Doktor kanser olunca gerçekleri gördü

Doktor kanser olunca gerçekleri gördü!
Kanser hücreleri oksijenden kaçınır
Şeker kanseri besler
Şeker üretimi neden arttı?
Hangi Kansere türüne hangi bitki
Kanser hastası, karahindiba çayı ile tedavi oldu

Doktor kendisi kanser olunca..

Aydemir Yalman kendisi Kanser olunca

İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından düzenlenen, “Her Hastalık Bir Hikayedir” yarışmasına, “Bir Doktor Kanser Olursa” başlıklı hikayesiyle katılarak, meslektaşlarına hastalığı sürecinde yaşadıklarını anlatan ve geçtiğimiz günlerde hayatını kaybeden Uzman Doktor Aydemir Yalman'ın vasiyet niteliğindeki hikayesi, tıp etiği derslerine konu oldu. Hekim gözüyle kanser hastası olduğunu öğrendiğinde neler yaşadığını anlattı: “Önce tek başıma, klinikten uzaklaşıp bir cafeye gittim, bir süre ne yapacağımı düşünmeye çalıştım. Beynimin içinde uğuldayan "bu andan sonrası yok" düşüncesi, sağlıklı karar vermemi engelliyor ve gözümün önüne sürekli bugüne kadar yaşadığım hayat geliyordu. 40 yıllık hekimdim, patolojik anatomi okumuştum ve oradan edindiğim bilgiler sonumun pek hayırlı olmayacağını söylüyordu”. Yalman hikayesinde, tedavisi sırasında doktorların kendisine nasıl davrandığına ilişkin bilgiler veriyor.

"Hastanın yüzüne dahi bakılmıyor"

Tümör konseyine girdiğinde, bırakın geçmiş olsun demeyi, yüzüne dahi bakılmadığını anlatan Yalman, hasta bir hekim olarak içinde bulunduğu çelişkiyi “Zaten başıma gelenlerin şokunu yaşarken, bir de hastalanan doktor olarak, ne kadar değersiz olduğumu düşünüyordum. Oysa onkoloji ile uğraşan doktorların ve sağlık çalışanlarının söyledikleri ilk söz, bu hastalıkta moral motivasyonun çok önemli olduğu değil midir?” sözleriyle özetliyor.

Meslektaşlarına tavsiyelerde bulunuyor:

“Bir hekimin önce bir hasta olarak bir doktora başvurmasını, sonra da hasta yakını olarak hastanede bulunmasının önemini bir kez daha anladım. Böylece yapılan davranış hatalarını yaşayarak gözlemleyebilir.
● Bir hekimin hastasına, hele de kanser hastasına daha duyarlı yaklaşması gerektiğine inandım.
● Her hastanın bir birey, bir insan olduğunun asla unutulmaması, en azından kendisiyle konuşurken yüzüne bakılması ve yazılı onay için yapılan bilgilendirmelerin, gerçek anlamına uygun yapılması gerektiğine inandım. Çünkü, doktor olmama rağmen, kemoterapi yapacakları açık açık anlatılmadığı için, ilk tedaviden sonra panik atak geçirdim.
● Başta kanser hastaları olmak üzere, eğer mümkünse tüm hastalara psikolojik destek sağlanmasının çok önemli olduğunu anladım. Basit bir örnek verecek olursam, yazmaya başladığımda, yaşadığım olayları tekrar hatırlamak beni çok rahatsız etti. Ama psikoloğum bunu yapabileceğimi defalarca söyleyerek, beni yüreklendirdi ve sizlerle hastalık sürecimi paylaşabildim.”

"Hekim yetiştirmek için önemli bir mesaj"

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıp Etiği ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Nesrin Çobanoğlu, yaptığı açıklamada, Yalman'ın hikayesinin gelecek kuşaktaki hekimlerin eğitimi için önemli mesajlar içerdiğini vurguladı. Yalman'ın çok duyarlı ve etik açıdan düşünceli bir hekim olduğunu anlatan Çobanoğlu, Yalman'ın hikayesinin, hekimlere vasiyet niteliği taşıdığını belirtti. Hikayenin, hekimlerin hastalarla ilişkilerde empati kurmayı unutmaması gerektiğini güzel bir dille anlattığını ifade eden Çobanoğlu, derslerinde bu hikayeyi anlatmayı bir misyon olarak gördüğünü söyledi. Hikayenin gelecek kuşaktaki hekimlerin hastalarına yaklaşımını etkileyeceğine inandığını vurgulayan Çobanoğlu, şöyle devam etti: “O hikaye gelecek kuşaklarda iyi hekimler yetiştirmek için önemli bir mesaj, zira önemli gözlemler var. Hekimin hastalık yaşantısı, her zaman hekimin empati becerisini artırır. Aydemir Bey'in de hastalığı ciddi bir hastalıktı. Hikayede, bir hekimin hekim gözüyle bunlarla baş etme çabası, yaşanılan aksaklıkları ortaya koyuyor. Yıllarını hekim olarak geçiren insanın gözleminden dökülen bir hikaye. Tıp etiği mesajı diye algılıyorum ve çok önemli buluyorum. Sorumlu hekimlik davranışı, etik derslerimde kullanmaya başladım. 4. sınıf stajyer öğrencilerime okutmaya başladım. İleride de bu yönde olumlu gelişmeler olacağına inanıyorum.”

Pozisyonlar değişince, muameleler de değişti

Ankara Üniversitesi Sosyal bilimler enstitüsü'nde bilim tarihi ve tıp etiği dersleri veren Prof. Dr. Esin Kahya da, Yalman'ın hikayesinin hekimlik mesleği açısından önemine işaret ederek, kendisinin de derslerinde öğrencilerine bu konudan bahsettiğini belirtti. Hikayenin, bir hekimin hastalandıktan sonra, dünyaya hekim olarak değil de, bir hasta olarak baktığını“ ve meslektaşlarının bir hekime hasta gözüyle nasıl baktığını görüyoruz. Pozisyonlar değişince, muamelelerin de nasıl değiştiğini çok güzel bir dille anlatıyor” diye konuştu. Etik derslerinde hikayenin çok etkili olacağına inandığını vurgulayan Kahya, “Gençlerin bazı şeyleri bilerek yetişmesi gerekiyor; hekimlerin hastalarına kendi yakınları gibi davranmaları gerektiğini bu hikaye çok güzel özetliyor” dedi.

Kaynak:

hurriyet.com.tr

Kanser hücreleri oksijenden kaçınır

Her doktor öğrenciliği sırasında Otto Warburg'un buluşunu öğrenir. 1930'lu yıllarda Warburg kanserin en temel biyokimyasal sebebini, yani sağlıklı bir hücreyi, kanser hücresinden ayıran şeyin ne olduğunu bulmuştur. Bu, o kadar önemli bir buluştur ki, Otto Warburg'a Nobel Ödülü kazandırmıştır. Otto Warburg'a göre kanserin bir temel sebebi vardır. Bu da, vücudun normal hücrelerinin oksijenli solunumunun, oksijensiz -anaerobik- hücre solunumuyla yer değiştirmesidir.

Warburg'un buluşu bize daha neleri anlatır?

Birincisi, kanser, normal hücrelerden farklı şekilde metabolize olmaktadır. Normal hücreler oksijene ihtiyaç duyar; kanser hücreleri oksijenden kaçınır. Hiperbarik oksijen terapisi alternatif kanser tedavisi uygulayan kliniklerde kullanılan bir yöntemdir. Bu buluşun bize anlattığı başka bir şey daha var, kanserin bir mayalanma (fermantasyon) süreciyle metabolize olduğudur. Kanserin metabolizması normal hücre metabolizmasından 8 kat daha büyüktür. Yukarıda söylediğimiz her şeyi birleştirirsek ortaya şu tablo çıkıyor: Vücut, kanseri beslemeye çalışırken, mütemadiyen kapasitesinin üstünde çalışır. Kanser devamlı açlıktan ölmenin eşiğindedir ve vücuttan kendisini beslemesini talep etmektedir. Besin alımı kesilirse, kanser açlıktan ölmeye başlar. Tabii kendisini beslemek için vücudun şeker üretmesini sağlayamazsa.

Kanseri şeker beslemektedir

Kanser neden en çok şekeri sever

Kaşeksia vücudun proteinlerden (yağlardan değil, karbonhidratlardan) "glükoneogenez"den, yani yeniden glükoz yapma işlemiyle, şeker elde etmesidir. Bu şeker kanseri besler. Vücut sonunda, kanser hücresini beslemeye çalışırken, kendisi açlık çeker.

Kanserin şekerle beslendiğini öğrenmişken, onu şekerle beslemek size mantıklı geliyor mu? Bugün, kansere karşı uygulanan birçok besin terapisi mevcut, ama hiç biri işe yaramıyor, çünkü şeker ve kanser arasındaki bağlantı açıkca ortadadır. Bu terapilerde, karbonhidratlar bakımından zengin gıdalara izin verilmez. Terapilerin hiçbirinde şekere de izin verilmez, çünkü şeker kanseri beslemektedir.

Peki doktorunuz bu gerçekleri size neden söylemez? Kim bilir? Belki doktorunuz kanseri tedavi edecek kişinin siz değil, kendisi olduğunu düşünmektedir. Belki Otto Warburg'un buluşunu duymuştur, ama geri kalan parçaları tamamlayamamıştır. Belki de beslenmeyle ilgili hiçbir şey öğrenmemiştir.

Aslında 1978'e kadar ABD'nin resmi kuruluşlarından biri, beslenmenin kanserle bir ilgisi olmadığını iddia etmekteydi. Kanser ve şeker bağlantısından haberdar olanlar ise, dikkate değer terapilerle ortaya çıktılar. Bunlardan biri 'Laetrile'dir.

Kaşeksialı hastaların yüzde 50'den fazlasında glükoneogenez sürecini durduran hidrazin sülfat bunlardan bir diğeridir.

Bugün, Minnesota Üniversitesi kemoterapi alanında bir "akıllı bomba" üzerinde çalışmaktadır. Akıllı bomba diyebileceğimiz ilacın üzerinde bir kaplama vardır. İlaç, vücutta oksijensiz bir bölge ile karşı karşıya geldiğinde, bu kaplamayı üzerinden atar. Kanseri yok etmek için kemoterapiyi serbest bırakır. Çünkü, vücutta oksijensiz tek alan, kanserli bölgedir.

Kanser hücresini aç bırakmaya çalışan besin terapileri de vardır. Kanserin ne sevdiğini bilen hasta, bunları yemekten kaçınır. Kanser, çiğ yiyeceklerdense, pişmiş yiyecekleri sever. Pişirme işlemi, besinlerdeki enzimleri ve vitaminleri yok etmektedir. Bir de, kanserin şeker sevdiğini aklınızdan çıkarmayın, kanseri sevmiyorsanız, onu beslemeyin.

Şeker yerine tatlandırıcı kullanmak çözüm değil, tatlandırıcı kullanmayı düşünüyorsanız, başka bir tuzağa düşmüş olursunuz. Yapılan araştırmalarla tatlandırıcıların da vücuda ciddi zararları yol açtığı kanıtlanmış durumda. Örneğin, Amerikan gıda ve ilaç dairesi, sakarin içeren her türlü gıda maddesinin üzerine "sağlığa zararlıdır, hayvanlar üzerinde yapılan testlerde kansere yol açmıştır." ibaresinin konmasını şart koştu. Aspartam ve sükraloz gibi diğer tatlandırıcılar da, yan etkileri nedeniyle uzak durulması gereken gıdalar arasında. Ama maalesef hiç birinin üzerinde böyle bir ibare yok.

Kaynak:

International Wellness Directory

Kanserlerin en az üçte ikisi önlenebilir;

Kaynaklar:

Prof. Dr. Ahmet Aydın
İÜ Cerrahpaşa Tıp Fak. Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları
ABD Metabolizma ve Beslenme Bilim Dalı Başkanı
www.okyanusum.com

Son iki yüzyıldır şeker tüketimi arttı

İngiltere'de 1815'de 5 kg. civarında olan kişi başına yıllık çay şekeri tüketimi, 1970'de 50 kg'ın üzerine çıkmıştır. 1970-2000 yılları arasında ABD vatandaşları, önceki yıllara oranla yılda 100 litre daha fazla şekerli meşrubat tüketmişlerdir. Türkiye'deki durum çok farklı değil. Çocuğu ve büyüğü ile çılgınca şeker ve beyaz un kullanılmaktayız. Bütün bu bilgiler kanserlerin niçin arttığını göz önüne sermektedir.

Hangi Kanser türüne, hangi bitkisel tedavi?

Bitkileri yabana atmayın, doç Dr. Canfeza Sezgin hazırladığı "Hangi Kansere Hangi Bitki" kitabında bilimsel tedavi metodlarına yardımcı olacak bitkisel tedavileri anlatıyor. Sezgin kitabına, "Kanser kelimesinin kendisi çaresizlik ve korkutucu bir anlam taşımaktadır" diyerek başlıyor. Bilimsel tedavilerin yanı sıra yüzyıllardır kullanılan geleneksel tedavilerin de tamamlayıcı tedaviler olarak uygulanması gerektiğini düşündüğü için yaptığı 10 yılı aşkın çalışmaları sonucu, "Hangi Kansere Hangi Bitki" kitabını yayınlamış. Dr. Sezgin, kullandığımız ilaçların büyük bir kısmının doğal ürünlerden geliştirildiğini ifade ederken, kanser tedavisinin sadece bitkilerle yapılmasının mümkün olmadığının da altını çiziyor. Kitapta geçen bir kaç bitki ve faydaları şöyle sıralanmakta:

Karahindiba çayı ile kanseri tedavi etti

Karahindiba bitki çayı

Kanada'nın Windsor kentinde bilim insanları, halk arasında karahindiba olarak bilinen bitkinin çayı ile kronik miyelomonositik kan kanseri hastasını iyileştirmeyi başardılar. Kanser hastaları için umut verici çalışma, Windsor Üniversitesi Onkoloji Servisi bilimadamları ve Windsor Bölgesel Kanser Merkezi ekiplerince ortaklaşa yürütülüyor. Konuyla ilgili bilgi veren Dr. Caroline Hamm, karahindiba kökü ekstresinin eşsiz bir bitki olduğunu belirterek, bununla tedavisinden umut kesilerek evine gönderilen 72 yaşındaki bir hastanın iyileştiğini anlattı.

John DiCarlio isimli hastanın, 3 yıl süren yoğun lösemi tedavisinin ardından, yapılacak birşey kalmadığı için, kalan ömrünü ailesi ile birlikte geçirmesi için evine gönderildiğini belirten Dr. Caroline Hamm, “laboratuvarda hazırlanan karahindiba ekstresini, John;un evine götürüp çay olarak hazırladık. Kendisine de nasıl hazırlayacağını öğreterek, bittikçe yenilerini verdik. 4 ay sonra kanser değerlerinde iyileşme saptadık. Aradan geçen 3 yılın ardından John, tamamen iyileşti" dedi. Karahindiba kökü çayının, herkeste aynı etkiyi göstermediğine dikkati çeken Dr. Hamm, her hastanın ihtiyacı olan dozun belirlenmesinin önemli olduğunu ve buna yoğunlaştıklarını ifade etti.

Doktor tedavisi ve kontrolü altında olan, kemoterapi ya da düzenli ilaç kullanan kanser hastalarının, doktorlarına danışmadan bu çayı kullanmamalarını isteyen Dr. Caroline Hamm, bilim heyetinin Kanada Sağlık Bakanlığına ekstre ile ilgili yasal müracaatları yaptığını, bunun kabul edilmesi halinde klinik çalışmaların en az 21 hasta üzerinde başlayacağını söyledi. Caroline Hamm, 6 ila 8 ay sürecek olan birinci aşamanın ardından, karahindiba kökü çayının hangi kanser türlerine ne oranda iyi geldiğinin belirleneceğini anlattı.

Kaynaklar:

iyilikguzellik.com