Bayrak Bayrak
Free counters!

Meditasyon Nedir?

Meditasyon bilinçli olmaktır!

Meditasyon kelimesi üç farklı köke dayanır. Birincisi “meditari” düşünmek, ikincisi “mederi” iyileşmek. Üçüncüsü sanskritçe’den türeyen “medha” akıl, bilgelik anlamına gelir. Bu bilgilerden yola çıkarak, meditasyonun düşünmek, iyileşmek ve akıl ile ilişkili olduğu sonucuna varılabilir, ama öyle değildir. Meditasyon, zihni meşgul eden ve onu yoran karmaşık düşüncelerden arınmak, kendi içine yönelmektir.

Sürekli düşünmeye odaklanmış, konudan konuya atlayan zihni susturmak zordur. Meditasyon halindeyken, zihnimize dolan düşüncelerin kaynaklarını görür, onları kabul eder ve göndeririz. Böylece öz’e, ya da varlık merkezimize daha yakınlaşırız. Bu merkez, doğallığın ve iç huzurun yaşamı olduğu gibi, kabullenmenin, merhametin bulunduğu bir alandır. Merkezde (özümüzde) günlük yaşamın stresinden, endişesinden, negatiflik sayılabilecek her türlü duygulardan arınıp, derin bir farkındalıkla yaşamın akışını izleriz. Meditasyon kısaca bir yüzleşme, bir affediş ve bir öze dönüştür.

Meditasyon yanlız Hintlilere has bir metot, ya da teknik değildir. O öğrenilmez, o yaşamın gelişmesidir. O bir çiçek açma, bir büyümedir, ama kişiliğin tümüyle çiçek açması doğru anlaşılmalıdır. Aksi halde insan kendisi ile oyalanır, zihni yozlaşmaya başlar. Zihin doğası bakımından meditatif bir yapıya sahip değildir. Meditasyonun oluşması için zihnin değişmesi gerekir.

Zihnin doğası nasıl çalışır?

Zihin her şeyi sürekli kelimelere dönüştürür. Kelimeleri bilir, dili bilir ve düşünmenin kavramsal yapısını bilir, ama bu düşünmek değildir, tam aksine düşünmekten kaçmaktır. Örneğin sokakta bir çiçek, veya bir adam görür, onları hemen kelimelere dönüştürür. Ondan sonra da, sözcükler birer engel haline gelir. Her şeyin sürekli kelimelere dönüştürülmesi, sözcükler şeklinde var edilmesi meditatif zihni engeller. Meditatif bir zihin oluşturmanın ilk adımı, her şeyi sürekli kelimelere dönüştürme alışkanlığını fark etmek ve bu alışkanlığı durdurmaktır.

Gördüklerinizi yalnızca görün, sözcüklere dökmeyin. Var olduklarının farkında olun ve bırakın her şey doğal olarak var olsunlar. Bu yapılması mümkün olmayan bir şey değildir, aksine doğaldır. Doğal olmayan şu andaki durumdur, ama bu duruma o kadar alışmış ve mekanik bir hale getirmişiz ki, deneyimleri sürekli kelimelere dönüştürdüğümüzün farkında bile değiliz.

Gün doğumu orada, onu gördüğünüz an ile, kelimelere dönüştürdüğünüz an arasında geçen zamanın farkında olmazsınız. Güneşi görüyorsunuz, hissediyorsunuz ve anında onu sözselleştiriyorsunuz. Arada geçen süreç gözden kaçıyor. Güneşin doğmasının bir kelime olmadığını anlamak gerekir, o bir olgudur. Zihin, yaşananları sözselleştirdiğinde, kelimeler sizinle, yaşanılan arasına girmiş olur.

Meditasyon, kelimeler olmaksızın yaşamak demektir, bu kendiliğinden oluşur. Aşık olduğunuzda, varlığını hissettiğiniz şey, lisan değildir. İki aşık birbirleri ile yakın ilişkiye girdiklerinde, sessiz kalırlar. Bu, ifade edecekleri bir şey yok anlamına gelmez. Tam aksine ifade edilecek çok şey vardır ama bu kelimelerle yapılmaz. Aşk bittiğinde, kelimeler tekrar devreye girer. İki aşık artık sessiz kalamıyorsa, bu aşkın bittiği anlamına gelir. Aşkın geride bıraktığı boşluğu artık kelimeler doldurur. Aşkı yaşarken, sözcükler orada olamaz, çünkü aşkın varlığı çok güçlüdür, o derece içe işler ki, dilin ve kelimelerin engeli aşılır.

Meditasyon, tek bir insana değil, tüm var olana duyulan aşkın en yüksek noktaya ulaşmasıdır, sizi çevreleyen tüm varlıklarla canlı bir ilişkidir. Her duruma aşık olabiliyorsanız, o zaman meditasyon halindesiniz demektir. Bu bir zihinsel hile de değil, zihni hareketsizleştirme metodu da değil, yalnız zihnin nasıl çalıştığını iyi anlamaktır.

Sözselleştirme, ya da var olanı kelimelere dönüştürme alışkanlığınızın farkına vardığınızda, kendiliğinden bir boşluk oluşur. Bu boşluk, kavrayışı bir gölge gibi izler. Sorun aslında nasıl meditasyon halinde olacağınız değil, neden meditasyon halinde olmadığınız sorusuna yanıt bulmaktır.

Sessizliği dinlemek

Dil olmadan toplum var olamaz. Toplumun dile gereksinimi vardır, onu kullanmak zorundasınız ama, varoluşun dile gereksinimi yoktur. Sözselleştirmenin mekaniğini açıp kapatabilmelisiniz. Toplumsal bir varlık olarak yaşadığınız sürece, dilin mekaniğine gereksinim duyarsınız, fakat varoluşla baş başa kaldığınızda, dil ve düşüncelerinizi susturmanız gerekir. Eğer susturamaz ve durduramazsanız, onun esiri haline gelirsiniz. Zihin patron değil, bir araç olmalıdır. Zihin patron haline geldiğinde, meditatif hal ortadan kalkar. Yani meditasyon, zihnin işleyiş mekanizmalarını kontrol altına almaktır.

İnsan beyni'nin sözsel işleyişi, nihai bir şey değildir. Siz onun ötesindesiniz, varoluş onun ötesindedir. Bilinç varoluş ile birleştiğinde, en derin anlamda fikir alışverişi ortaya çıkar. Dil’i bastırmanız, ya da tümüyle ortadan kaldırman gerekmez, o sadece bir kenara bırakılmalıdır. Yürümek için bacaklarınızı hareket ettirmelisiniz, ama oturduğunuzda da bacaklarınız yürüyüş hareketine devam ediyorsa, bir anormallik var demektir, onları durdurabilmelisiniz. Aynı şekilde, bir başkası ile iletişim halinde değilseniz, zihninizdeki iletişime de bir son vermelisiniz. Bunu yapabiliyorsanız, meditasyona doğru büyüyebilirsiniz. Yani meditasyon bir teknik değil, bir büyüme eylemidir ve bir eylem her zaman yaşar, büyür ve gelişir.

Hiçbir şeyi sözselleştirmeden, yalnız varolduğunuz anlar olmalı. Bu, bitkiselleşmek anlamına gelmez. Bilinciniz hep oradadır ve daha keskin, daha canlıdır, çünkü dil bilinci köreltir. Dil tekrarcıdır, bu yüzden can sıkıntısı yaratır, varoluş asla kendini tekrarlamaz. Her gül, baştan aşağı yenidir, daha önce hiç varolmamıştır, bir daha da olmayacaktır. Ama biz ona gül dediğimiz zaman, "gül" sözcüğü bir tekrardır. Gülü isimle andığımızda, yeni olanı, eski bir sözcükle öldürmüş oluruz. Varoluş daima gençtir, oysa dil yaşlıdır.

Dil yoluyla varoluştan, yaşamdan kaçmış olursunuz, çünkü dil ölüdür. Dilin içine ne kadar girerseniz, o oranda ölü ve körelmiş olursunuz. Bir bilgin bu anlamda ölüdür, çünkü o dil ve kelimelerden başka bir şey değildir. Sartre otobiyografi'sine "kelimeler" adını verdi. Biz kelimelerin içinde yaşarız, yani aslında yaşamayız. Sonuçta elimizde biriktirilmiş bir dizi kelimeden başka bir şey kalmaz.

Sözcükler fotoğraflara benzer, canlı bir şeyi görüp, onun resmini çekersiniz. Fotoğraf ölüdür, ölü fotoğraflardan bir albüm oluşturursunuz. Meditasyonun içinde yaşamamış bir kişi, ölü bir albüm gibidir. İçinde yalnız sözel resimler, ölü anılar vardır. Hiçbir şey, hiçbir zaman yaşanmamıştır, her şey yalnız sözselleştirilmiştir. Meditasyon sessiz olduğunuzda, tam manâsıyla yaşamaktır. Sessiz olun demek, bilinçsiz olun demek değildir. Sessiz ve bilinçsiz olmayın, bu yaşayan sessizlik değildir, bu şekilde yine asıl nokta kaçırılır.

Mantra nedir?

Mantra, sık sık tekrarlanan, hecelerden oluşmuş sözcüklerin melodik, tınılı şekilde söylenmesidir. Bir mantra, tek bir kelime olabildiği gibi, iki kelime, veya bir cümle de olabilir. Daima bir kelime, veya bir deyiş olan mantra kuvvet yüklüdür ve kendi içeriğini gerçekleştirir. Yalnız tek bir kelimeyi tekrar ederek, zihninizde öyle bir can sıkıntısı yaratırsınız ki, zihniniz uykuya dalar, bilinçsiz hale gelir. "Ram-Ram-Ram" diye tekrarlayıp durursanız, zihniniz uyur. O zaman dil engeli ortadan kalkar ama, artık bilinçsiz hale geçmiş olursunuz. Yani mantralar aracılığı ile kendinizi hipnotize edebilirsiniz.

Hintçe'deki mantra sözcüğünün anlamı telkindir, bunu meditasyon sanmak bir hata olur. Buna inandığınız sürece, gerçek meditasyonu uygulayamaz, kendinizi psikolojik olarak uyuşturursunuz. Dolayısıyla hiçbir mantra, ya da başka iteleyici kelime kullanmayın. Sadece kelimelerin farkında olun, zihniniz otomatik olarak boşluklara odaklanacaktır.

Meditasyon, ortada dil olmadan bilinçli olmaktır. Bunda ne mantraların yararı olur, ne de ahenkle tekrarlanan kelimelerin. Oto-hipnoz meditasyon değildir. Tam aksine oto-hipnotik durumda olmaktır, gerilemedir. Dilin ötesine geçemez, gerisine düşülür. Bu nedenle mantralar ve benzeri tekniklerden uzak durun. Sözcüklerin orada olmadığı sessiz an'ların var olmasına izin verin.

Yapabileceğiniz tek şey, anlamak

Zihniniz karışık ve kaos içindeyse, meditasyon durumunda olamazsınız, çünkü zihniniz sessiz değil. Bu yüzden sizden kaynaklanacak her çaba, daha fazla karışıklık yaratacaktır. Yapılabilinecek tek şey, beynin nasıl çalıştığının farkında olmaktır. Farkındalığın kelimelerle ilgisi yoktur, o zihinsel bir işlem değil, varoluşçu bir eylemdir. Onun için ilk yapılacak şey, farkında olmaktır. Zihinsel faaliyetlerinizin ve beyninizin nasıl çalıştığının farkında olun. Zihnin işleyişinin farkında olduğunuz an, onun esaretinden kurtulur, uzaktan gözlemleyen bir tanık, bir gözlemci olursunuz.

Farkındalığınız arttıkça, yaşananlar ile, kelimeler arasındaki boşlukların farkında olmaya başlarsınız. Boşluklar hep oradadır, ama onların orada olduklarının farkında olmadığınız sürece, onlar size görünmezler.

İki kelime arasında ne kadar minik, ne kadar fark edilemez olsa da, daima bir boşluk vardır. Yoksa iki kelime, iki kelime olarak kalamazdı; bir olurlardı. Müzikte iki nota arasında daima bir boşluk, bir sessizlik vardır. Aralarında bir boşluk olmasaydı, iki ayrı kelime, ya da iki ayrı nota olmazdı. Sessizlik, her zaman oradadır, ama kimse onun farkında değildir, ona dikkat etmez, onu hissetmez.

Farkındalık arttıkça, zihin yavaşlar, bu orantılıdır. Farkındak ne kadar az ise, zihin de o kadar hızlı çalışır. Farkında oldukça, zihnin çalışması yavaşlar ve düşünceler arasındaki boşluklar büyür, işte o zaman boşluklar fark edilir. Bu tıpkı bir film gibidir; projektör cihazı yavaşlayınca, iki kare arasındaki boşluk görülür. Elinizi kaldırırken, bu hareketi birçok kare olarak çekmek gerekir ve her biri, ayrı bir fotoğraf olacaktır. Yüzlerce ayrı kareler, gözünüzün önünden hızla geçerse, o zaman el kaldırışınızı bir hareket olarak görebilirsiniz, ama ağır oynatılırsa, boşluklar ortaya çıkar.

Zihin de tıpkı bir film gibidir, bir sürü boşluklar oradadır. Zihninize ne kadar odaklanırsanız, o boşlukları o kadar çok görebilirsiniz. Onlar belli bir şekle dönüşür, aynı anda iki belirgin imaj içeren bir resimdir. İki imaj da görülür, fakat aynı anda değil. Yaşlı bir erkek resmi olabilir, genç bir erkek resmi de olabilir, ama bir tanesine odaklandığınızda, diğerini göremezsiniz. Ötekine odaklandığınızda, birinciyi kaybedersiniz. İki resim gördüğünüzden emin olsanız dahi, ikisini aynı anda görmeniz mümkün değildir.

Zihinde de aynı şey olur; kelimeleri görüyorsanız, boşlukları göremezsiniz, boşlukları görüyorsanız, kelimeleri göremezsiniz. Her boşluğu bir kelime, her sözcüğü de bir boşluk takip eder, ama ikisini aynı anda görmeniz mümkün değildir. Boşluklara odaklandığınızda, kelimeler kaybolur ve meditasyona geçersiniz.

Yalnız kelimelere odaklanmış bir bilinç, meditatif olamaz. Yalnız boşluklara odaklanmış zihin, meditatif olabilir. Boşlukların farkındayken, kelimeler kaybolur. Dikkatle izlerseniz, kelimelerin orada olmadığını, yalnız boşluk olduğunu görürsünüz. İki kelime arasındaki farkı anlayabilirsiniz, ama iki boşluk arasındaki farkı anlayamazsınız. Kelimeler her zaman çoğuldur, boşluk her zaman tekildir. Boşluklar birleşir ve tek bir boşluk haline gelirler.

Bilinmesi gereken diğer bir şey ise, zihnin uzun süre bir yere odaklanma yeteneğinin olmayışıdır. Oluşan şekle bakarken, dikkatiniz yaşlı erkeğe odaklanmışsa, genç erkeği göremezsiniz. Ama tüm dikkatinizle yaşlı erkeğe odaklanmayı sürdürürseniz, yaşlı erkeğin aniden kaybolup, diğer resmin ortaya çıktığı bir an gelecektir. Neden bu böyle olur? Çünkü zihin uzun süre bir yere odaklanamaz. Değişiklik gerekir, ya da zihin uyur. Bu ikisinden başka bir olasılık yoktur.

Zihin sabit kalamaz; o bir sürekliliktir, yaşayan bir şeydir. Zihninizin sıkılmasına izin verirseniz, odaklandığınız şeyin tekdüze'liğinden kaçar. O zaman yaşamını rüyalarda sürdürür. Sükunet içerir, insanı tazeler, beden sağlığınıza ve zihinsel dengenize katkıda bulunur ama, meditasyon bu değildir. Aynı şey oto hipnoz ile de yapılabilir.

Kelimelerle özdeşleşip, bir kelimeden ötekine atlarsanız, boşluğu yitirirsiniz. Ama kelimelerle özdeşleşmediğiniz zaman, bir tanık olursunuz. Uzaktan, ilgisizce kelimelerin geçişini seyredersiniz. O zaman odak tümüyle değişir ve boşluğun farkına varırsınız. Bu sokakta insanların geçişini seyretmek gibi bir şeydir; bir insan geçti, diğeri henüz görünmedi, bir boşluk oldu; sokak boştur. İzliyorsanız, boşluğu tanırsınız. Boşluğu tanır tanımaz da içine girersiniz; kendinizi onun içine atlamış bulursunuz.

Boşluk, dipsiz bir kuyudur, o huzur verici ve bilinçlendiricidir. Boşluğun içinde olmak meditasyondur, değişimdir. Artık dile gereksinim yoktur; dili bir kenara bırakırsınız. Bu bırakma bilinçlidir, sonsuz sessizliğin, farkında olup, onun bir parçası haline gelirsiniz. Dipsiz kuyuyu "öteki" olarak değil, kendiniz olarak bilirsiniz. Boşluğu izlersiniz ama, artık izleyen izlenir. Kelimeler ve düşünceler söz konusu olduğunda, yalnız izleyici olursunuz. Onlardan ayrı bir tanıksınız ve onlar artık "ötekiler" olmuştur.

Kelimeler olmadığında, boşluksunuz ama yine de bunun farkındasınız. Sizinle boşluğun arasında, bilinç ile varoluş arasında artık bir engel kalmamıştır. Engel olan kelimelerdi, şimdi varoluş durumundasınız. Bu meditasyondur: Varoluşla bir olmak, tümüyle onun içinde, ama halâ bilincinde olmak. Zıtlık buradadır, paradoks budur. Hem bilinçli, hem de onunla bir olduğunuz bir durum yaşadınız.

Meditasyon, cinselliğin aksi kutbudur

Genelde bir şeyin bilincinde olduğunuzda, o şey öteki olur. Bir şeyle özdeşleştiğinizde o şey öteki olmaz. Örneğin öfkeliyken, ya da seks yaparken bilinçli değilsiniz. Ancak bilinçsizken onlarla bir olabilirsiniz. Seksin bu kadar çekici olmasının nedeni, bir an için bir olunabilmesidir. Ama o anda bilinçsiz olur ve bilinçsizliği istersiniz, çünkü bir olmayı istiyorsunuz. Ama bir olmayı istedikçe, daha bilinçli olursunuz. O zaman seksin mutluluğunu duyamazsınız, çünkü o mutluluk bilinçsizlikten kaynaklanıyordu.

Bir haz anında bilinciniz bir kenara atılmıştır - bilinçsiz hale gelmişsinizdir. Bir an için dipsiz kuyudaydınız ama bilinçsizdiniz. Bu hali aradıkça, daha da kaybedersiniz. Dipsiz kuyu yitirilmiştir, mutluluk yitirilmiştir, o zaman eylem, aptal bir hal alır. Yalnız mekanik bir boşalmadır, hiçbir spiritüel yönü yoktur.

Yalnız bilinçsiz bir olmayı biliriz. Meditasyon ise, bilinçli bir oluştur. Cinselliğin aksi kutbudur. Seks bir kutuptur (bilinçsiz bir olma), meditasyon öteki kutuptur (bilinçli bir olma). Seks bir olmanın en alçak düzeyidir, meditasyon ise zirvesi. Aradaki fark bilinçliliktir.

Batı, artık meditasyona ilgi duymakta, çünkü seksin çekiciliği kalmadı. Bir toplum cinselliği bastırmadığında, ardından meditasyon gelir. Çünkü kısıtlanmamış cinsellik, seksin romantizmi ve büyüsünü yok eder, seksin spiritüel yönü ölür. Seks fazlası ile yaşanıyor ama, onun içinde bilinçsiz olmayı sürdüremek rahatsız ediyor.

Cinselliğin bastırıldığı bir toplum, cinsel olmaya devam eder ama kısıtlanmamış, özgür bir toplum, sonsuza dek cinsel kalamaz. Bunun aşılması gerekir. Bu yüzden bir toplum cinselse, meditasyona ilgi başlar. Seks açısından özgür olmak, bir toplum için arayışa doğru atılan ilk adımdır.

Anladıklarınızı bir başkasından sağlıyorsanız, bu anlayış entelektüel düzeyde kalır. Ama entelektüel kavrayış da yeterli olabilir. Bu söylenenleri entelektüel düzeyde anlayabiliyorsanız, söylenmeyeni de anlayabilir, boşlukları da anlayabilirsiniz. Kavrayış ilk adımda entelektüel olacaktır, çünkü zeka bir kapıdır, asla spiritüel olamaz. Spiritüellik, içteki bir mihraptır.

Bu yazıyı, kelimeler aracılığıyla okuyorsunuz, fakat bu yazıda kelimeler kullanıldığı kadar, sessizlik de kullanılıyor. Her ikisinin de farkında olmak durumundasınız. Söylenenleri gerçekten anlıyorsanız, söylenmeyenleri de hissedebilirsiniz. Yalnız kelimeler anlaşıldığında, vukuu bulan iletişim değildir. Ancak boşlukların da farkında olduğunuzda, tam iletişim olur. Bu nedenle okurken, virgül-nokta gibi işaretlere odaklanarak, okurken kısa kesintiler sağlamak, bu boşlukların oluşmasına izin vermek anlamına gelecektir.

İnsanın bir yerlerden başlaması gerekir. Her başlangıç, sahte bir başlangıçtır ama gene de başlanmalıdır. Sahte başlangıçlarla, karanlıkta, el yordamı ile kapıyı bulabilirsiniz. Yalnız başlangıç bulunduğunda, başlamayı bekleyen kişi, hiçbir zaman gerçekten başlamış olmaz. Doğru yöne atılan sahte adım bile bir adımdır, bir başlangıçtır.

Dilinizin, kelimelerin ve aynı zamanda boşlukların farkında olmanız, bu yüzden çok önemlidir. Bilinçli bir çaba harcamadan, boşlukların farkına vardığınız anlar olacaktır, bu varoluşla karşılaşmadır. Bu karşılaşma olduğunda, ondan kaçmayın, onunla olun. Bilinmeyenle yüz yüze gelinince, korku ortaya çıkar, çünkü bilinmeyen ölümdür. Bu nedenle boşluk karşısında, ölümün yaklaşmakta olduğunu hissedersiniz. Öyleyse boşluğun içinde olun, tamamen ölün, yeniden canlandırılacaksınız. Sessizlik içinde ölümünüzü yaşadığınızda, hayat yeniden canlanır. Ve ilk kez gerçekten yaşamaya başlarsınız.

İşte bu nedenle meditasyon bir metot değil, bir işlemdir. Bir teknik değil, bir kavrayıştır. Öğretilemez, ancak yol gösterilebilir. Meditasyon konusunda bilgilendirilemezsiniz, çünkü dışarıdan gelen hiç bir bilgi, aslında gerçek bilgi değildir. Meditasyon ise, içinizin derinliklerinden gelir. Bu yüzden araştırın, mürit değil, arayan olun. O zaman, bir gurunun değil, yaşamın müridi olursunuz.

Spiritüel öğreti, kelimelerden değil, her an sizi çevreleyen boşluklardan ve sessizliklerden gelir. Kalabalık içinde, markette, pazarda bile oradadır. Sessizlikleri, onların içindeki ve dışındaki boşlukları arayın ve bir gün meditasyon’un içine daldığınızı fark edeceksiniz.

Meditasyonu davet edip bekleyin

Meditasyonu siz getiremezsiniz, o size kendiliğinden gelir. Ama onu aramanız gerekir. Yalnız arayış içindeyken, ona ev sahipliği yapabilirsiniz. Misafir olan meditasyonun kendisidir, onu davet eder, beklersiniz. Hazır olan, arayan ve açık olan herkese gelir. Ancak zihin hep kolay olanı tercih eder, konu ile ilgili sömürüler de bundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle onu bir yerlerden öğrenmeyin, yoksa oyuna gelirsiniz. Ortaya gurular ve guruculuk çıkar, bu da spiritüel yaşamı zehirler. En tehlikeli insan, bir başkasının spiritüel arayışını kullanandır. Birisi tüm malınızı, paranızı çalsa, size ihanet etse, bunun fazla önemi yoktur, ama bir kişi ilahi olan arayışınızı suistimal ederse, hatta sizi yalnız oyalasa bile, bu büyük bir günahtır. Bir guru aramayın, size bir faydası olmaz. Size hazır reçete verenler, dost değil düşmandır.

Gurular (Guru: sanatta, iş'te vb. üst derece usta, pir) bulunabilir, ithal edilebilir ve ediliyorlar da. Ama o gurulardan yalnız bir takım numaralar, hileler öğrenilir. Ama gerçek anlayış, yaşamdan - yaşamaktan kaynaklanır, verilemez, aktarılamaz. Onu kendiniz bulmalısınız, yaşamın içine dalmalısınız. Hata yapmanız, başarısız olmanız, pek çok hayal kırıklığı yaşamanız gerekebilir. Ama meditasyona giden yol, hatalardan, düş kırıklıklarından ve yaşayanlarla karşılaşmaktan geçer, o bir büyümedir.

Bu yüzden uyanık olun ve hiç kimseye, "meditasyon nedir? Nasıl yapabilirim?" diye sormayın. Bunun yerine ne gibi engeller olduğunu sorun. İnsanların neden sürekli meditasyon halinde olmadıklarını, büyümenin nerede durdurulduğunu, aksaklığın nerede olduğunu sorun. Karanlıkta el yordamı ile arayın. Karanlıkta arayış, sizi karanlıktan kurtaracak, kavrayışı getirecektir. Bu gerçek, özgürlüktür.

Gerçeğin yolu hep kavrayıştan geçer. Bu, karşılaştığınız ve tanıdığınız bir şey değildir, gelişerek ulaştığınız bir şeydir. Onun için kavrayışın peşinde olun, çünkü ne kadar çok şeyi kavrayabilirseniz, gerçeğe o kadar yaklaşırsınız. Sonunda hiç bilinmeyen, beklenmeyen, önceden kestirilemeyen bir anda, kavrayış en üst noktasına vardığında, kendinizi o dipsiz kuyunun içinde bulursunuz. Artık siz yoksunuz, meditasyon vardır.

Meditasyon sizin daha "fazlanız" değildir, hep sizin ötenizdedir. Orada ego yoktur, siz de yoksunuz. Orada "olmak" var. Aslında din denilen şey de budur, o nihai varoluştur ve bütün dinlerin, bütün arayışların özüdür, ama bir yerlerde hazır sizi bekliyor değildir. Bu yüzden "aradığın bende var" diyen herkese karşı uyanık olun. Karanlıklar içinde arayışınıza devam edin ve başarısızlıklardan korkmayın. Onları kabullenin ama, aynı hataları tekrarlamayın. Gerçeği ararken, yanlışlar yapan insanlar daima affedilir, bu varoluşun derinliklerinden gelen bir vaadtir.

Kaynak:

Sessizliği dinlemek - Osho
http://bilimdili.com/meditasyon-nedir/

“Gerçek zenginlik, servetin çokluğu değil, ruhun zenginliğidir.”
Hz. Muhammed