logo - infethiye








Mevlana Şiirleri, Aşk Bilge Sözleri

Mevlâna Şiirleri
Mevlananın eşine yazdığı şiirler
Mevlana Sözleri

Ağlayabilirmiyim gönlüm müsadenle

Ağlayabilir miyim gönlüm müsadenle,
Şöyle katıla katıla şimşekli bir gökyüzü gibi?
Günaha batan tüm kirliliğim ile ağlayabilir miyim?
Öylesine ama, ölesiye, bu can çıkana kadar bedenden..
Nefsimin nefesi kesilesiye, pembe güller mor menekşelere düşesiye,
sol yanımın ateşi yükselesiye kadar..
Kendi omuzumda kimseciklere yük olmadan, ağlayabilir miyim?

Günleri say, senedini say, büyüklerini say, ama yerinde sayma.
Emek ver, kulak ver, bilgi ver, ama hiç bir zaman boş verme.
Eşini beğen, işini beğen, aşıgını beğen, ama kendini beğenme.
Fidan büyüt, çocuk doyur, çocuk besle, ama kin besleme.
Hedefe koş, cihanda koş, yardıma koş, ama ortak koşma.
Paranı ver, gönlünü ver, selam ver ama; sırrını verme.
Davet et, hayret et, affet, töğbe et, ama ihanet etme.
Okumaktan zarar gelmez oku ama, lanet okuma.
Elini aç, kapını aç, gözünü aç, ama ağzını açma.
Sarıcı ol, bakıcı ol, kalıcı ol, ama bölücü olma.
Ev al, araba al, abdest al, ama beddua alma.
Zulmü devir, nesri devir, ama çam devirme.
Rakibini geç, sınıfını geç, ama gülüp geçme.
Yaklaş, konuş, tanış, ama uzaklaşma.
Seslen, uslan, ama yaslanma.
Doğrul, devril, ama eğilme.
İtil, atıl, ama satılma.

Altın ne oluyor, can ne oluyor,
inci, mercan da nedir,
bir sevgiye harcanmadıktan,
bir sevgiliye feda edilmedikten sonra.

Aşk, hayra veya şerre vesile olsa da,
ondaki amaç ve gayret önemlidir.
Gayret, ulu amaçlar için olmalıdır.
Atmaca, bembeyaz ve değerli olsa da,
fareleri avlarsa, değeri on para etmez.
Ama baykuş, baykuş olduğu halde,
amacı Şah'a ulaşmaksa,
o atmacaların kralı demektir.

Aşıkların gönüllerinin yanışıyla gözyaşları olmasaydı,
dünyada su da olmazdı, ateş de.

Seni sen yapan candır, her canın sahibi var, o da Allah'tır,
Sen canına muhtaç, canın canana.
Unutma aslında can da O'dur, canan da.

Her ne istiyosan, kendinde ara.
Senin canın içinde bir can var, o canı ara.
Senin dağının içinde bir hazine var, o hazineyi ara.

Dil ve canda nihansın, geçti her şey bi-haber senden,
Cihan zatınla dolmuşken, cihan da bi-haber senden,
Nasıl bulsun seni can ve gönül senden ibaretken,
Gönül de, can da senin, anca ki, can da bi-haber senden.

Sen verdikçe, dost görünen çok olur.
İstede gör, hepsi birden yok olur.
Sen kendi kendine yetmeyi öğren,
tüm Dünyanın malına gönlün tok olur!

Bildiklerini anlat ama, akıl vermeye kalkma,
anlatılanları iyi dinle ama, hepsini doğru sanma.
Sessiz kalmak, bir şey bilmediğin anlamına gelmez,
çok konuşmakta, çok şey bildiğin anlamına gelmez.

Bir insan ne istediğini bilmiyorsa, hem seni ziyan eder,
hem de kendini. Dibini görmediğin suya dalmadığın gibi,
emin olmadığın sevgiye, kendini teslim etme.

Kimsenin ayıbını arama, kendi ayıbını gör.
Murada ermek, sabır ile olur. Oturduğun yeri pak et,
kazandığın lokmayı hak et. Karşındaki ister taş olsun,
ister kaya, sen yumuşak ol, o erir.

Ne kötüdür insanın aklıyla yüreği arasında çaresiz kalması.
Ne kötüdür an kadar yakın, bir asır kadar uzak olması.
Ve bilir misin? Ne acıdır insanın bildiğini anlatamaması,
ben deyip susması, sen deyip ağlamaklı olması.

Geçmiş ve gelecek, Allah'ı bizim gözümüzden saklar;
her ikisini de ateşe atıp yakın.

Hayat denizinde, geçip giden bir gemide bulunan kişi,
karşı kıyılardaki kamışlığı seyrederken, kamışlığın yürüyüp geçtiğini sanır.
Tıpkı bunun gibi dünyadan göçüp gidiyoruz da,
sanıyoruz ki dünya gidiyor.

Tövbe bineği, şaşılacak bir binektir.
Bir solukta aşağılık dünyadan, göğe sıçrayıverir.

İnsani diye bahsedilen bir muhabbette bile,
"Ben onu seviyorum ama, o da beni sevsin"..diyorsan,..
ona aşk demezler, sen onun tarafından sevilmeyi seviyorsun!
"O bana ne verir?" diye değil, "ben ona ne verebilirim?"
..diye düşündüğün zaman, aşk olur.

Korkunç bir kurban bayramı olan kıyamet günü,
inananlara bayram günüdür, öküzlere ölüm günü.

Ya olduğun gibi görün, yada göründüğün gibi ol.

Kadın olsun, erkek olsun, iki türlü insan vardır:
İç âlemini keşfedip, onu arayanlar,
ve iç âlemden hiç haberleri olmayıp,
sadece maddeye âşık olup, dünyalık zevklerine dalıp gidenler.

Çaldığın her kapı hemen açılsaydı,
ümidin, sabrın ve isteğin derecesi anlaşılmazdı.

Misafir gelecekmiş gibi evini, ölüm gelecekmiş gibi kalbini temiz tut.

Varsın olmasın hayatta her istediğimiz,
biz olana "Elhamdülillah",
..olmayana da "Eyvallah" demesini biliriz...

Ey gönül, ses etme.
Bekle,..
ya nasip de,
Rabbine bırak...

Ey kendine bakmayıp, kendi kusurlarını görmeyip de,
başka insanların iyisine kötüsüne bakıp kalan zavallı.
Allah senin yardımcın olsun!

Bilmeden Allah adına hüküm verir olmuşuz.
Şu cennetlik, şu cehennemlik der olmuşuz.
Bâtıni bilmeden, sırf zâhire bakarak ve onun hakkında
Allah'ın ne takdir ettiğini bilmeksizin, hüküm verir olmuşuz.
Kendi taşıdığımız kalpten bihaber iken,
kimin cennete veya cehenneme gideceğine karar verir olmuşuz.

Kendini niye yalnız hissediyorsun?
Allah, hiç yarattığı kulu yalnız bırakır mı?

Yürek yanmadıkca, göz yaşarmaz.

Duasız üşürmüş yürekler bil.
Sana bir dua eden olsun, senin de bir dua ettiğin.
Bilmezsin, hangi kırık gönlün duasıdır, karanlıklarını aydınlatan,
sana ummadık kapılar açan.
Bilmezsin, kimin için ettiğin duadır, seni böyle ayakta tutan.

Aşk acısı taşımayan yürek, ya deliye aittir, ya da ölüye.

Kin besleyen kişi, kin dolu kimselerin mezarları yanına gömülür.
Kin'in asıl kaynağı, cehennemdir. İnsanın kini ise,
onun bir parçası olup, din'in düşmanıdır.
Eğer insan nefret, öfke ve kin üretiyorsa,
Allah'tan uzaklaşır ve korkarım, din'ini kaybeder.
Allah'ın gazabından kurtulmanın çaresi, kendi öfkeni yok etmektir.

Testide ne varsa, dışına o sızar.

Nasıl ki ağzı kapalı olan testi, kirli su üzerinden akıp giderse,
dervişliği arzulayan da, bu dünyaya fazla dağılmadan öylece akıp gider.
Diğer bir deyişle, su gemiye girerse, onu felakete sürekler,
ama geminin altına verilirse, onu yüzdürür ve varacağı yere götürür.

Birisi güzel bir söz söylüyorsa,
bu dinleyenin dinlemesinden,
anlamasından ileri gelir.

Bencillik, gözüne takılmış ayna gibidir.
O gözler nereye bakarsa baksın,
kendinden başka birini görmez!

Mum olmak kolay değildir.
Işık saçmak için, önce yanmak gerek..

İnsanı alçaltan, onun doymak bilmeyen ben'liğidir. (Egosudur)
Her an bir yakınını kırmaya, ve bu hoş dünyada hem Allaha,
hem de insanlara, kafa tutmaya hazırdır. Benliğini yok edince,
ne düşmanı kalır, ne de özür dilemekten beli bükülür.

Şehvet, kontrol altına alınınca, akıl daha da genişler.
Tıpkı ağacın dallarını kesince, yeni ve canlı dalları çıkması gibi.

Kimle gezdiğinize, kimle arkadaşlık ettiğinize dikkat edin.
Çünkü; Bülbül güle, Karga çöplüğe götürür.

Söz söyleyen kemal sahibi olursa,
marifet ve hakikat sofrasını serdi mi,
o sofrada her türlü yemek bulunur.
Herkes orada gıdasını bulur.

Aşıkların gönüllerinin yanışlarında kıvılcımlar vardır.
Gönüllerini, sevgiliye vermiş olanların,
gönüllerindeki derdin belirtileri vardır.
Sen, hiç duymadın mı?
Yanıp yakılanların gönüllerinden çıkan ateşli bir "ah",
ta Allah'ın rahmet huzuruna geçer, gider.

Benim hayatımın gecesinde, şu güneş gibi,
yirmi tane güneş doğsa da,
karanlık gecemi aydınlatmaya çalışsada,
sen gelmedikçe, seher olmaz sevgili.

Ne zaman vuslat ey yar!
Can bitap düştü, saçlarıma hazan düştü.
Sevdama köz düştü. Lime lime etti bu hasret beni.
İlmek ilmek cana dokudum da seni, gönül gözüme hayranlık düştü.
Özlem iklimlerinden dergahına sesleniştir bu,
ahı feryada karışmış bir kıtmirin yanmasıdır.
Gel ne olur, bir gün çıkıp gel, alev almadan ruhum.
Canı dişinde, özü közünde, bir ağlayıştır bu. 

Bir gönül incittin mi, bin kez yaya gitsen de, Kâbe’yi tavaf etsen,
Allah kabul etmez. Malını mülkünü ver de, bir gönül al;
al da, o gönül mezarda, o kapkara gecede ışık versin sana.
Allah kapısına binlerce altın torbası getirsen,
Allah, bize getireceksen, gönül getir der.

Allah'ın nuruyla aydınlanmayan gönül evleri vardır.
O gönül evleri mezar gibidir, dar ve karanlıktır.
O gönül evleri, Allah'ı anlama ve anma zevkinden mahrumdur.
Böyle bir gönülden mezar daha hayırlıdır. 

Şunu iyi bil ki sana Allah'ı hatırlatan, seni inciten, gizlice yalvartan dert,
Dünya mülkünden ve saltanatından daha hayırlıdır.
Allah sana dert, tasa verdiyse, O'nu anman için verdi. 

Gözlerinin gördüğünü, yüreğinin gördüğüne değişiyorsan, eyvallah.
Yüreğinin gördüğünü, gözlerinin gördüğüne değişiyorsan, eyvah, eyvah. 

Ey gönül acılara sabret. Çünkü onlar seni kahretmek için değil,
sınamak, terbiye etmek, kemale erdirmek için gelirler.
Hem de geçicidirler, ebediyen kalmayacaklar.
İmana ve ümide sarıl, bil ki, hiçbir gece ebedi değil,
her karanlığın sonunda bir fecir saklı.

İnsanın gerçek değerini söylesem, ben de yanarım, dünya da.
Fakat ne yazık ki, insan değerini bilemedi, kendini ucuza sattı.
İnsan aslında çok değerli bir atlas kumaş iken,
kendini hırkaya yama yaptı.

Duydum ki kapıma gelmiş, tokmak olmadığı için
kapıya vurmadan geri dönmüşsün.
Bilmez misin, kalp kapısının tokmağa ihtiyacı yoktur,
o ancak içeriden açılır.

Gönül, bir gün olur, seni gönlünü alana ulaştırır.
Can, bir gün olur, seni sevgiliye ulaştırır.
Sen de derdin eteğini elden bırakma,
Çünkü o dert, bir gün olur, seni dermana ulaştırır.

Sana yüklediğim manâları sakın ola, senmişsin gibi düşünme,
inan ki aldanırsın. Sen o anlamlarla sadece zâhirde varsın.
Sen gönül dünyama yansıyandan ayrısın.
Ben seviyorsam, sen bahanesin, asıl sevdiğim Hak'tır, unutmayasın.

Ben yaşadıkça, Kur'an'ın bendesiyim,
ben Hz. Muhammed'in ayağının tozuyum.
Biri benden bundan başkasını naklederse,
Ondan da bizarım, o sözden de bizarım, şikayetçiyim.

Güneş olmak ve altın ışıklar halinde ummanlara ve çöllere saçılmak isterdim.
Gece esen ve suçsuzların ahına karışan yüz rüzgarı olmak isterdim.

Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz,
Şu tertemiz tarlaya başka bir tohum ekmeyiz biz.

Ben, bende değil, sende de, hem sen, hem ben.
Ben hem benim'im, hem de senin, sen de benim.
Bugün öyle garip bir hale geldim ki,
sen ben misin, ben mi senim, bilmiyorum.

Hayatı sen aldıktan sonra ölmek, şeker gibi tatlı şeydir.
Seninle olduktan sonra ölüm, tatlı candan daha tatlıdır.

Üzülme; kızma hiç kimseye yaptıklarından dolayı,
aksine teşekkür et ihanet edenlere, sadakati öğrettikleri için.
Minnet duy, yalancılara doğrunun farkına varmanı sağladıkları için,
Mutsuz edenlere dua et, mutluluğu daha derin hissettirdikleri için.
Herkesi sev, yaşamına bir anlam kattığı için,
hayat bu yüzden daha güzel, siyahlar beyazı farkettirdiği için.

Eden kendisine eder, yapan bulur ve çeker. Unutma, kazanmak
koca bir ömür ister, kaybetmeye ise anlık gaflet yeter.

Biz güzeliz, sen de güzelleş, beze kendini.
Bizim huyumuzla huylan, bize alış başkalarına değil.

Bir katre olma, kendini deniz haline getir,
madem ki denizi özlüyorsun, katreliği yok et gitsin.

Beri gel, beri, daha da beri, niceye şu yol vuruculuk?
Madem ki sen bensin, ben de senim, niceye şu senlik benlik?

Allah'ım kader gereği bana verdiğin ızdıraplardan,
yaralardan kaçmam, onlardan şikayet etmem, çünkü seni seviyorum.
Senin sevgi ateşinle yanmayan gönül soğuktur, hamdır.

Bana harflerden ve kelimelerden arınarak gel, kalıplardan kurtul.
Kalbinle gel, kalinden sıyrıl, halinle gel.
İster bu aşk'ın sen hali, ister ben hali olsun.
Geldiğin zaman, ne sen, ne de ben olmayacağız burada.
O halde sadece gel. İster seninle gel, ister sensiz gel, yeter ki gel.

Aşkın canına andolsun ki, iki can birbirine kavuşmadıkça,
ayrı ayrı bedenlerde yaşadıkları halde, iki can bir olmadıkça,
sevenle sevilenin arasında aynlık Yardır.
Buluşmanın bir manası yoktur. Bu, düzensiz bir kavuşmadır.

Cahille girme münakaşaya, ya sinirini zıplatır tavana,
ya da yazık olur adabına!

Üzülme Can, doğruysan zarar gördüm deme. Bil ki iyiler mutlaka kazanır.

Gülene neden gülüyorsun diye sorulmaz;
ama ağlayana neden ağladığı sorulur.
Sen de dualarında ağla ki, Rabbin sebebini sorsun!

Hayat Leylayla geçer ama,
gönül her zaman Mevla'yı seçer.
Leyla belki bırakıp gider ama,
ne biz Mevla'dan, ne de O bizden vazgeçer.

Bilmiyorum benim bu hasta gönlümde kim var?
Ben susuyorum, o feryad edip duruyor!

Kötülük yaptın mı kork, çünkü o bir tohumdur,
Allah yeşertir karşına çıkartır.

Ey aşık, hani özlem çekiyorsun ya sevgiliye,
bil ki sevgilidendir özlemin özü.
O’dur asıl sana özlem duyan.
Çünkü O tutuşturmayınca alevi, kimsede olmaz ateş.
Ve aşk ateşi önce sevilene, ondan sonra sevene düşer.

Görmeyince tükenseydi sevgiler insan varlığı boyunca,
göremediği Rabbine böylesi muhabbet duyar mıydı?

Taş olarak ölmüştüm, bitki oldum. Bitki olarak öldüm hayvan oldum.
Hayvan olarak öldüm, o zaman insan oldum.
Öyleyse ölümden korkmak niye?
Hiçbir sefer kötüye dönüştüğüm, ya da alçaldığım görüldü mü?
Bir gün insan olarak ölüp, ışıktan bir yaratık, rüyaların meleği olacağım.
Fakat yolum devam edecek, Allah’tan başka her şey kaybolacak.
Hiç kimsenin görüp duymadığı birşey olacağım. Yıldızların üstünde
bir yıldız olup, doğum ve ölüm üzerinde parlayacağım.

Mevlana ve Sözlüsü

Mevlana; Babam artık evlenip, bir yuva kurma zamanımın geldiğini söyledi. Benimse hiç böyle bir niyetim yoktu. Henüz evlenecek ve bir ailenin yükünü sırtlanacak hâlde olmadığımı söyledim. Babam fazla ısrar etmedi, ama gönlü de buruklaşmıştı, torun sevmek istiyordu. Gelin olarak kimi düşündüklerini sorduğumda, Gevher Hatun'u düşündüklerini öğrendim. Razı oldum. İstemeye gittiler, ancak henüz yüzüklerimiz takılmamıştı.

Gevher'di ismi. Gül yanağına bakıp bakıp hayran kalmıştım. Görücü usuli idi evlilik adımımız. Hayatımı adayacağım bir kadındı. Kadından öte yoluma candı. Gözlerinde binlerce kadının bakışını toplamış bir ışık taşıyordu. Öyle bir ışık ki, içime işledikçe gözlerine yandım. Yandım. Her şey sadece yanmakla oluyordu. Bir damla düşünce, gökten kıpkırmızı kesildi her yanım. Güneş sadece bir parça baktı yüzüme, yandım. Damla damla terledim, boğuldum.

Ailesinin verdiği isimden ziyâde, yüreğimden bir isim vermeliydim ona: "Gül Hatun". Gonca-i gülüm diyordum, goncayı unuttum.

Bir cemre düştü tenime, yandım.
Nefesim kat be kat arttı,
heyecanım kilitledi,
perçinleşmiş ellerimi ve gözlerim hep aynı;
sadece sevdasını bekler.
Bekler, bekler ve bekler...

Yanı başındaki toprak kokusu içine içine işler gülün.
Gül benim. Gül, sevdasızlığa mahkûm olmuş gonca,
sevda güle meftun olsa da sadece sevgili, maşuk.
Gül sevdaya, sevda da güle vurgun.

Gül Hatun ile ilk buluşmamızda heyecan içerisindeyim.
Ay göklerin kıyısına yaklaşmış,
aniden göklerin beyaz kâğıdı, batı dağlarının sivri uçlarına değmiş,
kırılmış ve ufukların görülmeyen kale sırtlarına düşmüş.
Şafak vaktidir. Bülbüllerin şenlik ötüşleri güllere yayılıyor.
Karaman'a bahar gelmiş. Gönlüme Gül Hatun düşmüş.

Onu birkaç kez bahçelerinde görmüştüm.
Utangaç ve endamlı yürüyerek, bize ayran ikram etmişti.
Ceylan gözlerine baktım.
Mehtap çeşmesinin yanında bekleyen asude kız telaşlı.
Yanına yaklaşıyorum, elimdeki kırmızı gülü uzatıyorum.
Onun elinden önce kırmızı gülün yaprakları titriyor.
Terleyen ellerine alıyor gülü, parmakları ince,
narin kristal yumağı hâlinde gülü tutuyor.
Kınalı avuçlarında, asude bir duanın
"Âmin'lerini taşırmış gibi, elleri titriyordu.
Alnı bir yayla serinliği edasında bembeyazdı.
Sesinde ıhlamur kokusu.
Avucumdaki firuze taşı yüzüğü uzatıyorum.

"Yüzüğü Mümine annem versin, uygun olanı budur. Onun da yaşamak istediği mutluluklardan birisi de, evladının yüzüğünü, gelininin parmağına kendi elleri ile takmasıdır,".. dedi.

- Çok ince düşüncelisin. Bu benim hiç aklıma gelmemişti.
- Böyle buluşmalar beni rahatsız ediyor.
- O halde düğünümüze kadar mektuplaşalım.
- Ama ben güzel mektuplar yazamam ki.
- Olsun. Yüreğini birkaç kelime ile dök yeter.

İlk mektubu ben yazdım.

Benim Gül'üme...

Zaman geçer, insan geçer,
dünyada her şey geçer;
Zaman öyle bir zaman olur ki,
sevda da zamana ayak uyduramaz.

Gönül sevdada geçer, gönüle yar geçer.
Çok değil, sadece birazcık mevsim geçer,
Sıcak gelir, kış gelir; bahar geçer.

Taşın yanında ağır olduğunu,
ateşin ancak düştüğü yeri yaktığını
yeni öğrendim. Aşk da ateş mi demektir,
hani her düştüğü gönül yakar ya.

Mevsimlerden gözyaşı değil henüz,
mevsim aşk mevsimi.
Ey sevdamın gül hatun'u,
beşinci mevsimim sensin,
Sen sadece sen değilsin,
bensin, bendensin, benimsin.

Katre katre sen kokarsın toprağa nihayet düştüğünde.
Ruhumun arzu dolu meyvesi sensin.

Gül. Güle gülmek yaraşır, sevdaya da gül.
Hani nerde aşkın sahibi gönül?
Dur yorulma! Sevdam sana, gülüm sevdaya.
Gülü sakın verme başka sevdalara.

Bezm-i elestten beriyim sevdada,
O bende vaktinden öncesinde, susma.
Konuş, haykır gülüne doyasıya sevdanı,
Sevdaya da ancak bülbülleşmek yaraşır.

Bütün umutlar sende, bütün aşk sende,
Sevda sende, gül sende"

Gevher Hatundan cevap - "Cemre bakışlıma"

Bakışlarına hasret kaldım,
uzak diyarlarda ruhunu soluduğum aşk-ı sevdam.
Ruhuma gel, yanaş tenime ve bak usul usul,
nefesini nefesim duysun.
Yoksun. Sevda da yok ortalıkta.
Aşk var, sevda olmasa da sevda var.
Suyuna can verip, damarlarımı dirilten;
cansız toprağın kucağında tohumuma can veren
ve sevdamı bana bağlı kılan Yaradan,
ruhuma can verip, sevdaya bağışladığın an bittim,
yeniden doğdum da, sevdamın gözlerinde dirildim.
Emelimi onda buldum, sevdayı sevdanda gördüm.
Taş üstünde taş, baş üstünde baş kalmamacasına,
ezelden ebede, ferman ferman yazılmış,
bahtsız ruhumun mücerret rüyası,
gönlümün sevdâ-yı gülü...

Kimseler bilmez, kimseler görmez bizi.
Aşka değer bir aşk mıdır, beni benden alan,
yoksa, cihanda görülmeyen seslerin muhteşem ahengi midir,
kalpte yanan? Sana daime varsa, ben hepsini aşk bildim.
Sevda bildim. Seni sen bildim de, sevdayı sana bildim.
Aşka sen diye bakmadıktan sonra, ben aşkı neyleyeyim?
Seni ruhuma cemre diye damlatmadıktan sonra,
ben bu bedende neyleyeyim?
Aşk da sen, hasret de sen, ben de sen..."

Mevlanadan cevap;

"Suskunluğumu seninle bozuyorum.
Son nefes senin adını sürüyorum dudaklarıma,
sonra kapatıyorum oruç niyetine;
iftarım senin adınla oluyor yine.
Aşkın adını sen koydum, bütün sevdalar kıskandı.
Aşkın yalın hâli ise sadece ben.
Yalın, yalnız, yapayalnız...
Sevdasız yağmur bile eski bir rüyadır.
Aşkın içinde gül varsa, gül tekrar filizlenir,
kıpkırmızı kesilir.
Sevdada gül varsa,
ancak o zaman bulur aşk kendi hâlini.
Aşka dair ve sevdaya dair seni çizsem,
kitap niyetine soluksuz okunur gönüllerin ulu orta yerinde.
Kitabın adını sen koysam, "sevda sevda" dillenir bütün gözler.
Her şey bittiği zaman kainatta, gül ile sevda tekrar dirilir,
son bir kez yeşerir, son noktayı koyarcasına....
Sustum. Sevda sustu, gül sustu.
Sustum, sevda müptelâsı gül coştukça coştu.
Aşk üç kelime ile aşk oldu;
Gül ve Sevda. Sevdaya gül dâhil,
sevda güle müdâhil.
Yaşamak sadece gülce, sevdaca...
Aşkın adını hüsran koyanlar utansın,
sevda tüten güllere inat.
Ruhun girdaplarını gül,
sevda koydum, saklanıp çıkamayayım diye.
Güle değen bütün sözleri kıskanırım.
Sevdaya gelecek ruhları parça parça dağıtırım.
"Ben sana Gül diye yazdıkça,
sen bana Cemrem diye yazardın.
Haklısın cemrenim ben. Dördüncü cemre.
Havaya, toprağa ve suya düşer cemreler.
Ancak başka türlü dördüncü bir cemre var ki,
yüreğe düşer. Yakar. Kavurur. Savurur.
Cemre düştü toprağa gözlerden.
Toprağı diriltti, canı verdi; canını yitirdi.
Canını yitirse de, cemreliğini kaybetmedi.
Gözler önce cemreyi gönderdi,
sonra kendileri de gitti.
Eridiler, yok oldular...
Cemrenin kızgınlığı zamanaydı,
gözlereydi, toprağaydı ve aşkaydı...
Zaman geçiyor. Ne cemre kalıyor,
ne gözler kalıyor,
ne de toprak eski hâlinde kalıyor.
Gönül buruksa ve vurgunsa,
kendi ruh hâlini hep koruyor,
kaybetmiyor ama âsi oluyor.
Aşka isyan ediyor,
zamana isyan ediyor,
mekâna isyan ediyor.
Gül, cemreye kavuşunca,
sevda doyuyor mutluluğa.
Cemre sevdanın bir parçası,
onun zerresi, onun katresi...
Sevda hep güle cemreyle yalvarıyor,
gül gülüyor,
sevda binlerce kat daha sevdalanıyor...
Gül utanınca kırmızılaşıyor.
Sevdada isyankâr bakışlar,
gülde uslanmaz haykırışlar...
Mesafe uzak; gönüller bir,
gözler uzak; bakışlar bir...
Ayrılık girdi araya uzunca zamandır.
Rüzgâr, sevdayı gülden ayrı savurdu,
itti bütün gücüyle gülden uzağa apayrı...
Zamanda mıydı suç? Rüzgârda mı?
Yok, başka kimse yok gül ve sevdaya dair...
Cemre susuz, Cemre yarsız,
Cemre gülsüz ve sevdasız.
Senin Cemren "

Mutlu bir evliliğimiz vardı, yuvamızın iki tane cennet çiçeği doğmuştu:
Sultan Veled ve Alaeddin.

Mevlananın eşine yazdığı diğer şiir

Birgün Mevlana eve girer ve hanımı ona sorar;
Bu kadar aşıksın Mevlaya şükürler olsun, bu aşkı yaşayıp, yaşatana.
Peki bana ne kadar aşıksın der; Mevlana hanımına şöyle der;

Sen benim; Yaradan’dan ötürü yaradılanı sevişim,
Bir adım gelene, on adım gidişimsin,
Ve herkesi olduğu gibi kabul edişimsin.

Sen benim; yalandan ve sahteden kaçışım,
Riyadan bıkışım, gerçeği arayışımsın,
Ve nihayet doğrunun tadına varışımsın.

Sen benim; haksızlığa ve zulme baş kaldırışım,
Mazluma kucak açışım, zalime düşmanca bakışımsın,
Ve mağdurdan yana tavır alışımsın.

Sen benim; bugünüme şükür ve yarınıma dua edişim,
Azla yetinişim, çoğa göz dikmeyişimsin,
Ve kapanmayan avuç içimsin.

Sen benim; hayat ve kaderle inatlaşmam,
Ekmek için kavgam, bitmek tükenmek bilmeyen davamsın,
Ve zorluklara karşı yılmayışımsın.

Sen benim; menfaate ve çıkara tepkim,
Almak için verene öfkem, ille de karşılık bekleyene lanetimsin,
Ve alayına isyan edişimsin.

Sen benim; ahlaksızlık ve yozlaşmayla mücadelem,
Para için kendini satana küfredişim, başkalaşana verip,
veriştirişimsin ve eskiyi özleyişimsin

Sen benim; duygusal yaradılışım,
En ufak şeyi kafaya takışım, kolay unutamayışımsın,
Ve bundan bir türlü sıyrılamayışımsın.

Sen benim; sonsuz sadakatim,
Merhametim, hissiyatim, şefkatimsin,
Ve aman diyene yüz çevirmeyişimsin.

Sen benim; her şeye rağmenim,
Asla pes etmeyişim, başımı öne eğmeyişimsin
Ve ümidimi yitirmeyişimsin.

Sen benim; yaşama ülküm,
Namusa olan düşkünlüğüm, namussuzluğa küskünlüğümsün,
Ve gururum, onurumla olan bütünlüğümsün.

Sen benim; karakterim ve kişiliğim,
fikrim, hissimsin ve hayata bakışımsın.

Not:
Mevlananın eşine yazdığı şiirler kısmı, Sinan Yağmurun "Aşkın Gözyaşları - Mevlana" kitabından alıntılar içerir.