Hakiki Sirke - Doğal İlaç!

Her evde mutlaka hakiki sirke bulunmalı
Doğal Sirke vücudu zayıflatıyor!
Cilt sorunlarında doğal sirke
Elma sirkesi
Nar kabuğu, nar suyundan daha değerli

Her evde mutlaka hakiki sirke bulunmalı

üzüm sirkesi

İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deontoloji ve Tıp Tarihi Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Ayten Altıntaş, sorularımızı cevapladı.
Rumeli kökenli bir aileden gelmiş olmam, beslenme alanında çok önemli konuda doğru bilgi ve tecrübe sahibi olmama vesile oldu. Her yıl kurulan turşular, yaz aylarında yaptığımız sirkeler. Her ne kadar çocukluğumda sirke sineklerine karşı savaş ilan etmiş olsam da, onların faydalarını ve sirke yapımında önemli görevlerini öğrendikten sonra onlarla barıştım. Sirkeden böyle tatlı tatlı bahsederken, etrafımda bulunan ve “hakiki” sirkenin tadını bilmeyenlerin bir anda ekşiyen surat ifadeleriyle karşılaşıyorum. Belki kendilerince haklılar. Çünkü market raflarında bulunan fabrikasyon sirkenin tadı ve kokusundan sonra kim olsa aynı tepkiyi verir.

Hakiki sirke ile günümüzde market raflarında satılan, sözde doğal sirke arasında ne fark var? Eski tıp hekimleri sirkeye neden çok önem veriyorlardı? Sirke hangi hastalıkların ilacı? Neden her evde mutlaka hakiki sirke bulunmalı?

Hakiki sirke, geleneksel beslenme kültürümüzde sofraların baş tacı, İbn-i Sina gibi eski hekimlerin de sirkeyi ilaç olarak kullandığını görüyoruz. Hakiki sirkeyi, hem yemek amaçlı, hemde eski hekimlerin kullandığı gibi, acil durumlar için, herkes evinde bulundurmalı. Eskiden hekimler bile hastalıkları sirke ile tedavi etmişler.

Atalarımız sirkeyi doğal fermantasyon yöntemi ile yapmışlar. Tabi doğal fermantasyon uzun zaman alan bir yöntem. Günümüzde yapay asit katılarak hızlandırılmış fermantasyon yöntemi, asetik asit ve koruyucu kimyasal katkılarla 24 saatte üretilen mamul, sirke niyetine satılıyor ve hem ağır kokusu hem de yakıcı tadı ile kullananlara itici geliyor. Hatta birçok insan, hakiki sirkenin tadını bilmiyor diyebiliriz.

Eski tıpta neden sirkeye çok önem veriliyor?

Sirke, hem ilaç, hem de ilaçların önemli bir malzemesi olarak kullanılmış. Günümüzde şurup, hap veya kapsül şeklindeki ilaç kullanımı, eski tıpta daha farklı idi. İslamiyet’ten önce şarap veya sirke kullanılarak ilaç yapılıyordu.

İlaç etkisi olan bitki, “sirke” ya da “şarap” içinde kaynatılıyor, veya bir tülbent içine konularak, etken maddesini bırakması için yine sirke ya da şarap içinde bekletiliyordu. Birinci yüzyıldan, sekizinci yüzyıla kadar ilaç yapılışı böyle devam etmiş, ancak İslamiyet’in yayılması ile, sekizinci yüzyıldan itibaren, şarap yasaklanıyor, ilaç yapımında “şeker” devreye giriyor.

İslam alimleri şekerin ilacı hızla kana iletme özelliğini keşfediyor, ancak sirke önemini hiç kaybetmiyor. Tüm evrensel tıpta sirke kullanımı hep devam ediyor. Şeker devreye girdikten sonra, sirkenin ilaç malzemesi olarak kullanımı azalıyor, ancak tek başına ilaç olarak kullanılmaya devam ediyor.

Sirke tek başına ilaçmı?

Eski tıbba göre evet.

Sirke hangi hastalıkların tedavisinde kullanılmış?

Eski tıpta sirke genellikle iki ayrı şekilde kullanılmış, birincisi dahilen yani içilerek, ikincisi haricen cilde sürülerek. Ayrıca, bazı ilaçların sirke ile karıştırılarak hastaya verildiğini görüyoruz.

Eski hekimlerin kullandığı en önemli sirke, üzüm sirkesi, o zamanda yetiştirme üzüm ve dağ üzümü olmak üzere, iki farklı üzümden doğal fermantasyon yöntemi ile sirke yapmışlar.

Diğer meyvelerden Sirke

Ağırlıklı olarak üzüm sirkesi yapmışlar. Ancak günümüzde antioksidan etkileri bilimsel olarak kanıtlanan elma, nar, vişne gibi meyvelerin önemli özellikleri eski tıp kitaplarında da ön plana çıkıyor. Bu gibi meyvelerden de sirke yapılabilir.

Sirke vücudumuza nasıl etki yapar?

Eski tıpta, balgami mizaçlılara sirke tavsiye edilmiyor. Ancak safravi mizaçlılar için çok faydalı olduğu belirtiliyor. Eski hekimler, insanların yüzüne bakarak, mizaçlarını anlarlarmış. Balgami mizaçlılar soluk beyaz benizli, safravi mizaçlılar ise, sarı veya kara sarı benizli olarak ifade ediyorlar.

Eski tıp kitaplarındaki bilgilere göre;

• Sirke safrayı giderir,
• Yemek iştahını keser,
• Hazmı kolaylaştırır,
• Vücudu zayıflatır
• Müzmin öksürük ve nefes darlığında faydalıdır,
• Zehirlenmelere karşı ısıtılarak içilir.

Sirke yemekle beraber, veya yemeklerden sonra alınırsa, hazmı kolaylaştırıcı etkisi bulunuyor. Günümüzde salataya sirke koyularak tüketiliyor, bu da çok doğru bir yöntem. Eski tıbba göre, salatalar hazmı zor yiyeceklerdir, bu sebeple o dönemde, mide sağlığı için yiyecekler genellikle pişmiş olarak tüketilmiş. Meyveler de genellikle hoşaf olarak kullanılmış.

Doğal Sirke vücudu zayıflatıyor

siyah üzüm

Yemeklerden önce bir miktar sirkeli su içmek iştahı keser, çünkü safrayı azaltır. Aynızamanda vücudu zayıflatır. Sirke vücuda alındığı zaman, karaciğer safra imal etmiyor. İştahın çok olması, vücutta safranın çok olduğunun işareti! Safra yapıcı gıdalar tüketildiği zaman, karaciğer safra üretip, öd kesesine gönderiyor, öd kesesi de mideye gönderiyor ve midede açlık hissi uyanıyor. Yedikçe, açlık hissi uyandıran hazır gıdaların çoğunu, safra üretici olarak örnek gösterebiliriz.

Eski tıbba göre, zehirlenmelerde sirkeyi ısıtarak içmek gerekiyor. Sirkenin serinletici özelliği vardır. Herhangi bir gıdadan, veya bitkiden zehirlendiğini hisseden insanlar, sirkeyi ısıtıp ılık olarak içmesi gerekiyor, sade içemeyenler su ile karıştırabilir. Yeni yapılan bir sirkeyi sade olarak içebilirler, ama bekletilmiş sirke çok keskin olduğu için, çok yakabilir, bu yüzden keskinleşmiş sirkenin, su ile karıştırılmasında fayda var.

Müzmin öksürük ve nefes darlığında eski hekimler sirkenin faydalı olduğunu ifade etmişler, her ikisi de akciğerle ilgili, yani eski tıbba göre, sirkenin akciğerler üzerinde olumlu etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.

Cilt sorunlarında başucu ilacı Sirke

Eski tıpta, cilt sorunlarında “başucu” ilacı olarak sirke kullanılmış. O dönemde pamuk veya yün sirkeye batırıldıktan sonra, sorunlu bölgenin üzerine koyularak, cilt hastalıkları tedavi edilmiş. Eski hekimler, morarma ve şişme gibi problemlerde, özellikle şiş ve ödem olan yerlerde, şişmeyi önleyici ve giderici olarak sirkenin çok faydalı olduğunu belirtiyor.

Eski tıp hekimlerinin hemen hemen hepsinin tekrar ettiği konu, sirkenin dişlere olan etkisi. Bu konuyu bütün eski tıp kitaplarında görmek mümkün. Bu kitaplarda yer alan bilgilere göre, sirke sallanan dişleri kuvvetlendirir;

Günümüzde sirke uygulamaları

Doğal fermantasyon sirkeyi sade olarak veya balla karıştırıp, dişlerinizi hergün düzenli olarak bu karışımla fırçalayabilir ve eskilerin yaptığı gibi ağzınızda çalkalayarak, yani gargara yaparak uygulayabilirsiniz. Sirke, ayrıca kulakta oluşan çınlama, uğultu ve ağrı durumlarında da faydalı. Eski tıp, kulakta çınlama ve uğultu için, kulağı sirkenin buharına tutarsan bu şikâyetlere mani olur diyor. Eski hekimler, kulakta oluşan kurtçuk, parazit, iltihap ve akıntıyı kulağa sirke damlatarak tedavi etmişler.

Fabrikasyon üretilmiş sirke için, eski tıbbın söyledikleri geçerli mi?

Hayır. Sirke rafa girdiği zaman mertlik bozuldu, çünkü sirke canlı bir madde. Günümüzde market raflarında satılan sirkelerin büyük çoğunluğu “sirke asidi” ile yapılıyor. Bunlar çok kısa zamanda fabrikasyon yöntemler ve kimyasal katkılarla üretilmiş sadece adı sirke olan mamuller. İnsan sağılığı üzerinde faydadan çok zararı olabilir!

İnsanlar neden doğal fermantasyon, yani hakiki sirke kullanmalı?

Hakiki sirke, bakterilerin yaptığı sirkedir. Bu inanılmaz faydalıdır. Hakiki sirke taze meyvelerin sıcak ortamda doğal fermantasyonu ile oluşur. Uzun zaman içinde ve emekle oluşan hakiki sirke çok faydalı özelliklere sahiptir. Eski hekimler bu sebeple yıllanmış sirkeyi hem ilaç, hem ilaç malzemesi, hem içecek, hem de yemek malzemesi olarak kullanmışlar.

Son zamanlarda, alanında uzman birçok hekim, sebzeleri, özellikle çiğ olarak tüketilen ve salatada kullanılan yeşilliklerin sirkeli suda yıkanmasını tavsiye ediyor. Peki, bunun için fabrikasyon sirkeyi kullanmak uygun olur mu?

Sirke, sebzelerde ve yeşilliklerde bulanan, insan sağlığına zararlı bakterileri öldürdüğü ve üzerindeki kimyasal atıkları da temizleme özelliğine sahip olduğu için tabiî ki kullanılmalı. Ancak doğal yani hakiki sirke diye tanımladığımız sirke bu özelliklere sahip olduğu için sebzeleri temizlerken de mümkünse doğal fermantasyon sirke tercih edilmeli. “Yapay” sirke asidi ile yapılan sirkeler, hiçbir zaman “hakiki” sirkenin yerini alamaz.

Kaynak:

Nihal Doğan

Doğal ilaç - Elma sirkesi

Elma sirkesi, içerdiği değerli maddeler nedeniyle, en sağlıklı sıvılardan biridir. Yüksek oranda potasyum içermesi, kas yapısını da güçlendirir. Grip, soğuk algınlığı gibi üst solunum yolları enfeksiyonlarının hafif geçilmesini sağlayan elma sirkesi, boğaz ağrısı, öksürük ve ses kısıklığına da iyi gelmektedir. Elma sirkesi, etkili bir antiseptik olduğu gibi, baş ağrılarını da geçirir, sivilceleri yok eder, nasırlardan kurtarır ve düzenli kullanıldığında, sindirime yardımcı olur, kilo verdirir. Ciltteki lekelerden, fazla kilolara, sağlıksız saçlardan varisli damarlara kadar birçok derde devadır.

Elma sirkesi kemiklere destek verir

Elma sirkesi, besinlerin verimli kullanılmasına, metabolizmanın sağlıklı işlemesine ve vücudun asit alkali dengesinin korunmasına yardımcı olur. Ayrıca kalsiyumun vücutta daha verimli kullanılmasını sağlar. Yani, bir yandan kemiklerin yeniden gerekli kalsiyumu almasını desteklerken, diğer yandan da eklemlerdeki kalsiyum birikimini elemine eder.

Elma sirkesini uzun süre kullandığınızda, kemik ve eklemlerinizdeki sertlik ve sıkıntılar kısa sürede biter. Yapılan son araştırmalara göre elma sirkesi; sodyumun vücudunuz üzerindeki etkisini azaltıp, yüksek tansiyonun oluşmasına da engel oluyor.

Neredeyse ülkemizde her iki kişiden birinin sorunu olan kolesterol ise yine bu sirke sayesinde sağlıklı bir şekilde düşürülebiliyor. Zira söz konusu sıvının içerdiği doğal asitler ve enzimler kanın daha sağlıklı ve ince akmasını sağlıyor.

Elma sirkesi içerdiği potasyum ile vücuttan fazla suyun ve toksik kimyasalların atımını hızlandırıyor. İçerdiği yüksek kalsiyum oranı ile kemik yapısına katkıda bulunurken, osteoporozun önlenmesine de yardımcı oluyor. Elma sirkesinde bulunan malik asit ve asetik asitler bakteri ve mantarlarla savaşıyor. Malik asit bazı kişilerde eklemlerin çevresinde biriken ürik asit birikimlerini çözerek eklem ağrılarını da hafifletiyor.

Elma sirkesinin içinde bulunan bazı amino asitlerin vücuttan toksinlerin atımını hızlandırdığı biliniyor. Bağırsaklarda iyi huylu bakterileri destekleyerek probiyotik etki de gösteriyor. Elma sirkesi cilde de son derece faydalıdır. Cildin normal asit dengesini korur, kan dolaşımını artırır. Alfa hidroksi asitlerle soyulma, kabuklanma ve yağ depozitlerini çözer. Ancak bütün bunların yanında elma sirkesinin en önemli özelliği metabolizmayı hızlandırmasıdır. Araştırmalar iyi bir kilo yönetimi programıyla birlikte kullanıldığında elma sirkesinin kilo kontrolüne yardımcı olabileceğini ortaya koyuyor. Öyle görülüyor ki elma sirkesi önümüzdeki dönemde daha çok konuşulmaya başlayacak.

Elma sirkesi metabolizmayı hızlandırır

Taşıdığı bikarbonat iyonları sayesinde, sindirimi kolaylaştıran elma sirkesi, kanı temizler, yorgunluklarda bedeni ve zihni rahatlatır. İdrar söktürücü özelliği bulunur, karaciğer ve damar sertliği hastalıklarıyla, hemoroid, egzama ve deri hastalıklarına iyi gelir. Ayrıca kalp kasları dahil olmak üzere, tüm kas yapısının güçlenmesini sağlar. Ilık bir bardak suya, 1 tatlı kaşığı elma sirkesi ve 1 çay kaşığı bal karıştırılarak yapılan kokteyli, sabahları aç karnına içilmesi halinde, vücutta biriken fazla yağın atımını kolaylaştırır.

Migren:

Bir tasa eşit miktarda su ve elma sirkesi koyup kaynatın. Altını kısarak yüzünüzü buhara tutun. Bu şekilde 3 dakika kadar soluk almanız, migren ağrılarının yok olmasını sağlayacaktır.

Boğaz ağrısı:

Anjin ve streptokok dahil olmak üzere tüm boğaz ağrılarında, 1 bardak suya katılan 1 kahve kaşığı elma sirkesi ile saat başı yapılacak gargara rahatlatıcı bir çözüm.

Yorgunluk ve uykusuzluk:

1 litre suya 3 yemek kaşığı elma sirkesi ve bir fincan bal ilave edin. Her gece yatmadan önce 2 yemek kaşığı için. Uykusuzluğunuzun ve yorgunluğunuzun kaybolduğunu göreceksiniz.

Kaşıntılar:

Böcek ısırmalarına, kurdeşene bağlı kaşıntılarda, arı sokmalarında ve cilt çatlaklarında, sorunlu bölgeye sürülecek elma sirkesi rahatsızlığı giderecektir.

Mide bulantısı:

Mide bulantısının önüne geçmenin yolu; ılık elma sirkesine bir bezi batırıp sonra sıkmak ve bu bezi midemizin üstüne yerleştirmektir. Bez soğudukça ılık bir bez ile işlem tekrarlanmalıdır.

Sivilceler:

Sivilceler için, su ile seyreltilmiş elma sirkesiyle yüzünüzü silin ve durulayın. Elma sirkesi akneye yol açan mikropları öldürür.

Varisler:

Varislerin yol açtığı ağrıdan şikayetçiyseniz, sirkeli bir bezi bacaklarınıza sarın ve 30 dakika bekletin. 30 dakikalık süreyi bacaklarınızı yukarı kaldırarak geçirin. Bu işlemi sabah-akşam tekrarlayın.

Nasırlar:

Bir dilim bayat ekmeği elma sirkesine batırıp nasırlı bölgenize koyarak, gece boyunca orada tutun. Sabah uyandığınızda, sertliğin kaybolduğunu göreceksiniz. Bir başka yol ise, ılık suyun içine yarım bardak sirke koyup, yarım saat nasırlı bölgeyi bu suda bekletmek ve sonra bir havlu ile kurulayıp, ponza taşı ile bölgeyi ovuşturmaktır.

Ciltteki lekeler:

Dörtte bir litre suya, üç çorba kaşığı elma sirkesi ekleyip, kaynayıncaya kadar ısıtın, ateşi kısın. Başınıza bir örtü örtüp, yüzünüzü buhara tutun. Yarı yarıya sulandırılmış elma sirkesi ile yüzünüzü silin. Haftada iki kez tekrarlayabilirsiniz.

Akne tedavisi:

Su ile seyreltilmiş elma sirkesi ile yüzünüzü temizleyin ve su ile durulayın. Elma sirkesi hem cildinizi yumuşatır, hem de antiseptik özelliği ile akneye neden olan mikropları öldürür.

Kepekli saçlara karşı:

Saçlarınızı yıkadıktan sonra, son durulama suyuna elma sirkesi ekleyin. Saçlarınızın kepekten arındığını ve parlaklaştığını göreceksiniz.

Zayıflamak için:

Bir bardak ılık suya bir-iki kahve kaşığı elma sirkesi ve bir kahve kaşığı bal ekleyip, karıştırın. Uygun bir rejimle birlikte kullanıldığında, düzenli kilo vermenize katkı sağlar.

Çamaşırlarınızı yıkarken:

Çamaşırlarınızı yıkarken, çamaşır makinesine sirke eklemek, kireci önler ve çamaşırları mikroptan arındırır. Bulaşıkları yıkadıktan sonra, sirkeli su ile durulamakta deterjan kalıntılarını ve mikropları dezenfekte eder. Salataları sirke ekleyerek, tüketmek daha yararlıdır.

Nar kabuğu her derde deva

Nar kabuğu

Yapılan son araştırmalara göre nar kabuğu, suyuna göre daha fazla oranda değerli bileşikler içermektedir. Yani nar suyu bir ilaç gibi sağlığımız için faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha değerlidir. Meyve ve meyve suyu olarak tüketilen narın kabuğunun, meme kanseri başta olmak üzere hemen hemen tüm kanser türlerini önleyici ve iyileştirici faydaları olduğu bildirildi.

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Kimya Eğitimi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Uslu, narın insan sağlığına faydalarının saymakla bitmeyeceğini, bu nedenle de bol bol tüketilmesi gereken bir meyve olduğunu söyledi. Nar bağışıklık sistemini güçlendirerek, bizleri başta kanser olmak üzere pek çok hastalıktan korumaktadır. İçerdiği flovanoidler, vitaminler, polifenoller, antosiyaninler, taninler vasıtasıyla, kolesterol ve şekeri de dengeleyen özellikle hicaznarı, kalp ve damar sağlığımızı koruduğu gibi, kanser hücrelerinin de gelişmesini önemli oranda engellemektedir.

Narın kabuk, zar, çekirdek ve sudan oluştuğunu vurgulayan Uslu, şunları söyledi: ”Nar suyunun genel damar sağlığını, özellikle de kalbi koruduğu, damar tıkanıklıklarını geriletme ve tansiyon düşürücü etkileri genelde bilinmektedir. Halkımız narı, suyunu içerek tüketmektedir. Narın içindeki zarlar ile yendiğinde, mide ülserini iyileştirdiği ise, pek az kişi tarafından biliniyor. Yine son günlerde pek çok firmanın satışa sunduğu nar çekirdeği yağı, çok değerli punicic acid içermektedir. Nar çekirdeği yağı özellikle cildimizde kırışıklıkları ve yaşlanmayı gidermekte, saçlarımızda canlılık ve saç çıkarıcı etkileri nedeniyle ilaç endüstrisi tarafından önemli miktarda kullanılmaktadır.”

Nar kabuğu, suyundan daha fazla değerlidir

Nar kabuğunun Türk halkı tarafından, hiç kullanılmadan çöpe atıldığına dikkati çeken Uslu, şöyle devam etti: ”Halbuki Çin’deki Instutute of hygiene and Environmental Medicine (Hijyen Enstitüsü ve Çevresel Tıp Bilimi) kuruluşunun yaptığı son araştırmalara göre, nar kabuğu, suyuna göre daha fazla oranda değerli bileşikler içermektedir. Yani nar suyu, bir ilaç gibi sağlığımız için faydalıdır, ancak kabuğu suyundan daha fazla değerlidir. Nar kabuğu içinde bulunan ellagik asit, başta meme kanseri olmak üzere, hemen hemen tüm kanser türlerini hem önleyici, hem de iyileştirici faydalar sağlamaktadır. Nar kabuğundaki flavanoitler, fenolik bileşikler ve antioksantlar, suyunda bulunduğundan çok daha fazla kabuğunda bulunmaktadır.”

Kötü huylu kolesterolü azaltıp, beta hücrelerini artırıyor

Araştırmaların, nar kabuğunun kötü huylu kolesterolü azalttığı, beta hücrelerini artırarak diyabetli hastalara, kalp ve damar hastalarına suyuna göre çok daha önemli faydalar sağladığını gösterdiğini anlatarak, şunları kaydetti: ”Nar kabuğunda bulunan ellagik asit antioksidan, anti-mutajen ve anti-kanser özelliklere sahiptir. Çalışmalar meme, yemek borusu, cilt, bağırsak, prostat ve pankreas kanserlerinde anti-kanser özelliğini göstermiştir. Ellagik asit P53 geninin kanser hücrelerince yok edilmesini engellemektedir. Ellagik asit kansere neden olan moleküllere bağlanarak, onları önemli oranda etkisizleştirmektedir. Bu yüzden özellikle kanserli hastaların kullanımı amacıyla, ellagik asitli içecekler başta İsrail olmak üzere, pek çok ülkede eczanelerde satılmaktadır.

Yine kanserli hastaları tedavi etmek için nar kabuğundan hazırlanmış ellegik asitli kapsüller 50 gramı 50 dolardan eczanelerde satılmaktadır. Bir firma yüzde 95 saflıktaki nar kabuğundan ürettiği ellagik acitin 1 gramını, 83 avrodan satmaktadır.

Nar çayı tüketelim

Kanserli hastaların ilk başta vücutlarının pH’sını 7.4’ün üzerine çıkarmaları gerekmektedir. O halde hem kanseri önleyici, hem de kansere çözüm amacıyla artık hiçbir işe yaramayan siyah çay, asitli içecekler yerine, yeşil çay, ada çayı, zeytin yaprağı çayı gibi bitki çayları ve özellikle nar kabuğu çayını tüketelim.”

Özellikle büyükbaş hayvanların gıdalarına karıştırılmalı

Ellagik asit sayesinde nar kabuğunun, kanser hastalığına karşı çok önemli koruyucu, hatta kanseri tedavi edici özellikleri olduğu vurgulayan Uslu, ”Bununla ilgili literatürde çok fazla makale yayınlanmıştır. Tüm bu etkileri nedeniyle özellikle meyve suyu fabrikalarından atılan tüm nar kabuklarının kurutularak, özellikle büyükbaş hayvanların gıdalarına karıştırılması durumunda, bu hayvanların daha az hastalığa yakalanması ve sağlıklı olmaları sağlanacaktır. Böylece büyükbaş hayvanlara gereksiz yere antibiyotikler verilmeyeceğinden, bu hayvanların sütünü ve etini kullanan bizlerin bu antibiyotiklerden etkilenmemizin önüne geçilmiş olacaktır” dedi.

Kabukları gölgede kurutarak saklayalım

Nar kabukları asla atılmamalı, gölgede 40-50 dereceyi geçmeyecek ortamlarda kurutarak, ufaladığımız nar kabuklarını, serin bir yerde saklayalım. Daha sonra 100 gram kaynamış suya, 2 gram nar kabuğu atarak, yaklaşık 10 dakika kaynatıp, suyunu hemen her gün çay olarak tüketelim. Böylece başta kanser, kalp ve şeker hastalıkları olmak üzere pek çok hastalıktan kendimizi korumuş olacağız. Hatta çay içmekten üşenirsek, kurutulmuş ve parçalanmış nar kabuklarını, kahve çekme makinelerinde toz haline getirip, bir çay, ya da kahve kaşığı tozu, salata, peynir gibi gıdalarla tüketebiliriz.

Özellikle şeker hastaları beta hücrelerini artıracak bu tozu tüketmeye özel çaba göstermelidir. Genelde tüm meyvelerde olduğu gibi, narın da en değerli yeri kabuğudur. Bir ilaç gibi içtiğimiz nar suyundan arta kalan kabukları, asla atmayalım, başta kanser, şeker ve kalp olmak üzere, hemen hemen tüm hastalıklardan korunalım.

Kaynak:

kadin.milliyet.com.tr