logo - infethiye

Çıpa ve Delik Paralar

Paranın ne kadar işe yaramaz bir nesne olduğu aklımda takıldı kaldı
Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür - Mahatma Gandhi
O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu! - Doğan Cüceoğlu

Para - işe yaramaz bir nesne

Delik Kuruşlarımın Çıpası

Çok küçüktüm, sanırım beş yaşında… Evimizin hemen önündeki sokakta, bir sürü arkadaşımla akşama kadar oyun oynardık. O zamanlar horoz şekeri ve leblebi tozu vardı çocukları cezbeden, ha bir de şemsiye çukulata. Eline harçlık geçiren her çocuk, komşu bakkal Sami amcaya koşar ya bir horoz şekeri, ya leblebi tozu alır, leblebi tozu ağzındayken konuşmaya hatta ıslık çalmaya uğraşırdı. Islık yarışı yapmak için şanslı olmak gerekirdi sanırım, çünkü anneleri kandırıp harçlık alabilmek pey zor işti o zamanlar. En azından bizim mahallede…

Ben diğer çocukların çoğunlukla izleyicisi olarak kalırken, bir gün ıslık yarışına bizzat katılmak istedim ve annemden harçlık istedim. Vermedi tabi ki. Ertesi gün bir daha istedim, daha ertesi gün de… Israrlarım devam edip de ıslık yarışını ve horoz şekerlerini karşıdan seyrederken bir gün annem bana güzel bir sürpriz yaptı ve üç dört tane ortası delik metal para verdi. Harcamadım o gün sevinçten, biriktirmeye karar verdim. Bütün arkadaşlarıma horoz şekeri ve leblebi tozu alacaktım. Alacaktım ki beraber ıslık yarışı yapalım. Annem sonraki birkaç gün bana ortası delik sarı kuruşlardan vermeye devam etti. Birkaç gün sonra bir avuç dolusu param oldu. Artık dayanamadım ve bir gün Sami amcaya koştum, zaten bir ev ötemizdeydi bakkal.

Sami amca elleri cebinde dolaşmayı severdi. Kumral arkaya taralı saçları, renkli gözleri ve iri vücuduyla kocaman gelirdi benim gözüme. Ama gözlerinin içi gülerdi, devliğine rağmen severdik onu… En mutlu halim ve cesaretimle karşısına dikilip leblebi tozu ve horoz şekeri alacağım dedim Sami amcaya. Kaç tane istiyorsun dedi elleri cebinde. Üzerindeki kıyafet bile hala gözümün önünde. Dönüp arkama baktım, bütün taifem arkamda sıralanmıştı. Hepsini peşime takıp gitmiştim bakkala. Elimi uzattım gururla ve “hepimize yetecek kadar” dedim. Bir koca avuç sarı ortası delik para parlıyordu elimin içinde.

delik kuruşlar

Sami amca bir durakladı yüzüme ve arkamdakilere bakıp… Nereden buldun o paraları dedi bana. Annem verdi dedim kayıtsızca. Gülümsedi Sami amca önce ve o gülümseme beynime kazındı adeta. Çünkü “ o paralar geçmiyor artık, bak şu bakır kuruşlar var ya, onlardan getireceksin” dedi bana. “Nasıl olur annem bakkala git diye verdi bunları” dedim inanmayarak. Şaka yapmayı severdi, yine şaka yapıyordu besbelli. Hayır, şaka yapmıyordu, bir süre debelendim inanmak ile inanmamak arasında. Ortası delik kuruşlar artık kullanılmıyordu, bana bunu anlattı uzun uzun, bir kısmını anlamadığım kelimelerle. Ama kelimeleri anlamasam da durumu anlamıştım, elimdeki paralar bir işe yaramazdı.

Bir avuç dolusuydu ama değeri yoktu kaç gün yastığımın altında sevinçle okşadığım paralarımın. Paralara baktım nefret ederek, arkama dönmeye korkuyordum.

Peşimdeki arkadaşlarım çoktan bakkalın içinden dışarı fırlamış oynamaya bile başlamıştı leblebi tozundan ümidi kesince. Paraları oracığa bırakıp kaçmak istedim, avucumun içinde durmalarına dayanamıyordum. Rezil olmuştum bir de arkadaşlarıma. Onları bakkala çağırıp ellerini boş çıkarmıştım ve hayal olmuştu ıslık yarışı…

delik kuruşlar çocuk

Paraları ne yaptığımı hatırlamıyorum, sanırım eve geri gidip anneme sordum ve fırlatıp attım sonra ama o kısımlar sisli hafızamda. Lakin Sami amcanın gülümseyişi- alayla karışık babacan bir tavırla- hiç silinmedi. Bir de yaşadığım hayal kırıklığı. Ne zaman parayı düşünsem onun ne kadar işe yaramaz bir nesne olduğu, üstelik biriktirmenin anlamsız olduğu, mutluluk için bir yanılgı olduğu aklımda takıldı kaldı. Tıpkı denizin içine atılıp takılan “çıpa” gibi. Ömrüm boyu nefret ettim paradan, hep uzak durdum ondan, işe yaramayacağını düşündüm sürekli. Olaydan sonraki kırk yıl çok çalıştım. Para kazandım tabi ki, epey de iyi paralar kazandım. Ama bir kuruşum birikmedi, geldiği gibi gitti kazandığım paralar. O eski ortası delik sarı kuruşlar gibiydi sanki hepsi ve avucumun içinde durmuyorlardı adeta.

Benim paraya karşı bu umarsızlığım ve umursamazlığım yıllar geçtikçe sıkıntı yaratmaya başladı ve gitgide parayla ilgili kendimi gözlemlemeye, tahlil etmeye ve yargılamaya başladım. Onun kölesi olmak, onu kötüye kullanmak, ona tapmak olması gereken bir şey değildi asla ama benim paraya bakışım da doğru değildi onu anladım bu konuda sıkıntı çektikçe. Çekim yasası, kader, kuantum vs bir sürü farklı bilgilerle bombardımana tutulduğum günlerde okuduğum bir kaynakta bir kelime ile karşılaştım bir gün.

Çıpa insanda da aynı işi yaparak onu bir noktaya sabitler

Çıpa

Çıpa; deniz dibine saplanarak ya da takılarak, taşıtın bulunduğu mevkiiden uzaklaşmasını engelleyen iki veya daha çok kancası olan ve bir zincire ya da kalın halata bağlı bulunan alettir. Doğrusu “Çipa” olmasına rağmen daha çok çıpa olarak kullanılır. Psikolojide ve insanda da aynı işi yapar çıpa, bir noktaya sizi sabitleyebilir. Zincirin ya da halatın izin verdiği kadar alanda dolaşır, kendinizi özgür sanırsınız ama bir daire içinde dönüp durursunuz çıpayı çekip çıkarmazsanız.

Çıpanın psikolojideki tanımı, tıpkı denizcilikte olduğu gibidir. Zihin kendisine ulaşan ilk bilgiye enteresan bir ağırlık tanımaktadır. İlk anılar, ilk hatıralar, ilk acılar, tahminler, veriler daha sonraki düşünce ve yargılar için bir çıpa görevi görerek etkisini gösterir.


toprak üzerinde yatan kadın

Okuduğum ve unutmadığım bir örneği anlatmadan geçemeyeceğim burada.
Genç bir kadın salatalık kokusunu duymaya dayanamıyormuş ve her duyduğunda aklına ölüm geliyor, bulunduğu ortamdan kaçıp uzaklaşmak istiyormuş. Salatalık ise herkesin çok yaygın kullandığı bir besin olduğundan, hayatı dayanılmaz bir hale gelmiş. Bu durum artık çözümlenmesi gereken bir noktaya gelince başvurulan tedavi yöntemleri de işe yaramamış ve bayana en sonunda hipnoz uygulanmış. Hipnoz esnasında bayan, çok küçük bir yaşta tanık olduğu bir kaza olayını anlatmış. Kazayı geçiren kadına bir araç çarpması sonucu ölmüş ve kanlar içinde yerde yatıyormuş. Yanında alışveriş yaptığı çantası varmış, çantanın içindeki salatalıklar çarpma sonucu ezilmiş. Küçük kızın tanık olduğu bu olayda, “ölüm= salatalık kokusu” gibi bir çıpa yaratmış. Ölümün ilk travması sırasında algılanan bu koku, daha sonraki her duyumunda ölüm korkusu ile özdeşleştiğinden, sıkıntı yaratmaya başlamış. Uygulanan çıpa temizleme teknikleriyle bu sıkıntıdan kurtulmuş.

Daha sonraki günlerde okuduğum o kitabı unuttum gitti. Bir gün yine bir uzmanın kitabı elimdeyken, parayla ilgili bir egzersiz önerisine takıldım. Bu öneride parayla ilgili olumsuz duygulardan kurtulmak için, parayla ilgili ilk anımıza geri dönmemizi, o anı değiştirerek, hayatımızda paranın yerini değiştirebileceğimiz anlatıyordu. Bir sürü başka konuda bunu önermesine rağmen, örneğin karşı cins ilişkileri, iş hayatındaki başarısızlıklar, insanlarla ilişkiler gibi, ben para örneğine dikkat kesildim nedense. Önerinin içinde çıpa kelimesi geçmese de, anlatım ve tüm örnekler bana o eski kitabı hatırlattı. Hafızamı yokladım, delik kuruşlarla ilgili anım çıktı karşıma. Ben; o geriye dönüş esnasında hayatım boyunca yaşadığım para ile ilgili, tüm hayal kırıklıklarının sembollerini, işe yaramayan delik kuruşların hikâyesi içinde ayrıntılı olarak buldum birdenbire. Bu bir tesadüf olamazdı, demek ki ben hayatım boyunca bu çıpanın izin verdiği alan kadar dolaşıp durmuştum paranın etrafında. Diğer konularla ilgili geri dönüşlerimi henüz tamamlamamış olsam da, bu konuyla ilgili okuduklarım şaşırtıcıydı.

işitmek, görmek, dokunmak, tatmak, koklamak

İnsanlar işitmek, görmek, dokunmak, tatmak, koklamak yoluyla iletişim kuran farklı tiplere sahip, her tipin çıpaları da bu iletişim tiplerine göre değişiyor. Örneğin salatalık kokusuyla ölümü hatırlayan kadındaki çıpa;  koklama yoluyla oluşmuş. Duygular, duyu organlarından gelen bilginin kaydedilmesiyle oluşmuş bilginin kaydedilmiş halinden başka bir şey değil ve sezgi ya da hisle karıştırılmamalı. Duyu organlarından gelen bilgi nöronlarda kaydedilir ve ilgili bir durumda kullanılır. Bir durum ya da varlığın beynimizde uyandırdığı duygu, geçmişteki bir durumla kıyas yapılarak oluşturuluyor. Nöronların birbiri arasında yaptığı bağlantı bunu sağlıyor. Biz bu nöronların bağlantılarını değiştirebilirsek duygusal tepkilerimizi de değiştirebiliyoruz. Unutmanın tek yolu da bu, nöronlar arası bağlantıları değiştirmek.

Hoşumuza gitmeyen bir duygumuzu değiştirmek istiyorsak, önce onu hangi iletişim yoluyla kaydettiğimize bakmamız gerekiyor. Bunu başarabilmek, yine aynı iletişim yolunu kullanmakla oluyor. Çıpa atmak; olumsuz yönde olduğu kadar, olumlu yönde de kullanılabiliyor. Olumsuz bir duygumuzun oluştuğu konu üzerinde olumlu bir iletişimle yer değiştirme yaparak olumlu çıpa atabiliriz. Örneğin; genelde iç sesimiz olumsuz konuşuyorsa, (yapamazsın, kötü olacak, başarı senin işin değil, her şey ters gidecek gibi) kendi iç sesimiz yerine, sevdiğimiz ve olumlu konuşan bir insanın sesini geçirebiliriz. Olumsuz deneyimlerimiz üzerinde düşünüp, hatırladığımız kötü duygular yerine, keyif aldığımız başka olayların duygularını yerleştirebiliriz.

Örneğin saçımızın okşanmasından hoşlanıyorsak, üzerinde düşündüğümüz kötü olayı hatırlama esnasında, saçımızı okşayıp, duygu kaydını değiştirebiliriz. Bunun tekrar tekrar yapılması, böylelikle üzerinde çalışılması, kötü kayıtın silinmesini sağlayacaktır. Bunu kendimiz yapabildiğimiz gibi, bir başkasından yardım da alabiliriz. Bu yardımın teknik adı hipnoterapidir ve bir uzmanla gerçekleştirilir.

foto - Delik kuruş

Hipnoterapiyle ya da bizzat uygulayarak çıpaların değiştirilmesi aslındanöronlarımız arasındaki bağlantıların değiştirilmesi olduğuna göre; maddenin en küçük parçası olan kuarkların özelliklerine değinmek gerek. Kuarklar kendilerini gözlemleyenin duygularına göre hareket ederler, kuantum fiziğinin en ilgi çekici iddiası budur. Kuarklar en temel parçacıklardan biri olduğuna göre düşünerek, yaratmak ve değiştirmek fikri; bilimsel olarak da ispatlı görünüyor. Bir de su kristalleri ile yapılan deneylerde; suyun duygu ve düşünceleri kaydettiği, bilgi ve niyeti taşıdığı düşüncelere tepki verdiğini hesaba katarsak, kötü çıpaları saplı bulundukları yerden çıkarıp atmak ve yerini güzel çıpalarla doldurmak imkânsız görünmüyor. Kimse doğduğu gibi ölmez, değişim yaşamın değişmez tek sabitidir. Ben delik kuruşlarımın yarattığı çıpadan kurtulup, önce duygularımı, sonra hayatımı değiştirmek istiyorum. Ya siz hayatınızda neleri değiştirmek istersiniz?

Yazar: Nesrin Dabağlar Mayıs 2010
Kaynak: indigodergisi.com/nesrin.htm

Söylediklerinize dikkat edin!

Foto Mahatma Gandhi

Mahatma GANDHİ




sarı çizgi

O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu!

kıskançlık duygusu - doğal cüceloğlu

Kaliforniya da Long Beach şehrindeki Eyalet Üniversitesinde öğretim üyesi olarak ders verirken, aynı sömesterde benim iki dersimi alan bir kız öğrencim dikkatimi çekmeye başlamıştı. Bu genç bayanın şu özelliklerinin farkına varmıştım: Her şeyden önce çok güzel bir kızdı; gözüm gayri ihtiyari ona gidiyordu. İkinci olarak çok iyi bir öğrenciydi; bütün sınav ve ödevlerde en yüksek notu o alıyordu. Ayrıca, çok hanımefendi, çok nezih bir kişiliği vardı.

Bölümün bir pikniğinde kız öğrencimin nişanlısıyla tanıştım ve itiraf edeyim, ilk aklımdan geçen, Armudun iyisini ayılar yer düşüncesi oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım o güzel kızın bana tanıştırdığı erkek, yirmiyedi, yirmisekiz yaşlarında, saçı biraz dökülmüş, şişman denecek kadar toplu, çirkin, kısa boylu biriydi. Bu kişiye parası için yüz vermiş olabileceğini düşündüm. Daha sonra öğrendim ki, bu genç adamın parasal gücü yok; başka bir üniversitenin psikolojik danışmanlık bölümünde doktora öğrencisi olarak okula devam ediyor ve ileride akademisyen olarak kariyer yapıp, profesör olmak istiyor.

Acaba benim güzel öğrencim bu adamda ne bulmuştu? Bir hafta sonra ders çıkışı koridorda öğrencimin yanına yaklaştım ve Sally adıyla anacağım öğrencimle aramızda şöyle bir konuşma geçti:

Sally, nişanlınla nasıl tanıştığınızı merak ediyorum?
Bir kilise faaliyetinde aynı komitede çalıştık; o zaman tanıdım kendisini

Nesi seni etkiledi; hangi özelliklerini sevdin?

Sally, bir Amerikalı olarak bu soruyu hiç beklemiyordu. Amerikan kültüründe, bu tür sorular kişinin mahremiyetine tecavüz olarak kabul edildiğinden pek sorulmaz. Amerikan kültürüne göre ben o anda Sallynin mahremiyetine burnumu sokuyordum.

Şaşkınlığı geçince çok içten, gözlerinin içi gülerek, O şahane bir insan; o benim kahramanım! Ben ondan çok şeyler öğrendim dedi.

O anda ilk hissettiğim şey kıskançlık duygusu oldu. Güzel bir kadının erkeğine, Sen benim kahramanımsın duygusu içinde bakmasının erkeğe verilmiş en büyük hediye olduğunu hissettim ve anladım. Bu hediyeyi, hayatım boyunca hiç almadığımı biliyordum ve o kişiyi kıskandım.

Nasıl yani? dedim.

Frank bir yetimhanede büyümüş. Yetim olmanın ne demek olduğunu bildiği için, üniversite öğrencisi olunca, yetimhaneden iki çocuğa ağabeylik yapma kararı almış. Haftada on saatini onlara ayırıyor; onlarla buluşup oynuyor, kitap okuyor, onları müzeye götürüyor. Onların iyi gelişmesi için elinden geleni yapıyor. Biri ameliyat oldu, hastanede yatıyor ve Frank şimdi akşamları hastanede kalıyor, geceleri ona bakıyor.

Kendime kızdım. Yüzüme tokat yemiş gibi oldum. Utandım. Ben güya en yüksek eğitim düzeyine gelmiş biriydim ve karşımdakini hala dış görünüşe göre yargılıyor ve onu ayı olarak görüyordum. İçimdeki pislikten utandım. Bir süre sonra Sallynin içinde yetiştiği aile ortamını merak etmeye başladım. Şöyle bir mantık yürüttüm: o adama baktığım zaman ben neden, Armudun iyisini ayılar yer diye düşündüm? Çünkü ben, içinde yetiştiğim ortamda sık, sık bu benzetmeyi duyarak büyümüştüm. İçinde yetiştiğim ortam beni nasıl etkilemişse, Sallynin içinde yetiştiği ortam da onu öyle etkilemiş olmalıydı.

Birkaç hafta sonra Sallye, ailesinin nerede oturduğunu sordum. Los Angelesin üç yüz elli km kuzeyindeki bir kasabada oturuyorlarmış. Onun ailesiyle tanışmak istediğimi, bunu mümkün olup olamayacağını sordum.

Kendilerine bir sorayım, eminim sizinle tanışmak isteyeceklerdir, dedi ve iki gün sonra, Ailemle konuştum; sizinle tanışmaktan mutlu olacaklarını söylediler, dedi.

Dört-beş hafta sonra San Franciscoya gidecektim, Sallynin ailesinin yaşadığı kasaba yolumun üstündeydi, onlara uğrayabilir, onlarla tanıştıktan sonra yoluma devam edebilirdim. Bu planımı Sallye söylediğimde Sally, O gün ben de aileme gidecektim; isterseniz beraber gidebiliriz, dedi. Ailesine haber verdi. Onlar da sabah kahvaltısına gelmemizi söylemişler. Long Beachten sabahın altısında yola çıktık ve dokuz buçuk civarında Sallynin ağabeyi Brianın evine vardık. Sallynin babası George orada buluşmamızı uygun görmüş. Çok güleryüzlü bir aileydi. Brianın, en ufağı dört yaş civarında dört çocuğu vardı. Ziyaret ettiğim bu güler yüzlü sıcak ailede, iki olay gerçekten dikkatimi çekti. Bunlardan ilki, Sallynin babası Georgeun torunlarıyla konuşurken onların göz hizalarına inmesiydi. Bunu o kadar doğal yapıyordu ki, artık farkına varılmadan yapılan bir davranış olduğu belliydi. Sallyye, babasının torunlarıyla hep böyle mi konuştuğunu sordum.

Evet yanıtını alınca, kendisi çocukken de babasının, onunla göz hizasına inerek mi konuştuğunu sordum. Evet, biz böyle biliyoruz. Ağabeyim Brian da çocuklarıyla böyle konuşur; ben de kendi çocuklarımla böyle konuşacağım. Biz böyle biliyoruz, dedi.

Tüylerim diken diken oldu. Ben üniversite öğretim üyesiydim ve insan psikolojisi benim uzmanlık alanımdı ama üç çocuğumdan hiçbiriyle göz hizasına inerek konuştuğumu hatırlamıyordum. Kendime kızdım; sonra kendime kızmaktan da vazgeçtim, beni yetiştirenlere kızdım. Sonra onlara kızmaktan da vazgeçtim ve bütün nesilleri yetiştiren kültür ortamına kızdım. Daha sonra kimseye kızmayacağımı anlayarak, oradaki öğrenme fırsatından yararlanmaya karar verdim. Torunlarının önünde diz çökerek konuşan Dede Georgea;

"Beyefendi, çocukların göz hizasına inerek konuşuyorsunuz"! dedim.

Bana biraz şaşkınlıkla gülümseyerek, "Tabii, onlar küçük insanlar"! yanıtını verdi.

Öyle bir bakışı vardı ki, bu bakış sanki Bu kadar doğal bir şey ki, herhalde bunu herkes yapıyordur; sen yapmıyor musun? diyordu. O bakışa karşı bütün yaptığım, mahcup bir gülümseme oldu. Bu güler yüzlü sıcak ailede dikkatimi çeken ikinci olay, Sallynin ağabeyi Brianın davranışı oldu. Brian, Pasifik ülkeleriyle ticaret yapan, oldukça varlıklı biriydi. Evlerinin büyüklüğünden, yüzme havuzundan, çiftliklerinden, arabalarının türünden ailenin zenginliği belli oluyordu. Kahvaltıdan sonra saat onbir dolaylarında telefon çaldı ve Brian bir süre telefonla konuştu. Ofisten arıyorlarmış, Koreli bir işadamı Los Anegeles'ta imiş, kendisiyle görüşmek için helikopterle saat 14'te gelmek istiyormuş. Başka bir randevusu olduğunu söyleyerek bu teklifi reddetmiş olan Brian, bize durumu şöyle açıkladı:

"Dört çocuğum var ve her hafta biriyle dört saat baş başa geçiririm. Bugün dört yaşındaki kızım Maryle randevum var. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, eğer dikkat etmezsen, bir bakıyorsun, büyümüşler ve onlarla beraber zaman geçirme olanağı kaybolmuş".

Brianın yaşam vizyonunu sormadım, ama davranışından nelere öncelik verdiği belli oluyordu. Brian için çocukları şüphesiz en az işi kadar önemliydi. Brianın yaşamında bununla ilgili bir pişmanlık duygusu, bir keşke olmayacak.

Sallye sordum: "Baban seninle randevulaşır mıydı"?

Evet, dedi, "yalnız benimle değil, her çocuğuyla sırasıyla baş başa zaman geçirirdi". Ve ilave etti, "Biz böyle gördük, böyle biliyoruz. Benim çocuğumun da babası böyle yapacak"!.

Gülümseyerek, Nereden biliyorsun? diye sordum.

"Biz Frankle konuştuk" diye cevap verdi. Yine içim cız etti. Daha doğmadan çocuğun gelişme ortamıyla ilgili bir bilinç oluşmuştu. Kendi çocuklarıma içim yandı. Evlenmeden önceki bilincimi, kafamın karmaşıklığını, evlendiğim kıza ettiğim eziyetleri ve ondan da acısı, kendi yavrularıma çektirdiğim acıları düşündüm. Biraz daha düşününce kendimin de acı çektiğini anladım ve bu sefer kendi çocukluğuma içim yandı. Daha sonra babamın, anamın çocukluğuna içim yandı. Ve son durak olarak ülkemin tüm çocuklarına içim yandı. Yine kimseye kızamayacağımı anlayınca, bundan sonra ne yapabilirimle ilgili düşünmeye karar verdim. İşte değerli okurum; yazdığım kitaplar, verdiğim seminerler, hazırladığım televizyon programları, Ne yapabilirim? sorusuna verdiğim yanıtların öğeleridir.

Sallynin içinde yetiştiği ortamı görmüş ve anlamış biri olarak, onun davranışlarına şimdi daha iyi anlam verebiliyorum. Sally, içinde yetiştiği ailede, var oluşun beş boyutunu da doya, doya yaşayabilmişti. Çocuğun hizasına inerek onunla göz göze konuştuğunuz zaman çocuk, Sen varsın, sen doğalsın, sen değerlisin, sen güçlüsün ve sen sevilmeye layıksın, mesajı alır ve çocuğun CAN'ı beslenir.

Çocuğuyla randevusuna sadık kalan baba, Seninle zaman geçirmek istiyorum, seni özledim, mesajını güçlü olarak verir. Çocuk bu mesajı zihinsel olarak değil, sezgisel olarak alır ve aldığı bu sezgisel mesajlar sayesinde çocuğun hamuru, Ben sevilmeye layık biriyim! diye yoğrulur.

Bir ana babanın çocuklarına verebileceği en büyük miras, var oluşun beş boyutunda beslenmiş ve buna inanmış güçlü bir CANdır.


sarı çizgi

"Doğan Cüceoğlu" kimdir?

doğan cüceoğlu

İstanbul Üniversitesinden Psikoloji Bölümü’nden mezun olmuştur. Sonra ABD’de Illinois Üniversitesi’nde, Bilişsel Psikoloji (algılama, düşünme, iletişim) alanında doktorasını yapmıştır. Daha sonra Türkiye Hacettepe ve Boğaziçi üniversitelerinde görev yapan Cüceloğlu, Fulbright bursuyla bir yıl süreyle Berkeley’deki Kaliforniya Üniversitesi’nde ziyaretçi öğretim üyesi olarak çalışmalar yapmıştır. 1980-1996 yılları arasında, ABD Kaliforniya Eyalet Üniversitesi Fullerton’da görev yapan Cüceloğlu’nun, kırkı aşkın Türkçe ve ingilizce bilimsel makalesi yayınlanmıştır. 1996 Senesinden bu yana Türkiye’de üniversite öğrencilerine, öğretmenlere, anababalara ve işadamlarına yönelik seminerlere, konferanslara ve atölye çalışmalarına ağırlık vermiştir. 1990’dan bu yana kitaplarını Türkçe olarak yayınlamaya özen gösteren Cüceloğlu, Türk insanının düşünce, duygu ve davranışlarını bilimsel psikoloji kavramları içinde inceleyen kitaplar yazmaktadır.

Doğan Cüceoğlu’nun Kitapları:

• Başarıya Götüren Aile
• Onlar Benim Kahramanım
• Yetişkin Çocuklar
• Yeniden İnsan İnsana
• Savaşçı
• Mış Gibi’ Yaşamak
• Korku Kültürü
• Keşkesiz Bir Yaşam İçin İletişim
• İyi Düşün, Doğru Karar Ver
• İnsan ve Davranış
• İçimizdeki Çocuk
• İçimizdeki Biz
• Bir Kadın Bir Ses