Yaradılışın Temeli Sevgi ve Aşk

Sevgi - Birliğin tezahürü
Sevginin enerjisel görevi ve merkezi
Sevgi Şifadır - Aşk Dini
Astral beden, Sevginin bedeni
Merkaba Alanı ve Sevgi Boyutu

Birliğin tezahürü Sevgi

Aşk

Ruhsallıkla ilgili kaynaklar neden sürekli sevgiyi gözümüze sokmaya çalışıyorlar? Bu birçoğumuzun fark ettiği bir durum. Belki de bir kısmımız artık sevginin bu denli göze sokulmasından sıkılmış olabilir. Tasavvufi eserler, sevgi ve aşk dışında başka söz etmezler, Budistler aydınlanmaya giden tek yolun şefkat ve sevgi olduğuna değinirler. Bazıları bu “sevgi” tavsiyelerinin gereksiz yere “pembe” hayaller kurdurttuğunu ve pek gerçekçi olmadığını düşünürler, bazı kimseler ise adeta dogmatikce “sevgiyi” ağızlarına doladıkları halde, gerçekten sevmenin (en azından “koşulsuz sevgi” kavramının) ne demek olduğundan ve sevginin gerçek gücünden haberleri yoktur. Öyleyse nedir sevgiyi bu denli önemli kılan?

Sevgiyi bu denli önemli kılan, sevgi'nin yaradılışın temeli olmasıdır. Tüm kainat yaratılırken, saf sevgi istemiş ve “ol” demesi kainatı yaratmıştır. Tasavvuf dahil olmak üzere pek çok ruhani ekol, saf sevginin yaratımıyla meydana geldiğimizi, bu yüzden Yaratıcıya ancak saf sevgi ve sevginin yansıması olan ilahi şefkat ile ulaşabileceğimizi söylerler.

Eğer aydınlanma yolunda gidilmek isteniyorsa, yaratılmış her şeyi sevmek önem arz etmektedir. Bu önce kendimizi sevmekle başlamalı ve sonra insanları, canlı-cansız her şeyi sevmek ile devam etmelidir.

Muhiddin-i Arabi, aşk ve yaratılışın bağlantısını, şu dizelerle aktarıyor:
Biz aşktan sudur ettik
Aşk üzerine yaratıldık
Aşka doğru yöneltildik
Aşka verdik gönlümüzü

Kediler

Sevgi bütün zıtlıkları birleştiren ve ilahileştiren yegane duygudur. İnsanların bir arada olmasının temel nedeni sevgidir. Sevgi dışında diğer duygular ve eylemler, belli bir süre insanları bir arada tutmaya yeter. Eğer bir kişi ile aranızda sevgi bağı varsa, kişiliğiniz istediği kadar farklı olsun, bir arada durabilir ve karşılıklı saygı ile yaşamaya devam edebilirsiniz. Etrafınıza bir bakın; kalıcı olarak hayatınızda olan kişilerle aranızdaki en güçlü ve yegane bağın sevgi olduğunu fark edeceksiniz. Sevgi dışında, diğer duygularla bir arada olduğunuz insanların hayatınızdan belli süre sonra çıktıklarını fark edeceksiniz. Çünkü hiçbir bağ, sevgi kadar güçlü değildir.

Sevgi, insani bilinçte zıt gibi gözüken dualite kavramlarını, ilahileştirerek zıtlıktan, birlikteliğin mükemmelliğine dönüştürür. Zıtlıklar arasındaki “mücadeleyi”; “uyuma” ve “Tamamlama” durumuna çevirir. İşte sevgi bu yüzden evreni bir arada tutan temel yasadır. Evrende var olan tüm zıtlıklar birbirini tamamlar, mücadeleyi değil, mükemmel dengeyi yaratırlar. Çünkü evrene ilahi sevgi hükmeder. Aynı şekilde insanlar arasında da var olan sevgi, zıtlıkları mükemmel dengeye dönüştürür. Sevgi, birliği tezahür ettirir.

Sevgi dışında diğer tüm bağlar, eninde sonunda kopmak zorundadır, işte bu yüzden hayatımızda her daim var olan insanlarla aramızda yoğun bir sevgi bağı vardır.

Sevgi kutsallıktır

Sevgi

Sevgi ile yapılan her eylem “kutsal” sayılır. Zira sevgi o kadar yüksek titreşimli bir enerjidir ki, düşük titreşimli tüm enerjileri dönüştürür. İşte bu yüzden sevgi ile yapılan eylemlerde sadece yüksek ve ilahi bir enerji vardır. Nefret, öfke ve diğer dünyevi duyguların doğası çok basittir. Temeli insani dürtülerden ve hayatta kalmayı amaç edinen egodan gelir. Bu duyguları kötü diye yargılayamayız, çünkü bu duyguların hizmet ettiği durumlar söz konusudur. Ama bu duyguların ilahi değil, ben'liksel olduğunu hepimiz hisseder ve biliriz. Sevgi ise bunlardan çok farklı bir duygudur, doğadaki av-avcı yani mücadele dürtüsünün ötesindedir, çünkü samimi sevgi duygusu, egosal isteklerden değil, üst benlikten (bilinçaltından) gelir.

İşte bu sebeple samimi sevgi aktığında, o ortamda kutsal enerji yaratılır. O ortamın titreşimi yükselir. Bu yüzden aşkın ve sevginin olduğu yerde, kutsal olmayan hiçbir şey yoktur, saf sevgi ile yapılan her eylem, bir ibadettir.

Sevginin enerjisel görevi ve merkezi

Evren

Sevgi enerjisinin aktığı ve yayıldığı ana nokta, kalp çakrasıdır. Kalp çakrasına çeşitli kültürler çeşitli isimler vermiştir. İsimler ne olursa olsun, üst çakralar ile, alt çakralar arasındaki nihai dengeyi bu çakra üstlenir. Taç, alın ve boğaz çakraları üst çakralardır, bizi üst âlemlere bağlarlar. Solar pleksus, sakral ve kök çakra ise, alt çakralardır, bizi alt âlemlere - Dünya’ya bağlarlar. Bu alt ve üst çakralar arasında “enerjisel” bir “sınır” vardır. İşte alt ve üst çakraları birbirine bağlayan ve onlar arasındaki uyumu sağlayan nihai çakra, kalp çakrasıdır. Bu yüzden kalp çakrası ile yapılan her çalışma, alt ve üst çakralar arasındaki iletişimi arttırır. Kalp çakrasının gelişimi ile, alt ve üst âlemlerin idraki çok daha berrak ve dengeli olur.

Bizim yedi çakramıza tekabül eden, ayrıca 7 ruhsal bedenimiz vardır. Kalp çakrasına denk gelen astral beden, üst bedenler ve alt bedenler arasında kapı görevi yapar, üst beden ve alt bedenler arasındaki bilgi akışını düzenler, burada mükemmel uyumu sağlar.

Kalp çakrası odaklı çalışmalarını yeteri düzeyde yaptığınızda, (Kalp çakrasının ruhsal bedeni olan, astral beden de bu sisteme dahildir) koşulsuz sevgiyi deneyimlemeye başlarsınız. Bir anda alemde var olan tüm yaratılışı kalbinizde hisseder, hepsine saf, ilahi bir sevgi beslemeye başlarsınız. Baktığınız her yerde; taşta, çiçekte, kuşta, insanlarda, ilahi tezahürü ve sevgiyi-aşkı görmeye başlarsınız.

Şimdi kalp çakrasına, dolayısıyla sevgi ile doğrudan alâkalı olan astral bedenin işlevine bakalım. Böylece sevgi ve sevginin enerjisel görevini daha net görebiliriz. Aşağıdaki notlar, “Işığın Elleri” isimli kitaptan özetlenerek aktarılmıştır.

Sevgi Şifadır

Sevginin yüksek enerjili duygu olduğunu ve düşük enerjilerden arındırdığından bahsetmiştik. Sevgi ayrıca "şifa"yı da içinde barındırır. Bir başkasına karşı yoğun sevgi beslemek, aynı zamanda o kişinin şifalanmasını sağlar. Başkasına şifa vermenin temel sırrı da, o kişiye derin sevgi hissiyatını yaratmaktır. Bununla ilgili en güzel örneği "Reiki"de görebiliriz. Genel olarak Reiki gücünü şu dört durumdan alır;

Haliyle sevgi ile akan Reiki her zaman çok daha güçlüdür ve an içinde hızlı bir şifa getirir. O yüzden bir kişiyi şifalandırırken, en temel duygu sevgi duygusudur. Şifa göndermeniz gereken kişi kim olursa olsun, (günlük yaşamda sevmediğiniz biri de olsa) o anda koşulsuz sevgiyi hissetmeniz, şifanın akması için çok önemlidir. Sevgi, şifanın temel duygusudur, o yüzden sevgi aynızamanda "şifa"dır.

Astral beden: sevginin bedeni

Chakralar

Astral beden şekilsizdir, duygu bedeninden daha güzel renklere sahip bulutlardan oluşur. Aynı renk takımını taşır, fakat bu genelde sevginin rengi olan gül pembesi ile karışır. Bedenden 18 cm ile 35 cm dışa uzanır. Seven bir kişinin kalp çakrası, astral düzeyde gül pembesi ışık ile doludur. Astral katman, kalp çakrası ile alâkalıdır, tüm enerjilerin bir dünyadan diğerine akmak için, geçmek zorunda olduğu pota görevini üstlenir. Yani ruhsal enerji, düşük fiziksel enerjiye dönüşebilmek için, kalp ateşinden geçmelidir. Alt taraftaki üç aurik katmanın fiziksel enerjisi, ruhsal enerji haline gelebilmesi için, yine kalbin bu dönüştürücü ateşinden geçmelidir. Bu süreçte astral beden, yüksek bedenler ile, alt bedenler arasında aracı konumundadır. İkisi arasındaki geçiş, astral beden üzerinden, kalp çakrası aracılığıyla yapılır.

Astral beden, görülen rüyalarda, sevgi, neşe ve ilişkilerle de ilgilidir. Aynı zamanda acı ve mücadele de bu bedenin etkisi altındadır. Aracı olması açısından en önemli bedenlerden biridir. Çünkü astral bedende meydana gelen bir değişim, hızla zihinsel beden, duygusal beden ve eterik beden süzgecinden geçerek, fiziksel bedeni etkiler. Üst bedenlerden gelen evrensel enerji, öncelikle ruhsal bedenden geçerek, alt bedenlere aktarılır. Bu yüzden astral beden, evrensel enerjilerin alındığı kanal olarak görülür.

Ruhsal bedeni sağlıklı olan kişi, üst bedenlerle daha iyi iletişimde olacaktır, böylelikle evrenle iletişimi güçlenecek, evrensel enerjiyi, bilgiyi ve sevgiyi alt katmanlara çok daha iyi taşıyacaktır. Bu açıdan ruhsal beden, auramıza giriş noktasıdır.

Ruhsal bedenin yüksekliği her ne kadar 18-35 cm arasında olsa da, bu oran kişinin yapmakta olduğu çalışmalarla, ruhsal gelişimle alâkalıdır. Evrensel bir enerji uyumlanması, veya evrensel çalışmalarda astral beden, çok daha büyüyüp genişleyebilir, hatta uzunluğu kilometrelerce uzanabilir.

İnsanlar aşık olduklarında, kalpleri arasında gül pembesi ışık arkları oluşur, hipofiz bezinin altın rengi titreşimlerine bir de bu renk ışık eklenir. İnsanların arasındaki ilişki gelişince, aralarında çakralardan çıkarak, onları birbirlerine bağlayan kordonlar oluşur. Bu kordonlar, astrale ek olarak aurik katmanların birçoğundan geçer. İlişki derinleşip, uzadıkça, kordonlar da güçlenir ve çoğalır. İlişki sona erdiğinde, bunlar kopar ve bazen büyük acı verirler. Biten ilişkinin “üstesinden gelme” aşaması, bu bağları, alanın alt düzeyinde yavaş yavaş koparmak, onları benlik içinde tekrar köklendirmek aşamasıdır.

İnsanlar arasında astral düzeyde yoğun etkileşim meydana gelir. Bir odada bulunan insanlar arasında çeşitli renk ve formlarda büyük kürecikler uçuşur. Bunların bazıları hoştur, bazıları hoş değildir. Görünüşün haricinde kalan bir iletişim ile, odada bulunan birinden hoşlanmadığınızı hissedebilirsiniz, ama görünmeyen düzeyde çok şey olup biter. Yan yana durup'ta, birbirlerine dikkat etmiyormuş gibi yapan insanlarda bile, aralarında gidip gelen yoğun enerjiler oluşur, astral boyutta ciddi iletişim içerisinde olurlar.

Aynı zamanda astral beden üzerinden, evrensel düzleme ve üst bedenlere geçiş yapılabilir. Astral beden, dünya ile evren arasındaki dengede yer alır. Bu yüzden, bir geçiş kapısı olarak adlandırılabilir. Bu katman “ben” kavramından “biz” kavramına geçildiği bedendir.

Merkaba alanı ve sevgi boyutu

Flower of life

Merkaba’nın içeriğini bilmeyenlerin aklında sevgi ile ne alakası olduğuna dair bir düşünce meydana gelebilir. O yüzden öncelikle Merkaba’nın ne olduğuna kısaca değinmeliyiz. Mer-ka-ba, üç kelimeden oluşan mısır dilinde bir sözcüktür. Mer; ışık, Ka; Ruhsal beden, Ba; ise fiziksel beden anlamına gelmektedir. Yani bu sözcük “ruhun ve bedenin ışık alanı anlamına” gelmektedir. Merkaba bilgisi, bize yaşam çiçeğinden gelmiştir. Yaşam çiçeği, tüm kainatın özünde var olan, tüm geometrik şekilleri içinde barındıran, kutsal geometrik şekildir. Yaşam çiçeğinin içerisinde, iki iç içe geçmiş yıldız tetrahedronlar vardır, vücudumuzu çevreleyen dairenin içine yerleşmiş olan yıldız tetrahedronlar, bizim aktive olmamış çok yüksek titreşimli ışık alanımız, ruhsal bedenimiz ve ruhsal aracımızdır.

Merkaba alanımız, evrende zaman-mekan boyutunun ötesine geçmemizi sağlar. Kutsal enerji alanı, bir tür, zaman-mekan ötesi boyutlar arası, ruhsal yol almamıza olanak tanıyan bir araçtır. Merkaba alanı her ne kadar yeni gündeme gelse de, insanlık tarihi kadar eski (belki daha da eski) bir kavramdır. Antik zamanlarda bu alana “Tanrıların Aracı” denmekteydi, bu araç (alan) sayesinde tanrılar ölümsüzleşmiş, zaman-mekan ötesi bilgeliğe sahip olmuşlardır. Konu ile ilgilenenler “Yaşam çiçeğinin unutulmuş sırrı" I ve II kitapları okuyabilirler, bu konuda yeterli bilgi verilmektedir.

Peki Merkaba ile Sevgi arasındaki ilişki ne? Merkaba alanı sevgiden gücünü alır, ancak sevgi duygusu ve saf sevgi enerjisi ile aktif hale getirilebilir. Yani bu alanı aktif hale getirebilmek için, çalışmanın her bir aşamasında kalp çakrasına ve evrensel sevgiye odaklanmak şarttır. Buradan şunu anlıyoruz ki, ancak saf sevginin yardımı ile, üç boyutun ötesine geçebilir, zamansızlık-mekânsızlık kavramına erişebiliriz. İşte bu da, bize sevgi sırrının ne kadar derin ve özel olduğunu göstermektedir.

Bazı kişiler Merkaba alanının ve zamansızlık deneyiminin, yoğun yaşanan ilahi sevgi ile kendiliğinden aktive olabileceğini iddia etmektedir. Bu da ermiş'lerin ve insani kâmillerin nasıl zaman ve mekân ötesine geçtiklerini, fiziksel tayyi mekân (modern tabirle ışınlanma) yapabildiklerini açıklar.

Bütün kültürler bir kenara, kendi kültürümüzdeki ermişlerin ve tasavvuf erlerinin, hayat hikâyelerini okuduğumuzda, her birinde bu fiziksel tayyi mekân olayının gerçekleştiğini görürüz. İşte bununda asıl kaynağı kalplerinde yaşadıkları ilahi aşktır. (Bakınız Mevlana ve Şems)

Görüldüğü gibi “sevgi” yalnız kelimelerde sınırlı kalan bir duygu değil, aynı zamanda üç boyutun ötesine geçme, kendini ve Yaratan'ı bilme, şifa verme ve üst-alt âlemlerle iletişim kurmanın temel yoludur. Sevgi var olmamızın asıl sebebi ve varlığımızı onurlandırmanın tek yoludur. Yolumuz ve dinimiz ne olursa olsun, neye inanırsak inanalım, en sonunda bütün insanlık tek bir dinde birleşecektir, aşkın dininde.

Kaynak:

indigodergisi.com