntikamın zıttı affetmektir. Affetmek yoluyla, bir zamanlar kopmuş bir bağ, yeniden kurulur ve ilişkiler iyileşir.
Üçüncü düşman: Kibir.
Sahte gurur, kibir ve övünme, birçok insanın kendisini öncelikle sosyal statüleri, maddi zenginlikleri, veya akademik ünvanlarıyla tanımladığı, günümüzün ego odaklı toplumunda önemli bir sorundur. Bu bazılarında daha fazla, bazılarında daha az görülür ve elbette herkes bu gibi şeylerle övünmez, ya da az parası olanlar da daha fazla parası olanları kıskanmaz. Bu tür genellemeler sadece insanlar arasında bölünmeler yaratmaya yarar.
Bu her zaman tamamen bireye bağlıdır ve her sosyal sınıfta bu tip insanlar vardır. Sonuç olarak, sahip olduklarıyla övünen kibirli bir kişinin, başkaları tarafından reddedilme olasılığı yüksektir. Ve bu, her zaman toplumun kültürel durumu ile alakalıdır. Örneğin, Anglo-Amerikan dünyasında başarılı insanları örnek olarak algılayanlara karşın, Almanya'da "şu veya bu kişi kendini diğerlerinden daha iyi sanıyor" sloganı ile, reddedilme olasılıkları çok daha yüksektir.
Dördüncü düşman: Açgözlülük ve hırs.
Özellikle açgözlülük ve hırsın bileşimi tehlikelidir. Açgözlülük derken, yalnız maddi anlamda bir şey vermemeyi değil, aynı zamanda hayata katkıda bulunmamayı kastediyorum. Cimrilik ve aynı zamanda ilgi ve sevgi elde etmek için açgözlü davranmak, birbirini dışlar.
İnsan daha fazlasını isterken, ilk adımı atmaya isteksizdir. Bu şekilde açgözlülük ve hırs, insanları oldukları yerde tutar ve kişisel gelişimlerini engeller.
Günümüz tüketim toplumunda bu durum çok sinsi şekilde işler. Ana akım medyadaki reklamların beyin yıkaması, her gün özellikle bu temel duygulara hitap eder: "Bu cihaza, bu arabaya, şuna veya buna ihtiyacın var... Ancak o zaman önemli biri olursun, o zaman kendini daha iyi hissedersin, o zaman özgür ve mutlu olursun...
Öte yandan, giderek daha fazla insan yoksullaşıp, temel ihtiyaçlarını karşılayamaz hale geliyorlar. Tüketimciliğin teşviki nedeniyle, zengin ve fakir arasındaki uçurumun giderek büyümesi, daha fazla dengesizlik meydana getiriyor ve bu bizi bir sonraki noktaya götürüyor:
Beşinci Düşman: Sömürü.
İnsanların, kendilerine fısıldanan tüketici zihniyetiyle birbirlerinden ayrılmaları, sömürüyü ortaya çıkarır, veya başkalarının ezilmesiyle sonuçlanır. Dolayısıyla, klasik köle sahibi toplum, hiçbir şekilde geçmişte kalan bir olay değildir, bunu bugünkü toplumumuzda, borç-para sistemi ve sözde ücret, veya emek köleliği biçiminde görürüz. Artık kimse gözle görülür bir şekilde kırbaç şaklatmasa da, özgürlük bir hayaldir.
Tüketici toplumuna evet diyen zavallılar, sosyal sistemlerin nasıl inşa edildiğini anlamazlar. Hepimiz bu sistemin içine doğduk ve adaptasyon- alışanlık yoluyla kendimizi bağımlı hale getirdik. Bu nedenle, her gün ne kadar çok kısıtlamaya maruz kaldığımızın farkına varmalıyız. Faturalarınızı ödemezseniz, size para kazandıran bir işin peşinden koşmazsanız, nerede olduğunuzu, kimin aniden hayatınızla ilgilenmeye başladığını, veya üzerinizde ne gibi bir baskı oluştuğunu fark etmeye başlarsınız.
Fakat çoğu insan, bu ince baskıyı neredeyse hiç fark etmez. Ve eğer bunu yaparlarsa, hamster çarkında olabildiğince hızlı koşmaya çalışacaklardır. Bu açıdan, bugünkü durumumuz birkaç yüz yıl öncesinden çok da farklı değildir. Elbette, mevcut toplum biçimimizde hâlâ belli bir özgürlük var. Ama gerçek özgürlük bambaşka bir şey değil mi?
Altıncı Düşman: Yalanlar.
"Bir kez yalan söylersen, bir daha asla inanılmazsın" denmesi boşuna değil. Yalancılar güveni ve iyi bir ilişkinin temelini yok eder. Eğer biri bana yalan söylediği için artık güvenemiyorsam- bilinçli veya bilinçsiz- o bağı herhangi bir şekilde yeniden kurmak zorlaşır. İşte bu yüzden dürüstlük ve doğruluk çok önemlidir.
Yedinci Düşman: Kıskançlık ve Arzu
Kıskançlık ve arzu duyguları, günümüz ego odaklı toplumunun bir ürünüdür. İnsanlar, kendi servetlerini yaratmak için, başkalarının sahip olduklarına göz dikerler.
Kıskançlık hissedenler, yalnız sonuca bakarlar. Ancak, bir kişi gerçekte kim olduğunu bilir ve kendisi için ne gibi olanaklara sahip olduğunu anlarsa, başkalarını, veya sahip olduklarını kıskanmaz. Gerçekten istediklerini elde etmek için kendi yollarını bulurlar.
Çoğu insanın, kendi sağlıkları söz konusu olduğunda bile, yapmaya hazır olmadığı şey budur. Kestirme yollar ararlar, veya sihirli hapı isterler. Hayatlarını yalnız günlük yaşam tarzları ve alışkanlıklarıyla bir yönde etkileyebileceklerini anlamazlar. İşte kişisel gelişim burada başlar- kişinin kendi yaratıcı gücünü geliştirmesi.
Sekizinci Düşman: Nefret.
Nefret derken, yalnızca başkalarına duyulan nefreti değil, aynı zamanda kişinin kendi ailesine, veya partnerine duyduğu nefreti de kastediyorum. Nefret, herhangi bir ilişkinin çöküşünü garantiler, çünkü bu en güçlü olumsuz duygu doğal olarak direnişi de doğurur. Düşmanlıklar böyle ortaya çıkar - çatışma ve ayrılığın temeli.
Dokuzuncu Düşman: Beş Duyunun Yüceltilmesi.
Bununla ne demek istiyorum?
Bu, dünyanın sınırlı algısıyla ilgili. Ateist- materyalizme dayanan modern bilime göre, dünyayı yalnız beş duyumuzla algılayabiliriz. Beş duyunuzla dokunabildiğiniz, ölçebildiğiniz ve tartabildiğiniz her şey, bu nedenle gerçektir ve diğer hiçbir şey var değildir.
Bu gerçekten doğru mu?
Örneğin, her gerçek, insanın hissettiği duygulara, aşk, neşe, bağlılık, minnettarlık veya tevazu vs. bunlara dokunabilir veya ölçebilir misiniz?
Peki rüyalar nedir?
Materyalistler, "Hepsi beyindeki kimyasal reaksiyonlardır," derler. Bununla birlikte, beyin ölümü gerçekleşmiş olmasına rağmen, çevrelerini algılayan pek çok insan örneği mevcut. Ölümün eşiğinden dönen insanlar var. Dünyayı yalnız beş duyumuzla algılayabildiğimiz görüşü çok sınırlı görünüyor. Ve bunu kendimize açıklamaya çalışırsak, bu yazıdaki tüm düşmanların kökenine inmiş oluruz:
Ayrılık bilinci, yani dünyadan ayrı bir dünya görüşü.
Diğer insanlarla yalnız beş duyu aracılığıyla bağlantı kuramazsınız. Bu, sadece daha derin bir algı düzeyiyle gerçekleşir. Bu yazının konusu bu olmasa da, bundan bahsetme fırsatını kaçırmak istemedim.
Umarım bu yazıyı kendi kişisel gelişiminiz için kullanabilir ve düşmanların hayatınızda nasıl bir rol oynadığını düşünebilirsiniz. Bir kez farkına vardığınızda, onları bilincinize entegre edebilir ve böylece yok edebilirsiniz. Nihayetinde, tüm kişisel gelişim tam da bununla ilgilidir: bilincin ışığını, her birimizin içimizde taşıdığı karanlık alanlara yönlendirmek.
Yazar hakkında:
Raik Garve, 2005 yılından beri sağlık öğretmeni ve yetişkin eğitimi öğretim görevlisidir. Almanca konuşulan tüm bölgelerde verdiği konferanslar, seminerler ve web seminerlerinde, uzun yıllardır okul, doğa ve bilgi tıbbının tüm yelpazesini anlaşılır ve pratik şekilde aktarmaktadır. Çalışmalarının amacı, klasik tıp okullarının bilgilerini, binlerce yıllık deneyimsel tıp ile birleştirerek, herkesin kolayca anlayabileceği ve günlük yaşamda pratik uygulayabileceği bir genel konsept oluşturmaktır. Bu bilgilerle, herkes kendi sağlığının uzmanı olabilir.
Kaynak:
https://raikgarve.de/personlichkeitsentwicklung/#t-1757437946011