logo - infethiye

Mevlananın Şiirleri, Sözleri, Öğütleri

Ağlayabilir miyim gönlüm müsadenle
Mevlananın eşine yazdığı şiirleri
Mevlana Celaleddin Rumi Hayatı ve Düşünceleri
Mevlananın Eserleri
Mevlana Sözleri

Ağlayabilir miyim gönlüm müsadenle

Ağlayabilir miyim gönlüm müsadenle,
Şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi?
Günaha batan tüm kirliliğim ile ağlayabilir miyim?
Öylesine ama, ölesiye, bu can çıkana kadar bedenden! Nefsimin nefesi kesilesiye, pembe güller mor menekşelere düşesiye, sol yanımın ateşi yükselesiye kadar. Kendi omzumda kimseciklere yük olmadan, Ağlayabilir miyim?

sarı çizgi

Paranı ver, gönlünü ver, selam ver ama; sırrını verme.
Günleri say, senedini say, büyüklerini say ama; yerinde sayma.
Emek ver, kulak ver, bilgi ver ama; hiç bir zaman boş verme.
Sarıcı ol, bakıcı ol, kalıcı ol ama; bölücü olma.
Fidan büyüt, çocuk doyur, çocuk besle ama; kin besleme.
Eşini beğen, işini beğen, aşıgını beğen ama; kendini beğenme.
Davet et, hayret et, affet, töğbe et ama; ihanet etme.
Hedefe koş, cihanda koş, yardıma koş ama; ortak koşma.
Elini aç, kapını aç, gözünü aç ama; ağzını açma.
Okumaktan zarar gelmez, oku ama; lanet okuma.
Rakibini geç, sınıfını geç ama; gülüp geçme.
Ev al, araba al, abdest al ama; beddua alma.
Zulmü devir, nesri devir ama; çam devirme.
Yaklaş, konuş, tanış ama; uzaklaşma.
Doğrul, devril ama; eğilme.
Seslen, uslan ama; yaslanma.
itil, atıl ama; satılma.

sarı çizgi

Altın ne oluyor, can ne oluyor, inci, mercan da nedir,
bir sevgi'ye harcanmadıktan, bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.

sarı çizgi

Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı,
dünyada su da olmazdı, ateş de.

sarı çizgi

Seni sen yapan candır, her canın sahibi var, O da ALLAH'tır,
Sen canına muhtaç, canın canana. Unutma can da O'dur, aslında Canan da.

sarı çizgi

Sen verdikçe dost görünen çok olur. İstede gör, hepsi birden yok olur.
Sen kendi kendine yetmeyi öğren, tüm Dünyanın malına gönlün tok olur!

sarı çizgi

Bildiklerini anlat ama akıl vermeye kalkma, anlatılanları iyi dinle,
ama hepsini doğru sanma. Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin
anlamına gelmez, çok konuşmakta çok şey bildiğini göstermez.

sarı çizgi

Bir insan bilmiyorsa ne istediğini, hem seni ziyan eder, hem kendini.
Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi, emin olmadığın Sevgiye
teslim etme kendini!

sarı çizgi

Kimsenin ayıbını arama, kendi ayıbını görür ol. Murada ermek, sabır iledir.
Oturduğun yeri pâk et, kazandığın lokmayı hak et.
Karşındaki ister taş olsun, ister kaya, sen yumuşak ol, o erir.

sarı çizgi

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması. Ve bilir misin?
Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması.
Ben deyip susması, sen deyip ağlamaklı olması.

sarı çizgi

Sana yüklediğim mânâları, sakın ola senmişsin gibi düşünme; inan ki aldanırsın.
Sen o anlamlarla sadece zâhirde varsın. Sen gönül dünyama yansıyandan ayrısın. Ben seviyorsam, sen bahanesin, asıl sevdiğim Hakk'tır unutmayasın.

sarı çizgi

Hayat denizinde, geçip giden bir gemide bulunan kişi, karşı kıyılardaki kamışlığı seyrederken, kamışlığın yürüyüp geçtiğini sanır. Tıpkı bunun gibi dünyadan göçüp gidiyoruz da, sanıyoruz ki dünya gidiyor.

sarı çizgi

Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir.
Bir solukta aşağılık dünyadan, göğe sıçrayiverir.

sarı çizgi

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,
inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

sarı çizgi

Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol.

sarı çizgi

Kendini niye yalnız hissediyorsun? Allah, hiç yarattığı kulu yalnız bırakır mı?

sarı çizgi

Yürek yanmadıkça göz yaşarmaz.

sarı çizgi

Testide ne varsa dışına o sızar.

sarı çizgi

Kim daha güzelse, kıskançlığı daha fazla olur. Kıskançlık ateşten meydana gelir.

sarı çizgi

Birisi güzel bir söz söylüyorsa, bu dinleyenin dinlemesinden,
anlamasından ileri gelir.

sarı çizgi

Aşıkların gönüllerinin yanışlarında kıvılcımlar vardır.
Gönüllerini, sevgiliye vermiş olanların, gönüllerindeki derdin belirtileri vardır.
Sen, hiç duymadın mı? Yanıp yakılanların gönüllerinden çıkan ateşli bir "ah",
ta Allah'ın rahmet huzuruna geçer, gider.

sarı çizgi

Benim hayatımın gecesinde şu güneş gibi, Yirmi tane güneş doğsa da,
Karanlık gecemi aydınlatmaya çalışsa da, Sen gelmedikçe, seher olmaz Sevgili !

sarı çizgi

Ne zaman vuslat ey yar! Can bitap düştü, saçlarıma hazan düştü.
Sevdama köz düştü. Lime lime etti bu hasret beni. İlmek ilmek cana dokudum da seni, gönül gözüme hayranlık düştü! Özlem iklimlerinden dergahına sesleniştir bu, ahı feryada karışmış bir kıtmirin yanmasıdır! Gel ne olur, bir gün çıkıp gel, alev almadan ruhum. Canı dişinde, özü közünde, bir ağlayıştır bu! 

sarı çizgi

Bir gönül incittin mi, bin kez yaya gitsen de, Kâbe’yi tavaf etsen
Allah kabul etmez. Malını mülkünü ver de bir gönül al; al da o gönül, mezarda,
o kapkara gecede ışık versin sana. Allah kapısına binlerce altın torbası getirsen,
Allah, bize getireceksen, gönül getir der!

sarı çizgi

Allah'ın nuruyla aydınlanmayan gönül evleri vardır.
O gönül evleri mezar gibidir, dar ve karanlıktır.
O gönül evleri, Allah'ı anlama ve anma zevkinden mahrumdur.
Böyle bir gönülden mezar daha hayırlıdır. 

sarı çizgi

Şunu iyi bil ki sana ALLAH'ı hatırlatan, seni inciten, gizlice yalvartan dert,
Dünya mülkünden ve saltanatından daha hayırlıdır.
ALLAH sana dert, tasa verdiyse, O'nu anman için verdi.." 

sarı çizgi

Gözlerinin gördüğünü, yüreğinin gördüğüne değişiyorsan, eyvallah!
Yüreğinin gördüğünü, gözlerinin gördüğüne değişiyorsan, eyvah, eyvah! 

sarı çizgi

Ey gönül acılara sabret! Çünkü onlar seni kahretmek için değil,
sınamak, terbiye etmek, kemale erdirmek için gelirler! Hem de geçicidirler,
ebediyen kalmayacaklar! İmana ve ümide sarıl, Bil ki, hiçbir gece ebedi değil,
her karanlığın sonunda bir fecir saklı!

sarı çizgi

İnsanın gerçek değerini söylesem, ben de yanarım, Dünya da!
Fakat ne yazık ki, insan değerini bilemedi, kendini ucuza sattı.
İnsan aslında çok değerli bir atlas kumaş iken, kendini hırkaya yama yaptı.

sarı çizgi

Duydum ki kapıma gelmiş, tokmak olmadığı için
kapıya vurmadan geri dönmüşsün. Bilmez misin, kalp kapısının
tokmağa ihtiyacı yoktur; o ancak içeriden açılır.

sarı çizgi

Gönül; bir gün olur, seni gönlünü alana ulaştırır.
Can; bir gün olur, seni sevgiliye ulaştırır. Sen de derdin eteğini elden bırakma,
Çünkü o dert, bir gün olur, seni dermana ulaştırır.

sarı çizgi

Sana yüklediğim mânâları sakın ola, senmişsin gibi düşünme; inan ki aldanırsın.
Sen o anlamlarla sadece zâhirde varsın. Sen gönül dünyama yansıyandan
ayrısın. Ben seviyorsam, sen bahanesin, asıl sevdiğim Hakk'tır, unutmayasın.

sarı çizgi

Ben yaşadıkça, Kur'an'ın bendesiyim, ben Hz.Muhammed'in ayağının tozuyum.
Biri benden bundan başkasını naklederse, Ondan da bizarım,
o sözden de bizarım, şikayetçiyim.

sarı çizgi

Güneş olmak ve altın ışıklar halinde ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim.
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan, yüz rüzgarı olmak isterdim.

sarı çizgi

Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz.

sarı çizgi

Ben, bende değil, sende de, hem sen, hem ben.
Ben hem benim'im, hem de senin, sen de benim.
Bugün öyle garip bir hale geldim ki, sen ben misin, ben mi senim, bilmiyorum.

sarı çizgi

Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir.
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır !.

sarı çizgi

Üzülme der Mevlana ve devam eder; Kızma hiç kimseye yaptıklarından dolayı,
aksine teşekkür et ihanet edenlere sadakati öğrettikleri için.
Minnet duy yalancılara doğrunun farkına varmanı sağladıkları için,
Mutsuz edenlere dua et, mutluluğu daha derin hissettirdikleri için
Herkesi sev, yaşamına bir anlam kattığı için, hayat bu yüzden daha güzel,
siyahlar beyazı farkettirdiği için.

sarı çizgi

Eden kendisine eder, yapan bulur ve çeker. Unutma,..
kazanmak koca bir ömür ister, kaybetmeye ise anlık gaflet yeter.

sarı çizgi

Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini.
Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil!

sarı çizgi

Bir katre olma, kendini deniz haline getir,
Madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin.

sarı çizgi

Beri gel, beri! Daha da beri! Niceye şu yol vuruculuk?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik?

sarı çizgi

Bana harflerden ve kelimelerden arınarak gel, Kalıplardan kurtul, kâlbinle gel,
Kâlinden sıyrıl, hâlinle "gel". İster bu âşk'ın Sen hâli, ister Ben hâli olsun,
Geldiğin zaman; ne Sen, ne de Ben olmayacağız burada,
O hâlde sadece gel. İster seninle gel, ister sensiz, yeter ki gel.

sarı çizgi

Cahille girme münakaşaya, ya sinirini zıplatır tavana, Ya da yazık olur adabına!

sarı çizgi

Üzülme Can, doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır.

sarı çizgi

Gülene neden gülüyorsun diye sorulmaz; ama ağlayana neden ağladığı sorulur.
Sen de dualarında ağla ki, Rabbin sebebini sorsun!

sarı çizgi

Hayat Leylayla geçer ama, gönül her zaman Mevla'yı seçer.
Leyla belki bırakıp gider ama, ne biz Mevla'dan, ne de O bizden vazgeçer.

sarı çizgi

Bilmiyorum benim bu hasta gönlümde kim var?
Ben susuyorum, o feryâd edip duruyor!

sarı çizgi

Kötülük yaptın mı kork, çünkü o bir tohumdur, ALLAH yeşertir karşına çıkartır.

sarı çizgi

Görmeyince tükenseydi sevgiler, insan varlığı boyunca, göremediği Rabbine
böylesi muhabbet duyar mıydı?

sarı çizgi

Eden kendisine eder, yapan bulur ve çeker. Kazanmak koca bir ömür ister!
Kaybetmeye ise anlık gaflet yeter.

sarı çizgi

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum. Bitki olarak öldüm hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum. Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm, Ya da alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık, rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek, Allah’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım. Yıldızların üstünde
bir yıldız olup, Doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım."


sarı çizgi

Mevlananın eşine yazdığı şiir

Birgün Mevlana eve girer ve hanımı ona sorar;
Bu kadar aşıksın Mevlaya şükürler olsun, bu aşkı yaşayıp, yaşatana.
Peki bana ne kadar aşıksın der; Mevlana hanımına şöyle der;

Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,
Bir adım gelene, on adım gidişimsin,
Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin.

Sen benim; yalandan ve sahteden kaçışım,
Riyadan bıkışım, gerçeği arayışımsın,
Ve nihayet doğrunun tadına varışımsın.

Sen benim; haksızlığa ve zulme baş kaldırışım,
Mazluma kucak açışım, zalime düşmanca bakışımsın,
Ve mağdurdan yana tavır alışımsın.

Sen benim; bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim,
Azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin,
Ve kapanmayan avuç içimsin.

Sen benim; hayat ve kaderle inatlaşmam,
Ekmek için kavgam, bitmek tükenmek bilmeyen davamsın,
Ve zorluklara karşı yılmayışımsın.

Sen benim; menfaate ve çıkara tepkim,
Almak için verene öfkem, ille de karşılık bekleyene lanetimsin,
Ve alayına isyan edişimsin.

Sen benim; ahlaksızlık ve yozlaşmayla mücadelem,
Para için kendini satana küfredişim, başkalaşana verip,
veriştirişimsin ve eskiyi özleyişimsin

Sen benim; duygusal yaradılışım,
En ufak şeyi kafaya takışım, kolay unutamayışımsın,
Ve bundan bir türlü sıyrılamayışımsın.

Sen benim; sonsuz sadakatim,
Merhametim, hissiyatim, şefkatimsin,
Ve aman diyene yüz çevirmeyişimsin.

Sen benim; her şeye rağmenim,
Asla pes etmeyişim, başımı öne eğmeyişimsin
Ve ümidimi yitirmeyişimsin.

Sen benim; yaşama ülküm,
Namusa olan düşkünlüğüm, namussuzluğa küskünlüğümsün,
Ve gururum, onurumla olan bütünlüğümsün.

Sen benim; karakterim ve kişiliğim,
fikrim, hissimsin ve hayata bakışımsın.


sarı çizgi

Mevlananın eşine yazdığı ikinci şiiri;
"Benim Gülüme"

Zaman geçer, insan geçer, dünyada her şey geçer;
Zaman öyle bir zaman olur ki, sevda da zamana ayak uyduramaz.

Gönül sevdada geçer, gönüle yar geçer.
Çok değil, sadece birazcık mevsim geçer,
Sıcak gelir, kış gelir; bahar geçer.

Taşın yanında ağır olduğunu, ateşin ancak
düştüğü yeri yaktığını yeni öğrendim. Aşk da
ateş mi demektir, hani her-düştüğü-gönül yakar ya.

Mevsimlerden gözyaşı değil henüz, mevsim aşk mevsimi.
Eey sevdamın gül hatun'u, beşinci mevsimim sensin,
Sen sadece sen değilsin, bensin, bendensin, benimsin.

Katre katre sen kokarsın toprağa nihayet düştüğünde.
Ruhumun arzu dolu meyvesi sensin.

Gül. Güle gülmek yaraşır, sevdaya da gül.
Hani nerde aşkın sahibi gönül?
Dur yorulma! Sevdam sana, gülüm sevdaya.

Gülü sakın verme başka sevdalara.
Bezm-i elestten beriyim sevdada,
O bende vaktinden öncesinde, susma! Konuş,
haykır gülüne doyasıya sevdanı,
Sevdaya da ancak bülbülleşmek yaraşır.

Bütün umutlar sende, bütün aşk sende,
Sevda sende, gül sende"


sarı çizgi

Mevlana Celaleddin Rumi - Hayatı

Mevlana'nın asıl adı Muhammed Celaleddin'dir. Mevlana ve Rumi de, kendisine sonradan verilen isimlerdir. Efendimiz manasına gelen Mevlana ismi O'na daha genç iken, Konya'da ders okutmaya basladığı tarihlerde verilir. Bu ismi, Semseddin-i Tebrizi ve Sultan Veled'den itibaren Mevlana'yı sevenler kullanmıştır. Rumi, Anadolu demektir. Mevlana'nın, Rumi diye tanınması, geçmis yüzyıllarda Diyar-ı Rum denilen Anadolu ülkesinin vilayeti olan Konya'da uzun müddet oturması, ömrünün büyük bir kısmının orada geçmesi ve nihayet türbesinin orada olmasındandır.

Mevlâna 30 Eylül 1207 yılında, bugün Afganistan sınırları içerisinde yer alan, Horasan yöresinde, Belh şehrinde doğmuştur. Mevlâna'nın babası Belh şehrinin ileri gelenlerinden olup, sağlığında "Bilginlerin Sultanı" ünvanını almış, Hüseyin Hatibî oğlu, Bahaeddin Veled'dir. Annesi ise Mümine Hatun'dur. Babası Bahaeddin Veled, bazı siyasi olaylar ve yaklaşmakta olan Moğol istilası nedeniyle, Belh'ten ayrılmak zorunda kalmıştır.

Mevlâna 15 Kasım 1244 yılında Konyada Şems-i Tebrizî ile karşılaşmıştır. Mevlâna Şems'te "mutlak kemâlin varlığını" cemalinde de "Tanrı nurlarını" görmüştür.

İnsan-ı Kâmil

Mevlana’ya göre insanın evrimi henüz tamamlanmamıştır. Çünkü insan, olgun, kâmil, mükemmel olmak üzere yaratılmıştır. Kâmil olmak, bir insanın insan olarak kazanabileceği tüm mükemmel özellikleri bünyesinde barındırmasıyla ortaya çıkan, eşsiz hâli ifade eder. "İnsan-ı Kâmil" ifadesi ile insanın ağırbaşlı, eşsiz ve eksiksiz olduğu belirtilmiş, en önemlisi manevi mânâda yüksek bir derecede olduğu ifade edilmek istenmiştir.

Tasavvufta çokça zikredilen kâmil kelimesi, insanın tasavvufu tam mânâsıyla yaşamasıyla ortaya çıkan eşsiz, dünya üzeri hâli ifade eder. Ancak Ego var olduğu sürece, bu niteliklere sahip olduğumuzu düşünmek tam anlamıyla kendini aldatmadır. Zira ego, kendi bencil ve ivedi yararlarının ötesini görmekten acizdir.

İnsan-ı Kâmil olmak demek, bilinen olumlu olumsuz bütün duygu, düşünce, eylem ve alışkanlıklardan vazgeçmektir. Kısaca, insan olmayı bir yana bırakıp, yerini hiç tanınmayan, hiç bilinmeyen, egodan farklı bir bilincin, oluşumun, varlığın, öz'ün benimsenmesidir. Bu değişim, insanın yüreğinde gizli olan sırrın, yani ilahi ateşin, ışığın parlamasıyla başlar. Bu, tam bir dönüşümdür. Zihnin kendisinde, beynin hücrelerinde ve bedenin atomlarında bile kendini gösteren bir değişimdir. Vücudun hafiflediği, saydamlaştığı, perdenin kalktığı, görüşün keskinleştiği, her şeyi gören, bilen, aynı anda her yerde var olabilen bir varlığa dönüşümdür.

Her insanın yüreğinde "sır" adı verilen bir şey saklıdır

İnsan bu dünyaya, bu evrene ait olmayan bir ruh yapısına sahiptir. Sufizme göre, insanın gerçek benliğini oluşturan bu ruh, bu evrene başka bir alemden, ruhlar ve melekler aleminden, derece derece inerek gelmiş, ve bu evrene, bu dünyaya ait olan beden elbisesini giyerek, görünür olmuştur. Buraya ait olmayan ruhi varlığın ana yurdunu özlemesi çok doğaldır.

Somut alemde, kendisini bedenle özdeşleştiren insanın, mala, mülke, makama, şöhrete ve saltanata duyduğu özlemin arkasında, aslında ayrılığın verdiği hasret yatar. Bu ayrılık acısı bir gün benliği, o kadar sarar, kucaklar ki, şikayetten feryat figan ağlamaya başlar. Nasıl ağlamasın ki, ayrıldığı yer Birliğin, Yüce Allahın katıdır. İşte ney, asıl vatanından ayrılan bu ruhun sembolüdür.

Ney ve Semah etkileyicidir, bambaşka bir dünyaya işaret eder, bildiğimiz, alıştığımız dünyanın ötesindeki bir gerçekliğe açılan kapıdır. Bu kapıyı aralamaya çalışalım;

‘’Bizim Gönlümüzde dönüp duran bir Sır vardır.
Yaratılan her şey o sırra bağlıdır.
Kat kat şu gökyüzü bile
Onun yüzünden dönüp duruyor.’’

Mevlana’ya ve İslam Sufizmine göre her insanın yüreğinde "sır" adı verilen bir şey saklıdır. Bu sır, Yunus Emre’nin “Bir ben vardır, bende benden içeri” dediği şeydir. Bu sırra ancak uzun çabalar ve çabalar karşılığında bağış edilen lütuf sayesinde ulaşılabilir. Klasik Yunan uygarlığında Delfi Tapınağının girişinde yazılı bulunan “Kendini Tanı” ibaresinde kastedilen de bu yürekte gizli bulunan sırrı tanımaktır. Hint felsefesi ve mistisizmi bu sırra Yüce Benlik, Gerçek Benlik ya da Atma adını vermiştir. Tarih boyunca pek çok uygarlık, pek çok din, pek çok manevi öğreti ve felsefe, Musevilik ve Hıristiyanlığın bâtıni yönü ile İslam sufizmi hep bu içteki bilinmeyen beni bilinir kılmakla uğraşmıştır.

Bu sırra erenler var ama dilleri bağlı. Bağlı, çünkü bilinmeyeni biliyor hale geliyorlar, ama bilinmeyeni, bilinmediği için anlatacak sözcük oluşmamış. Mevlana, belki de bunun için şiir, raks ve müziği seçmişti, anlatılamayanı, anlatabilmek için. Mevlana’nın ünlü Mesnevisi de bu yüzden; “Dinle Ney’den nasıl şikayet etmekte” diye başlar.

Ney'e üflenen nefes

Ney, yanık, içli sesiyle Rabbine, ayrıldığı kamışlığa kavuşmanın özlemini dile getirir. Ruhun Tanrı katını terk etmesinden sonra, insan şekline girinceye kadar geçirdiği aşamalar, kamışın kamışlıktan koparılıp, ney şekline girinceye kadar geçirdiği aşamalara benzer.

Allah tek hücrelisinden, en karmaşık yaratığa kadar bütün varlıkları kendinden yarattı, ama sadece insana kendi ruhundan üfledi. İşte neye üflenen nefes, bunu ifade eder. Neyin içi boştur, ancak ona üfleyen birinin nefesi ile ses çıkarır. Neyin bir ucu açıkken, öbür ucu müzisyenin ağzındadır. Müzisyen, eğer insan-ı kâmil olursa, açık uçtan duyulan ses Tanrının sesi olur.

İşte insan da bu ney gibi bir alettir. Ne zaman bir insan-ı kâmil’ in, gerçek bir şeyhin eline geçerse, o zaman insan gibi insan olur, nefsinden kurtularak boşalır, Tanrı’ nın sesi, Tanrı’ nın aynası olur, yükselişe geçip, Rab’bine kavuşur. Yani evrimini tamamlar. İşte Sema töreni, İslam sufizminde Nur-u Muhammedî denen Yüce ruhun yaratılıp “Kün“ – “ol” emriyle başlayan iniş ve sonra da insan-ı kâmil olmaya doğru yükselişinin öyküsünü anlatır.

Tebriz’li Şems

Mevlana ellili yaşlarına geldiğinde, hayatına olgun, çok gezen, kendini peygamber yaşantısına adamış Tebriz’li Şems girer. Mistik ruhu yakalamış olan Şems, kollarını açar ve ruhunu boşluğa gönderirmiş. Vücudunu terk eden ruhunun, Tanrı’ya yaklaştığını düşünürmüş.

Mevlana, Şems’in yardımıyla Tanrı’yı her yerde bulmaya başlamış. Şems kendini yine dünyanın yollarına bıraktığında, Mevlana ilahi aşka adamış ünlü rubailerinin en acılarını yazmaya başlamış. Şems’e adanan Büyük Divan böyle yazılmış. Mevlana, en önemli eseri sayılan Mesnevi’yi yazarken, insanları aydınlatmayı, onlara doğru yolu göstermeyi amaçlamış.

Ölümden ölümsüzlüğe kanatlanış

Batıda Rumi olarak tanınan Mevlana, yaşadığı süre içersinde ne bir tarikat kurmuş, ne de semayı bu günkü kuralları içine sokmuştur. O, ancak vecde girdiği zaman içinden geldiği gibi, hiç bir kurala uymadan döner, raks edermiş. Sema, onun için; “Göklere giden bir yol, göklere açılan bir kapı, Hayattan ölüme uçuş, ölümden ölümsüzlüğe kanatlanıştı.”

Mevlana’nın hümanizması bildiğimiz, tanıdığımız insanın yüceltilmesi değildir. Nitekim, Mesnevi'sini okuyanlar, o’nun sıradan insanlar için, hiç de hoş sözler sarf etmediğini bilirler. O, insanları, insan olduğu ya da topluma yaptığı katkılar için değil, her birinin yüreğinde gördüğü küçük ilahi ışık için seviyordu. Mevlana için insan, yüreğinde ilahi ışığı taşıdığı ve yüreğinin aynasında Tanrı’yı yansıtabilen bir varlık olduğu için değerlidir.

“Sen ki o kutsal kitabın bir nüshasısın, Yaratılıştaki sanatın aynasısın. Ne dilersen kendinden dile, kendinde bul. Ne ararsan, işte o sensin sen.” demiştir.

Yaşamını "Hamdım, piştim, yandım" sözleri ile özetleyen Mevlâna 17 Aralık 1273 Hakk'ın rahmetine kavuşmuştur.

Mevlâna ölüm gününü yeniden doğuş günü olarak kabul ediyordu. O öldüğü zaman, sevdiğine, yani Allah'ına kavuşacaktı. Onun için Mevlâna, ölüm gününe düğün günü, veya gelin gecesi manasına gelen "Şeb-i Arûs" diyordu, dostlarına ölümünün ardından ah-ah, vah-vah edip ağlamayın diyerek vasiyet ediyordu.

"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız! Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir" demiştir.

Mevlananın Kedisi

Hz. Mevlânâ’nın vefat ettiği günlerde, ev halkını biraz daha ağlatan, o büyük Allah adamını sevenleri, biraz daha üzen bir vak'a olmuştu. Mevlânâ’nın çok sevdiği kedisi, onun ölümünden sonra bir şey yemedi, içmedi. Hayvancağız bu teessürle yedi gün yaşayabildi. Hz Mevlânâ’nın, kendisi gibi hassas kızı Melike Hatun, o kediyi bir insan gibi kefenledi. Ağlaya ağlaya, aziz babasının türbesi civarına gömdü. Hatta helva pişirdi, Mevlânâ’yı sevenlere dağıttı. Hz. Mevlânâ bütün mahlûkları severdi. Hatta kuşlara pek meftundu. Akşamları dersten eve döndüğü zaman, damlardaki yabanî güvercinler, serçeler etrafını alırlar, ondan ürküp kaçmazlardı. Evinin bacasında yuva yapan bir leyleği ölünceye kadar beslediğini rivayet ederler. Mevlânâ leyleğe “Şeyhim” diye hitap eder. “Leylek kuşların şeyhidir. ‘Laklak’larının bile mânâsı vardır. Yalnız onu anlayacak kulak ister.” derdi.

Mevlana'nın Eserleri

1-Mesnevi: Mesnevi, klasik doğu edebiyatında, bir şiir tarzının adıdır. Bu tarzla yazılan şiirlerde, her beyitin iki mısrası kendi arasında da kafiyelidir. Bir beyitin kafiyesinin kendisinden önce gelen beyitlerle de kendisinden sonra gelen beyitlerle de uyumu gerekmez bu nedenle uzun sürecek konular veya hikayeler şiir yoluyla söylenilecekse, kafiye kolaylığı nedeniyle mesnevi tarzı seçilirdi. Bu suretle şiir, beyit beyit sürüp giderdi. Mesnevi her ne kadar klasik doğu şiirinin bir şiir tarzı ise de Mesnevi denildiği zaman akla Mevlana’nın Mesnevi’si gelir.

Mevlana Mesnevi’yi Çelebi Hüsameddin’in isteği üzerine yazmıştır. Katibi Çelebi Hüsameddin’in yazdığına göre, Mevlana Mesnevi beyitlerini Meram’da gezerken, otururken yürürken hatta sema ederken söylermiş. Çelebi Hüsameddin’de yazarmış. Mesnevi’nin dili Farsça’dır. Halen Mevlana Müzesi’nde teşhirde bulunan 1278 tarihli, elimizdeki en eski Mesnevi nüshasıdır. Bu nüshaya göre, beyit sayısı 25618 dir. Bu Nesnevi nüshası Mevlana’dan sonra bu konuda en yetkili iki isim olan oğlu Sultan Veled’in ve katibi Çelebi Hüsameddin’in tashihinden geçmiş olması nedeniyle aynı zamanda en sağlam nüshadır.

Mesnevi’nin vezni; Fa i la tün - Fa i la tün - Fa i lün’ dür. Mevlana altı büyük cilt olan Mesnevi’sin de, tasavvufi fikir ve düşüncelerini, bir birine ulanmış hikayeler halinde anlatmaktadır.

2-Divan-ı Kebir: Divan, şairlerin şiirlerini topladıkları deftere denir. Divan-ı Kebir “Büyük Defter” veya “Büyük Divan” manasına gelir. Mevlana’nın çeşitli konularda söylediği şiirlerin tamamı bu divandadır. Divan-ı Kebir’in dili de Farsça olmakla beraber, Mevlana Divanın içinde az sayıda Arapça, Türkçe ve Rumca şiire de yer vermiştir. Divan-ı Kebir 21 küçük divan (Bahir) ile Rubai Divanı’nın bir araya getirilmesiyle oluşmuştur. Divan-ı Kebir’in beyit adeti 40.000 i aşmaktadır. Mevlana, Divan-ı kebir’deki bazı şiirlerini Şems Mahlası ile yazdığı için bu divana, Divan-ı Şems de denilmektedir. Divanda yer alan şiirler vezin ve kafiyeler göz önüne alınarak düzenlenmiştir.

3-Mektubat: Mevlana’nın başta Selçuklu Hükümdarlarına ve devrin ileri gelenlerine nasihat için, kendisinden sorulan ve hali istenilen dini ve ilmi konularda açıklayıcı bilgiler vermek için yazdığı 147 adet mektuptur. Mevlana bu mektuplarında, edebi mektup yazma kaidelerine uymamış, aynen konuştuğu gibi yazmıştır. Mektuplarında “kulunuz, bendeniz” gibi kelimelere hiç yer vermemiştir. Hitaplarında mevki ve memuriyet adları müstesna, mektup yazdığı kişinin aklına, inancına ve yaptığı iyi işlere göre kendisine hangi hitap tarzı yakışıyorsa o sözlerle ve o vasıflarla hitap etmiştir.

4-Fihi Ma Fih: Fihi Ma Fih “Onun içindeki içindedir” manasına gelmektedir. Bu eser Mevlana’nın çeşitli meclislerde yaptığı sohbetlerin, oğlu Sultan Veled tarafından toplanması ile meydana gelmiştir. 61 bölümden oluşmaktadır. Bu bölümlerden bir kısmı, Selçuklu Veziri Süleyman Pervane’ye hitaben kaleme alınmıştır. Eserde bazı siyasi olaylara da temas edilmesi yönünden, bu eser aynı zamanda tarihi bir kaynak olarak da kabul edilmektedir. Eserde cennet ve cehennem, dünya ve ahiret, mürşit ve mürid, aşk ve sema gibi konular işlenmiştir.

5-Mecalis-i Seba’a: Mecali-i Seb’a, adından da anlaşılacağı üzere Mevlana’nın yedi meclisi nin yedi vaazı nın not edilmesinden meydana gelmiştir. Mevlana’nın vaazları, Çelebi Hüsameddin veya oğlu Sultan Veled tarafından not edilmiş, ancak özüne dokunulmamak kaydı ile eklentiler yapılmıştır. Eserin düzenlenmesi yapıldıktan sonra Mevlana’nın tashihinden geçmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Şiiri amaç değil, fikirlerini söylemede bir araç olarak kabul eden Mevlana, yedi meclisinde şerh ettiği Hadis’lerin konuları bakımından tasnifi şöyledir:

a. Doğru yoldan ayrılmış toplumların hangi yolla kurtulacağı.
b. Suçtan kurtuluş. Akıl yolu ile gafletten uyanış.
c. İnanç’taki kudret.
d. Tövbe edip doğru yolu bulanlar, Allah’ın sevgili kulları olurlar.
e. Bilginin değeri.
f. Gaflete dalış.
g. Aklın önemi.

Bu yedi mecliste, asıl şerh edilen hadislerle beraber, 41 hadis daha geçmektedir. Mevlana tarafından seçilen her Hadis içtimaidir. Mevlana yedi mecliste her bölüme “Hamd ü sena” ve “Münacaat” ile başlamakta, açıklanacak konuları ve tasavvufi görüşlerini hikaye ve şiirlerle cazip hale getirmektedir. Bu yol Mesnevi’nin yazılışında da aynen kullanılmıştır.

(turkeireiseleiter.com)