logo - infethiye

Sabır, Aşk, Farkındalık

Sabır üzerine
Gerçek Aşk/Sevgi
Aşk Rubaileri - Mevlana

Sabır üzerine

Sabır ve Farkındalık

İsyan etmek, gündelik farkındalık öğretilerine uyarlandığında; olmuyor işte, başaramıyorum, "sıkıldım", "yeter artık" gibi cümleler sarfederek, isteklerimize ulaşmamızı engeller. Halbuki Mevlana, Şemsi Tebrizi gibi Bilgeler bize aşağıdaki önerileri vermiştir:


sarı çizgi

Gerçek Aşk - Sevgi

Sabır ve Farkındalık

Aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar, cevaplamış Şems:

• Senin baktığına herkes bakar, ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir, ama hiçkimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin. Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgindir. (Şemsi Tebrizi)

• Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir, korka korka atar adımlarını. Aman "sakın kendini" diye tembihler. Halbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği; "Bırak kendini, koy gitsin!". Akıl kolay kolay yıkılmaz, aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Halbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa, harap bir kalpte var! (Şemsi Tebrizi)


Dikkatimizi şimdiki zamana çevirerek, gördüğümüz, işittiğimiz ve hissettiğimiz şeylere odaklanmalıyız. Farkındalık, değişimden önce gelir. Bize öğretilenleri, kendimizi tanımladığımız kimlikleri, bizi sınırlayan, bize ağırlık yapan, doğru nefes almamızı engelleyen korkularımızı, ardımızda bırakmalıyız. Kendimizi yaşam nehrinin akışkan, dönüştürücü, kabul edici enginliğine bırakmalıyız. Suyun içine girdiğimizde, rahatlamak yerine çırpınırsak, bu sadece su yutmamıza neden olur. Suyun tüm veçheleriyle; akarsuyla, nehirle, gölle, denizle ve okyanusla bir olmalıyız; bütün olmalı ve onunla birlikte akmalıyız.

Bilinçaltımızda biriktirdiğimiz kriterler ve toplum öğretileri, bizi biz olmaktan çıkarır ve düşünce sistemimiz, bize sormadan, durup dururken aklımıza acılar ve hayaller getirir, vaadlerde bulunur. Ancak şehvetten aşka giden uzun bir yol vardır. Bu yola Mevlana "Seyr-i Sulük" demiş. Farkındalık ise, bu yoldaki ilk basamak ve "kendini bilmek" aşamasının temeli.

Yaşamın gerçekliği, bizleri değişime zorlamakta. Bu zorlama, kimi insanlar üzerinde uyandırıcı, hatırlamaya yönelik dürtücü bir etkiye sahip olurken, gerçeği sorguluyor ve değişime niyet ediyorlar. Kimi insanlar ise, eskiye tutunma, korku bazlı, bilinçsiz seçimlere yönelme etkisi gösteriyor. İşte bu noktada seçimlerimizin farkındalığı önem kazanıyor, varlık önünde iki seçimin bulunduğu bir yol ayrımına geliyoruz;

Kendini bilmek ve yaşamının sorumluluğunu almak mı? Kurban bilincine saplanıp, kendi dışında olanı, örneğin kişileri, sistemi, koşulları suçlayarak, kendi dışında tutunacak maddi-manevi bir dal arayışına girmek mi?

Yüreğini açmak, insan veçhesi için çetin görünen bir yoldur. Kesinlik ve bilinebilirlik taşlarıyla döşenmemiştir. Bu yol ileriye doğru giden bir yol değildir. Doğrusal değil, çok boyutludur. Kuralları kendinin koyduğu ve zihin tarafından bilinemeyecek olan dinamiklerin devreye girdiği bir alandır. Sadeliğin, güvenin, koşulsuz sevginin ve kendinin tüm parçalarını kucakladığın bir oluş halidir. Katı zihnin ayrıcalık zemininden, kalbin ve sezgilerin rehberliğine geçiştir. Görece bir aktivite çabasının yerini, izin veriş ve karar verme alır.

Sahiplenme duygusundan uzak, sevmenin, sevilmenin tadına var. Yapılmamış davranışlar, söylenmemiş sözler ile kendi kendine aşk çıkmazında kaybedeceğine, hiç beklenmeyen bir söz ile mutlu ol, beklentisiz sevin. Niye aranmadım diye, kendi kendini yiyeceğine, hiç beklenmedik bir “seni özledim” mesajı ilet.

Şehvet ve korku yolunda, mesafe kat'ediyormuş'sunuz gibi görünür, görece bir aktivite vardır, ancak atlı karınca'da olduğu gibi, aynı yerde dönmekte ve önünüzdeki hedefe bir türlü ulaşamamak'tasınız'dır. Bu yol yanıl'samaların (illüzyonların) hakim olduğu bir gerçeklik boyutudur. Yolun parke taşları korku, güvensizlik, çaresizlik harcı ile yoğrulmuştur. Burada rüyalar gerçekmiş gibi yaşanır. Bunun nedeni, kendi seçiminin yaratıcı faktörünü göremeyen varlığın, gerçek öz niteliklerini unutmuş olmasıdır. Bu yol, çabanın ve acının yoludur.


sarı çizgi

Aşk Rubaileri - Mevlana