logo - infethiye

Neye yoğunlaşırsan, onu güçlendirirsin!

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın
İki Kurt ve yaşlı Kızılderili
İnsan neye yoğunlaşırsa, onu güçlendirir
Olumsuz düşünceler ve Hastalıklar
Küçük Ruh

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın

kişilik

Nankör dünya deriz, hepimiz biliriz bu sözün ardında yatan duyguyu. Hayal kırıklığı deriz, üzülür hüsrana uğrarız. Efendim, kurma hayal o halde, herşeyi olduğu gibi gör ve boğulma hüsrana, beklentilerin gerçekleşmedi diye.

Bu dünya kuralı şöyle işliyor: bin tane iyilik yaparsın birine, bir kere de kötülük; ama bin iyiliğin değil, bir kötülüğün bedelini alırsın. İnsan öyle bir yaratık ki, bir kötülük uğruna, bin iyiliği feda eder, tüm hatırları yakar geçer. Ben bugüne dek pek nadir hatır bilen ve bağışlayıcı geniş bir zihniyete sahip insana rastladım. Benlik dramları içinde, en ufak bir terslikde, sevdikleri insanları dahi ayaklar altına alarak, çarmığa gerer gibi cezalara tabi tutar insanların çoğu.

''Bana dokunmayan yılan bin yaşasın'' sözü bu zihniyeti güzel bir şekilde ifade eder, çünkü asıl mesele bu sözün sonrasındadır: ''...ama dokunursa mahvederim, öldürürüm'' gelir cümlenin tamamlanmışında.

Kendini, benliğini az çok aşmış kişiler, bu dramların içinde yer alsalarda, yaptıkları herşey karşısında, daha beklentisiz kalmayı başarırlar. İyilikleri beklentisiz yaparlar, kötülükleri ise kötülükten ziyade, anlaşılmayan iyiliktir aslında. Birine tokat atmak, genelde kötü bir davranıştır ama, bir an korkup da şoka giren insana tokat atmak iyilikdir. Bir davranışın arkasında yatan amaçtır, bu göreceli dünyada iyiyi kötüyü belirleyen. Sevgiyle yapılan hiçbir şey kötü değildir, ama egonun amaçlarına hizmet eden iyilik dahi, iyilik değildir. Menfaatleri beslemektir en iyi şartlarda.

Bilgeler iyi ve kötüyü ayırt etmezler, onlar her an'ın içinde tek doğru davranışı uygularlar. Bu karşıtlar dünyasının sınırlarını aşmış olanlar için karşıtlar artık yoktur. Tekliğin içinde gerçeğe hizmet ederler ve ayrım yapmazlar, yapamazlar.

Bu mükemmel tutumu günümüz insanı uygulayamasa da, en azından daha duyarlı olarak kendi nefsini dizginlemeyi öğrenerek ve uygulayarak daha az zemin verir kederlere. Kederin tarlası olan egonun toprağı çürütüldüğünde, tohumları açmaz, susuz bırakıldığında, yok olur gider. Bunu uygulamak dikkat gerektirir. Kişi kendini devamlı izlemeli ve ne yaptığının, ne düşündüğünün farkında olmalı ki, değişim rüzgarları yelkenlerine dolsun, onu bilinmeyen deryalara, gerçek güzelliklere götürsün.

Buram buram özgürlük kokan o okyanus, dünyadan ve beklentilerinden bağımsızlaşan kaptanların rotasıdır. Ve bu dünyada yaşanılası tek hayat o sulardadır. O suların haricinde yaşanan hayatlar, cehennemin kendisidir, kişi bunun farkında olsada olmasada.

Her acılı nefret dolu tepki, her hastalık, her üzüntü, her keder, her saldırı, tüm karşıtlar içinde çalkalanan düşünceler, ayrımcılık, hüsranla biten aşklar, dünyaya ve başkalarına ümit bağlamalar, yoksunluk, acizlik duygusu, kişilere karşı beslenen tutkular, para, mal, mülk, eğlence sevdası, saymakla bitmeyen daha nice şeylerin hepsi cehennemin ateşini harlatır ve kişiye ŞİMDİ ve BURADA kendi özel cehennemini yaşatır. Bunun haricinde başka bir cehennem yoktur. Allah'ı, Tanrı'yı ceza olarak cehennem yarattı diyerek açıklamak, O'nu inkar etmektir. Sevgi olan O, sevgiden gayrı birşey yaratmaz. Ceza sevginin bir ürünü değildir ve kendini dünyada hükümdar ilan etmiş olan egonun bir uydurmasıdır, korkular üzerine kurulan bu rüyanın tanrısıdır, o cezalar, günahlar ve ödüller tanrısı.

Sen her an kendi hayatının senaristi ve baş oyuncususun. Cennet ve cehennem öldükten sonra, gideceğin bir yer değildir, onlar birer seçimdir şimdi ve buradadır. Kişinin hangi tarafıyla hayatını yaşadığının sonucudur. Hayatının rejisörü egon ise, cehennemdesin, eğer Öz'ün hayatını belirliyor ve sana rehberlik ediyorsa, cennettesin. İşte bu kadar. Başka birşey yok bu dünya rüyasında. Biri seni daha derin kâbuslara gömer, diğeri ise tatlı bir uyanışa götürür. Ve bugüne kadar neyi seçtiğin önemli değil, çünkü her an yeniden seçebilirsin. (BenSiz)


sarı çizgi

İki Kurt ve yaşlı Kızılderili

İki Kurt

Yaşlı, bilge Cherokee Kızılderili, torununa ders veriyordu.

"İçimde çok şiddetli bir kavga süregidiyor. Bu kavga iki Kurt arasında cereyan ediyor. Bu kurtlardan birisi öfkeyi, ihaneti, hainliği, kıskançlığı, açgözlülüğü, kibiri, hırsı, suçluluğu, aşağılama duygusunu, yalanları, yapmacık gururu, üstünlük taslamayı ve egoyu temsil ediyor.

Diğeri ise huzuru, ahlakı, umudu, özgürlüğü, sevgiyi, nezaketi, gelişmeyi, inancı, yardımseverliği, anlayışı, cömertliği, dostluğu, merhameti, hakikatçılığı ve alçakgönüllülüğü temsil ediyor. Aynı kavga sizin içinizde ve diğer insanların içinde de cereyan ediyor.

Çocuk bir müddet düşünür ve dedesine sorar:

Hangi Kurt bu kavgayı kazanır?

Yaşlı Cherokee Kızılderili hemen cevaplar:

Beslediğin Kurt kazanır.


sarı çizgi

İnsan neye yoğunlaşırsa, onu güçlendirir

İnsan neye dikkat eder, neye yoğunlaşırsa onu güçlendirir veya kendi  iradesinin hakimiyetini ona kaptırır. Kızılderili bilgenin eğitimde profilini çizdiği kurt tasvirine ayna tuttuğumuzda, toplumumuzun her alanında bu olgu karşımıza çıkar. Bir taraf kazanmak için güçlü olan şahsiyetini, karakterini beslemekte, diğer taraf ise insan olmanın olumsuz özelliklerini besleyerek, kendi zaferini aramaktadır. Bilgenin kurt tasviri ile anlattığı insanlar arasında mücadele, insanoğlu varolduğu günden itibaren süregelmektedir, ancak içinde bulunduğumuz çağ neredeyse sona erecek, yeni bir çağ başlayacaktır.

Bizler neye inanıyorsak, neyin karakter yansımasını taşıyorsak, o mânada içimizde beslediğimiz kurtlara dikkat etmeliyiz. Toplumun idealizmi adına yön tayin eden fikir sahipleri, özellikle bu konuya oldukça hassas yaklaşmalı ve bilgenin bahsettiği iki kurt modelinden iyiyi temsil edeni beslemelidir.

Kendi düşünce ve fikirlerine hizmet etme anlayışında olanlar, bu mânada her erdem insanın yapması gerektiği gibi, içinde beslemesi gereken kurt modelinin farkında olmalı ve bunun mücadelesini vermelidir.


sarı çizgi

Olumsuz düşünceler ve Hastalıklar

Olumsuz Düşünceler

Yaşamlarımızı sürdürme tarzımıza dair aldığımız kararların bazılarının sınırları belirgin değildir. Bu yalnızca çok fazla alkol almak, ya da halisünojenik ilaçlar kullanmak gibi şeyler değildir, bazen çok daha ince ve subtil bir şeydir. Bazen zihne alınan şeyler, ya da bize hizmet etmeyen ve sağlıklı yaşamlar sürmemize engel olan düşünceleri zihne doldurmaktır bu.

Gençken, bazı insanlara karşı olumsuz düşünmekle kalmamış, açıkcası bu düşünceleri beslemiştim bile. Yani bu davranışım bir tutku haline gelmiş ve bir şekilde, kendimi daha iyi hissetmemi sağlıyordu.

Bunu kabul etmek zor ama bazı insanlara karşı hissettiğim kızgınlıktan ya da duyduğum hoşnutsuzluklardan haz alan bir tarafım vardı. Ve gördüm ki, bir yönümü geliştiren bu kızgınlık, diğer yönümü çok yıkıcı şeylerle besliyordu.

Bilirsiniz, kızgın insanlar, az da olsa, sürekli kalp krizi geçirirler, mide sorunlarından kurtulamazlar, ülsere yakalanırlar, olumsuz fiziksel durumlar deneyimlerler. Başka bir deyişle, sürekli neşeli olup da sürekli hasta olan insan pek yoktur. İstisnalar tabi ki var, ancak şunu söylemek lazım ki, genelde kişi ne kadar olumluysa okadar sağlıklıdır. Ve tersine, genellikle sağlıksız olan insanlar, sürekli şundan bundan, ya da ondan bundan yakınanlardır.

Kronik hastalıkları olanlar, genelde yaşamla ilgili olumsuz düşünceleri besleyen ve kendilerini olumsuz enerjilerle sarmalayanlardır. Bu olumsuz enerjilerin bazıları, kızgınlık ve dargınlıktır. Başkalarına, yaşamlarında, şimdiye kadar oynadıkları rollerden ötürü, darılan, eski günlerin acısını sanki şu anda, burada oluyormuş gibi bugüne taşıyan insanlardan bahsediyorum.

İnsan mekanizmasını, insan organizmasını, içinde yaşadığımız bu biyolojik evi "geçmiş anılardan" gelen, çözülmemiş olumsuz düşünce ve duygular kadar başka hiçbir şey yıpratamaz. Bu duygu ve düşünceler, kim yada ne olduğumuzu belirler. Geçmişte yaşanan olumsuzluklar, zihinde hala yer aldığı sürece (çözülmediği sürece) olumsuz kimliğimiz var olmaya devam eder.

Bu nedenle sağlıklı yaşamanın anahtarı bağışlamaktır. Bunu her iki açıdan da kastediyorum. Yaşam, almak için değil bağışlamak (vermek) içindir. İlahi şifayı öğrenmedikçe ve yaralarımıza bağışlayıcılığın merhemini sürmedikçe, bu yaralar (dıştaki sıyrıklar kapandıktan sonraları bile) içimizde yayılmaya devam edecektir. Ve yaşlanınca çok zorlayıcı psikolojik sorunlar yaşayacak, ama bunların neden kaynaklandığını bilemeyeceğiz.

Anladım ki, olumlu olmayan davranışların dışındaki her şey, insanı hasta edebilir. En ufak olumsuzluklar bile, tekrarlandığında, bedende hastalık ve rahatsızlığa neden olabilecek etkiler yaratabilir.

Aslında düşüncelerimde olumsuz olduğum zamanların sayısı çok şaşırtıcıydı. "Asla başaramam" ya da "bu bana asla olmaz" gibi basit yada daha büyük olumsuz düşünceler. Böylelikle bana çektirdikleri olumsuz enerjilerle sarmalanmamak için, gitgide zihnime giren düşünceleri, özellikle diğer insanlar için düşündüğüm olsumsuzlukları kontrol etmeyi öğrendim. (Neal Donald Walsch )


sarı çizgi

Küçük Ruh

Küçük Ruh

Günün birinde küçük Ruh Tanrıya gider ve ona heyecan içinde "Ben kim olduğumu biliyorum" der. Tanrı; "Peki sen kimsin?" der. Küçük Ruh "Ben Işığım" der ve Tanrı "Doğru sen Işıksın" der.

Küçük Ruh bir an düşünür ve "ben Işık olduğumu biliyorum ama Işık olmayı kendim deneyimlemek istiyorum. Kendi deneyimlerimle bilmek istiyorum." der.

Tanrı "Oh anladım, sen halihazırda olduğun şeyi deneyimlemek istiyorsun." der. Küçük Ruh "Evet istediğim budur, kendimi Işık olarak deneyimlemek istiyorum, sadece bilmek yetmiyor. Işık olmayı yaşamak istiyorum."

"Bunu anlayabiliyorum" der Tanrı, "Ancak bu zor bir iş. Çünkü yarattığım Işıktan başka bir şey yok ortada ve senin Işığın Güneşin içindeki bir Mum gibi, sen orada milyarlarca başka Mumların arasındasın ve hepiniz birlikte Güneşi oluşturuyorsunuz. Bu Mumlardan bir tanesi dahi olmazsa Güneş de olmaz. Işıkların arasında ışığını fark etmek istiyorsan bu oldukça karışık bir bilmece."

"İyi ama sen Tanrısın, bir çözüm bulursun" der küçük Ruh. "Düşündüm ve buldum" der Tanrı bir süre sonra. "Kendini Işıkların içinde bir Işık olarak fark etmen imkansız olduğuna göre, seni olmadığın bir şeyle kuşatacağız ve bunun adını karanlık koyacağız. Seni, senin tam zıttın olan bir şeyle sararak ne kadar parlak bir Işık olduğunu deneyimlemeni sağlayacağız."

Küçük Ruh "Tamam, ben karanlığa razıyım, böylece Işık olabileceğim." der. Tanrı, "Bunu senin için istedim. Seni karanlıkla kuşatacağım ama kendini karanlıkla kuşatılmış bulduğun an yumruğunu kaldırıp göklere küfretme, sadece karanlığı aydınlatan bir Işık ol ki, dokunduğun yaşamların hepsi de senin ne olduğunu bilebilsinler. İnsanların önünde parlamalısın ki, onlarda kendi Işıklarının yansımalarını görebilsinler" der.

"Bunu, sahip olduğun ilahi veçhelerin herhangi biri ile yapabilirsin. Şimdi, yaşam formu gücünde iken 'Ruh Amacı' olarak seçtiğin ve yaşamlar boyunca seçmeye devam edeceğin veçhelerimden birini dikkatlice seç, iyi ve akıllı bir seçim yap."

Küçük Ruh büyük bir heyecanla "Yani, önümdeki yaşam için Mutluluk, Neşe, Akıl, Barış, Sevgi yada başka bir şey olabilir miyim? diye sorar. "Haklısın" der, Tanrı.

"Seçtim" diye bağırır küçük Ruh, "Bağışlamayı deneyimlemek istiyorum." Tanrı "Evet, bu senin için büyük bir gün. Bağışlama olmayı seçtin ve olacaksın. Yalnız bir sorun var, ortada bağışlanacak kimse yok." "Hiç kimse yok mu?" der küçük Ruh.

"Etrafına bir bak. Senden daha az mükemmel, daha az parlak kimse görüyor musun?" Küçük Ruh döner ve evrenin dört bir yanından, olan biteni seyretmeye gelen diğer Ruhlara bakar. Tek görebildiği hepsinin de en az kendi kadar mükemmel, parlak ve büyük olduğudur.

"O zaman ben kimi bağışlayacağım? Benden daha az mükemmel bir varlık yoksa ortada, ben, mükemmelliği nasıl deneyimleyeceyim? diye sorar. Tam o sırada, bir Ruh kalabalığın önüne çıkar dostça;"Üzülme beni bağışlayabilirsin"der. Küçük Ruh; "Sen kimsin" der. Dost Ruh;" Ben kalabalığın içinden herhangi biriyim, sadece bir adım öne çıkmayı seçtim. Sana, önündeki yaşam süreci içinde bağışlanacak birisini temin edeceğim, sana öyle bir şey yapacağım ki sen de bağışlamayı deneyimleyeceksin."

"Ne, ne yapacaksın? Nasıl yapacaksın? diye sorar küçük Ruh heyecan içinde. "Neden bunu yapacaksın? Sen de en az benim olduğum gibi tam bir güzelliksin, Işığın parlak kişiliğinin simgesi olarak parıldarken neden böyle bir şey yapasın ki? Titreşimlerinin hızı sana öyle bir parlaklık kazandırıyor ki, gözlerimi kamaştırıyorsun. Bu titreşim düzeyini yavaşlatmak istemeni anlayamıyorum. Böyle korkunç bir şeyi yaparak kendini niye ağırlaştırasın ki?

"Çünkü" der dost Ruh "Bunu yapacağım, çünkü seni seviyorum. Öyle şaşırmış bakma bana... Hatırlamıyor musun sen de benim için aynısını yapmıştın. Bu kadar çabuk mu unuttun? Hatırlasana seninle her şey olduk. Yukarısına da çıktık aşağısına da indik, soluna sağına, öncesine sonrasına gittik. Her şeyin iyi ve kötü yanları olduk. Her ikimiz de bir diğerimiz için bir diğer yanı oluşturduk. Evet bir noktada haklısın, titreşimimi senin tanımladığın şekilde düşürmek hiç de kolay olmayacak, ama olsun , ben de senden bir başka yaşam süreci için benzer bir şey isterim.... yeter ki sen "Bağışlama" olabil."

"Ne istersen yaparım" der küçük Ruh "Kendimin ne olduğunu deneyimlemek için ne gerekirse yaparım. Söyle karşılığında ne istiyorsun?" Dost Ruh şöyle der; " Sana vursam da, yüzüne tükürsem de, sana olabilecek en büyük kötülüğü yapsam da, aynı anda gerçekten KİM olduğumu anımsa. Eğer beni şimdi olduğu gibi unutursan, bende KENDİMİ hatırlayamam. Daha da kötüsü, sende kim olduğunu unutursan bize bunu hatırlatacak bir ÜÇÜNCÜYE ihtiyaç duyarız.

Evet hikaye bu kadar ama buraya kadar geldiğinize göre, siz de kim olduğunuzu hatırlama yolundasınız. Siz, hangi veçheyi, ya da hangi veçheleri deneyimlemek için bu yaşamı yaşıyorsunuz? Bunun için size yardım eden Varlıkları Farkediyor musunuz ? (Neal Donald Walsch )