logo - infethiye

Şems-i Tebrizi - Hayatı ve Sözleri

Şemsi Tebrizi kimdir?
Şemsi Tebrizi Sözleri
Şemsi Tebrizi kısa sözleri - Aforizmalar

Şemsi Tebrizi kimdir?

Aşk Şemsi Tebrizi

Tebrizli Şemsi (Muhammed Şemsettin) Azeri Türklerindendir. Yaradılışında üstün vasıflarla bezenmiş, Allah âşığı, hakikat ve mânâ ehlidir. Günümüz doğu Azerbeycan Tebriz'de, 1185 yılında dünyaya gelmiştir. Henüz çocukluk ve ilk gençlik çağlarında, farklı vasıfta yaratıldığını göstermiş, coşkun hareketi, duygu ve düşünceleri ile zamanının değer ölçülerini aşmıştır. Şems´in Sultan Veled´e anlattığına göre, çocukluk günlerinde, melekleri, yerlerde ve göklerde bir çok olayları görür, herkesin de kendisi gibi bu kabiliyete sahip olduğunu düşünürmüş. Sonra bu vasıfların yalnız kendinde olduğunu anlamış, hatta feyz aldığı Şeyh Ebubekir bu yaşadıklarını herkese söylememesini önermiştir.

Şems-i Tebrizî uzun süre Şeyh Ebûbekirin hizmetinde bulunmuş, büyük olgunluk ve erginlik mertebesine erişmiştir. Şems daha sonra Şecaslı Şeyh Rükneddin, Tebrizli Şeyh Şahabeddin Mahmud, Cent´li Baba' dan faydalanmıştır. Tefsir, hadis, fıkıh, felsefe ve kelâm bilimlerinde  ilerlemiş, dört mezhebin fıkıh esaslarına aşinâ, "Tenbih" adlı eseri incelemiştir.

Yıllarca Suriye Halep ve Şam gibi büyük şehirlerde yaşamış, Arapların dillerini gayet iyi konuşup yazmıştır. Arap edebiyat ve filolojisinde üstün bilgiye sahip olduğunu, Makalât´taki yer yer Arapça pasajlardan anlamak mümkün.
Şems diyar diyar gezip, sohbetine dayanabilecek, kendisini olgunlaştıracak bir şeyh, bir mürşit aramıştır. Konuştuğu kişileri imtihan etmiş, ancak kimse onu tatmin etmemiştir. Karşılaştığı bütün şeyhleri kendine mürid yapıp, arayışına devam etmiştir.

Mevlana ile Şems ilk defa Konya'da Merec'ül-bahreyn'de "iki denizin buluşması" diye tabir edilen yerde karşılaşmıştır. Şems aradığı kişi olup olmadığını anlamak için sorduğu “Hazreti Muhammed mi büyük, Beyazıd-ı Bestamî mi? Ne dersin?” sorusunun devamında aldığı cevap ile, gönül dostuna kavuşmuştur.

Şems ile Mevlana, sohbet ve irşadın son merhalelerini, en güzel dönemlerini yaşarken, müritler arasında kıskançlık hakaret ve iftira başgöstermiştir. Söylentilerin giderek artmasının devamında, Şems Konya'dan ayrılarak, Şam'a gitmiş, halk bu ayrılığın sayesinde Mevlana'nın eskisi gibi kendilerine yöneleceğini düşünselerde, beklediklerinin aksine, Mevlana daha da içeriye kapanmış, iyice kopmuştur. Mevlana'nın bu halini gören halk, yaptıklarından pişman halde kendisinden özür dilemişlerdir.

şemsi tebrizi

Mevlana'nın oğlu Sultan Veled, Şemsi Konya'ya getirmek için yola çıkmış Şam'da Şems'i bularak ondan özür dileyip, geri dönmesi için yalvarmıştır.  Bunun üzerine Şems Konya'ya dönmüş, ancak dönüşünden bir zaman sonra, söylentiler yine artmış, sonunda Şems dönmemek üzere, kimsenin bilmediği bir şekilde Konya'dan ayrılmıştır. Başka bir rivayete göre Şems öldürülmüştür ki, öldüren yedi kişi arasında Mevlana'nın (diğer) oğlu olan Aladdin'de vardır.

Şems ve Mevlana, içinde dalgalar koparan bir barajın kapaklarını açmış, Allah aşkıyla yanıp tutuşmuş, madde dünyasından çıkıp, manevi dünyaya taşınmış, gerçek aşkın ne olduğunu anlamıştır. Onlar iki ayrı bedende tek bir ruh olmuş, birbirlerini tamamlamışlardır.

Mevlana, Şemsi manen kendinde bulduğunu şu dizelerle dile getirmiştir;

“Beden bakımından ondan uzağız ama; Cansız bedensiz ikimiz de bir nuruz; İster O’nu gör, ister beni... Ey arayan kişi! Ben O’yum, O da ben” demiştir!


Sarı Çizgi

Şems-i Tebrizi Sözleri

Sevmek ve Sevilmek

Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, Sevmek ve Sevilmek için çareler arayın.. (Mevlana ve Şems)

İnsan ol!

Hayata tepeden bakarsan, insanların sadece tepesini görürsün. Hayata daima insanlarla aynı mesafeden bak; O zaman insanların hem yüzünü, hem kalbini görürsün. Mühim olan yükseklere çıkıp, hayata tepeden bakmak değildir; Mühim olan ne kadar yükselsen de, her şeye eşit mesafeden bakabilmektir. Hayatta her şey olabilirsin, fakat mühim olan hayatın içinde "İnsan" olabilmektir.

Sabır..

Sabırsızsın, oysa bütün mahlukat sabrın ipliğiyle birbirine bağlıdır. Dünya sabırla döner. Çünkü Güneşin de, Ay'ın da, zamana ihtiyacı vardır. Sabırlı ol. Büyük sırlara ermek için, sabır denizinde yüzmeyi öğrenmelisin. Çünkü sırlar, sabır denizinin dibinde saklıdır. Uyum güzelliktir, uyum, suyun özelliğidir. Su sabrın simgesi, istiridyenin yurdudur. Su olmasaydı inci de olmazdı. Sabırlı ol ki, istiridye gibi inciler yapasın.

Sabretmek öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları, sabrı gülbeşeker gibi, tatlı tatlı emer ve hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki Ay'ın, hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

Aşık olmakla "sevmek" arasındaki fark:

Aşık olmakla sevmek arasındaki fark'ı sormuşlar, cevaplamış Şems: Senin baktığına herkes bakar, ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir, ama hiçkimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin. Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgindir.

Çantada Keklik

Anladım ki, insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; Biz istediğimiz kadar, onlar hayatımızdalar, göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlardır!

Aşk geceydi, sen gün

Sen Sevişmedeydin Ay’la, ben'se gece'den olma, güneş'den doğma. Soğukluğuydun sen aşk'ın, ben yakan nar’ı sevdanın, dönüp duruyorduk bir yelkovan etrafında. Zaman günahlarını örterdi senin, ben çırılçıplak duruyorken ortada. Aşk geceydi, sen gün. (Mevlana ve Şems)

Yüreğini bir yokla

Mürşid mi arıyorsun? Etrafındaki ette kemikte arama, yüreğini bir yokla hele, ıssız mı, sessiz mi haykırışları. İşte ben soluğun olacağım, ta içinin içinden seni çıkartacağım Celaleddin. Oyalandın, oyaladı gölgeler seni. Gel gör bendeki senleşen seni. Ben senelerdir sendeydim de, haberin yoktu!

Aşıklara yakışan

Hüzün ki en çok yakışandır âşıklara. Yandık, yakıldık; ama hüzünden yana asla yakınmadık. Ne de olsa biz mahzun bir Peygamberin ümmeti değil miyiz? Hüzün taze tutar aşk yarasını, yaramdan da hoşum, yârimden de!

Başka çare yok!

Şems-i Tebrîzî hazretleri, bir gün dostlarına şöyle bir nasihatta bulundu: "Ahireti terk edip, dünyaya talib olup, muhabbet edenlere, mal kazanıp zengin olmaktan başka çare yoktur. Ahirete talib olan kimselere de, ölmeden önce ibadet yaparak, din-i İslâma hizmet ederek gayretle çalışmaktan başka çare yoktur.
Allahü tealânın talibi olan kimselere, O'na kavuşmak arzusu içinde olanlara, mihnet, meşakkat, dert ve belâlara katlanmaktan başka çare yoktur. İlmi taleb edenlere, yani Alim olmak isteyenlere, herkesin gözünde hakir olmak ve yalnız, kimsesiz, garip kalmaktan başka çare yoktur. Çünkü, kim ilim öğrenmek arzusunda olursa, onun üzüntüsü çok olur, onu rencide ederler. Huzura kavuşması için her türlü derde, belaya sabretmesi lazımdır.
Her kim kendini üstün görürse, onun sonu zillete düşmektir. Hesapsız sonunu düşünmeden malını sarfedenler, fakir olurlar. Her kim fakirliğe sabreder, kanaatkâr olursa, sonunda zenginliğe ulaşır.

Senin için neyin daha iyi olacağını bilemezsin!

Sen darda olduğun vakitlerde, sana bahşedilmiş olanlarla elinden geleni yaparsın, en güzel çareleri düşünürsün uygularsın. Fakat yine bir şeyler olmuyorsa, kendini yerden yere vurman iyi bir durum değildir. Direnmekle, kendi iç huzurunu bozarsın. Sabırla uygula sana verilmiş olanları, o anki imkanlarınla. Teslim ol demek, elin kolun bağlı otur demek değildir, sadece her imkanlarını denediğin halde olmuyorsa, onda senin için belki daha değişik güzellikler olacaktır, veya senin için hayırlısı neyse o olacaktır. Hakk’ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın alt üst olur diye endişe etme. Nereden biliyorsun hayatın altı'nın üstü'nden daha iyi olmayacağını?

Bir şey yap..

Bir şey yap, güzel olsun. Çok mu zor? O vakit güzel bir şey söyle. Dilin mi dönmüyor? Güzel bir şey gör. Veya, güzel bir şey yaz. Beceremez misin? Öyleyse güzel bir şeye başla, ama hep güzel olsun. Çünkü "her insan ölecek yaşta", geç kalmayasın.

Hakk’a yaklaşmak

Hakk’a yakınlaşabilmek için kadife gibi bir kalbe sahip olmalı. Her insan şu veya bu şekilde yumuşamayı öğrenir. Kimi bir kaza geçirir, kimi ölümcül bir hastalık, kimi ayrılık acısı çeker, kimi maddi kayıp. Hepimiz kalpteki katılıkları çözmeye fırsat veren badireler atlatırız. Ama kimimiz bundaki hikmeti anlar, ve yumuşar, kimimiz ise, ne yazık ki daha da sertleşerek çıkar.

Âşık olanlar kavuşmak ister

Şems-i Tebrîzî hazretleri her nerede bir cenâze görse; "Âh! Bu cenâzenin yerinde ben olsaydım. Onun yerine beni defnetselerdi." derdi. Bunu işitenler; "Niçin böyle söylüyorsun?" dediklerinde, onlara; "Âşık olanlar mâşuklarına bir an önce kavuşmak isterler. Maksatlarına en kısa zamanda ulaşmaları makbûl değil midir?" diye cevap verirdi.

Kendini ayrıcaklı sayma

Hiç bir konuda emin olma, kendini ayrıcaklı sayma. Konumuna, mevkine, ismine veya şöhretine güvenme. Şu hayatta tüm zahiri kisveler sabun köpüğünden ibarettir. Köpükler nazlı nazlı yükselir ve pat diye son bulurlar. Her zaman başkalarından öğrenmeye açık ol. En iyi bildiğin konularda bile, köşeli düşünme, büyük konuşma. Cümlenin sonuna nokta değil, ünlem değil, virgül, yahut üç nokta koy, açık bir kapı bırak daima. Ne kadar bilsen de, hiçbir zaman yeterince bilemeyeceğini unutma, Tevazudan şaşma. Ancak o zaman kurtulabilirsin bilginin cehaletinden! (Hz. Mevlana)

İki şeyin birisi

Her kimsenin, kendisinde bulunan iki şeyin birisini öldürüp, birisini diri tutmaya çalışması lâzımdır. Öldürmesi îcâb eden şey nefsidir. Çünkü nefsi öldürmedikçe, rahata ermek düşünülemez. Diri tutması lâzım gelen şey de, gönüldür. Çünkü gönlü ölü olanların mesûd ve bahtiyâr olması düşünülemez."

Affet

Sana affedilemeyecek kadar büyük hata yapan birine, akıl sınırlarının bittiği yerden başlayacak ceza vermek istiyorsan, bütün samimiyetinle affet. Hissedilen her şeyi arşivleyen kader, kendisiyle en iyi biçimde ilgilenecektir.

Susmak faydalı

Eğer çok konuşmak faydalı olsaydı, iki ağzın ve bir kulağın olurdu.
Onun için az konuşup, çok dinlemek daha faydalı!

Şemsi Tebrizi

Eğer susarsan, konuşman daha aydınlık olur.
Zira sükutta hem sessizliğin ışığı, hem de konuşmanın faydası gizlidir.

Sığ suları, en hafif rüzgarlar bile coşturabilir, 
Derin denizleri ise ancak derin sevdalar coşturur.

Anladım ki, derin ve esrarengiz olan her şey susar. Anladım ki susan her şey, derin ve heybetlidir.

Yağmur olup toprağa karışmak, "Sessizlik en güzel sestir duyabilen için". Biraz da sessizliğim konuşsun, Harfsiz bir dil bulalım içimizde, "Sadece ikimizin anladığı bir hüzün olsun içinde"!

Sus gönlüm, çok dile getirme. Sen dile getirdikçe gönlün daha da coşuyor, daha meraklanıyor ve beklemek daha da zorlaşıyor.

Sus gönlüm, çok laf etme. Az söyle ki, işimiz olgunlaşsın, az söyle ki, Hakka karşı yanlış kelam çıkmasın.

Sus gönlüm, bir elif miktarı sus. Az kaldı bahara, dayan gönlüm. Denizin içinde meydana gelen, görünmeyen dalgalar gibi yüreğini biliyorum. Beklemekten başka çare olsaydı, seni durdurmazdım, inan bana Ama yok, başka çare yok. Unutma ki, ilaç bile beklemeden tesir etmez, çiçek bile vakti gelmeden önce açmaz.

Sus gönlüm, bu kışın bahara dönünceye kadar. Bu gece, gündüz oluncaya kadar. Uzak yollar, yakınlaşıncaya kadar. Bu sıkıntının ardından, ferahlık gelinceye kadar. Ve yüzümüz vuslat gözyaşlarıyla ıslanıncaya kadar sus.

Sus gönlüm, seni senden daha iyi bilen Rabbinin hükmü vuk'u buluncaya kadar. Senin nasibin sana ulaşıncaya kadar, ulaşmayanlarınsa senin nasibin olmadığını anlayana kadar sus.

Sus gönlüm, onun geleceğini görünceye kadar. Acının bala dönüştüğünü farkedinceye kadar. Onun gönlünün senin gönlüne muhabbet düğümüyle bağlandığını görünceye kadar.

Sus gönlüm, sebepler var edilinceye kadar. Bahaneler oluşuncaya, birbirimizin nasibi oluncaya kadar sus.

Sus gönlüm, bütün bu susmalarına karşılık, her şeyin hayırlısının olacağına inanarak sus.

Sus gönlüm. Her susuşun bir cevap olsun. Her susuşun, sabrın olsun. Her susuşun, dua'n olsun. İçten yakarışının adı olsun, susuşun. Bekleyişinin, umut edişinin, inancının, sevdiğinin vurgusu olsun, susuşun!

Tuz basıp yaralarıma, ne kadar susulacaksa o kadar sustum. Bir çığlık kanıyor en derininde yüreğimin. Açmadım kimselere yüreğimi Hançeri sadece kendime sapladım ve sustum!

Susmak; kimi zaman ateşe su, kimi zaman da ateşe rüzgar olmuştur..!

Dost acı söylemez!

Diyorlarki, dost acı söyler! Acıyı söyleyene dost denilmez ki! Seni sevmeyen, acı söyler. Dostun sana söyleyeceği acı dahi olsa, senin canını acıtmayacak şekilde tatlı dille söyler.

Aşka nankörlük

Önce sevgiyi anlayalım. Allah bir insanı senin elinle ayağa kaldıracaksa, sen nasıl elini uzatmazsın? Allah seni insanlara sevdirmek istiyor, Allah senin dağılmış parçalarını topluyor. Aşka nankörlük etme.

Hekim eline verdiler!

Bu nicelik ve nitelik dünyasının ucunda, dertli sesiyle konuşan bir adam durmakta! Gözü kartallarınkinden bile daha keskin, yüzü şahididir, gönül ateşinin, iç ateşinin yakıcılığı artıyor her zaman. Arzuyla dolu bir ruhtan, yanan bir avuç topraktı. Aşk ve sarhoşluktan nasipsiz bilginler, Tedavi için nabzını hekim eline verdiler.

Temenniler yalana sıvanmış!

Giderken kendimi sende bırakmayı diliyordum, gördüm ki, sana hiç gelmemişim. Anladım ki, iyi niyetlerle dolu temenniler yalana sıvanmış teşekkürlerde boğuluyormuş. Merhabanın boynunu bükene, elveda demek zulümmüş.

Gerçek Dost

Hakiki dost Allah gibi mahrem olmalıdır. Dostun çirkinliklerine, hoşa gitmeyen hallerine tahammül etmeli, hatasından incinmemelidir. Dosttan yüz çevirmemelidir, dosta itiraz etmemelidir. Nitekim rahmeti bol olan Allah kullarının ayıplarından, günahlarından, noksanlarından dolayı onlardan yüz çevirmez. Tam bir inayet ve şefkatle, onlara rızkını verir. İşte garazsız, ivazsız dostluk budur.

Dost ile düşmanı ayırmak yolunu bilseydin, hayatı iki kere yaşamış olurdun. Dost görünen düşmanlar çoktur. Sana dert ortağı olacak dost yaraşır.

Hiç gereği yokken..

Hiç gereği yokken, hayatına giren insanlar,
Hiç gereği yokken, karşına çıkarlar.
Hiç gereği yokken, gününü haftanı ayını belkide yıllarını alırlar,
Hiç gereği yokken, gece-gündüz aklından geçen her düşünceye bulaşırlar,
Hiç gereği yokken, seni istemediğin kadar mutlu ederler,
Sonra, hiç gereği yokken, hayatından çıkıp giderler!

Anladımki meğer gerçek dost aşk Mevlaymış, ne beni unuttu, nede bıraktı.

Başköşe

Bir gün bir sohbet meclisine Şems-i Tebrizi Hazretlerini de davet ederler. Kapıdan içeri girip, hemen eşiğin yanında boş bulduğu bir yere oturur. Sohbet meclisinde bulunanlar: “Efendim, lütfen şöyle buyurunuz” diyerek, ısrarla başköşeye almak isterler. Şems Hazretleri: “Eğer, adam adamsa, eşiği de başköşe yapar. Eğer adam adam değilse, başköşeyi de eşik yapar” demiştir.

Canımda saklıyorum..

Bırakmıyorum ki, gönülde düşünce olasın, istemiyorum ki, gözlerde değersiz kalasın, seni canımda saklıyorum, gözümde gönlümde değil. Tâki son nefesime kadar bana yar olasın!

Sabırlı ol!

Okşaya okşaya şeker kamışından nöbet şekeri yaparlar, İpek böceğinden zamanla atlas yaparlar. Yaptığın işi yavaş yavaş yap, biraz sabırlı ol, Üzüm koruğundan bir gün gelir helva pişirirler. Ey seher yeli! Bir semtten haberin var mı? Bir ay yüzlünün yanağından ne haber getirdin? Çalıp çağırdığın, hay huy ettiğin günler var mı? Ey rüzgâr! Daha yavaş es, çünkü güzel kokuyorsun!

Yolunda canımı feda ettim!

Ey sevgili bak bir kere candan pek az bir şey kaldı, bugün biraz daha derdimi çek. Ancak bir şafak vakti kaldı. Güzel yanağının renginden gül fidanı gibi boyundan, sanki gül ter içinde kaldı. Ay da sıkıntı içinde! Artık altınım gümüşüm kalmadı, bizden ne götürebilirsin? Aşkımdan hatıra, ancak kapında bir altın tabak kaldı. Gönlümü dava ettin ama, yolunda canımı da feda ettim. Bundan daha büyük söz olur mu? Üzerimizde bir hakkın kaldı. Şu bir kaç gün de bari bizim zahmetimizi çek. Çünkü ömrümüzün defterinden tek bir yaprak kaldı!

Mecnun'un gözüyle bak!

Bana Mecnun'un gözüyle bak; sevgiliye, seven gözlerle bakmalı. «Allah onları sever,» buyurulmuştur. Fakat buradaki eksiklik, onların Allah'a sevgi gözleriyle bakmamış olmalarındandır. Onlar, Allah'a bilgi yönünden bakarlar, irfan ve felsefe yönünden bakarlar. Ama sevgi yönünden bakmak başka bir iştir.

Hakiki aşk

Her hakiki aşk, umulmadık dönüşümlere yol açar. Aşk bir milad demektir. Şayet aşktan önce ve aşktan sonra aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan, onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!

Aşkıyla ölmek

Aşktan mutluluk, güvenlik beklerler, halbuki aşk son zerresine kadar kendini vermektir, ruhundaki son zerreye kadar sevdiğin olmak istemektir, onun içinde eriyecek kadar sevmek, kendinden kopmak demektir. İşte ben aşk derken böyle bir aşktan bahsediyorum, ölmekten bahsediyorum. Var mı o'nun aşkıyla ölmeye cesareti olan?

Arıyorum ey Aşk

Dönüp duruyorum ey Aşk, durup dolaşıyorum.
Arıyorum, arıyorum.
İçimde ki uzağı arıyorum ey Aşk.
Uzakta ki yakını, yakınımda ki aşkı.

İçimde ki içimi arıyorum ey Aşk!
İçimde aradığım yakın Sensin. Aradığım Sen.
Sende ki beni, bende ki seni arıyorum.

Ne bende, ne sende, hem sende, hem bende olanı arıyorum;
Bir teslimiyet, bir huzur, bir kabul ediş,
Bir kurban oluş, bir yok oluş!

Evet arıyorum ey Aşk! Aşkta yanış, Aşkta dönüş,
Aşkta duyuş, Aşkta hissediş, Aşkta sönüş!

Arıyorum içimde ki yakınlığı, yakınlıkta ki içimi, içimde ki seni.
Dönüp dolaşıyorum ey Aşk, dolaşıp duruyorum!

İçimde bir yangın var ey Aşk! gönlümde Ateş.
Gözümde yaş, gönlüm yangın, gözüm nehir.

Arıyorum ey Aşk! İçimde ki yangında, ateşte yanmayan ibrahim'i arıyorum.
Ararken, göz çağlayanın eteklerinde ıslanıyorum.
Ne o yangın, ne de o gözyaşı, temizliyor gönül evimi!

Saçma ey göz gönlümde ki odlara su"! Arıyorum ey Aşk!

AŞK’ın daim olsun

Anladım ki gönül çuvalımdaki kelimeler sana yetmez. Oysa gönlüm güzel olmazsa, bahçemde bir gül dahi bitmez, Ey Sevgili, Senin “AŞK’ın” daim olsun. Benim yaram olsa da fark etmez!

Hakikati göremiyorsun

Eğer hala "kızıyorsan", kendin ile olan kavgan bitmemiş demektir.
Eğer hala "kırılıyorsan", gönül evinin tuğlaları pekişmemiş demektir.
Eğer hala "kınıyorsan", düşüncelerin yeterince berraklaşmamış demektir. Eğer hala "karşılıksız sevmiyor" ve sevginde ayrım yapıyorsan, hala akıl ve mantığını kullanıyor, içindeki sevginin boyutlanmasına engel oluyorsun demektir.
Eğer hala "ben" demekten vazgeçmiyorsan, dizginlerin hala nefsinin elinde ve sen bu esarete boyun eğiyorsun demektir.
Eğer hala "şikayet ediyorsan, hakikati göremiyorsun demektir!

Hayat bu

Hayat bu, bir bakarsın, her şey bir anda son bulur,
Hayat bu, son dediğin anda, her şey yeniden can bulur.


Sarı Çizgi

Şems-i Tebrizi - Kısa sözleri (Aforizmalar)