logo - infethiye








Mevlananın susması, murakabe, duymak, israf

Söz israfı
Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için
Mevlânanın susması
Bireysel murakabe, karşılıklı yapılan murakabe, Öğütler
Susmalara mısraları sığdırmak

Söz israfı

susmak gerekir duymak için

İsraf denince, insanın aklına ekmek israfı, elektrik israfı, su israfı, gibi şeyler geliyor, fakat söz israfı kimsenin aklına gelmiyor. İsraf, saçıp savurmak, yerli yersiz harcamak, eldeki nimetin değerini bilmez bir şekilde sarfetmek olduğuna göre, elbette konuşmak nimetinin meyvesi olan söz'ün de israfı vardır. Türkçe’de "söz" kelimesi ciddi konuşmalar, dinlenebilir özelliğe sahip kelimeler için kullanılmıştır. "Söz" yalnız bir kelimeye değil, aynızamanda bir manâ, bir hüküm ifade eden cümleye denmiştir. "Atasözü" denildiğinde de, bu manâ vardır. Eskiden süregelen deyimlerimizde de, "söz", ciddiyet ifade eder. Mesela, söz vermek, sözünde durmak, sözüne güvenmek, sözünün eri olmak, bu deyimlerden bir kaçıdır.

Atalarımızdan kalan satırlar:

Yerli yersiz konuşan, boş şeylere dalıp gidenlerin ağzından çıkanlara "laf/lakırtı" denmiştir. Mesela, lâf atmak, lâfını bilmemek, lâfını esirgememek. Lâftan anlamaz olmak, lâf lâfı açmak, deyimleri, söz israfına işaret etmektedir.

İsim yapmış kişiliklerin söz israfı hakkında söyledikleri:

Demek sözün dinlenmeyeceği yerde, söylenmesi, kayalıklar üzerine tohum ekilmesi gibi boşa gidecek bir nasihat, diğer ifadeyle, söz israfıdır.

Bazı ukalâ insanlar, ne pahasına olursa olsun haklılığını diretir, fikrini inadına savunur. Bazen 10 kere izah etsen de, bir sözü anlatamazsın, ne derler Arif olan anlar. Bu nedenle çene yarışına girmektense, suskunluğum asaletimdendir der Mevlana. Bu bir olgunluk gerektirir, cahil ile cahil olunmaz, terbiyeli bir insan ağız kavgasına tutuşmaz. Zaten anlayana yalnız iki kelime de yeterli gelir. Gevezeler ve haddini bilmeyenler Mevlânayı ağır konuşmak durumunda bırakmış olmalılar ki, aşağıdaki sözleri söylemek zorunda kalmış:

• "Haddinizi aşmayın ey faniler. Ben yok olmayı kabullenirken, kar taneleri mütemadiyen ayak izlerimi kapatmaktayken, güneş bile her gün batarken, sizdeki ne arsızlıktır; bir başka faninin zihninden silinmeyi dahi kabul edemiyorsunuz. Mezarlıklar, kendini vazgeçilmez sananlarla doluyken, yerin üstündeki bu şatafat da neyin nesi oluyor acep? Uğraştırmayın da dağılın hadi. Dağılın ve gidin, ama bilin ki, kör cehalet çirkefleştirir insanları. Suskunluğum asaletimdendir. Her lâfa verecek bir cevabım var, lakin bir lâfa bakarım lâfmı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye." (Mevlana)



sarı çizgi

Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için!

Uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için

Bazen uzaklaşmak gerekir, yakınlaşmak için,
Bazen, hatırlamak gerekir hatırlanmak için,
Bazen, ağlamak gerekir açılmak için,
Bazen, anmak gerekir anılmak için,
Bazen de susmak gerekir duymak için,
Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, iki ağzın ve bir kulağın olurdu. Onun için az konuşup, çok dinlemek daha faydalı!

Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur.
Zira sükutta hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.

Sığ suları, en hafif rüzgarlar bile coşturabilir, 
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar coşturur.

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susar.
Anladım ki susan her şey, derin ve heybetlidir.

Biraz da sessizliğim konuşsun, Harfsiz bir dil bulalım içimizde,
"Sadece ikimizin anladığı bir hüzün olsun içinde"!

Sus gönlüm, çok dile getirme. Sen dile getirdikçe, gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm, çok laf etme. Az söyle ki, işimiz olgunlaşsın,
az söyle ki, Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.

Sus gönlüm, bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara, dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen, görünmeyen dalgalar gibi yüreğini biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım, inan bana ama yok, başka çare yok. Unutma ki, ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz.

Sus gönlüm, bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece, gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar, yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından, ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus.

Sus gönlüm, seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar. Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar, ulaşmayanların'sa senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus.

Sus gönlüm, onun geleceğini görünceye kadar. Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar. Onun gönlünün, senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.

Sus gönlüm, sebepler var edilinceye kadar. Bahaneler oluşuncaya, birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.

Sus gönlüm, bütün bu susmalarına karşılık, her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm. Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun, sabrın olsun. Her susuşun, dua'n olsun. İçten yakarışının adı olsun, susuşun. Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun, susuşun!

Tuz basıp yaralarıma, ne kadar susulacaksa, o kadar sustum. Bir çığlık kanıyor en derininde yüreğimin. Açmadım kimselere yüreğimi, Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum!

"Susmak; kimi zaman ateşe su, kimi zaman da ateşe rüzgar olmuştur..!"

Yağmur olup toprağa karışmak, "Sessizlik en güzel sestir duyabilen için".

Sus gönlüm! Bütün bu susmalarına karşılık her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus. (Şemsi Tebrizi)


sarl çizgi

Mevlananın Susması

Bir gün Mevlana Hazretleri şeyhlerin şeyhi ve zamanın az yetiştirdiği insanlardan olan muhaddislerin sultanı, şeyh Sadreddin-i görmeye gelmişti. Şeyh Sadreddin Mevlana’yı tam bir ağırlama ile karşılayıp, kendi seccadesinin başköşesine oturttu. Kendisi de onun karşısında iki dizi üzerine edeple oturup, murakabeye daldılar ve nurla dolu olan huzur deryasında bir zaman yüzüp geldiler.

Şeyhin hizmetinde bulunan, birkaç defa Kâbe’yi ziyaret eden, dünyanın dörtte birinde seçilmiş şeyhlerin sohbetine kavuşmuş olan bir derviş vardı. Ona Haci-i Kaşi derlerdi. Mevlana Hazretlerinden “ fakirlik nedir” diye sordu. Mevlana hiç cevap vermedi. Derviş sualini üç defa tekrar etti. Mevlana yine hiçbir şey söylemedi ve hemen kalkıp yürüdü. Şeyh Sadreddin onu dış kapıya kadar uğurlayıp döndü ve son derece kızarak:

“Ey kemale ermemiş ‘olgunlaşmamış’ ihtiyar ve ey vakitsiz öten kuş. O sırada sual sorma ve konuşmanın yeri miydi ki terbiyesizlik ettin. Mevlana senin sualine doğru cevap verdi. Şimdi sen, habersiz, vaktine hazır ol, çünkü gayb (görünmez âlem) âleminden darbe yedin “ dedi.

Derviş Kaşi “ Cevabı ne idi?” dedi.

Şeyh:

“Tanrı’yı bilenin dili körleşir, yani tam derviş, velilerin huzurunda dille ve kalple hiçbir şey söylenmez. Çünkü fakirlik tamamlanınca o Tanrılaşır.” Nitekim demiştir, şiir:

“Hakikati görenlerin önünde söz söylemek hatadır. Çünkü bu bizim gaflet ve noksanımızın delilidir. Senin faydan, görenin önünde susmaktır." (Ahkaf suresi, 29)

Kaynak: Ravli, http://fahrettin-bayrasa.blogspot.com.tr


sarl çizgi

Murakabe

Bireysel murakabe:

Kişinin kendi gücünden ve kuvvetinden sıyrılmaktır. Nitekim ölüm de o yokluğa gitmektir. Bundan sonra aşık, Allah’ın ilhamlarını (Allah tarafından insanın gönlüne bir şey doğdurmasını), ihsanlarını (bağışlarını), inamlarını (iyiliklerini) bekler ve dünya varlıklarından sıyrılarak, ilahi aşk ve sevgi denizine gömülür. Ta ki, Allah’ın rahmetinden kendi nefsine öyle bir nur parlar ve yükselir ki, onunla bir anda bütün yaptıklarının karşılığını bulur ve otuz senelik devamlı tutulan oruçla denetime girmeyen kötü nefsin karanlıklarda yok olur.

Karşılıklı oturarak yapılan murakabe:

Karşılıklı terbiyeli bir şekilde oturulur. Dudak ağız oynamaz, kulak seslere önem vermez. Göz göze bakarak sorulacak sorulur ve cevap alınır. Dünyaya ve nefse ait sorular sorulur ve cevap alınır. Gayb alemine ait merak edilen varsa, o da sorulur sessiz sözsüz, cevap alınır. Buraya kadar olan kalple konuşmadır. Tanrı huzuruna girmeye ehliyetli olan diğerini, Tanrı huzuruna hazır ederek Tanrı huzuruna götürür. Tanrı onları nurla dolu alemlerini gezdirir, hediyesini verir.

Murakabeye dalmış kişilere ses çıkartılmaz, dikkatlerini çekecek konuşma yapılmaz. Ruhu yüksek alemlerdedir. Gürültü veya lakırdı edersen, henüz Tanrı huzurundayken ve nura doymamış iken, ruhu vücuda getirirsin ki, buna çok kızarlar.

Bir, veya birkaç dervişi uyuklar vaziyette görürsün. Sen onları miskince uyukluyor sanırsın. Onların bedeni oradadır, ruhları kim bilir nerdedir? Herhangi bir kişi bunu yapamaz ama, daha alt düzeyde olanlar zikir yaparak, Tanrı’ya rabıta yoluyla bağlanabilir, muradına erebilir.

Kişi “Hak bütün hal ve hareketlerimi biliyor” diye dikkatini Tanrı’ya yoğunlaştırır, tövbe eder. Aklına Tanrı’dan başka ne gelirse, sonra hallederim diye düşüncesinden uzaklaştırır. Allah şu an beni görüyor, gönlümden geçenleri biliyor diye düşünür. Eğer bu düşüncede bekleyiş sıkıntı verirse, önce 3 defa sanki uzakta birine hitap eder gibi Allah demelidir, sonra gittikçe artan bir coşkuyla, AL-LAH diye harfleri birbirine çarptırarak zikretmelidir. Evliya türbesinde, veya camide sakin bir zamanda yapılırsa, inşallah muradına erdirilirsin.

Öğütler:

1. Başını eğip önüne bakmalısın.
2. Aklını toplayıp hizmet etmekten başka bütün fikirleri zihninden atmalısın
3. Sakin ve rahat olmalısın.
4. Tam bir sessizlik içinde bulunmalısın ve susmalısın.
5. Emirleri yapmakta azimli olmalısın.
6. Yasakladıklarından sakınmalısın.
7. Hiçbir şeye itiraz etmemelisin.
8. Büyüklüğünü düşünmelisin.
9. Her şeyden üstün tutmalısın.
10. Başkasından beklentin olmamalı.
11. Utangaç bir tavır içinde olmalısın.
12. Verdiklerine ve söylediklerine güvenmelisin.
13. Verdiklerine razı olmalısın.

Bunları huy haline getirerek terbiyeli ve dikkatli olmalısın. Ayrıca:

1. Ağırbaşlı olmalısın.
2. Alçak gönüllü olmalısın.
3. Soruyu anladıktan sonra cevap vermelisin.
4. Doğruları hemen kabul edip boyun eğmelisin.
5. Selam verip ayakta durmalısın.
6. İzniyle oturmalısın.
7. Sorulmadıkça konuşmamalısın.
8. Sözlerine itirazda bulunmamalısın.
9. Kendini daha bilgili olduğunu göstermeye çalışmamalısın.
10. Yanında başka biriyle fısıldayarak konuşmamalısın.
11. Ayağa kalktığında hemen ayağa kalkmalısın.
12. Arkasından o istemedikçe gitmemelisin.

Sorunua cevap vermeyeninde, susmasının bir cevap olduğunu anlamalısın. Derviş olup da, dilsiz sözsüz konuşmasını öğrenemediyse, daha bu yolda çok çalışması gerekir. Dervişlik yolunda olan gönülden konuşmasını Kalp ile konuşmasını öğrenecek. Can ile konuşmasını öğrendiği zaman, derviş oldun demektir. Bu aşamaları tamamlayıncaya kadar senin için hüküm “Susmak”tır.

Bu aşamalardan önce konuşmaya başlarsan, terbiyesizlik tanımı yapılır ve hüküm zamanı gelmeden öten horozun başını keserler. Yani her söz yerinde ve zamanında söylenmelidir, zamansız ve yersiz söylenen sözler, büyük zarara sebep olur. Vücuttaki bütün organlar diline yalvarırlar sus diye. Dil dişlerin arasına çekilerek, kendini korur ama, diğer organlar dayağı yer.

Ravli, http://fahrettin-bayrasa.blogspot.com.tr


sarl çizgi

Susmalara mısraları sığdırmak

Susmalara mısraları sığdırmak, susarak kasırgaları haykırmak,
Derin ve engin, zamansız ve sonsuz,
Yanılmaz hal diliyle, dizginsiz sessizliğiyle,
Hamuş şair olmak, belki de hakikatın tek aracı. (BenSiz)