logo - infethiye

Yaşama anlam veren Değerler

İnsan yaşamı - Değerler bütünü
Masumi Toyotome'nin Sevgiye bakışı
Sevgi, tüm zıtlıkları birleştiren ve ilahileştiren yegane duygu

İnsan yaşamı - Değerler bütünü

İnancınız ne olursa olsun, neye inanırsanız inanın, insan yaşamı bir takım değerler bütününden oluşur. Bu değerler yaşama anlam verir, yön verir ve hedefleri belirler. İçinde yaşanılan toplum tarafından, kuşaktan kuşağa aktarılan bu değerler, ortak hafızada toplanır ve yaşamın her alanında uygulanır.
Onur, Şeref, haysiyet, namus gibi kavramlar bu değerlerin başta gelenleridir. Her insan kendi yaşamında bu değerlerin hepsine birden sahip olup, varlığını sürdürmek, bu şekilde anılmak ister. Bu değerlerden birini kaybeden insan, zincirleme olarak diğerlerini de kaybetmeye başlar. Değerler kayboldukça, bu değerleri kaybeden insanın yaşamı da değişir. Yaşam artık ağır bir yük olmaya başlar, çünkü yaşamı yalnız yemek içmek gibi hayvansal gereksinimlere indirgemek, insan yaradılışı için ağır bir yüktür.

Günümüzde, insanlar bu değerleri gitgide unutma eğilimi göstererek, yalnız hayvansal gereksinimlerini karşılamak üzere bir yaşam tarzı benimser hale gelmiştir. Üstelik bu gereksinimler yasal/normal yollardan değil de, çalarak çırparak, başkasını kandırarak yapılmakta ve Onur, Şeref, Haysiyet, Namus gibi değerler ne yazık ki hiçe sayılmaktadır. Kendileri bu insanca değerlere uygun olarak yaşamadıkları gibi, böyle yaşayanları mağdur etmekte, onların haklarını çiğnemektedir.

Çok para kazanmak tutkusu, hakkından fazlasını elde etmek hırsı, bütün değerlerin kaybolmasına, insanların birbirlerini aldatarak, bir yaşam biçimini tercih eder hale gelmesine sebep olmaktadır. Kimsenin kimseye güveni kalmadığı bir toplumda, sevgi, saygı, hörmet, acıma, şefkat gibi kavramlar da sekteye uğramaktadır.

İnsanı insan yapan bazı değerlerdir. Bu değerlere sahip olmak, almakla değil, vermekle mümkündür. Elinizdekini olmayanlarla paylaşmakla olur. Herkesin hakkına saygı göstermekle olur. Maddeye ihtiyacınız kadar yönelmeniz, fazlasını dağıtmanızla olur. Başkalarının da bu dünyada rahat ve huzur içinde yaşaması gerektiğine inanmanızla olur. Herkesin birbiriyle yardımlaşma içersinde yaşamasıyla, güzelliklerin yaratılacağı bilincine erişmenizle olur.

Bedensel varlığımızı sürdürmemizin amacı, insana özgü değerleri gerçekleştirmek içindir. Bu değerler olmadan yaşamak, dünya şansını değerlendirmeden, boş yere geçip gitmektir. (Coşkun Karabulut)


Sarı Çizgi

Masumi Toyotome ve Sevgiye bakışı

Herkes sevilmek ister, ama sevgi nedir, nerede bulunur, biliyor muyuz?" diye soruyor. Sonra anlatmaya başlıyor. Masumi´ye göre, dünyada 3 tür Sevgi vardır. Bunlar, eğer, çünkü ve rağmen sevgi türleridir.

Birincinin adı "Eğer" türü sevgi: Belli beklentileri karşılarsak, bize verilecek sevgiye bu adı takılmış. Eğer iyi olursan, baban annen seni sever. Eğer başarılı ve önemli kişi olursan, seni severim. Eğer eş olarak benim beklentilerimi karşılarsan, seni severim. Toyotome en çok rastlanan sevgi türü budur diyor. Bir şarta bağlı sevgi, karşılık bekleyen sevgi. Sevenini istediği, bir şeyin sağlanması karşılığı olarak vaad edilen bir sevgi türüdür bu diyor yazar. Nedeni ve şekli bakımından bencildir. Amacı sevgi karşılığı bir şey kazanmaktır. Evliliklerin çoğu ´Eğer´ türü sevgi üzerine kurulduğu için çabuk yıkılıyor. En saf olması gereken, anne baba sevgisinde bile "Eğer" türüne rastlanıyor.

İkinci tür sevgi; "Çünkü" türü sevgi.

Masumi bu tür sevgiyi şöyle tarif ediyor: Bu tür sevgide kişi bir şey olduğu, bir şeye sahip olduğu, ya da bir şey yaptığı için sevilir. Başka birinin onu sevmesi, sahip olduğu bir niteliğe, ya da koşula bağlıdır. 

Seni seviyorum. Çünkü güzelsin, yakışıklısın, başarılısın. Seni seviyorum, çünkü o popüler, zengin, ünlüsün! Seni seviyorum, çünkü bana güven veriyorsun.

Yazar "Çünkü" türü sevginin, "Eğer" türü sevgiye tercih edileceğini anlatıyor. Eğer türü sevgi, bir beklenti koşuluna bağlı olduğundan, ağır bir yük haline gelebilir. Zaten sahip olduğumuz bir nitelik yüzünden sevilmemiz, egomuzu okşayan hoş bir şeydir. Bu tür olduğumuz gibi sevilmektir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih eder. Bu tür sevgi, onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ama aslına bakarsanız, "Çünkü" türün "Eğer" türünden temelde pek farklı olmadığını görürsünüz. Kaldı ki "Çünkü" türü sevgi de yük getirir insana.

İnsanlar hep daha çok insan tarafından sevilmek isterler. Hayranlarına yenilerini eklemek için çabalarlar. Sevilecek niteliklere onlardan biraz daha fazla sahip biri ortaya çıktığı zaman, sevenlerinin artık ötekini sevmeye başlayacağından korkarlar. Böylece yaşama sonsuz sevgi kazanma gayretkeşliği ve rekabet girer. Ailenin en küçük kızı, yeni doğan bebeğe içerler. Sınıfının en güzel kızı, yeni gelen kıza içerler. Evli kadın, kocasının genç ve güzel sekreterine içerler. İşte o zaman, "Çünkü" türü sevgide güven duygusu yitirilmiş olur. "Çünkü" türü sevgi de, gerçek ve sağlam sevgi olamaz. Bu tür sevginin, güven duygusu vermeyişinin iki ayrı nedeni daha var.

Japon yazar; toplumlardaki sevgilerin çoğu "Çünkü" türünde olup, bu tür sevgiler kalıcılığı konusunda insanı hep kuşkuya düşürür diyor.

Peki o zaman gerçek sevginin güvenilebilecek sevginin özellikleri nedir? İşte Masumiye göre sevginin en gerçeği. Üçüncü tür sevgi benim "Rağmen" diye adlandırdığım türdür diyor yazar. Bir koşula bağlı olmadığı için, karşılığında bir şey beklenmediği için, "Eğer" türü sevgiden farklı bu. Sevilen kişinin çekici bir niteliğine dayanıp, böyle bir şeyin varlığını esas olarak almadığı için "Çünkü" türü sevgi de değil.

Bu üçüncü tür sevgide, insan bir şey beklediği için değil, bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir. Esmeralda Quasimodo´yu, dünyanın en çirkin en korkunç kamburu olmasına rağmen sever. Asil yakışıklı zengin delikanlı da, Esmeralda´ya çingene olmasına rağmen aşıktır.

Kişi dünyanın en çirkin, en zavallı en sefil insanı olabilir. Bunlara rağmen sevilebilir. Burada insanın iyi, çekici, ya da zengin bir konum elde ederek, sevgiyi kazanması gerekmiyor. Kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına, ya da kötü geçmişine rağmen, olduğu gibi o haliyle sevilebiliyor. Bütünüyle çok değersiz biri gibi görünebiliyor ama, en değerli gibi sevilebiliyor. Japon yazar yüreklerin en çok susadığı sevgi budur diyor.

Farkında olsanız da, olmasanız da, bu tür sevgi sizin için yiyecek, içecek, giysi, ev, aile, zenginlik, başarı'dan daha önemlidir.

Peki bunun böyle olduğundan nasıl emin olacaksınız? Haklı olduğunu kanıtlamak için sizi bir teste davet ediyor. "Şu soruma cevap verin" diyor. "Kalbinizin derinliklerinde dünyada kimsenin size aldırmadığını ve hiç kimsenin sizi sevmediğini düşünseydiniz, yiyecek, elbise, ev, aile, zenginlik, başarı ve ün'e olan ilginizi yitirmez miydiniz?" Kendi kendinize yaşamamın ne yararı var diye sormaz mıydınız? Devam ediyor Masumi ; şu anda en sevdiğiniz kişinin sizi sadece kendi çıkarı için sevdiğini anladığınızı bir düşünün. Dünya birden bire başınızın üstüne çökmez miydi? O an yaşam size anlamsız gelmez miydi?

Diyelim sıradan bir yaşamınız var. Günlük yaşıyorsunuz. Günün birinde gerçek derin ve doyurucu bir sevgi bulacağınızdan umudunuz kalmamış olursa, kalan hayatınızı nasıl yaşardınız?.. diye soruyor ve yanıtlıyor; Öyleleri ya iyice umutsuzluğa kapılıp intihar ediyorlar, ya da kendilerini iyice dağıtıp, yaşayan ölü haline geliyorlar.

Masumi iddialı savunuyor "Rağmen" türü sevgiyi.

Bugün yaşamınızı sürdürebilmenizin nedeni, "Rağmen" türü sevgiyi şu anda yaşamanız, ya da bir gün bu sevgiyi bulacağınıza olan inancınızdır. Son sözlerinde biraz umutsuz Masumi. "Bugün yaşadığımız toplumda herkesi doyuracak bu sevgiyi bulmak zor. Çünkü herkesin sevgiye ihtiyacı var. Kimsede başkasına verecek fazlası yok" diye açıklıyor.

Anlatıyor; yakınımızda olan birinin bu sevgiyi bize vermesini bekleriz. Ama o da aynı şeyi başkasından beklemektedir.

Peki bu dünyada sevgi ne kadar var? Yazara göre açlığımızı biraz bastıracak kadar ve yemek öncesi tadımlık gelen iştah açıcılar gibi. Bu minnacık tadım bizi daha müthiş bir sevgi açlığına tahrik ve teşvik ediyor. Bu minnacık tadım sevgiye ne kadar muhtaç olduğumuzu anlatıyor. Büyük bir hırsla ana yemeğin gelmesini ve bizi doyurmasını bekliyoruz.

Hani nerede? Hepsi o. Ve asıl çarpıcı cümle en sonda;


Sarı Çizgi

Sevgi - Tüm zıtlıkları birleştiren yegane duygu

Çoğumuz hoşumuza gitmeyen şeylerin değişmesini isteriz. Siyasetimizin değişmesini, Kültürel değerlerimizin korunmasını, insan ayrımı yapılmaması gibi, ancak ilk evvela kendimizin değişmesi gerektiği aklımıza gelmez. Oysa ilk adım bu olmalıdır, hatta dünyanın bu anlamda değişmesi, tamamen insanın kendi elindedir. Yalnız insanın tüm varlığı ile bunu istemesi ve bu yolda çaba göstermesi gerekir.

Dikkatimizi şimdiki zamana çevirerek, gördüğümüz, işittiğimiz ve hissettiğimiz şeylere odaklanmalıyız. Farkındalık, değişimden önce gelir. Bize öğretilenleri, kendimizi tanımladığımız kimlikleri, bizi sınırlayan, bize ağırlık yapan, doğru nefes almamızı engelleyen korkularımızı, ardımızda bırakmalıyız. Kendimizi yaşam nehrinin akışkan, dönüştürücü, kabul edici enginliğine bırakmalıyız. Suyun içine girdiğimizde, rahatlamak yerine çırpınırsak, bu sadece su yutmamıza neden olur. Suyun tüm veçheleriyle; akarsuyla, nehirle, gölle, denizle ve okyanusla bir olmalıyız; bütün olmalı ve onunla birlikte akmalıyız.

Nefret, öfke ve diğer dünyevi duyguların doğası çok basittir. Temeli insani dürtülerinden ve hayatta kalmayı amaç edinen egodan gelir. Bu duyguları kötü diye yargılayamayız, çünkü bu duyguların'da hizmet ettiği durumlar söz konusudur. Ama bu duyguların ilahi değil, benliksel olduğunu hepimiz hissederiz. Sevgi ise bunlardan çok farklı bir duygudur, doğadaki av-avcı yani mücadele dürtüsünün ötesindedir, çünkü samimi sevgi duygusu, egosal isteklerden değil üst benlikten gelir.

Sevgi kelimesine o kadar farklı anlamlar yüklenmiş ve yozlaştırılmış ki, sevginin manasını, ego'yu saf dışı bırakarak anlamak lazım.

Sevgi bir eylem midir? Sevgi bir nitelik midir?

Hayır! Sevgi davranışlara yansısada kaynak o değildir. Sevgi, insanlarda duygu olarak algılansada, duygu değildir. Sevgi ne eylemdir, ne nitelikdir, ne de duygudur! Sevgi bir varolma durumudur, Sevgi yaradılışın temelidir!.

Hayat şartları ne olursa olsun, dost düşman ayırmadan; kimseyi yargılamadan; kimseyi suçlamadan; kimseye kendi doğrularını yüklemeden; kırılmadan, alınmadan, herkese ve her şeye aynı şekilde, kalbinde var olan sımsıcak ve sessiz bir neşeyle; beklentisiz, şartsız bakabiliyor, yaklaşabiliyorsan, işte o zaman gözlerinin penceresinden, sevgi bakıyor bu dünyaya. Eğer böyle varolma duyguları yoksa içinde, sevgi sende henüz uyanmamış demekdir.

Sevgi gerektiğinde, öyle bir davranış sergilerki, bilinçsiz kişi bu davranışın sevgisiz olduğunu sanır. Örneğin küçük bir çocuk elinde keskin bir bıçakla oynarken, çocuğun tüm tepkilerine rağmen, elinden bıçağı alman gibi. Çocuk ağlar, bağırır, çağırır ve onun feryadını duyan başkaları, sana suçlu muamalesi yapar. Çocuk keskin bıçağın vereceği zararlardan habersiz olduğundan, seni kötülükle, sevgisizlikle suçlar. Dünya hali böyledir işte, sevginin bilgisinde olmayan, gerçek sevginin eylemlerini anlayamaz.

Sevgi bütün zıtlıkları birleştiren ve ilahileştiren yegane duygudur. İnsanların bir arada olmasının temel nedeni sevgidir. Sevgi dışında diğer duygular ve eylemler, belli bir süre insanları bir arada tutmaya yeter.

Eğer bir kişi ile aranızda bir sevgi bağınız varsa, kişiliğiniz istediği kadar farklı olsun, bir arada durabilir ve karşılıklı saygı ile yaşamaya devam edebilirsiniz. Etrafınıza bir bakın; kalıcı olarak sizin hayatınızda olan kişilerle aranızdaki en güçlü ve yegane bağın sevgi olduğunu fark edeceksiniz. Ve sevgi dışında diğer duygular ile bir arada olduğunuz insanların hepsinin hayatınızdan belli bir süre sonra çıktıklarını fark edeceksiniz. Çünkü hiçbir bağ, sevgi kadar güçlü değildir.

Sevgi, insani bilinçte zıt gibi gözüken dualite kavramlarını, ilahileştirerek zıtlıktan birlikteliğin mükemmelliğine dönüştürür. Zıtlıklar arasındaki “mücadeleyi”; “uyuma” ve “TAMAMLANMA” durumuna çevirir. İşte sevgi bu yüzden evreni bir arada tutan temel yasadır. Evrende var olan tüm zıtlıklar birbirini tamamlar ve mükemmel dengeyi yaratırlar, mücadeleyi değil. Çünkü evrene ilahi sevgi hükmeder. Aynı şekilde insanlar arasında da var olan sevgi, zıtlıkları mükemmel dengeye dönüştürür. Sevgi, birliği tezahür ettirir.

Sevgi dışındaki diğer tüm bağlar, eninde sonunda kopmaya mahkumdur, işte bu yüzden hayatımızda her daim var olan insanlarla aramızda yoğun bir sevgi bağı vardır.

Fesleğen, dokunulmadıkça kokusunu hissettirmeyen bir bitki türüdür. Aynı Fesleğen gibi, dokunulmadıkça, varlığındaki cevherleri göstermeyen, sevgi dolu insanlar vardır. Onlara dokunulduğu, zaman ellerini uzatır, size bolca sevgi ve şevkat bağışlarlar. Aslında herkes gibidirler, herkes gibi giyinirler, herkes gibi yaşarlar, herkes gibi çalışırlar, herkes gibi konuşurlar, ama onlara dokunulduğunda, bir midye gibi açılırlar ve o zaman içlerindeki inci ortaya çıkar. Onlar mutlak sevgiye, aşk'a ulaşmış kişilerdir, kendilerini ve diğer insanları ruh varlıklarıyla bilir, tanırlar.

Böyle bir insanla karşılaştığında bil ki, sırlar bahçesinin eşiğindesin. İçeri girip girmemek, artık senin seçimindir. (BenSiz)