Çakralar, Renkler, Hastalık, Metabolizma

Çakra fonksiyonları ve çeşitli organlar ile ilişkilisi
Düşüncelerimizin çakralarımıza etkileri
Renklerin psikoloji ve metabolizma üzerindeki etkileri
Renklerin hastalıklarla ilişkisi
Meyveler ve Renkler
Gıdaların renk ve besin enerjileri

Şakraların endokrin sisteminde organlar ile ilişkisi

çakralar - şakralar - chakralar

İnsan bedeninde hızla dönen tekerleklere benzeyen enerji merkezleri vardır, bunlar yedi ana çakra'dan, oluşan enerji merkezleridir. Çakraların uyum içinde çalışması ve dengeli hale gelmesi, yaradılış içindeki amacımızı anlamayı sağlar. "Çakralar", yada "Şakralar" bedene canlılık verir, insan tabiatının hem fiziksel, hem de zihinsel yönlerinin birbirleri ile iletişiminde odak noktasıdır. Yedi temel şakra omuriliğin alt ucundan başlayıp, yukarı doğru sıralanır. Her şakranın belirli bir rengi, özel fonksiyonları vardır. Her biri şuurun bir yönünü yansıtır, klasik bir elementi ve diğer belirleyici özellikleri vardır.

Ruhaniyetten gelen bir enerjinin yavaş yavaş yoğunlaşarak, belirli şakra seviyelerini oluşturduğu ve nihayet en alttaki şakrada sonlandığı belirtilmiştir. Bu en alt kök şakra maddesel varoluşun metafizik tabanıdır. Bu şakra spiritüel enerjiyi çeker, enerjinin fiziksel varsayılmasına sebep olur. Bu bir elektrik akımındaki şeklin gelişmesi için gerekli potansiyeli sağlayan negativ bir kutup gibidir.

Şakranın içinde harekete geçirilmeyi bekleyen, büyük bir spiritüel potansiyel vardır. Bu potansiyel, kaynağa yükselmeyi beklemektedir. Şakralar üzerinden fiziksel bedenlere dönüştürülen titreşimler, duygu, düşünce ve his olarak algılanır. Kişinin kendi iç aleminde aldığı sonuç düzeyi, chakralarla temsil edilen alanların, ulaşılan bilinç derecelerine, tıkanıp tıkanmadığına bağlı olarak değişir. Kişi Evrensel bilince ne kadar açılmış ise, chakraları o kadar aktifleşmiş olur.

Şakralardaki tıkanıklıkları açmaya başladığımızda, kararlı bir etki-tepki dönüşümünü harekete geçirir, bilince giden evrensel İlahi yolu izlemeye başlarız. Taç şakradan (Tepe çakra) girerek, omurga üzerinden her bireysel şakraya akan güç - Saf varlığın, bütün’ün görülemeyen enerjisidir. Çakralar ayrıca, çevreden kendi frekanslarına uygun titreşimleride alırlar - bizi çevreyle, doğayla ve evrenle bağlantı haline sokarlar.

Şakralar, çevremize doğrudan enerji yayarlar, çevredeki enerji atmosferini etkiler, değiştirirler. Bilinç yada bilinçaltı mesajlarla, iyileştirici şifa titreşimleri de gönderebilen şakralar, insanları ve koşulları hem olumlu, hem de olumsuz yönde etkilerler.

Islam Sufizminde Lataife-e-Sitta (6 latifliğin) beş duyu ve beş duyu ötesi algılama ile ilgili oldukları söylenir. Bunların aktive edilmesi sonucunda, bir kişinin ruhsal gelişimi tamamlanır.

Şakraların pozisyonları ve fonksiyonları ile, endokrin sistemindeki çeşitili organlar birbirleri ile ilişkilidir. Her çakranın etki alanına giren hücre ve organlar, çakralardan aldığı enerjiler sayesinde, bedeni dengede tutar. Çakraların etki alanlarından, bir veya bir kaçında enerji dengesi zarar gördüğünde, bu bölgelerde ağrılar sızılar başlar, kişi "hasta oldum" der. Oysa enerji dengesi bozulmuş, o mükemmel makine çalışma ahengini kaybetmiştir.

Bedende hücreler kasılıp, gevşeyerek, bir ahenk içinde çalışır. Kasıldıkca, içerdeki madde küçülür, dıştaki enerji büyür, gevşedikce içerdeki madde büyür, dışardaki enerji küçülür. Bu ahenk, her hangi bir sebeple (fiziksel veya duygusal) bozulursa, o bölgede rahatsızlık duyulur. Çünkü, bölgenin enerji dengesi bozulmuştur. Hücrelerin içindeki madde ve dışındaki enerji, sürekli yer değiştirip, birbirlerini yaratmaktadır. Bu dönüşüm dengesi bozulduğunda, hastalıklar ortaya çıkar.

Düşüncelerimizin Çakra'larımıza etkileri

Düşüncelerimiz

1. Kök Çakra:

Kök çakra güven ve güvensizlik ile ilgili düşüncelerden etkilenir. Yaşamınıza ve yaşamınızdaki insanlara güvenle yaklaştığınızda, olumlu etkileşimler, kök çakranızın düzenli çalışmasına yardım eder. Güven sorunu ise, kök çakrayı bloke edecektir. Yaşamınızda bazı zorluklarla karşılaştığınızda, bu zorluklara bakış açınız da, kök çakrayı oldukça önemli ölçüde etkiler. Eğer zorluklara karşı esnek ve sorunları aşabileceğinize dair güçlü bir inançla bakıyorsanız, kök çakra bundan olumlu etkilenirken, ben bu sorunu aşamam, elimden bir şey gelmez inancınız, kök çakranızı bloke edecektir.

Kök çakranızın olumlu çalışmasına en büyük katkıyı sağlayacak düşüncelerden biri de, dünyayı eviniz gibi görmeniz ve evrensel kardeşlik duyguları taşımanızdır. Toprak ana kavramı buna en uygun tanımlardan biridir. Yaşamımızı devam ettireceğimiz besinlerin yetiştiği, tüm insanlığa hizmet eden ve ayrım yapmayan toprak, bir anne figürüne çok yakındır. Beslenmek ve barınmak insanın en temel ihtiyaçlarıdır, her ikisi de toprakla bağlantılıdır. Dünyanın hepimizin evi olduğu ve hepimizin bu evde birlikte yaşayan bir aile olduğu inancını yaşam felsefesinin bir parçası yapmış bir insanın, kök çakrası bundan oldukça olumlu etkilenecektir.

2. Sakral Çakra:

Zihinsel olarak kendinizi çeşitli kalıplarla sınırlamamanız ve önyargılardan arınmanız, sakral çakranızın çalışmasını olumlu etkileyecektir. Zihinsel olarak esnek düşünebilen, olaylara önyargısız yaklaşan insanların, sakral çakraları daha pozitif durumdadır. Sakral Çakranın cinsellikle ilgili olduğunu düşünürsek, cinsel olarak saplantılı düşüncelere ve duygulara sahip olma'manız, sakral çakranızın olumlu çalışmasına katkıda bulunacaktır. Eşinizle, aranızdaki cinsel ilişkinin tatmin ediciliği, nasıl sakral çakrayı olumlu etkiliyorsa, cinselliğe bakış açınızın dengeli olması da, sakral çakranızı olumlu etkileyecektir. Yaşamı doğal akışında algılamanız ve ilerlemekten, değişimden korkma'manız da sakral çakranın dengeli çalışması açısından önemlidir.

Önüne sürekli set çeken, yeni yaşam deneyimlerinden korkan, ne olursa olsun durumunu muhafaza etmeye çalışan insanların, sakral çakralarında çeşitli blokajlar ve sorunlar oluşabilir. Yaşamı geldiği gibi yaşamak, gelecekle ilgili endişelerden, ya da abartılı beklentilerden kaçınmak, sakral çakranın dengesi açısından önemlidir.

3. Solar Pleksus Çakra:

İrademizi ne şekilde kullandığımız, amaçlarımıza ulaşmaktaki yöntemlerimiz, solar pleksus çakrayı önemli ölçüde etkiler. İrademize hakim olama'mamız ve düşüncelerimizle eylemlerimizin farklı olması, bu çakranın düzgün çalışmasının önündeki önemli engellerden biridir. Ayrıca yaşam amaçlarımızı doğru tespit edememiş olmak, kendimize bir rota çizmeden günübirlik yaşıyor olmamız, solar pleksus çakrayı bloke eden bir diğer etkendir. Otoriteyle olan ilişkilerimizin dengesizliği, aşırı boyun eğen, ya da isyan eden yaklaşımlar, solar pleksus çakramızın çalışma düzenini olumsuz etkileyebilir.

Bir birey olarak değerli olduğumuzu bilmek, toplumsal yaşamın dışında kendimize ait bireysel kimliğimizi benimsemek, kendi değer yargılarımıza ve yaşam felsefemize uygun bir yaşam biçimi oluşturmak ve bunlara uymak, solar pleksus çakramızın dengeli çalışmasındaki en önemli öğeler olacaktır. Ayrıca sorumluluklarımızı ne ölçüde kabullendiğimiz ve zevkle yerine getirdiğimizde, bu çakramızı derinden etkiler. Sorumluluklarımızı yerine getiriyor bile olsak, eğer bunu isteksiz ve sevmeden yapıyorsak, solar pleksus çakrayı olumsuz etkileriz.

Önemli olan, varlığımızı sevgiyle devam ettirebilmemizdir. Sevgi ve duygusal tatmin yoksa, solar pleksus çakranın bloke olması kaçınılmazdır.

4. Kalp Çakrası:

Kalp çakrasını en fazla şey sevgi anlayışımız ve diğer insanlarla sevgi alışverişimizdir. Sevgi kavramına bakış açımız, ya da sevgiyi yaşama şeklimiz, "eğer" ya da "çünkü" türü bir anlayışsa, kalp çakramız önemli ölçüde bloke olacaktır. "Eğer benim dediklerimi yaparsan, seni severim", ya da "Seni seviyorum, çünkü bana karşı çok hoşgörülüsün" tarzı bir sevgi türü, kalp çakrasının çalışmasına bir katkıda bulunmadığı gibi, tam tersi bir etki yapacaktır. Ancak "rağmen" türü bir sevgi anlayışı, kalp çakrasına olumlu etki yapacaktır. "Seni çok sinirli olmana rağmen seviyorum", "Seni beni anlama'mana rağmen seviyorum" yaklaşımı, kalp çakrası için en doğru sevgi türüdür.

Evrensel olarak tüm insanların bir bütün olduğunu anlamak, evrensel sevgi kavramı içinde yaşamak, kalp çakrasının en önemli besinidir. Affetmek de, kalp çakrasının dengeli çalışması için oldukça önemli olan bir kavramdır. Affetmeyi bilmek ve gerçekten affedebilmek, insanın üzerindeki negatif enerji yükünü alan, hatta hücrelerini bile yenileyen duygudur. Başkalarını affetmek kadar, kendimizi de affetmek çok önemlidir. Geçmişteki hatalarımız, kendimizi yargıladığımız, bazen düşünmek istemediğimiz, ancak içimize bir yerlere gömdüğümüz suçluluk duygularını, sürekli içimizde taşımamız, hastalıklara yol açan en önemli etkenlerden biridir.

Kalp çakrasının bağışıklık sistemiyle ilgili olduğunu düşünürsek, kendimizi ve başkalarını sevgiyle affetmenin hastalıklara karşı direncimizi nasıl etkileyeceğini daha iyi anlayabiliriz. Bencillik duygularından arınmamız, kendimizi başka insanların yerine koyarak düşünebilmemiz, kalp çakramızı olumlu etkileyen bir diğer unsurdur. Beklentisiz sevgi hisleri, fedakârlık ve hoşgörülü olmak, kalp çakrasının dengeli çalışması için önemlidir. Ancak bu duyguları içten ve doğal yaşamak, hissetmek gereklidir. İnsanın kalbinden gelen sevgi, merhamet, ilgi, anlayış, affetmek duyguları nasıl kalp çakrasının çalışmasına olumlu etki yapıyorsa, kızgınlık, nefret, öfkeyi içinde saklama gibi duygular da, kalp çakrasının çalışmasını olumsuz etkiler.

5. Boğaz Çakrası:

Boğaz çakrasını en fazla etkileyen düşünce biçimi dürüstlüktür. Dürüstlük sadece doğru konuşma, yalan söylememe olarak algılanma'malıdır. Elbette yalan söylemekten kaçınmak, boğaz çakrasının dengeli çalışması için çok önemlidir. Ancak kişinin kendine karşı dürüst olması da en az başkalarına karşı dürüst olması kadar önemlidir. Gerçekten istediğimiz gibi bir hayat mı yaşıyoruz? Bundan sonra ne yapmak istiyoruz? Kendimizi gerçekten bağışladık mı? Gerçekten ona kızgın mıyız?

Bu ve bunun gibi birçok soruya, çoğu zaman cevaplar vermekten kaçınırız, ya da kendimizi kandırırız. Belki yaşam koşullarımız istediğimiz gibi olmayabilir, şu anda bunu değiştirmek için elimizden bir şeyin gelmeyeceğine inanabiliriz ama, bunu kabul etmek yerine, ben hayatımdan memnunum, ne yapalım, bu da fena değil demek, bize çok daha fazla zarar verecektir. Oysa ben bu durumdan memnun değilim, aslında şunları istiyorum ve bundan sonra bu durumu değiştirmek için yaşamımda elimden geldiğince değişimler yapacağım, şeklinde bir düşünce, boğaz çakramızın dengeli çalışması için önemli olacaktır.

Boğaz çakrasını olumsuz etkileyen bir diğer düşünce biçimi, gerçek düşüncelerimizi ve duygularımızı açıklamaktan kaçınmamızdır. Bu kendimize verdiğimiz özsaygımızla yakından ilişkilidir. Hayır demeyi bilmemek, kimseyi kırmamak için, herkese iyi davranmaya çalışmak, söylemek istediklerimizi içimize atmak, boğaz çakramızın çalışma düzenine zarar veren diğer tutumlardır. Özsaygımızı, duygularımızı ve düşüncelerimizi ifade etmek kararlılığı, sosyal iletişimlerimizdeki dengeyi gösterebilir.

6. Alın Çakrası:

İçimizden bazen bir ses gelir, "hayır yanılıyorsun doğru olan bu değil" der. Ancak biz bu sesi bir an için duyar, sonra aklımızın bize söylediğini yapmayı tercih ederiz. Bu ses ciddiye alınmadıkça, kısılır ve sonunda duyulamayacak kadar az çıkmaya başlar. Bu ses bizim yüksek benliğimizin sesidir, kendini ifade etme şekli de sezgilerdir. Yüksek benliğimiz bizimle sezgisel olarak konuşur ve oldukça kırılgandır. Onu dinlememek, ya da anlamaya çalışmadan, sadece mantığımıza güvenmek, bir süre sonra susmasına neden olacaktır.

Alın Çakramız, yüksek benliğimizle irtibatımızın sağlandığı ve sezgilerimizin kaynağının bulunduğu merkezdir. Bu çakranın düzgün ve dengeli çalışması, içimizden gelen bu sese kulak vermemiz, ona güvenmemizle mümkün olacaktır. Sezgilerimizi takip ettiğimiz, onlara değer verdiğimiz sürece, yüksek benliğimizin sesi daha çok çıkar ve artık onunla bağlantı kurup, istediğimiz cevabi almamız çok kolaylaşır. Zihinsel olarak esnek olmak, ve kalıpsal düşüncelerden kurtulmakta, alın çakramızın dengeli çalışmasına önemli ölçüde yardım edecektir. Sadece maddeye dayalı bir yaşam bicimi alın çakramızı bloke ederken, ruhsal olarak da bizi besleyecek ve geliştirecek faaliyetlerde bulunmamız, alın çakramızın olumlu çalışmasına katkıda bulunacaktır.

7. Tepe Çakrası:

Evrensel enerjiyi aldığımız yer olan, tepe çakrası, yaşamımızdaki dengelerle ilgilidir. Yaşamımız belli sınırlarla kapatmamız ve gerçek potansiyelimizin farkında olmamamız bu çakrada çeşitli sorunların çıkmasının nedenidir. Yaşama açık, canlı ve umudunu kaybetmeyen bir bilinçle, hayatımızı idame ettirmemiz, bize yepyeni pozitif enerjiler verecek, tepe çakramızın ve ona bağlı olarak diğer çakralarımızın da dengeli çalışmasına yardım edecektir.

Kendimizi evrenin merkezinde görmemiz, evrene kendi bakış açımızdan anlamlar yüklememiz, tepe çakramızın dengeli çalışmasına engel olacaktır. Bir Yaratıcı inancı, Yaradan'a teslimiyet düşüncesiyle, sorunlarımızı sıkıntılarımızı üzerimizde taşımamız yerine, Yaradan'a havale etmemiz, tepe çakramızın dengeli ve düzenli çalışmasını sağlayacaktır.

Umut kavramı tepe çakra için oldukça önemlidir. Her zaman umudunu içinde taşıyan ve canlı tutan insanların, tepe çakraları, çok daha sağlıklı çalışmaktadır. Artık her şey bitti, hiç umut yok şeklinde bir düşünce kalıbına sıkışan, bunu kalbiyle de onaylayan bir insanın tepe çakrası bloke olur. Bu blokaj tüm çakralara olumsuz yansıyarak, o kişinin evrensel yaşam enerjisi ile arasındaki bağları zayıflatır. Bu durum uzun bir süre devam ederse, kişi için artık gerçekten hiç umut kalmaz. Ölümcül hastalıkları yenen, ya da onlara yenilen insanların arasındaki en önemli fark budur. Biri umudunu asla kaybetmezken, diğeri kaybetmiş ve hastalığına yenilmiştir. Evreni bir bütün olarak görmek, kendimizin, bu bütünün değerli bir parçası olduğunu bilmek, tepe çakranın dengeli çalışması açısından önemli olacaktır.

Her birimiz evrende tekiz ve önemliyiz. Ancak evrendeki diğer tüm canlılar da bizim gibi tek ve çok önemli. Kendi değerimizin algılanmasını istiyorsak, önce başka canlıların değerini algılamak, onları takdir etmeliyiz. Yaşamda bir amaç sahibi olmamız, amacımızın sadece bizi, ya da ailemizi değil, tüm insanlığın faydasını içermesi de, bu çakranın çalışma şekli açısından önemlidir. Bencil ve diğer insanlar için zararlı olabilecek amaç, ya da eylemler, bu çakranın çalışma dengesine zarar verirken, evrensel sevgiye dayalı, herkesin iyiliği gözetilerek tasarlanmış amaçlar, ya da eylemler, tepe çakrasının çalışmasına olumlu etki yapacaktır.

Renklerin metabolizma üzerindeki etkileri

Renklerin psikolojik ve metabolizma üzerinde etkileri

Ruhsal dalgalanmalar, çakralarda enerji dengesizliği oluştururlar. Bu durumda, belirli bir rengin fazlalığı, veya azlığı söz konusudur. Renkler kullanılarak, vücudun bozulan dengesi tekrar sağlanabilir. Renklerin çevrelerine yaydıkları titreşimler, vücudun elektromanyetik ışınımıyla, doğrudan bir etkileşim içindedirler. Bu titreşimler çakralar tarafından emildikten sonra, omurgalara iletilir. Omurgalara ulaşan titreşimler, sinirler yardımıyla, gerekli organlara ve dengesi bozulan sistemlere taşınarak, fiziksel rahatsızlıklara yol açabilecek, duygusal ve zihinsel şikayetler en aza indirilir.

Her rengin kendine özgü bazı tedavi edici özellikleri vardır. Her rengin belirli titreşimler yaydığı, bu titreşimlerin ruh hallerini ve duyguları, hatta bedensel zindeliği bile etkilediği bir gerçektir. Renkler, kendinizi iyi hissettirecek bir ortam sağlayabilir, size ilham verebilecek, gerekirse sizi sakinleştirebilecek bir duygu yaratabilir. Renkler uyarıcı oldukları kadar, bıkkınlık da verebilir, yaratıcı ve yıkıcı olabilirler. Bu nedenle her kişi kendine uygun renkleri keşfedip, o renkle iletişime geçmeli. Kendine yakışan, yüzünü aydınlatan renkleri giymeli, farkındalığını artırıp, kendini iyi hissettiren renkle, kendine terapi yapmalıdır. Kendi varlığını, ruh ve beden sağlığını olumlu etkilemesine yardımcı olmalıdır. Buradan hareketle uygulanan renklere bir göz atalım:

Kırmızı - Kök Çakra

Gül

Bu çakra cinsel enerjiyi, hayat enerjisini ve yaşama bağlılığı temsil eder. Cinsellik çakrası da denilen Kök çakrası, belkemiğinin alt kısmında yer alır, rengi kırmızıdır. Dünyasal maddi varlığı ve fiziksel yaşam fonksiyonlarını belirler. Temel hayat gücü'nün merkezidir. Bütün yaradılışın bilgisini taşıyan, ilk sekiz hücre burada yer alır ve sadece bu hücreler bütün yaşamımız boyunca değişmeden kalır. Bizim fiziki dünyada kök salmamızı sağlar. Bu şakra kuyruk sokumunda, omurganın alt ucunda yer alır. Dolaşım ve üreme sistemlerine bağlıdır. Böbreküstü bezleri, bedenin sıvılarının kimyasını kontrol eder. Bedende ilgili olduğu bölgeler; omurga, kemikler, dişler, tırnaklar, makat, düz ve kalın bağırsaklar, prostat bezi, kan ve hücre yapımıdır. Ayrıca, böbreküstü bezleri aracılığı ile bedenin ısı dengesinde rol oynar.

Canlandırıcı bir renk olan kırmızı, barındırdığı yoğun enerji sayesinde, fiziksel kapasiteyi uyandırıp, faaliyete sokar. Üşütmelerde, dolaşım bozukluklarında ve tükrük bezi rahatsızlıklarında tedavi amacı ile kullanılabilir. Dikkatli kullanılmadığında, intikam, kin, aşk ve seks duygularını da harekete geçirebilir. Aşırı doz uygulanması halinde, duygusal düzensizliklere ve depresyonlara sebep olabilir. Yüksek tansiyon, bu rengin yoğunlaştığının bir göstergesidir.

Yetersiz faaliyet gösteren kök chakra, kişide, fiziksel ve psikolojik olumsuzluklar yaratır. Kişi, tutku, hırs düzeyinde bir yönetme ve hükmetme dürtüsüne sahip olur. Sosyal alanda, ilişkilerde, ekonomik düzeyde aşırı tutumluluk, hep onaylanma bekleyişi ve hayata karşı sürekli temkinli yaklaşım davranışları, bu enerji merkezinin düzenli çalışmadığını gösterir. Fiziksel düzeyde ise, sürekli bir yorgunluk hali, dinlenememiş bir beden sonucunu gösterir. Bu tür durumda kişiler, tepkici, saldırgan, kaba davranış biçimlerine sahiptirler.

Kök chakranın zayıf faaliyet göstermesi durumunda, kullanılabilecek renk Kırmızı'dır. Bunun tersi - aşırı faaliyet durumunda, önce yeşil renk, ardından kısa bir süre ve etkisini azaltarak kırmızı rengin kullanımı faydalı olacaktır.

Kırmızı:
Uyanık ve tetikte olmayı teşvik eder, fiziksel aktiviteyi - kan basıncını artırır, solunumu hızlandırır ve adrenalin salgılar. Yatak odasında, aktif bir cinsel yaşamı teşvik edebilir.
Çağrışımları:
Biliçaltı enerji, güç, kan, doğada taze meyve ve sağlıklı sebzeleri temsil eder.
Taşı:
Yakut.

Turuncu - Sakral Çakra

turuncu gül

Göbeğin hemen altında yer alır ve Cinsel ve yaratıcı enerjiyi kontrol eder. Bu şakranın blokajı, duygusal sorunlar ve cinsel suçluluk olarak açığa çıkar. Bu çakranın rengi turuncu'dur. Sakral chakra olarakta anılır. Fonksiyonel açıdan bağlantılı olduğu yerler; böbreküstü bezleri, dalak, safra kesesi, pankreas ve böbreklerle birlikte, üreme ve kas sistemi bu enerji merkezinin etkisi altındadır. Bedendeki ilgili olduğu bölgeler, leğen kuşağı kemikleri, üreme organları, böbrekler, mesane, kan, lenf, mide suyu ve sperm’dir. Dalak chakrası, vücuttaki zehirli maddelerin atılmasında ve sistemin arındırılmasındaki temel görevi üstlenmiştir.

Bu çakranın gereğinden fazla faaliyet göstermesi durumunda, kişide bencillik, yönetme ve hükmetme eğilimleri göze çarpar. Kendini beğenmişlik ve aşırı gurur da aşırı faaliyet sonucudur. Dalak çakrasının aşırı faaliyetinde kullanılması gereken renk “mavi ve hemen ardından turuncudur”. Yetersiz faaliyet görülen durumlarda, içe kapanıklık, duyguların açıkca ifade edilememesi ve davranışlarını çevre ve toplum isteklerine göre ayarlama gibi haller görülür. Böylesi bir durumda ise, kullanılması gereken renk “turuncu”dur.

Turuncu:
Sosyalleşme duygularını, neşeyi teşvik eder. Sindirim sistemi ve metabolizmaya destek olur, iştahı açar, yorgunluğu giderir. Aşırı kullanılmamak şartıyla, salonun özellikle fiskos köşelerinde uygulanabilir.
Çağrışımları:
Portakal, ayçiçeği gün batımında güneşin kayboluşunun hissettirdiği duygusallıktır ve bunu çevreleyen bir ışıklandırma, turuçgiller.
Taşı:
Kehribar.

Sarı - Solar Pleksus Çakrası

sarı gül

Güneş sinirağı, ya da Solar Pleksus çakrası, psişik etkilerin toplandığı bir merkezdir, rengi sarı'dır. Göbek bölgesi ile, göğüs kafesi arasında yer alır. Fiziksel ve eterik dünyayla bağları oluşturur. Duygusal enerjinin dışa akıtıldığı bir kapıdır. Enerji merkezi, mide, karaciğer, safra kesesi, böbrek üstü bezleri ve sindirim sistemi ile ilgilidir. Vücuda giren besinin hazmedilmesinde, yağ ve Protein metobolizmasında önemli rol oynar. Kan şekeri düzeyinde ve karbonhidratların metobolizmasında etkindir. Beynin sol tarafı ile bağlantılıdır. Felç çeşitleri, ülser, bağırsak sorunları ve psiko-somatik sorunlara bu çakra aracılığı ile müdahale edilir.

Bu çakranın doğru kullanımı ile başkalarının iç dünyasını ve duygularını anlayabilme yeteneği gelişir. Bazı enerjilerle dengelendiğinde, gizli yeteneklerin ortaya çıkışı, doğa ile bütünlük hissedilmesi sağlanır. Aşırı çalışması sonucu, davranış bozuklukları görülür. Karakter yapısı değişir, kişi, hiçbirşeyi beğenmez hale gelir. Her konuya eleştirel açıdan yaklaşır ve kafasında kurduklarını yanlış da olsa, inatla savunur. Düşündüklerini kolay kolay açığa vurmayan, içten pazarlıklı yapılanmalar oluşur. Aşırı faaliyetin tedavisi için, düşük miktarda sarı, eflatun ve mor kullanılır, yetersiz çalışması sonucu, kişi kendini toplumdan soyutlanmış, içine kapanmış olarak bulur. Yetersiz faaliyetin tedavisi için gerekli olan renk "sarı" dır. Bu rengin enerjisi, kişinin zihinsel faaliyetlerini her yönüyle harekete geçirir. Moral çöküntülerini ortadan kaldırdığı gibi, kişiye yeni bir yaşama gücü ve sevinci aşılar. Sarı rengin enrjisi ile, iyimserlik ve kendine güven duyguları artar. Sindirim, mide, bağırsak ve mesane rahatsızlıkları bu renk ile etkin şekilde tedavi edilebilir. Sarı renk ve altın sarısı tonları, hem hayati vücut fonksiyonları, hem de zihin üzerinde olumlu etkiler yaratır.

Sarı:
Güven duygusunu artırır, zihinsel faaliyetleri hızlandırır, olumluluk ve canlılık özellikleri vardır. Bilgelik ifadesi olarak kullanılır. Canlılık, parlaklık ve heyecan verir. Dikkat çekicidir, ancak solgun olan sarı renkler, hastalığı simgeler. Sindirim, mide rahatsızlıklarına, sinirsel bozukluklarına iyi gelir. Zihinsel bir iş yapıyorsanız, sarı renkleri kullanmak yararlı olabilir.
Çağrışımları:
Güneş, sıcaklık.
Taşı:
Altın, sarı elmas.

Yeşil - Kalp Çakrası

yeşil erik

Kalbi yöneten dördüncü çakra'nın rengi yeşil'dir ve Dünya üzerinde en çok bulunan renklerden biridir. Yaradan’ın İlahi Sevgisi buradan, insan gönlünden geçerek, dış dünyaya akar. Üç düşük fizik ve duygu merkezi ile, üç yüksek zihinsel ve ruhsal merkezleri birleştirir. Yani birleşme ve bütünlüğü oluşturur. Kalp çakrası, diğer chakralara aracılık eden ve dengeleyici olan bir niteliğe sahiptir. Bloke olduğu takdirde, bağışıklık sistemi veya kalp sorunları, şefkat eksikliği ortaya çıkar. Doğru renklerle etkilenmesi halinde, kişinin doğada gizli duran bir takım güçleri görmesini ve onlardan yararlanmasını sağlar. Ayrıca, sağlıklı çalışması sonucunda, diğer insanların huylarını ve duygularını doğru şekilde bilme yeteneği sağlar.

Kalp chakrası yoğun olarak timüs bezi ve bağışıklık sistemi üzerinde etkilidir. Akciğer faaliyetleri ile birlikte, dolaşım sistemi ve kalp dengesi de bu enerji merkezinin etkisindedir. Sindirim sistemi ile ilgili enerjilerin dağılımı ile de ilgilidir. Bu enerji merkezi, vücudun çocuk hastalıklarına karşı bağışıklık kazanmasını kolaylaştırır. Doku yenilenmesi işlemide, bu merkezin düzenli çalışmasına bağlıdır. İlgili olduğu beden bölgeleri, kalp, sırtın yukarısı, göğüs, göğüs boşluğu, ciğerlerin alt bölgesi, kan ve dolaşım sistemi ve deridir.

Kalp chakrasının gereğinden fazla faaliyet göstermesi durumunda, sebebsiz kızgınlık, kıskançlık, cimrilik, aşırı kendine güven ve başkalarının hakkını umursamama gibi haller oluşur. Pembe veya yumuşak kırmızı ile birlikte yeşil renk uygulanmalıdır. Yetersiz faaliyet durumlarında, kişi hiçbir zaman kendinden emin olamaz. Bu tip insanlar daima kendilerinden şüphe eder ve toplum tarafından sevilmediklerini zannederler. Böylesi bir durumda “yeşil” renk uygulanmalıdır.

Yeşil:
Sakinleştirici - dinlendirici bir özelliğe sahip. Bedenin ritmik düzenini korumakta etkili, uyumlu ve dengeleyicidir. Sinir sistemi üzerinde etkisi tabi ve doğaldır, yüksek tansiyonda, kalple ilgili problemlerde ve yorgunlukta yeşil renk kullanılır.
Çağrışımları:
Filizlenme, doğurganlık, huzur, barış.
Taşı:
Zümrüt.

Mavi - Boğaz Çakrası

Mavi - Boğaz Çakrası

Beşinci çakra ise, sanatsal yaratıcılığı ve ilhamı tetikleyen Boğaz çakrasıdır. Bu çakranın rengi mavi ile ifade edilir. İlgili olduğu beden bölgeleri, Boyun, boğaz, çene, kulaklar, ses, soluk borusu, bronşlar, ciğerlerin üstü, yemek borusu ve kollardır. Bu chakra, Tiroit bezi, iskeletin ve iç organların gelişimini, bedensel ve ruhsal gelişim arasındaki dengeyi, metobolizma aracılığı ile yiyeceğin enerjiye dönüşüm hızını, iyot metobolizmasını, kandaki ve hücrelerdeki kalsiyum dengesini kontrol eder.

Kendini ifadede ederkan yaşanan güçlükler, bu çakradaki denge bozulmalarının ilk verileridir. Özellikle, bilinmeyene yönelik endişe, yada korku duyguları, tiroit bezinde dengesizliğe neden olur. Bu da söz konusu çakrada uyumsuzluğa yol açarak telapatik iletişimi engeller.

Tiroit bezindeki bir çok rahatsızlıklar, öfke ve içerlemeden kaynaklanırlar. Bu duygular kanda, asidik kristallerin birikmesine neden olarak, ruhsal ve zihinsel yapıda rahatsızlıklar oluşturduğu gibi, fizik yapıda da mafsal-eklem rahatsızlıklarına yol açar. Bu gibi durumlarda, hastanın tüm enerji alanı yeniden şarz edildikten sonra, şakral tedavi yapılmalıdır. Güç eli, sorunlu olan tiroidin gerilim-direnç bölgesine konulup, diğer elde boyun arkasındaki çakraya konularak, gerekli şifa enerjisi verilerek, tedavi sağlanır.

Mavi:
Mutluluğun rengidir. Psikoloji üzerinde barışçıl etki gösterir. Sanatsal yaratıcılığı, ilhamı tetikleyen bir renktir. Tansiyon düşürücüdür, boğaz sorunlarını çözer, iştahı azaltır. Sinir sistemini rahatlatır. Vücudun sakinleştirici kimyasallar salgılamasına yol açar. Ayrıca solunum yollarının çalışmasını sağlar.
Çağrışımları:
Gökyüzünün ve denizin rengi mavi, insanlara doğanın verdiği huzuru verir.
Taşı: Aquamarine taşı.

Lacivert - Üçüncü Göz Şakrası

Lacivert - alın çakrası, ya da üçüncü göz şakrası

Üçüncü Göz Şakrası: Pineal bezi (epifiz) Yukarıya bakma yeteneği olan fiziki bir gözdür. Alın chakrası veya Üçüncü göz şakrası olarakta bilinir. İki kaşın arasında hafif yukarıda kalır. Koyu mavi-lacivert arası bir rengi vardır. Hipofiz bezi ile bağlantılıdır. Bu bez, büyümeyi ve metobolizmayı düzenleyen salgılar üretir. Yüksek zihinsel güçlerin, hafızanın ve iradenin merkezidir. Fizik yapıda ise, merkezi sinir sistemini yöneten merkezdir. Fizik gerçekliğin ötesindeki tüm yaratılış düzeylerine bu merkezden ulaşmak mümkündür. Duyma, hissetme, bazen görüntü olarak algılama yapar. Varoluşun bilinçli algılanışı buradan yapılır. Bedenle ilgili olduğu bölgeler, yüz, gözler, kulaklar, burun, sinüsler, beyincik ve merkezi sinir sistemidir. İlgili olduğu Hipofiz bezi, diğer bezlerin uyumlu etkileşimlerini sağlar.

Lacivert:
Yatıştırır, düşünce gücünü arttırır, ciddiyet verir. İş görüşmelerinde tercih edilen kıyafet rengidir.
Çağrışımları:
Okyanus.
Taşı:
Saphir.

Mor - Taç Çakra

Mor - Taç Çakra

Taç çakra üst boyutlardan gelen mesajlarla birleştirir ve başın üzerinde bir baskı şeklinde hissedilebilir. Rengi mor'dur. Titreşimsel düzeyi faal haldeyken, diğer tüm şakralardan daha yüksek frekansdadır. Beyaz ve menekşe rengi ile birlikte, bünyesinde birçok rengi taşır. Epifiz salgı bezi ile bağlantılıdır. Kozmik alemdeki yüksek enerjilere kanallık vazifesi görür. Ruhsal enerjilerin alıcısıdır, fiziksel rahatsızlıklarda, dönüştürücü ve tedavi edici enerjileri toplar. Bedenle asış ilgili olduğu bölge beyindir. Pinael bezler, melatonin hormonu ile ilgilidir, epifiz bezi tüm organizmayı etkiler. İskelet yapısını etkileyen mor, vücudu toksinlerden arındırıcı, antiseptik özelliklere sahiptir. Mor rengin enerjisi, çeşitli kanser türlerinin tedavisinde kulanılır. Ayrıca eklem iltihabı hastalıklarının tedavisinde, mor renkli ışık etkili olabilir. Rüya aktivitlerini geliştirebilir.

Mor:
İç bilinci teşvik eder, uykusuzluğa iyi gelir. Küçük de olsa evin bir köşesinde bu rengin kullanılması, ilişkilerin daha dengeli olmasını sağlar.
Çağrışımları:
Lüks, zenginlik, zarafet.
Taşı:
Amatist.

Renklerin hastalıklarla ilişkisi

renklerin hastalıklarla ve gıdalarla ilişkisi

Amerikan Kanser Derneği ve John Hopkins Hastanesi'nin yaptığı ortak araştırmada, renklerin hastalıklarla yakın ilişkisi olduğunu ortaya çıkardı. Sebze ve meyveden oluşan zengin besin, kanser ve kronik hastalık riskini azaltıyor. Beyazlar kolesterolü düşürürken, morlar kanser ve hafızada çok etkili. Yapılan son çalışmalar, günlük olarak 5 ve üzerinde renkli sebze ve meyve tüketiminin sağlıklı yaşam için çok önemli olduğunu kanıtladı. Sebze ve meyvelerin sağladıkları vitamin, mineral, posa ve fitokimyasallar ile sağlığı geliştirdikleri, yaşlanmanın neden olduğu etkileri önledikleri, kanser ve kalp hastalıkları riskini azalttıkları belirlendi. İşte renklerine göre besinler ve yararları:

Beyaz Gıdalar
Beyaz renkli besinler LDL kolesterolü düşürüp, kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Muz, armut, karnabahar, sarımsak, soğan, mantar, patates gibi beyaz renkli besinleri tüketerek, kalp hastalıkları riskinizi minimuma indirmeniz mümkün.

Mavi ve Mor
Mavi ve mor renkli besinler, etkisini en çok hafıza üzerinde gösteriyor. Bu renkteki gıdalar pek çok kanser türüne (başta prostat kanseri olmak üzere) yakalanma riskini azalttığı söyleniyor. Dolaşım sisteminin korunmasına ve sağlıklı yaşlanmaya da yardım ediyor. Erik, siyah üzüm, patlıcan, böğürtlen, incir, yaban mersini, lahana gibi besinleri, tüketmeye özen gösterilmesi tavsiye ediliyor.

Sarı ve Turuncu
Sarı ve turuncu renkli besinler, bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlıyor. Göz ve kalp hastalıklarına karşı kalkan oluşturuyor. Portakal, şeftali, mango, kavun, havuç, ananas, üzüm, balkabağı, kayısı, sarı elma, mısır, bu renk besinler arasında.

Yeşil Gıdalar
Yeşil renkli besinler kemikleri koruyor, dişleri güçlendiriyor, göz sağlığına zarar gelmesini önlüyor. Bazı kanser türlerine yakalanma riskini de azaltıyor. Yeşil renkli gıdalar arasında kivi, ıspanak, brokoli, brüksel lahanası, marul, lahana, avakado, yeşil elma, salatalık, biber, taze soğan, roka gibi besinler yer alıyor.

Kırmızı Gıdalar
Domates, kırmızı elma, çilek, karpuz, ahududu, kiraz, turp gibi kırmızı besinler, sağlık açısından oldukça önemli. Kırmızı renkli besinlerin Alzheimer hastalığından korunmada başrolü oynadığı artık kanıtlandı. Kırmızı besinler, kalbin kan akımını düzenliyor ve üriner sistemin sağlığını da koruyor.

Meyveler ve Renkler

Meyveler

Meyveler içerdikleri A, C, E vitaminleri ile vücudumuzdaki hayati fonksiyonların zarar görmesini engelleyen antioksidan görevi görürler. Birçok meyvede bulunan C vitamini demir emilimini kolaylaştırırken, hastalıklara karşı vücut direncini de artırmaktadır. Kırmızı meyvelerin, birçok kalp ve damar hastalıklarında tedavi edici rol oynadığı ve kanser riskini azalttığı, idrar yollarının sağlıklı çalışmasını sağladığı, hafızayı geliştirici etkisi olduğu idda ediliyor. Hem kırmızı, hem de turuncu meyve ve sebzelerde bulunan beta karoten maddesi, kardiyovasküler hastalıkları ve kanser riskini azaltıyor, gözleri güçlendiriyor. Yeşil meyve ve sebzeler de, kanser ve kalp hastalıkları riskini azaltıyor. Doğum sırasında meydana gelebilecek olan kusurları engellerken, kırmızı kan hücreleriyle, kemik ve dişlerin güçlü olmasına yardımcı oluyor. Birçok meyvede bulunan K vitamini, demir, magnezyum, kalsiyum, kemiklerin ve dişlerin güçlü ve kanın sağlıklı olmasını sağlıyor.

Mavi, mor ve siyah meyveler, kalp ve idrar yollarını geliştirirken, aynı zamanda yaşlanmayı geciktiriyor. Yabanmersini ve kızılcıkta bulunan antioksidanlar, mesane enfeksiyonlarından, ülser ve diş eti hastalıklarına kadar, korunma sağlıyor. Ayrıca yoğunlaşmış tanenler olarak bilinen maddeler, istenmeyen bakterilerin hücrelere ve organlara yapışmasını engelliyor.

Yoğurdun suyuna, sarı ve yeşilimsi rengi veren Riboflavin isimli vitamin. Yoğurt suyunun dökülmesi ile, sağlık açısından faydalı olan bu vitamin boşa gidiyor. B2 vitamini eksikliği, göz ve ağız kenarlarında çatlamalar ve yaralara neden oluyor. Yoğurt suyunda bulunan B2 vitamini, vücuttaki protein, karbonhidrat ve yağlarla etkileşim içine girerek, onların kullanılmasını kolaylaştırıyor.

ABD de yapılan bir araştırma, yumurta sarısındaki lutein ve zeaksantinin gözlerde ortaya çıkan yaşla ilgili dejenerasyon ve katarakta karşı koruyucu etki gösterdiğini ortaya koydu. Yumurtanın faydaları konusunda birçok araştırma yapıldığı, yumurtanın anne karnındaki bebekten, 60 yaşındaki yaşlılara kadar herkes açısından faydalı bir gıda olduğu belirtiliyor.

Gıdaların renk ve besin enerjileri

Bir besinin kalitesini belirleyen unsuların başında geleneksel tohumdan elde edilmesi, tarım kimyasalı kullanılmaması, endüstriyel işlem görmemiş olması, taze olmasıdır. Ancak gıdaların renk ve besin enerjileri de bir o kadar önemlidir. Siyah rengi çok da gözümüze hoş gelmeyebilir ama, son çalışmalarda - özellikle siyaha yakın renkteki besinler, yakın zamanda süper besinler olarak adlandırılacak. Elbette hepimiz sebze veya meyve tüketirken en parlak, en canlı renkte olanları tercih ediyoruz ama diyetimize biraz da siyah eklemek faydalı olacak.

siyah fasulye Siyah fasulye - Beslenme alışkanlıklarımız arasında pek yer almayan siyah fasulye, içeriğindeki fitokimyasallar nedeniyle, diğer besinlere göre biraz daha fark yaratıyor, en güçlü anti kanserojen besinler arasında gösteriliyor. Yakın zamanda Harvard’da yapılan bir çalışmaya göre, şeker dengesini sağlıyor.
siyah böğürtlen Böğürtlen - Kalori değeri düşük, besin değeri açısından oldukça zengin olan böğürtlen, özellikle kansere karşı koruyucu, bağışıklık sistemini güçlendirici, şeker ve kolesterol düşürücü, kan basıncını dengeleyici, sinir sistemini onarıcı, mucizevi bir meyve. Diyetinizde en az diğer meyveler kadar yer alması gereken bir meyve.
siyah mercimek Siyah Mercimek - Kırmızı ve yeşil mercimekten besin değeri açısından çok farkı olmayan siyah mercimek, lif açısından biraz daha zengin olması nedeniyle, kolesterol seviyesini düşürücü bir özelliğe sahip.
siyah susam Siyah Susam - Görüntü olarak çörekotuna benzeyen siyah susam, daha çok uzak doğu ülkelerinde kullanılan bir bitki olup, sindirimi hızlandırıcı, bağırsak problemlerini giderici etkisi bulunmaktadır. Mineral bakımından da oldukça zengin olan siyah susam, bakır içermesiyle kan damarlarını, eklemleri ve kemikleri güçlendirir.
siyah mantar Siyah Mantar - Kanser savaşçısı olan siyah mantar, yapılan çalışmalara göre menopoz sonrası meme kanseri riskini azaltmaktadır. Bağışıklık sistemini güçlendirip, enerji metabolizmasını da etkilemektedir.
Siyah Pirinç Siyah Pirinç - Pirinç glisemik indeks açısından oldukça yüksek bir besin bu nedenle çok sık tüketmemekte fayda var ama siyah pirinç onun kadar tehlikeli değil ayrıca enflasmasyon azaltıcı bir etkisi de olacak. Antosiyanin adlı maddelerden oldukça zengin yani güçlü bir kanser savaşçısı.