İki Kurt - Düşünceler nasıl güçlenir?

İki Kurt ve yaşlı Kızılderili
İnsan neye yoğunlaşırsa, onu güçlendirir
Olumsuz düşünceler ve Hastalıklar
Bana dokunmayan yılan bin yaşasın
Başkaları yerine, kendi duygularına odaklan

İçimizdeki iki Kurt'un kavgası

İçimizdeki iki Kurtun kavgası

Yaşlı, bilge Cherokee Kızılderili, torununa ders veriyordu. "İçimde çok şiddetli bir kavga süregidiyor. Bu kavga iki Kurt arasında cereyan ediyor. Bu kurtlardan birisi öfkeyi, ihaneti, hainliği, kıskançlığı, açgözlülüğü, kibiri, hırsı temsil ediyor. Diğeri ise huzuru, ahlakı, umudu, özgürlüğü, sevgiyi, nezaketi, yardımseverliği, hoşgörüyü temsil ediyor.

Aynı kavga senin içinde ve diğer insanların içinde her an cereyan ediyor.

Çocuk bir müddet düşünür ve dedesine sorar:

Hangi Kurt bu kavgayı kazanır?

Yaşlı Cherokee kızılderili biraz duraklar ve cevaplar:

Beslediğin Kurt!

İnsan neye yoğunlaşırsa, onu güçlendirir

İnsan neye dikkat eder, neye yoğunlaşırsa onu güçlendirir veya kendi iradesinin hakimiyetini ona kaptırır. Kızılderili bilgenin eğitimde profilini çizdiği kurt tasvirine ayna tuttuğumuzda, toplumumuzun her alanında bu olgu karşımıza çıkar. Bir taraf kazanmak için güçlü olan şahsiyetini, karakterini besler, diğer taraf ise, insan olmanın olumsuz özelliklerini besleyerek, kendi zaferini arar.

Bilgenin kurt tasviri ile anlattığı insanlar arasında mücadele, insanoğlu varolduğu günden itibaren süregelmektedir, ancak içinde bulunduğumuz çağda neye inanıyorsak, neyin karakter yansımasını taşıyorsak, o manâda içimizde beslediğimiz kurtlara dikkat etmeliyiz. Özellikle toplumun idealizmi adına yön tayin eden fikir sahipleri bu konuya oldukça hassas yaklaşmalı ve bilgenin bahsettiği iki kurt modelinden iyiyi temsil edeni beslemelidir.

Kendi düşünce ve fikirlerine hizmet etme anlayışında olanlar, bu manâda her erdem insanın yapması gerektiği gibi, içinde beslemesi gereken kurt modelinin farkında olmalı ve bunun mücadelesini vermelidir.

Olumsuz düşünceler ve hastalıklar

Olumsuz düşünceler ve hastalıklar

Yaşamlarımızı sürdürme tarzımıza dair aldığımız kararların bazılarının sınırları belirgin değildir. Bu yalnız çok fazla alkol almak, ya da halisünojenik ilaçlar kullanmak gibi şeyler değildir, bazen çok daha hassas şeylerdir. Bunlar sağlıklı yaşam sürmemize engel olan düşünceleri, zihnimize dolmasına izin vermektir.

Gençken bazı insanlara karşı olumsuz düşünmekle kalmamış, hatta bu düşünceleri beslemiştim. Yani bu davranışım bir tutku haline gelmiş, bir şekilde, kendimi daha iyi hissetmemi sağlamıştı. Bunu kabul etmek zor ama bazı insanlara karşı hissettiğim kızgınlıktan, ya da duyduğum hoşnutsuzluklardan haz alan bir tarafım vardı.

Ve gördüm ki, bir yönümü geliştiren bu kızgınlık, diğer yönümü çok yıkıcı şeylerle besliyordu. Bilirsiniz, kızgın insanlar, az da olsa, sürekli kalp krizi geçirir, mide sorunlarından kurtulamaz, ülsere yakalanır, olumsuz fiziksel durumlar deneyimlerler. Başka bir deyişle, sürekli neşeli olup da, sürekli hasta olan insan pek yoktur. İstisnalar tabi ki var, ancak şunu söylemek lâzım ki, genelde kişi ne kadar olumluysa, o kadar sağlıklıdır. Ve tersine, genellikle sağlıksız olan insanlar, sürekli şundan bundan, ya da ondan bundan yakınan insanlardır.

Olumsuz düşünceler, kim ve ne olduğumuzu belirler

Kronik hastalıkları olanlar, genelde yaşamla ilgili olumsuz düşünceleri besleyen ve kendilerini olumsuz enerjilerle donatanlardır. Bu olumsuz enerjilerin bazıları, kızgınlık ve dargınlıktır. Şimdiye kadar yaşamlarında oynadıkları rollerden dolayı, başkalarına darılan, eski günlerin acısını, sanki şu anda burada oluyormuş gibi bu güne taşıyan insanlardan bahsediyorum.

İnsan mekanizmasını, insan organizmasını, "geçmiş anılardan" gelen, çözülmemiş olumsuz düşünce ve duygular kadar başka hiç bir şey yıpratamaz. Bu duygu ve düşünceler kim, yada ne olduğumuzu belirler.

Geçmişte yaşanan olumsuzluklar, zihinde halâ yer aldığı sürece, (çözülmediği sürece) olumsuz kimliğimiz var olmaya devam eder. Bu nedenle sağlıklı yaşamanın anahtarı bağışlamaktır. Bunu her iki açıdan kastediyorum. Yaşam, bir şey almak için değil, bağışlamak içindir. İlahi şifayı öğrenmedikçe ve yaralarımıza bağışlayıcılığın merhemini sürmedikçe, bu yaralar (dıştaki sıyrıklar kapandıktan sonra dahi) içimizde yayılmaya devam eder. Yaşlanınca, çok zorlayıcı psikolojik sorunlar yaşayacak, fakat bunların neden kaynaklandığı konusunda bir çıkmaza gireceğiz.

Anladım ki, olumlu olmayan davranışların dışında kalan her şey, insanı hasta edebilir. En ufak olumsuzluklar dahi tekrarlandığında, bedende hastalık ve rahatsızlığa neden olabilecek etkiler yaratabilir. Aslında düşüncelerimde olumsuz olduğum zamanların sayısı çok şaşırtıcıydı. "Asla başaramam" ya da "bu bana asla olmaz" gibi basit, ya da bundan daha ağır olumsuz düşünceler. Böylelikle bana çektirdikleri olumsuz enerjilerle sarmalan'mamak için, gitgide zihnime giren düşünceleri, özellikle diğer insanlar için düşündüğüm olsumsuzlukları kontrol etmeyi öğrendim.

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın

Bana dokunmayan Yılan bin yaşasın

Nankör dünya deriz, hepimiz biliriz bu sözün ardında yatan duyguyu. Hayal kırıklığı deriz, üzülür hüsrana uğrarız. Efendim hayal kurma o halde, herşeyi olduğu gibi gör, beklentilerin gerçekleşmedi diye boğulma hüsrana. Bu dünya kuralı şöyle işliyor: bir kişiye sayısız iyilikler yaparsın, bir kere de kötülük olarak algılanan şey olur, ama bin tane iyiliğin değil, bir kötülüğün bedelini alırsın. İnsan öyle bir yaratık ki, bir kötülük uğruna, bin iyiliği unutur, tüm hatırları yıkar geçer.

İnsanların çoğu benlik dramları içinde, en ufak bir terslikte, sevdikleri insanları dahi ayaklar altına alarak, cezalara tabi tutar. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" sözü, bu zihniyeti güzel bir şekilde ifade eder. Çünkü asıl mesele bu sözün sonrasındadır: "...ama bana dokunursa mahvederim."

Bencilliğini az çok aşmış kişiler, bu dramların içinde yer alsalarda, yaptıkları şeyler karşısında, daha beklentisiz kalmayı başarırlar. İyilikleri beklentisiz yapar, kötülükleri, kötülükten ziyade hemen anlaşılmayan iyiliktir. Birine tokat atmak, genelde kötü bir davranıştır, ama bir an korkup da şoka giren insana tokat atmak iyiliktir.

Bu göreceli dünyada iyiyi kötüyü belirleyen bir davranışın arkasında yatan yegane şey niyet ve amaçtır. Sevgiyle yapılan hiç bir şey kötü değildir, ama egonun amaçlarına hizmet eden iyilik dahi, iyilik değil, en iyi şartlarda menfaat beslemektir.

Bilgeler iyi ve kötüyü ayırt etmezler, onlar her an'ın içinde tek doğru davranışı uygularlar. Bu karşıtlar dünyasının sınırlarını aşmış olanlar için, karşıtlar yoktur. Tekliğin içinde gerçeğe hizmet eder ve ayrım yapmazlar, yapamazlar da. Bu tutumu günümüz insanı pek uygulayamasa da, en azından nefsini dizginlemeyi öğrenmek için daha duyarlı, kederlere daha az zemin sağlar. Kederin tarlası olan egonun toprağı çürütüldüğünde, tohumları açmaz, susuz bırakıldığında, yok olur gider.

Mevlana ne demiş?

Kötülük yaptın mı kork, çünkü o bir tohumdur, Allah yeşertir karşına çıkartır. Şu toprağa sevgiden başka bir tohum ekmeyiz, Şu tertemiz tarlaya başka tohum ekmeyiz biz.

Bunu uygulamak dikkat gerektirir. Kişi kendini devamlı izlemeli ve ne yaptığının, ne düşündüğünün farkında olmalı ki, yelkenlerine değişim rüzgarları dolsun, onu bilinmeyen deryalara, gerçek güzelliklere götürsün. Buram buram özgürlük kokan o okyanus, dünyadan ve beklentilerinden bağımsızlaşan kaptanların rotasıdır. Ve bu dünyada yaşanılası tek hayat o sulardadır. O suların haricinde yaşanan hayatlar, cehennemin kendisidir, kişi bunun farkında olsada olmasada.

Her acılı nefret dolu tepki, her hastalık, her üzüntü, her keder, her saldırı, tüm karşıtlar içinde çalkalanan düşünceler, ayrımcılık, hüsranla biten aşklar, dünyaya ve başkalarına ümit bağlamalar, yoksunluk, acizlik duygusu, kişilere karşı beslenen tutkular, para, mal, mülk, eğlence sevdası, saymakla bitmeyen daha nice şeylerin hepsi cehennemin ateşini harlatır ve kişiye şimdi ve burada kendi özel cehennemini yaşatır. Bunun haricinde başka bir cehennem yoktur.

Allah'ı, ceza olarak cehennem yarattı diyerek açıklamak, O'nu inkar etmektir. Sevgi olan O, sevgiden gayrı bir şey yaratmaz. Ceza, sevginin bir ürünü değildir ve kendini dünyada hükümdar ilan etmiş egonun uydurmasıdır. O korkular, cezalar, günahlar ve ödüller üzerine kurulan bu Dünyanın tanrısıdır.

Sen her an kendi hayatının senaristi ve baş oyuncususun. Cennet ve cehennem öldükten sonra, gideceğin bir yer değildir, onlar birer seçimdir şimdi ve buradadır. Kişinin hangi tarafıyla hayatını yaşadığının sonucudur. Hayatının rejisörü egon ise, cehennemdesin, eğer kendi Öz benliğin hayatını belirliyor ve sana rehberlik ediyorsa, cennettesin, işte bu kadar.

Biri seni daha derin kâbuslara gömer, diğeri ise tatlı bir uyanışa götürür. Ve bugüne kadar neyi seçtiğin önemli değil, çünkü her an yeniden seçebilirsin.

Başkaları yerine, kendi duygularına odaklan

Kendi duygularına odaklan

Günlerce, yıllarca görmediğin bir arkadaşınla birden karşılaşınca, seni aniden bir sevinç, bir heyecan sarar. Fakat ilgin, bu sevince değil, arkadaşına yönelecektir. İşte o zaman bir şeyleri kaçırırsın ve bu keyif sadece bir anlık olur. Arkadaşına odaklanır, eski anılardan birşeyleri hatırlamaya başlarsın, bu aranızda konuşmaya vesile olan şeydir, konuşursun ve sevinç yakın zamanda uçup gider.

Bir arkadaşını görüpte, içinde doğan ani sevinci hissettiğinde, dikkatini bu sevinç üzerinde yoğunlaştır, onu hisset ve o sevince dönüş. Arkadaşınla farkındalık içinde, sevinçle bir olarak buluş, mutluluk duygusunun merkezinde kal. Bu aksiyon çok farklı pozisyonlarda kullanılabilir. Güneş doğduğunda, aniden içinde bir şeyin doğduğunu hissedersin. O zaman güneşin kenarda kalmasını sağla, yükselen kendi enerjine ilişkin duygularına odaklan. Bu duyguya baktığın an, duygu yayılıp, tüm bedenin, tüm varlığın olacaktır. Bu duygunun gözlemcisi olmakla yetinme, bu duyguya karış.

Sevinç, mutluluk, sonsuz bahtiyarlık duyabileceğimiz anlar sınırlıdır ve onları kaçırırız, çünkü nesnelere odaklanırız. Sevinç duyduğumuzda, bu sevincin dışarıdan bir yerlerden gelip bizi bulduğunu zannederiz. Bir arkadaşını gördüğünde, sevinç, arkadaşından - onu görmekten kaynaklanıyor gibi gelir, bu konuda hiç kuşku duymazsın. Ama gerçek durum öyle değildir, sevinç daima senin içindedir, arkadaşın yalnız içinde bulunduğun bir durumun parçasıdır, o bu durumun ortaya çıkmasına yardımcı olmuştur.

Yalnız sevinçte değil: Öfkede, ızdırapta, mutlulukta, her şeyde bu böyledir. Diğer insanlar ve durumlar, yalnız içindeki gizli şeylerin ifade edilmesine yardımcı olurlar. Onlar sendeki bir şeyin nedeni değildir, her ne oluyorsa, sana olur, dostunla karşılaşman, içinde zaten var olanı açığa vuran bir sebeptir.

Bu olduğu zaman, içsel duyguna odaklanmış olarak kal. O zaman yaşamda her şeye karşı farklı bir tutum geliştirirsin. Duygular olumsuz bile olsa, bunu yap. Öfkelendiğin zaman, sende bu duygunun içinden dışarı çıkmasına sebep olan insana odaklanma, o kişinin kenarda kalmasını sağla. Yalnız öfkene odaklan, onu bütünlüğü ile içinde hisset, onun içinde olmasına izin ver ama bunu mantıkla açıklamaya çalışma;

"Bunu bu kişi yarattı" deme, kişiyi kınama. O kişi yalnız bir durum, bir sebeptir. İçindeki gizli bir şeyi açığa çıkartmakta sana yardımcı olduğu için ona karşı minnet duy. Olumlu ya da olumsuz, bütün duygular için bunu kullan, müthiş bir değişim geçireceksin.

Duygu olumluysa, duygunun kendisi ol, sevinçle sevinç ol. Eğer duygu olumsuz'sa, o duygunun içinde olduğunu fark ederek, ondan kurtulup, özgürleşmelisin. Yani duygu öfkeyse, öfkenin yavaş yavaş kaybolmasını izin ver, onu deneyimle. Olumlu ve olumsuz duygular arasındaki fark budur. Belli bir duygunun farkına varırsan, farkındalık duygusu yavaş yavaş kaybolursa, bu duygu olumsuzdur. Belli bir duygunun farkına vararak, eğer o duygu oluyorsan ve duygu yayılıp, varlığın oluyorsa, bu olumlu bir duygudur.

Duygu, zehirli bir duyguysa, farkındalıkla ondan kurtulursun. İyi bir duygu ise, coşku vericiyse, onunla bir olursun, farkındalık onu derinleştirir. Yani farkındalığın bir şeyi derinleştiriyorsa, bu iyi bir şeydir. Bir şey farkındalığın sayesinde yavaş yavaş yok oluyorsa, demek ki o olumsuz bir şeydi. Farkındalık içinde barınamayan şey, "günah" diye tabir edilen şeydir. Farkındalık içinde büyüyen - yayılan şey ise, erdemdir.

Farkındalığını kullan, karanlık varsa ve sen ışık getiriyorsan, karanlık yok olur. Çünkü orada karanlık gibi duran şey, yalnız ışığın yokluğudur. Ama ışık geldiğinde, orada olan pek çok şey ortaya çıkar. Farkındalık sayesinde, karanlık gibi olumsuz olan nefret, öfke, üzüntü, şiddet yok olur gider.

Hiç bir şeyi kaldırıp atma, hiçbir şeye karşı olma, herhangi bir çatışma yaratma, çünkü çatışma yüzünden kendine zarar verirsin. Hiç bir durumu ayıplama, aksine onu kişiliğini geliştirmek için kullan, dönüşmenin yollarını ara. Dönüşümün çatışma sayesinde değil, farkındalık sayesinde gerçekleşeceğinin farkında ol.

Kaynaklar:

Osho - (Başkaları yerine, kendi duygularına odaklan)
Neal Donald Walsch - (Olumsuz düşünceler ve hastalıklar)
BenSiz/ Anonim - (Bana dokunmayan yılan bin yaşasın)