logo - infethiye

Limon Suyu Sarımsak Mucizesi

Limon, 12 kanser tipinde kötü huylu hücreleri yok ediyor
Limonun en ilginç vasfı, urlar, yumrular, kistler, tümörler, üzerindeki etkisidir
Food Matters belgeseli, sağlık ve gıda sektörüne sert eleştiri getirdi
Spirulina - Süper Protein kaynağı
Depresyona karşı etkili madde Niasin
Kemoterapi yerine, Vitamin C ile Kanser Tedavisi mümkün
İyi beslenme nasıl olmalı?
Türkçe alt yazılı FoodMatters belgeseli videosu

Limon, 12 kanser tipinde kötü huylu hücreleri yok ediyor

Yapılan bir araştırmada, limonun kanser hücrelerini öldüren etken maddeleri sayesinde kemoterapiden 10 bin kat daha güçlü olduğunu ortaya koydu.

Manavlarda tezgahları süsleyen, suyundan limonata yapılan ve hayatın daha birçok alanında kullanılan limonun, içinde bulunan etken maddeler sayesinde kanser için de en iyi tedavi yöntemi olduğu belirtildi.

Dünyanın en büyük ilaç üreticilerinden birinden edinilen bilgiye göre, 1970'ten beri 20'den fazla farklı laboratuvarda yapılan incelemede, limon ekstresinin 12 kanser tipinde kötü huylu hücreleri yok ettiği ortaya çıktı. Bu kanserler arasında kolon, göğüs, prostat, akciğer ve pankreas kanserlerinin de bulunduğu açıklandı.

Anti depresan etkisi de var

Öte yandan, limon kabuklarında bulunan 'dlimonene' adlı maddenin çok güçlü bir cilt dostu olduğu belirlendi. Limon kabuğunun aynı zamanda sinir sistemine olumlu etki yaptığı ve bakterileri öldürerek kalbi rahatlattığı kanıtlandı. Ayrıca limonun içeriğinde bulunan polifenollerin kadınların yumurtalık kanseri riskini de düşürdüğü belirlendi. Limonun, bakteri enfeksiyonları ve mantarlara karşı antimikrobal spektrum olduğu, kurt ve parazitlere karşı etkili olduğu da kabul ediliyor. Ayrıca yüksek tansiyonu dengeleyen meyvenin, stresle savaşan, sinir bozukluklarına iyi gelen antidepresan etkisi de bulunuyor. (Kaynak: Sabah)

Rus Tıp Dünyası

Özellikle Rus doktorların tavsiye ettiği kalp ve damar hastalıkları reçetesi mucizevi sonuçlar veriyor. Bitkilerle doğal tedavi yöntemine son derece önem veren Rus tıp dünyası, bu formülü uzun yıllar kullanıyor ve son derece başarılı sonuçlar elde ediyor. Limon suyu ve sarımsakla yapılan karışım, damar sertlikleri, damar yağlanması, damar tıkanıklıkları ve tansiyon gibi sorunları kalıcı olarak ortadan kaldırıyor. Türkiye'deki bazı doktorlar da hastalarına bu formülü öneriyor.

Evinizde kendiniz yapabilirsiniz!

Hazırlanışı

2 Litrelik kavanozu dolduracak kadar limon satın alın. Limonların suyunu iyice sıkıp şişeye doldurun. Soyulmuş 40 diş orta boy sarımsağı yıkamadan, ezerek limonun içine atıp, şişenin kapağını sıkıca kapatın. 25 gün boyunca serin bir yerde tutun. Her gün birkaç kez çalkalayın. Yaklaşık 25 gün sonra, sarımsakların limon suyunun içinde eridiğini göreceksiniz.

25 gün sonra hazır hale gelen karışımdan, her sabah kahvaltıdan yarım saat önce yarım çay bardağı için. Bunu hergün düzenli olarak ve mümkünse aynı saatte yapın. Bu karışımın içine asla başka bir madde katmayın (şeker, tuz, tatlandırıcı vs ).

Karışımın kanıtlanmış faydaları

1-Tüm damar iltihaplarını (vasküler) tedavi ediyor, tıkanan damarları açıyor, damar sertliklerini ve hipertansiyonu önlüyor.

2-Kolesterol ve lipidi düşürüyor, zararlı yağların yakılmasını sağlıyor, kilo verdiriyor, bazal metabolizmayı hızlandırıp yağların yakılmasını sağladığı için iştahı açıyor, vücuttaki şeker oranını dengeliyor, pankreasin yenilemesini sağlıyor.

3-Böbrek ve safra taşlarını eritiyor, idrar söktürüyor, vücuttaki şişkinliği yok ediyor ve dokularda ödem oluşmasını engelliyor.

4-Helycobeacter pylori adlı ülser mikrobunu öldürerek, mide ve oniki parmak bağırsağı ülserinin kesin tedavisini yapıyor.

5-Tüm romatizmal iltihabi önleyor, her tür romatizmal ağrıları dindiriyor, kireçlenmeyi önlüyor, eklem yüzeylerinin yenilenmesini sağlıyor ve her türlü ağrıyı kesiyor.

6-Beyin hücreleri ve tüm sinir sistemlerini yeniliyor, sinirdeki aksiyon potansiyelini düzenleyip ileri refleks hızını artırıyor, felç ve inme riskini azaltıyor.

7-Vücudun bağışıklık sistemini son derece mükemmel hale getiriyor ve her türlü alerjiyi, özellikle de damarsal kökenli ve strese bağlı cilt alerjilerini kökünden engelliyor. Kanser oluşumlarına karşı tüm vücudu koruyor.


sarı çizgi

Dondurulmuş limon kullanın!

Restoranlarda genelde limonun tamamı kullanır, hiç bir kısmı ziyan olmaz. Böylece rendelenmiş limonun suyunda bulunandan 5 veya 10 kat daha fazla C vitamin'inden yararlanırsınız.

Ziyan etmeden limonun tamamı nasıl kullanılır?
Limonu (yıkayıp) buz dolabınızın derin dondurucu bölümüne koyun (deep freeze). Donduktan sonra, mutfak rendesini alıp, limonun tamamını rendeleyin. Soymanız gerekmiyor, rendelenmiş Limonu yemeklerinizin üzerine serpebilir, sebze salatasına, dondurmaya, çorbaya, makarnaya, soslara, balık porsiyonlarına katabilirsiniz.

Dondurma işlemi

Bildiğimiz gibi hücreler su içerir ve dondurulurken kristaller oluşur. Dondurma işlemi mümkün olduğunca çabuk gerçekleşir ise, (şok dondurma) sadece küçük buz kristalleri oluşur, dondurulan gıdaların vitaminleri ve minerallerinin hücre yapısı zarar görmez. Eğer dondurma işlemi daha yavaş gerçekleşirse, ki bu daha eski model buzdolaplarında böyledir, o zaman dondurma esnasında daha büyük kristaller oluşur ve hücre yıkımına yol açabilir, dolayısıyla dondurulmuş gıdaların genel hücre yapısı değişir, tadı, kokusu mineral ve vitaminler değişime uğrar. Hızlı dondurulmuş gıdalarda, vitamin ve diğer besin maddeleri çok daha iyi korunur.

Limonun Urlar, Yumrular, Tümörler, üzerinde olumlu etkisi

Limon (Citrus) kanser hücrelerini öldüren bir üründür. Çünkü kendilerine yüksek kârlar sağlayacağını bildikleri için, limon özütünün sentetik versiyonlarını üretmeye uğraşan laboratuvarlar var. Kemo-terapi ilaçları, üretiminden fayda sağlayan multi-milyoner büyük şirketlerin çıkarlarını riske atmamak adına, bu bilgi saklı tutulur. Bu bilginin kaynağı, Dünyanın en büyük ilaç üreticisi firmalarından birinden gelmektedir. Bu firmanın beyanına göre 1970′den beri 20′nin üzerinde yapılan laboratuvar testlerinde, limon ekstrelerinin, özelikle yoğun Vitamin V uygulanmasıyla; içlerinde kolon/kalın bağırsak, meme, prostat, akciğer ve pankreas olmak üzere 12 kanser tipinde başarılı sonuçlar alınmıştır.

Limon ağacından elde edilen bileşiklerin, bütün dünyada kemo-terapide kullanılan Adiamycin ürününden 10.000 kat daha iyi olduğu saptanmış, kanser hücrelerinin gelişmesini yavaşlattığı gözlemlenmiştir. Daha da şaşırtıcı gözlem şudur ki: Vitamin C, kötü huylu kanser hücrelerini tahrip ederken, sağlıklı hücrelere hiç zarar vermemektedir.

Bilindiği üzere, iki çeşit limon ağacı vardır. Limon ve misket limonu. (konu olan limondur, diğeri değil). Limon meyvesini farklı şekillerde tüketebilirsiniz. Pulpa’sı yenebilir. Sıkılarak suyu çıkarılabilir. Limonlu içecekler yapılabilir. Limonun birçok vasfı sayılabilir ama en ilginci URLAR, YUMRULAR, KİSTLER, TÜMÖRLER üzerindeki olumlu etkisidir.

Konu ile ilgili aşağıda "Food Matters belgeseli yazısını okuyunuz.


sarı çizgi

Food Matters Belgeseli-Beslenme ve Hastalıklar

Yeni ve cesur bir belgesel film yankılandı. “Food Matters” mevcut sağlık ve gıda sektörünün bu günki durumuna sert eleştiri getirdi. Kronik hastalıkların gizli sebepleri yüzünden acı çekmeye devam eden insanların, sözde tedavileri için milyarlarca dolar finansman ve araştırmalara rağmen, toksik tedaviler ve besin değeri düşük gıdalar ile, insanlara yardımcı olunmuyor.

”Bırak yiyeceğin ilacın, ilacın yiyeceğin olsun”. Hipokrat, Yunanistanda M.Ö.400 dolaylarında  modern tıbbın temellerini atmıştı. İnsan vücudunun doğuştan kendini iyileştirme kapasitesi olduğuna inanmıştı. ”Hipokrat Yemini” tıp doktorları tarafından hala ezbere okunur. Hipokrat’ın zamanından beri, hastalıkların tedavisine yaklaşımımız her nasılsa değişti. Bu günün doktorlarının beslenme eğitimleri varsa bile, çok az. Modern tıp ‘her hastalık için bir ilaç’ etrafında dönüp duruyor. Hastalık endüstrisinin devam etmek istediği yol bu. Asıl mantıklı olan sağlıklı olmak, fakat sağlık para getirmiyor.

Amerikada Kalp ve Kanser hastalıklarına ek olarak, her yıl 39.000 kişi gereksiz ameliyat ve diğer hastahane hataları yüzünden, 80.000 kişi, hastanelerdeki diğer enfeksiyonlar yüzünden, 106.000 kişi ters ilaç tepkimesi sonucu ölüyor.

1. Kalp hastalığı = 652.486 ölü
2. Kanser hastalığı = 553.888 ölü

Bilmediğimiz şeylerin genleriyle oynamaya karar verdik

Fark etmeksizin her şeyi, her türlü tarım ilacı, bitki ilacı, lavra ilacı, mantar ilacı ile spreylemeye, hakkında bir şey bilmediğimiz şeylerin genleriyle oynamaya karar verdik. En büyük problemlerden birisi de toprak ve toprağa ne yaptığımız, havaya, suya, gıdamızı sağlayan her şeye ne yaptığımızdır.

Gübre dediğimiz şey, başlıca üç mineralden oluşur: N, F, P, Nitrojen, Fosfor ve Potasyum. Problem şu ki, toprak ortalama 52 farklı minerale gereksinim duyar. O zaman kalsiyum, magnezyum, manganez, çinko, demir ve adını sayamadığım diğer mineraller nerede? Onlar kayıp. Ama toprak yetersizse, bitkiler de yetersiz ve zayıf kalıyor, savunmasız kalıyor. Böylece böcekler, hastalıklar ve mantarlar tarafından saldırıya uğruyorlar. Ondan sonra ağlayarak ilaç şirketlerine gidiliyor ve deniliyorki; ekinlerimiz ölüyor, haşerelerimiz var. Tabii ki ilaç şirketleri onlara tarım ilacı, mantar ilacı satmaktan, diğer her türlü şeylere artan talepten dolayı gayet mutlular.

Bütün dünyada toprak defalarca kullanılıyor, bütün besleyici maddeleri çekiliyor, yeni yeni çöller oluşuyor. Bu nedenle tarım metodlarımız, ne yediğimiz, beslenme ürünlerini nasıl ürettiğimiz hakkında düşünmemiz gerekiyor.

Vitaminler

Son yüz yıl içinde vitaminler her yerde hazır bulunduğu halde, hiç vitamin takviyesi almıyoruz. Ve hala birçok insan vitaminlerin ne kadar önemli olduğunu bilmiyor. Ve onları yeterli miktarlarda alırlarsa, hastalıklardan korunabilirler ve eğer yeterince fazla alırlarsa, hastalıkları tedavide kullanabilirler. Haberlerde ”çok fazla vitamin almayın, zararlı olabilir” deniliyor. Ve buna hiç bir kanıt göstermiyorlar, sadece söylüyorlar. Doktorlar diyor ki; ”Vitaminlere inanmıyorum.” Burada bilim adamlarıyla hareket etmemiz lazım. İnançlardan değil, gerçeklerden bahsediyoruz.

Amerikan Zehir Kontrol Merkezi Birliği’ne göre, son 25 yılda, sadece 10 kişi vitamine bağlı olarak hayatını kaybetmiş. Yani iki yılda, bir ölümden bile daha az. Aslında bunlar bile kanıtlanmamış, onaylanmamış ama Vitaminlere atfedilmiş ölümler.

İnsanlara yardımı dokunacak şeyleri, tehlikeliymiş gibi göstermekte çok başarılı bir ülkemiz var. Bazı çalışmalar, eğer her gün multi vitamin alırsan, bunun zarar verebileceğini, C vitamininin böbrek taşına sebep olduğunu iddia ediyor, bütün bunlar saçmalık. Tıp kaynaklarını araştırdım ve tüm öğrencilerimden araştırmalarını istedim, meslektaşlarımdan da araştırmalarını istedim, C vitamininin böbrek taşına neden olduğuna dair her hangi bir bilimsel kanıt bulurlarsa, bana göndermelerini istedim. Referans istedim. Aradan 30 yıl geçti ve hiç bir şey almadım. Bu durumda ya herkes dilsiz, ya da bu iddalar yalnız bir söylentiden ibaret.

Vitaminleri ilaç gibi gören ve o şekilde değerlendirilmesi gerektiğine dair bir varsayım var. Bir varsayıma göre iyileştirici özellikleri varsa, tehlikelidirler, çünkü ilaçlar öyle. Bütün hayatımız boyunca tüketici olmayı öğrendik, çoğunlukla da modern eczane ilaçlarının tüketicisi.

Spirulina

Max Planck Enstitüsü her hangi bir yiyeceğin pişirildiğinde %50 kadar proteinin yok olduğunu bulmuştur. Bu yüzden, süper gıda bitkisel protein kaynakları, geleceğin anahtar besini olacaklar. Çünkü ihtiyacımız olan tüm proteini ısıyla zarar görmemiş, tamamen emilebilen bu kaynaklardan alabiliriz. Kolayca sıvıya dönüştürülebilir, emilebilirler. Spirulinayı suya ekle, işte sana sıvı hali, içtiğin gibi hücrelerinde dolaşmaya başladı bile. Fakat bir bifteği sıvıya dönüştürmek, sindirim sistemi tarafından emilebilir hale getirmek çok fazla enerji gerektirir. Bu süper yiyecekler sağlığa ve mutluluğa olağanüstü katkılar sağlayabilir.

Kakao

Dünyada hiç bir şey, mineral yoğunluğu bakımından Kakao çekirdeği ile yarışamaz. En yüksek doğal magnezyum kaynağı odur. En yüksek doğal kromyum kaynağı, en yüksek demir kaynağı, en yüksek magnezyum kaynağı odur. Ayrıca en yüksek çinko kaynaklarından biridir. Bakır oranı en yüksek bitkilerden biridir. Sağlıklı bir metabolizma için gerekli tüm bileşenler kakao çekirdeğinde mevcuttur. Dünyadaki en yüksek C vitamini oranına sahip yiyeceklerden biridir. Ancak sıcaklık, C vitaminini öldürdüğünden, işlem görmüş çikolatada hiç C vitamini yoktur. En yüksek anti-oksidan içeriğine sahiptir.

"Her hastalığa bir ilaç" gibi eski bir tıp inanışımız var

Her hastalığa bir ilaç; nokta atışı. Bu yapı maddeleri için doğru değil. Tek bir bölgeyi iyileştiremezsin, eğer gerçekten iyileşirsen, her tarafın iyileşir. Mesela bir hasta sadece kanser ile değil, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, hatta lif dokusu iltihabı ve diğer rahatsızlıklarla gelse, bütün sorunlar ortadan kalkar. Bir hastalığı iyileştirip, diğer ikisini tutamazsınız, bu imkansız. Vücut iyiye gittiğinde, her şey iyileşir. Siz bedeni beslersiniz ve beden kendini tamir eder.

İnsanlar vitamin aldığında, vitaminler özellikle iyileşme sağlamaz, onlar vücudun bunu yapmasına olanak verir, yani vücudun kendinisini iyileştirmesine. Bu, olaya tamamen farklı bir bakış açısı. Vücudun, kendini iyileştirme mekanizması var, Doktorların görevi bu mekanizmayı tekrar tekrar aktive etmektir. Ve rahatsızlığın ne olduğuna bakmaksızın hastalar iyileşir.

İnsan vücudundaki tek bir hücre bile ilaçtan yapılmamıştır. Cerrahi müdahale size hiç bir şey katmaz. İçinize plastik bir şeyler koyup, zararlı bir şeyleri çıkartabilirler. Ama en sonunda, vücudu kesip biçmek onu daha iyi yapmaz. Bedene ilaç yüklemek, aslında daha fazla sağlık getirmez. 

Yapı maddeleri tedavi amaçlı test edildiğinde çok düşük dozlarda kullanıldığından, halk ve doktorlar hep belirsiz sonuçları olan araştırmaları görüyorlar. Yayınlanmış bir çalışma, vitaminlerin az bir yararı olduğunu, diğeri vitaminlerin o kadar da faydası olmadığını söylüyor. Siz ikisinin arasında gidip geliyorsunuz. Ama asıl sorun bu çalışmaların düşük dozlarla yapılmış olması. Tavsiye edilen günlük alınabilecek vitamin miktarı, nüfusun çoğunluğu tarafından eksiliğinde oluşan rahatsızlıkları önlemek için gerekli görülen miktardır. Yani, eğer Avusturya’da herkese günlük tavsiye edilen doz olan 60 mg C vitamini verirsek, bu ülkede diş eti hastalığına rastlamamamız lazım. Ancak bu ülkede hala diş eti hastalığına rastlıyoruz.

Eğer çok stresli bir işin içindeyseniz, ya da stresli bir hayat tarzınız varsa, ev geçindiriyor, çocuk bakıyor ve aynı zamanda çalışıyorsanız, vücut adrenalin üretmek için C vitaminini kullanacak. Kalp krizi ile stres arasındaki ilişki buradan geliyor, stresli olduğunuzda, vücut adrenalin üretiyor, bu da vücuttaki C vitamini seviyesini aşağıya çekiyor. C vitamini eksikliği yüzünden, dolaşım sistemi savunmasız kalıyor.

Modern tıp, sebebine bakmaz, yalnız tedavi eder

Modern tıp sadece hastalığı tedavi eder, bir çok şeyin ilk sebebine dönüp bakmazlar, çünkü anlayamazlar. Egzersiz sonucu hangi kimyasalların oluştuğunu, meditasyonla hangi kimyasalların ortaya çıktığını, ya da yediklerimizden hangi kimyasalların çıktığını anlamazlar.

Geleneksel tıbbın uzun süredir tıkanmış olduğu nokta, başa çıkılması zor, kronik problemlerdir. Kronik sorunlarda tıkanmış olmalarının sebebi de, hastanın en başta rahatsızlanmasına neden olan sebebi değiştirmek için, bir şey yapmıyor olmalarıdır. Yalnız belirtiler tedavi ediliyor. Ancak belirtileri tedavi etmekle, hastalığı iyileştirmezsiniz, yapmanız gereken, asıl sebebi değiştirmek.

Geleneksel tıbbın tahminlerine göre, çoktan ölmüş olması gereken hastaların, klasik klinik ortamlarda, pek mümkün olmayan şekilde, bir kaç aydan fazla yaşamayı başardıklarını ve birçok hastanın geleneksel tıbbı izleselerdi, ölmüş olabileceklerini idrak etmem, neredeyse iki yılımı aldı.

Bir kaç yıl bir programa katıldıktan ve arka arkaya iyileşen, gayet canlı hastaları gördükten sonra, ortadan kaybolan tümörler, çeşitli doku sertleşmeleri, kireçlenme, egzamalar, yok olan bütün bu dramatik problemlerden sonra, doğru yolda çalıştığıma ve bu çalışmaların gerçekten çok değerli şeyler başardığına yüzde yüz ikna oldum.

Kalp-damar rahatsızlığı "medeniyetin" getirdiği bir hastalık

Kalp-damar rahatsızlığı bir yaşam tarzı hastalığı, çünkü çok fazla yanlış şey yiyoruz, yeterince doğru gıda almıyoruz. Herkes böyle olduğunu biliyor ama yine de çok az vitamin barındıran fastfood, et, yağ, şeker, nişasta, işlenmiş gıda yiyoruz. Ayrıca "vitamin takviyesi alma, sana zarar verebilir" söylentileri de Kalp Damar rahatsızlığı'nı tetikliyor.

En az 25 yıldır kalp-damar hastalığının geri çevrilebileceğini söylüyorum. Geleneksel tıp, uzun zamandır bunun geri çevrilemez olduğunu iddia ediyor. Tedavi yöntemine göz atmak, bize sebep hakkında ipucu verebilir.

Dr. Dean Ornish, ciddi kalp-damar rahatsızlığı olan kişilerle, onları vejetarten beslenmeye dayalı sıkı bir diyete sokmak yoluyla, çok iyi bir çalışma yürüttü. Tabi burada, yüksek oranda lif içeren, vitamin ve minerallerle dolu, organik şekilde topraktan yetişip, gelmiş bir beslenmeden söz ediyoruz.

Ornish ayrıca insanların sterslerini azalttı ve kalp-damar hastalıkları bir- iki yıl içinde durakladı, ya da geri çevrildi. Yani kalp-damar rahatsızlığının sebebi, yeterince vitamin almamak ve yanlış beslenme. İyi haber ise; ileri derecede damar rahatsızlığı olan kişiler bile, beslenmelerini değiştirip, düzgün gıda almaya başladıklarında, ameliyat olmadan hastalığı durdurabilir, ya da geri çevirebilirler.

Beni şaşırtan ise; sınırsız bütçeli lider tıp kurumlarının koridorlarında dolaşan onca zeki, parlak ve en iyi konumlarda olan insanlarımızın, bu rahatsızlıklara sebep olan gıda ve batı yaşam tarzı konusuna değinmeye hiç istekli olmamaları. Gerçek şu ki; ölümlerin yarısı kalp-damar hastalıkları yüzünden ve bu ölümlerin yarısında da ilk hastalık belirtisi ölüm. Yani insanlar ömür boyu hiç bir belirtiye rastlamadan devam edebilir, sonra öldüklerinde her şey için geç olur. İlaç almak için çok geç, by-pass için çok geç, ambulans için çok geç, hatta hayata döndürmek için çok geç. Demek ki bu toplum, temelde bir şeyleri yanlış yapıyor. 

Her yıl milyarlarca dolarlık by-pass ameliyatı yapılıyor, aslında sadece yeme-içme ve yaşam şeklimizi değiştirerek, sağlığımızı kontrol altına alabiliriz. Meditasyon ve vejetaryen diyetten oluşan tamamen ilaçsız bir tedavi ile.

Depresyona karşı etkili madde "Niasin"

Depresyonda olanların yapabilecekleri ilk şey, depresif olmanın sorun olmadığını bilmektir. Eğer iyi beslenmiyorsanız, depresif olursunuz. Yani buna devam etme, gidip düzgün beslen. Zihinde, beyinde olup bitenler, zihin dediğimiz her ne ise, vitaminlerden, kimyasallardan etkilenebiliyor.
Psikolojik tedavilerin önemsiz olduğu söylenmiyor, tabii ki önemliler, ama eğer beyinleri aç kalmış, açlıktan ölmüş, ya da zehirlenmiş ise, psikolojik ve psikiyatrik semptomları olan bir hastayla hiç bir yere varamazsınız.
Tıptaki acı gerçek şu ki, senin kemik ölçümünü yaptığım takdirde, vücudunda gerekenden kat kat fazla "kurşun" bulurum. Eğer senden yağ örnekleri alırsam, yasaklanmış olmasına rağmen, hala DDT, DDE ve DDD çıkacaktır. Tabii başka çeşitli kimyasallar da olacak. Ama kimse bunu duymak istiemiyor, ya da doktorlar insanları bilgilendirmiyor. Çünkü kullandıkları her şey zehirli, kullandıkları her ilaç, reçeteli ilaçlar, tezgahlardaki ilaçlar, ve bütün bu ilaçların karaciğer toksik sınırı yok.

779 milyon kadar Amerikalı hergün ağızlarına civalı dolgu koyuyorlar. Resmi olarak onların toksit olduğunu söylemememiz lazım. İnsanoğlu için bilinen en zehirli maddelerden biriyle Diş Doktoru başa çıkmak durumunda, ama ağzınıza konduğu anda, güvenli olduğu söyleniyor. Bu bir saçmalık, eğer onu ağzına koyarsan, zehirlenirsin, hikayenin sonu bu. Hastalarıma bundan söz etmem, ama bu belgesel için tabi bu geçerli değil. Eğer beynini inceler ve biyopsi yaparsam, ağızında amalgam (civa karışımlı dolgu) dolgular varsa, büyük miktarda civa bulurum. 

Toksinleri organizmaya tıkmayı bıraktığınızda, dışarı çıkmaya başlarlar. Ve şimdi diyetinizi organik beslenmeye çevirirseniz, bütün zehiri serbest bırakırsınız, dolaşım sistemine ve böbreklere geçer, böbreklere onu atması için yardım etmezseniz, yeni hasarlara yol açabilirsiniz. Bu bir hata, bu yarım tedavi, tedavinin diğer yarısı ise Detoks (Zehiri Giderme). Kolonik, lavman, vücudunu temizlemene yardım eden şeyler. Bitkiler toksiklerden kurtulmana yardımcı olur. Su detoksa yardımcı olur. Bunlar temizlenme denklemindeki hassas faktörler, çünkü vücudumuzun başlıca temizlenme ve detoks yöntemi bağırsaklardan geçer. Besinlerin dokulara girmesine izin vermek için, toksiklerden kurtulmak zorundayız. Eğer zehirle doluysan, onları içeri alamazsın. Tek bir alana iki şey sığdıramazsın Temel fikir, en basit şeyi yaparak, başlaman gerektiği, bol bol su içemeye başlamak gibi.

Doktor Abram Hoffer, Adsız Alkolikler’in kurucusu Bill W. ile çalışıyordu ve yakın arkadaşlık kurdular. Bill W. ağır depresyon geçiriyordu, Abram ona Niasin alması gerektiğini söyledi. Günde 3000 mg Niasin önerdi. Bu Bill W için Depresyonun sonu oldu. Sonrasında Bill W, alkoliklere Niasin (B3 vitamini) almayı denemelerini, depresyon ve alkol probremlerine çözüm olup olamayacağını görmelerini önerdi. Niasini deneyen insanların büyük çoğunluğu, çok iyi gelişmeler gösterdi. Böylece Bill W, kurucusu olduğu Adsız Alkolikler’de Niasin ve vitaminin tedavi amaçlı kullanılmasını istedi. Fakat çoktan ilaç tedavileri tarafından, en iyi tabirle, işgal edilmiş olan adsız Alkolikler bunu reddetti. Bugün ise alkoliklerin içmeyi bırakabilmeleri konusunda, AA övgüye değer birçok adıma odaklanmış durumda, ama vitamin tedavisini önermiyor.

Zamanında bir endişe vardı, SSRI grubu anti-depresan ilaçların intihara sebep olup olmadığı konusunda büyüyen bir endişe. Bu ilaçlarda sorun olduğunu söyleyen bir kaç, belki 2000 dolayında kampanyacı ile, bunu red eden düzenleyici otoriteler, ilaç şirketleri vardı. Amerika’da okullardaki öğrenci terörü üzerine tam bir çalışma yürüttük. Çalıştığımız bir dizi olayın bir çoğunda, tetikçi suça karıştığı zaman, ya bu çeşit psikiyatrik tedavide, ya da tedaviden geri çekiliyor durumundadır. (Teröristlerde aynı durumda) Ve hala bu tür şeylerin hiç biri mahkemelerde ortaya çıkmıyor.

Bir Amerikan araştırmacısının ortaya çıkardığı "Prozak" gerçeği, tabii ki zamanın lider markasından söz ediyoruz, patent almak üzereyken, yeni bir ilacın ortaya çıkıp çıkmadığını merak ettiler. Yaptıkları araştırmalar sonucunda, gerçekten de Prozak R adında, moleküler yapısı biraz düzeltilmiş bir ilaç olduğunu buldular. Yeni bir ilaç üretmek için, ne gibi gelişmeler olacağını söylemek lazım, Prozak R için olan patent başvurusunda, mevcut olan ilaca atfedilen intihar düşünce ve duygularının bunda olmayacağı söyleniyordu. Tam olarak da ilaç şirketinin son on yıl boyunca inkâr ediyor olduğu şey.

Ölümcül derecede depresyonu olan bir kadınla çalışmıştım, ailesiyle birlikte yaşıyordu. Ellilerindeydi ve bütün günü bir köşede duvara dönük oturarak geçiriyordu, kimseyle konuşmazdı, kimseyle yemek yemezdi, tamamen iletişim kurulamaz durumdaydı. Tabii ki psikiyatrist kontrolündeydi, olması gerektiği gibi ve beklenildiği gibi psikiyatrist ona çeşitli ilaç tedavileri uyguluyordu. Ailesi vitaminleri merak ediyordu, onlara Dr. Hoffers'in Niasin ile olan çalışmalarıdan bahsettim ve onlar da bu derece hasta birisi için ne kadarlık doza gerek olduğunu sordular. Ben de Dr. Hoffer’ın normalde günde 2000mg Niasin verdiğini, ama bazılarının özellikle çok hasta olanların çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu ve onu iyileştirecek kadar çok vermeleri gerektiğini söyledim. Bunu deneyebileceklerini anladılar. Böylece günde 11.500mg Niasin ile masada oturup, sanki hiç bir şey olmamış gibi onlarla muhabbet ediyordu. Sonra psikiyatriste gidip, ona bu iyileşmiş insanı gösterdiler ve psikiyatrist onlara;

”Bu kadar çok Niasin verebileceğinizi sanmıyorum, zararlı olabilir.” dedi. Böylece Niasin vermeyi kestiler ve o da, köşedeki yerine geri döndü.

Niasin güvenli mi? Niasin yüzünden yılık ortalama tek bir ölüm bile yok, son 15-20 yıl içinde, ona atfedilmiş sadece bir kaç vaka var. Ama Niasin yüzünden yılda tek bir ölüm bile yok. Ve intihar derecesinde depresyonda olan kaç kişi hayatına son verdi.

Depresyon, diyabet, kalp, kireçlenme vb. rahatsızlıklar

Bunlar seni öldürmeyecek şeyler, daha çok seni perişan hale sokup, daha da kötüleşmeni sağlayan, uzun süre devam eden şeyler. Bunlar, bütün ilaçların hedef olarak gösterildiği durumlar, fakat aynı zamanda ilaçların pek tedavi edemediği durumlar. Bazıları kısa dönemde gerçekten hayat kurtarır, onlara ihtiyacınız var. Bazıları kortisoyid steroyidler ve herkesin hayır dediği, diğer başka şeyler. Kısa dönemde hayat kurtarır, güzel. Antibiyotikler kısa dönemde hayat kurtarır, sorun değil.

Mükemmel ilaç, insanları tedavi etmeyen ilaç

İlaç şirketinin gözünde mükemmel ilaç, insanları tedavi etmeyen ilaçtır, çünkü işin kâr getirmesi için insanların o ilacı uzun süre satın alması gerekir. Ayrıca, bunlar baştan beri tedavi için en iyi yöntemler mi? Cevap açıkça öyle olmadığı yönünde. Yani sonuçta birçok kronik durum için, akla en yatkın olanı, başlangıçta ilaçsız olarak ne yapabiliyorsan onu yapmaktır. Çünkü birincisi aynı çeşitlilikte yan etkilerinin olma ihtimali pek yok, ikincisi bir takım durumlarda yalnız semptomları tedavi etmektense, altında yatan problemi yakalama şansı daha fazlaymış gibi gözüküyor.

Ters ilaç tepkimesi

İlaçlara yaklaşımdaki büyük problemlerden biri yan etkileridir. İngiltere’de her yıl ters ilaç tepkimesi sonucu oluşan ölümler için genel olarak kabul edilen rakam, yaklaşık 10.000 kişi civarında. Olaya başka bir açıdan bakılırsa, her yıl araba kazalarında ölen insanların sayısı 500 kişi. Hepimiz araba kazaları konusunda çok endişeleniyoruz; ters ilaç tepkimeleri konusunda hiç endişeli görünmüyoruz. Bu ülkede prostat kanseri sonucu ölen insanların sayısı endişe vericidir ve ortalama 9.000 civarındadır.

Amerikan tıp birliği dergisi'nin yayınladığı açıklamaya göre, reçeteli ilaçlar yüzünden her yıl yaklaşık 106.000 Amerikalı hayata veda ediyor. Şimdi bunlar olması gerektiği gibi reçetelendirilmiş, doktor hatası olmayan ve beklenen yan etkileri olan ilaçlar. Ve bunlar da söylendiği şekilde ilaçları kullanan insanlar. Aşırı dozlar ve yanlış kullanımlar konu dışı. Yani sadece bir yılda, yalnız Amerika’da, ilaçların beklenen yan etkileri yüzünden ölen insanların sayısı 106.000 ise, 23 yılda bu çok büyük sayıda insan demektir. Milyonlarca insanın reçeteli ilaçlar yüzünden ölmesinden bahsediyoruz. Ve 23 yılda, vitaminlerle ilişkilendirilen yalnız 10 ölüm var.

Vitaminleri reçetelendirmeyi çok daha ciddiye almamız gerektiği açık. Ve panathenic asidin kaşifi Roger Williams’ın da dediği gibi, şüpheye düştüğünde, önceliği vitamine ver. Eczacılık sektörünün işi ilaç yapmak değil, onun işi para kazanmak. Büyük uluslararası şirketler, hissedarlarına karşı sorumlulukları var, şirketlerin yaptığı şey budur, para kazanmak.

Kurumların ödemelerini ilaç şirketleri yapıyor

Kapitalist bir toplumda yaşıyoruz ve ben bunun kötü olduğunu düşünmüyorum. Kapitalizmin büyük avantajları var, ancak son derece suistimal edilebilir de. Biz her iki yönünü de gördük. Problem onu düzenleme şekillerinden kaynaklanıyor. Bazı çok iyi düzenleyicilerimiz olduğuna inanıyorum, ama çok yetersiz düzenleyicilerimiz de var. İlaçları patentlendirmek ve bu ilaçların daha sonra ne gibi etkileri olduğunu izlemekle görevli kurumların ödemeleri, ilaç şirketleri tarafından yapılıyor. İlaçları denetlemesi beklenen düzenleyicilerin paralarını da onlar ödüyor. İlaç araştırmaları yapan akedemisyenlerin paralarını da onlar ödüyor. Yürütülen mahkemeler yine sıklıkla ilaç şirketiyle ilişkisi olan kişilerce yürütülüyor. Ayrıca tıp dergilerine reklam veriyorlar ki, tıp dergilerinin çoğu ilaç şirketlerinin reklamları ile destekleniyor. Son 65-70 yıl içindeki tıp literatürüne göz atarsak, yüksek dozda vitaminin hastalıkları tedavi ettiğini gösteren binlerce çalışma var. Şimdi bu çalışmaların bazılarını okuyamıyorsunuz. Çünkü bunların yayınlandığı dergiler, Birleşmiş Milletler Ulusal Tıp Kütüphanesi tarafından indekse alınmamış. İlginç değil mi? Yani ortada kara listeye alınmış tıp dergileri var. Benim asistan editörlüğünü yaptığım "Doğru-Moleküler Tıp Dergisi" gibi, son 41 yılda yayınlanan yüzlerce çalışma, hiç biri Amerika Ulusal Tıp Kütüphanesi tarafından indekse alınmadı. Ve bu Kütüphane, dünyada en büyük tıp kütüphanesi olduğunu söylüyor. Yani samimi gözüken bilimsel akademik çalışmalar, yayınlanan dergiler ve tüm o ihtişamıyla bilim, aslında ilaç şirketleri tarafından onların pazarlama departmanlarının birer kolu haline dönüştürülmüş vaziyette.

Bize reklamlarla ulaşan sağlık bilgileri

Biz buna ticari sağlık bilgisi diyoruz, bu çok güçlü bir sektör. Her türlü acı ve sancı için, her çeşit ilaç için, sağlık ürünleri reklamlarına milyonlarca dolar harcanıyor. Ama reklamlar aldatıcı olabilir, bu ülkedeki reklamların %25′ini ilaç reklamları oluşturuyor. Peki neden? Çok para harcamayı sevdiklerinden değil elbette. Bir yandan TV'deki reklamlara milyonlarca dolar harcarken, milyarlarca doları hasta oldukları için, bu ürünleri satın alan insanlardan geri alıyorlar.

Kendisini iyi hissetmeyen insanın, ilaca ihtiyacı var, sorgusuz sualsiz. Acı kontrolü çok zekice bir şey ve ilaçlar gerekli, ama burada şöyle bir noktaya geliyoruz, eğer azı yararlıysa, çoğunun daha da yararlı olduğuna inanan bir toplumda yaşıyoruz. Yani elimizde her türlü acı için, ayrı ilaç bulmaya çalışan bir ilaç sektörü var. Kötü bir alışkanlığın mı var, bir ilaç al, depresif mi hissediyorsun kendini, al bir ilaç. Ve halk buna güvenir hale geldi, ilaç almanın hastalığı iyileştirdiğini kabul eder oldu.

Herkes sağlıklı olsaydı ne olurdu? Eğer herkes bolca en az işlem görmüş taze organik gıda alsaydı, ne olurdu? Salgın derecesinde sağlıklı olurduk, sanırım piyasalar sarsılırdı. İlaç sektörü, yılık değeri yarım trilyon Dolar olan Dünya çapında bir Holding. Yaklaşık 300 milyar dolarlık kısmı sadece Kuzey Amerika’da. Bu gerçekten çok büyük bir sektör.

Sağlıklı olmak para getirmiyor

Görüyorsunuz ki asıl mantıklı olan sağlıklı olmak, fakat sağlıklı olmak para getirmiyor. Ahlâklı bir ilaç sektörümüz olabilir, bu işe düzenleyicilerle, ilaçları yapan insanların bölümlerini keskinleştirmekle başlamalıyız. Genel fikre göre, bütün ilaçlar kanıta dayanır ve bütün ilaçsız tedaviler, sadece umut ve kuruntunun bir karışımıdır.

Placebo etkisi ve şarlatanlar deneyimlere gerçekten göğüs geremezler. Mesela, bir ilacın patent alabilmesi için, iki ayrı olayda placebodan daha etkili olduğunu göstermesi lazım. Bu demek değildir ki, ilaç şirketleri başka bir sürü deney yapamazlar, daha etkili olduğunu ispatlamayacağından dolayı, onlar yayınlanma gereği duyulmaz. Yapılması gereken düzenleyiciye gidip, bizim şu iki deneyimiz var demek, bu ilacın placebodan daha etkili olduğunu gösteriyor.

Bunlar üreticilerin ünsilin ve antibiyotik yığınlarının arasından seçtiğimiz örnekler. Onları satılmadan önce saflık ve etkileri için test ederiz. Tabii her zaman yeni ilaçlar ortaya çıkıyor, biz onların pazara sürülmeden önce test edildiğinden ve güvenli olduğundan emin oluruz. Doktorlar size ilaçların denendiğini ve test edildiğini söyleyecekler fakat yeni bir ilaç aldığınızda farketmeniz gereken şey, aslında kontrol edilmemiş bir deneye girişiyor olduğunuzdur.

İlaçlar sadece patent alma amaçlı olarak, bir kaç yüz hadi en fazla bir kaç bin kişi üzerinde test edilmiş oluyor ve sonrasında milyonlarca kişiye veriliyor. Bu milyonlarca kişi arasında sistemlerinin çalışma şekli ve ilaçlara verdikleri tepkilerde çok büyük farklılıklar olacak, böylece insanlar yan etkilerini görecek. Ayrıca şöyle bir gerçeklik var; batıda insanların karşılaştıkları asıl problem, ilaçların çok kolay başa çıkabildiği akut rahatsızlıklar değil, kronik rahatsızlıklardır.

Kanser hastaları besin terapisi ile tedavi edilmiyor

Kabul edelim ki; kanser yarın ortadan kalksa, milyonlarca insan işsiz kalırdı. Yani ne yapmamız gerektiği konusunda gerçek ortaya çıktığı taktirde, ortadan kaldıracağınız yıllık 200 milyar dolarlık değeri olan bir endüstri.

Birçok Ülkede Kanser hastalarını besin terapisi ile tedavi etmek yasak. Bu Ülkelerdeki tek yasal tedavi yöntemleri, Ameliyat, Radyason terapi ve Kemoterapi. Bu Kanser endüstrisinde çalışan herkes bir şeytan, ya da ahlaksız birileri demek anlamına gelmez. Olaya baktığımızda, gördüğümüz şey, bir çok insanın en iyi işi yaptığına inandığı. İçten olabilirsin, içtenlikle yanılıyor olabilirsin. İyi haber ise, bugün bunu değiştirdiğimiz. Kişinin az sayıda olan özgür seçimlerinden biri de, neyi yiyip yemeyeceğidir. Yani vücudu yıkmak için değil, güçlendirmek için her şeyi doğru yaptığımızdan emin olmalıyız. Yapabileceğin şey, güverteyi yararına olan şeylerle doldurmalısın, yani bağışıklık sistemini beslenme ile güçlendirmek, vitaminleri hastalığa karşı vücuda destek için kullanmalısın, çünkü yetersiz beslenme, kanseri yenmene yardımcı olmaz.

Bir çok insan niye Meksika’da olduğumu soruyor. İşte bu yüzden buradayım. Amerikan vatandaşıyım, San Diego’da yaşıyorum, çocuklarım burada okula gitti, doğru olduğuna inandığım şeyi, doğduğum ülkede yapmak isterdim. Hastalarımın birçoğu Amerika’dan geliyor. Hastalıklarının tedavisi için uygun olduğunu düşündükleri programı kendi ülkelerinde uygulayabilmeyi isterlerdi, bu ister Avustralya olsun, ister Yeni Zellanda, ister Kanada, ister İngiltere, ya da Amerika, fark etmez. Maalesef sağlık hizmeti kanunları değişmedikçe, bunu yapamayız. 

Kanser araştırmaları

Kanser araştırmalarıyla ilgili en büyük sorun, insanları tedavinin hemen köşe başında olduğuna inandırılmış olmasıdır. Gazetelerde çoğu hafta şöyle bir haber görürsün; Kanserde yeni tedavi. Ve şöyle bir geri çekilip gerçekte ne olup bittiğine baktığında, görüyorsun ki, akrabaların, akrabalarım ölmeye devam ediyor, kanser buluşu yine kansere sebep olan yeni bir ilaca dönüşüyor, çünkü bu kemoların birçoğu, kendileri kansorejen. Bütün olay şu ki; bunlar tümör hücrelerini tekrarlamamak üzere, zehirlemek için tasarlanmış toksik hücreler. Yani buradaki büyük yanlış, kanser endüstrisinin, tümörü kanser olarak görmeye devam etmesi. Biz tümörün kanser olmadığını biliyoruz, çünkü eğer öyle olsaydı, bu tümörü kesip vücuttan atabileceğimiz ve bir daha ortaya çıkmayacağı anlamına gelirdi. Bunun doğru olmadığını, tümörlerin yeniden büyüyebildiğini biliyoruz, tekrar büyümelerinin sebebi altında yatan metabolik sürecin düzeltmemiş olması.

Birçok insan geleneksel tıbbın işe yaramadığını fark etmeye başladı. ATB (Amerikan Tıp Birliği)nin verdiğe bilgiye göre, kanser için doktora gelen hasta, kaçıncı evrede olduğundan bağımsız olarak, 1. ya da 4. evre olsun, çoğu kanser 4. evreye ayrılıyor. Evresinden bağımsız olarak ilk defa doktora gelenlerin %30′undan azı, kemo, ameliyat ve radyasyon ile 5 yıl yaşıyor. Bu demektir ki %70′inden fazlası ölüyor. Bu kabul edilemez.

Kanser insanoğlunun karşılaştığı en ölümcül ve ele geçmez düşmanlardan biri. Kanser hücresi bir kere ortaya çıktı mı, doku parçasında büyüyüp, tüm vücuda zarar verecek şekilde yaşar. Bu doku diğer hücrelerden, dokulardan ve organlardan besinleri çalar.

Dr. Max Gerson'a ait ve 1930'lara dayanan örnek olaya göre, vitaminler ve özelikle büyük miktarlarda taze sebze suları, organik yiyecekler, vücuda yayılan kanserin geri çevrilmesini sağlayabiliyor. Gerson ölümcül hastalarda %50 başarı elde etti, ki gerçekten yüksek bir oran. Kötü huylu tümürlerde, Gerson Terapisi olağanüstü. Gerson Terapi’nin kendisi her doktorun öğrenmesi için yeterli sebep sunuyor, ama öğrenmiyorlar. Tıp okulu bu tür alternatiflerden bahsetmez.

İnsan vücudunun savunması o kadar güçlüdür ki, normal sağlıklı bir vücut Kanser, ya da başka bir kronik hastalık üretmez ve üretmeyecek durumdadır. Ayrıca iyi, sağlıklı, normal, zengin, organik yiyeceklerle hastalıkları geri çevirebilirsiniz. Bizim yaptığımız da budur. Eğer kanseri geri çevirmek istiyorsanız yapmanız gereken, içe dönüp kanserin gelişmek için dayandığı içsel çevreyi tahrip etmektir, kliniklerin yaptığı da budur. Onların yapmadıkları ise, vücuda yığınla kemoterapi, radyasyon ve zehirler yüklemek. Zaten zayıflamış olan bağışıklık sisteminde, daha fazla soruna yol açmak. Kişi bu sebepten kanser oluyor zaten.

Kolon, Meme, Rahim Kanseri

Erkeklerde en sık sindirim sistemi Kansere tutulur. Kolon Kanseri başlangıç için iyidir, çünkü tedavisi pek de kolay olmasada %100 önlenebilir. Tabii ki yüksek lif içeren bir diyet ve kanseri ağırlaştıran şeylerden kaçınarak. Bazı katkı maddeleri, gıda koruyucular, çevresel kimyasallar gibi her türlü kansere sebep olabilecek şeyler.

Japonya’da yaşayan ve standart Japon yemeklerini yiyen, Japon yaşam şekline sadık olanlar, dünyadaki en düşük kanser oranına sahipler. Bu düşük oranın, çok miktarda deniz ürünü  ve deniz sebzeleri tüketimi ile ilişkili olduğuna inanılıyor. Bu diyet ile yüksek miktarda Selenum, Çinko ve Germanyum alımı oluyor. Ayrıca sadece kansere karşı değil, Alzheimer ve Kalp hastalığına karşı da koruyucu etkisi olan, yüksek miktarda Omega balık yağı alımı oluyor.

Ve yeşil çay içiyorlar, yeşil çayda bizi, hücrelerimizi, genlerimizi kansere karşı koruyan bir dizi kimyasallar var.

Kadınlarda meme ve rahim kanseri en yaygın olanları. Meme kanseri oranının çok düşük olduğu Japonya’dan, bir Japon kadını alıp Amerika’ya transfer et ve yaşam şeklini değiştirsin, kansere yakalanma ihtimali Amerikalı kadınlarınkine ulaşacaktır, ki bu oran %13 civarında. Yani Amerika’daki kadınların %13'ü meme kanseri riski taşıyor. Japonlarda bu oran %1'den az.

Biz doktorlar tekniklerimizi geliştiriyoruz. Hiç kimse kansere karşı savaşta yalnız değil. Araştırmacılar her gün daha fazla olgu buluyor ve açıklıyorlar. Kanseri yeneceğiz. Asıl Kemoterapik madde olarak, damar içinden yüksek dozda C Vitamini verilenlere baktığımızda, Dünyadaki her Kanser hastası için canlandırıcı, harika haberlerimiz var.

Yalnız enjeksiyon yapacak bir doktor lazım. Sadece ısrarcı olmalısınız. Önümüzdeki on yıl boyunca, bunun daha çok kabul göreceğine inanıyorum. Tabi Kanserli hastaların bekleyecek zamanı yok, çoktan ölmüş olanlar ise, tıp dünyası ve sözüm ona her ihtimalin özgür araştırma ve geliştirilmesini desteklediği varsayılan hükümet tarafından fena halde haksızlığa uğradılar.

Kemoterapi

Edward Griffin'in söylediği gibi, eğer birini Kanser etmek istiyorsanız, ona Kemoterapi verin. Çünkü çoğu zaman bu kemoterapilerin kendisi kanserojen.

Yılda aldığım binlerce telefondan, pek de az olmayan bir kısmı, hastanelerin onlara verebileceği en iyi tedavilerden geçmiş, tümörleri sürekli geri gelen insanlardan geliyor. Neden kanseri tekrar tekrar yaşadıklarını sorduklarında ise, doktor; ”Kansere gerçekten neyin sebep olduğunu bilmiyoruz.” diyor.

Aslında bunu 60 yıldır biliyoruz! Edinburg Üniversitesi’nden Prof. John Beard'ün 1904′te yazdığı tezden beri biliyoruz. Kanser durdurulmamış bir iyileşme sürecidir. İlaç endüstrisi özellikle insanlara yalan söylemiyor, yalnız olması gerektiği gibi olayları ele almıyorlar. Klasik bir örnek, hayatta kalma oranlarını değiştirmeleri. ”Yaşamak” kelimesini bir reklamda duyduğunuzda demek oluyor ki; ”Tamam, bize bağış yap, çünkü artık göğüs kanseri olan Kadınların %80′i hayatta kalıyor.” Yaptıkları ancak ”Hayatta kalmak” ifadesini ilk tedaviden itibaren 5 yıl anlamında yeniden tanımlamak.

Teyzemi ele alalım, teyzem kanser oldu, bir kanserden kurtulan olarak ölümsüzleştirildi, çünkü 5 yıl yaşadı ama bundan 6 ay sonra öldü. Yani iyileştirildi ve öldü.

1972 ‘de Başkan Nixon, eğer kanser sorununa yeterince para akıtırsak, çözebileceğimizi belirtti. Aya insan gönderebildiğimize göre, bu problemi de çözebilmemiz lazımdı. Birlikte zor yeniliriz, yeryüzünde hiç bir güç yoktur ki, Amerikan halkının şevk ve ruhuyla örtüşebilsin. Ve ‘de büyük miktarda para kaynağı sağlamaya karar verdi. O sene 25 bin Amerikalı kanserden öldü. Tam 25 yıl sonra, USA Today, büyük bir gazete, sanırım Newsweek de tam olarak ne olduğunu rakamlarla yayınladı. Olan şey, Amerikan hükümetinin biz vergi mükelleflerini, 39 milyar dolarlık kanser araştırması yükü altına sokmasıydı. 25 yıl sonra, 1996′daki sonuç ise, 560.000 insanın kanserden ölmesi, iki katından daha fazla!

Neredeyse her kanser türü için, 5 yıl, ya da biraz daha iyi olan yaşam oranları son kırk yılda değişmedi. Gerçekten çok üzücü.

Kemoterapi yerine, C Vitamini ile Kanser Tedavisi

Kemoterapi ile Kanseri tedavi etmek yerine, damardan günlük 30, 60, 100 bin mg. C Vitaminini doğrudan kan dolaşımına vermeyi önerebilirsiniz. Bu kanser hücrelerini öldürecektir. Yüksek dozda C Vitamini, özelikle Kanser hücreleri için zehirlidir. Kemoterapinin yaptığı şey de budur, ama C Vitamini, sağlıklı hücrelere zarar vermez, insanların miğdesi bulanmaz, saçlarını kaybetmezler, tek vukuu bulan şey iyileşmeleridir.

Dozu 40.000 mg, 50.000 mg, 60.000mg’a yükselttik, 100.000 mg’a kadar çıktık, hatta 200.000 mg, bir günde nerdeyse çeyrek kiloya kadar enjekte yaptık. Ters etki yok, ters bir yan etki yok, sadece hafif bir sersemleme hali. Oysa büyük miktarlarda C vitamini içeriği, 100 mg almanız halinde, böbrek taşına sebep olacağı anlamına geliyordu. Şimdi bunun neden uygulanmadığını merak ediyoruz. Çünkü varsayıyoruz ki; eğer bu çok iyi bir şey olsaydı, doktorum zaten biliyor olurdu, eğer gerçekten iyi olsaydı, televizyonda olması gerekirdi, eğer çok iyi olsaydı, tıp okulunda öğretiliyor olurdu.

Tıp okulunda neden vitaminleri öğretmek isteyeceksiniz ki? Tıp okumuş ve bunun pratiğini yapmış tıp doktorları, ilaç şirketleri tarafından yüklüce yardım alırken, neden gidip vitaminlerle ilgilensinler ki? İlaç şirketleri Vitaminlerin reklamını yapmazlar, bu işe yaramaz. Hükümet, bunların ilaç şirketleri diğer lobiler ve tıp lobileri tarafından saklandığı konsunda hiç bir şey bilmiyor. İnsanlar da habersizler, çünkü aldıkları eğitimde orta moleküler (Vitamin tedavisi) kelimesi hiç geçmez.

Dr Hugh, ortomoleküler, yani tedavi edici besinlerin, tıp fakültesinde ele alınan hiç bir konunun cevabı olmadığını söyledi. Yani burada elinde olan, sağlık sektöründeki iki farklı görüş ve karşılaştığın şey, bizim şu anda tecrübe ettiğimizle aynı, imkânsız bir çatallaşma. İnsanlara kanser için yüksek dozda C vitamini kullanımından bahsettiğinizde, bunun sıkıca test edildiğini söylersiniz, hatta Ulusal Sağlık Örgütü tarafından da onaylandı.

Dr. Reardon’un ekibi, bunu 25 yıl, ya da daha fazla zamandır yapıyor. Otuz yıldır, yüksek dozda vitaminlerin bir kanser hastasının hayat kalitesini fazlasıyla yükselttiğini, ömrünü fazlasıyla uzattığını gördüm. Kaynaklara bakıp, bir çok yerde, yüksek dozda vitamin tedavisinin kanseri durdurduğunu, hatta geri çevirdiğini destekleyen yazılar bulabilirsiniz.

İmkansız soru - bu neden uygulanmıyor?

Cevap tabii ki, yeterince insan şikayet edene kadar uygulanmayacak! Ancak herkes besin terapisini talep ederse, durum değişecek. Şu anda besin terapisi için doktora gidersen, bu bir şekilde Fransız restaurantında noodle (erişte) ısmarlamaya benzer. Menüde yok, nasıl yapılacağını da bilmiyorlar, sen de onu alamayacaksın. Kendine bakmak, yardım etmek senin hakkın.

Düzenleyicileri, politikacıları, doktorları, üniversiteleri, tıp eğitimi alan insanları, anti-kanser özellikleri olan bitkiler olduğunu, kemoterapinin sonucu olan mide bulantısına karşı kusmaya karşı bitkiler olduğunu, isiliğe yardım edebilecek bitkiler olduğunu, yorgunluk, baş ağrısına çözüm olabilecek bitkiler olduğunu anlamaları için, yeniden eğitmeliyiz.

Yüksek dozda C vitamini kulanımının öncüleri

William J. McCormack ve Frederick Robert Klenner 1940'larda bulaşıcı hastalıkları yüksek dozda C vitamini ile tedavi ediyorlardı. Bunlar tıp doktorları ve yüksek dozda vitamin kullanıyorlar ve başarılı da oluyorlar. 

İlk kez "Linus Pauling", (Foto) C vitamininin soğuk algınlığına karşı işe yarayabileceğini öne sürmüştü, ama bu tahmin ya da seziye bağlı değildi, zamanın bilimsel verilerine dayanıyordu. Pauling, Albert Einstein ve zamanın diğer birçok dahi ismin meslekdaşı idi. Ve kimya ve barış olmak üzere iki Nöbel ödülü almıştı, yani hafife alınmayacak zeki bir adam. Problem şu ki; klinik tıbbın alanına giriyordu ve bu konuda uzmanlığı yoktu, böylece eleştiriye çok müsait bir durum ortaya çıkıyordu.

C Vitamininin soğuk algınlığı üzerinde etkisi olabileceği önerisi, tıp dünyası tarafından alaya alındı. Tıp dünyasının her zaman o kadar bilimsel ve aydın fikirli olmadığını söylemem lazım. Sorun yaratan başka bir şey de, insanların yapı maddeleriyle olan ilişkisi ki, bir yapı maddesi birçok şeye iyi geliyor.

E Vitamini kalp hastalıklarıyla mücadelede, kemiklerin güçlenmesinde ve ayrıca epilepsi hastalarının nöbetlerinin azalmasında etkili. Şimdi bu oldukça değişik. Mesela C vitamini, anti-toksin, anti-histamin, anti-virüs, kan şekerini düzenlemeye ve depresif ruh halini yükseltmeye yardım eder ve daha birçok şey için çok iyi. Bir vitamin'in birçok hastalığa iyi gelmesinin altında, bir vitamin eksikliğinin bir çok hastalığa sebep olması gerçeği yatar. Söz konusu olan sadece iki düzine yapı taşı, ama yine de vücudunuzda binlerce kimyasal reaksiyon var. Bir vitamin bir çok reaksiyona dâhil olduğundan, her şeyin vitaminle ilişkili olduğunu kabul edebiliriz. Mineraller için de aynı şey geçerli.

Herkese bedava sağlık sigortası verseler ve kimsenin buna ihtiyacı olmasaydı?

Amerika’da herkese sağlık hizmeti sağlamak için nasıl finanse etmemiz ve değiştirmemiz konusunda bir sürü tartışma var. Çoğu medeni ülkenin, hemen hemen herkes için sağlık hizmetini garantileyen milli sağlık programları var. Amerika’da ise bunun olmadığı çok açık. Birleşik Devletlerde sigortasız olan milyonlarca insan var. Bu durum, olması gerektiği gibi dikkat çekiyor. Ama pek de iyi çalışmayan bir sisteme giriş hakkı vermek çözüm mü? Yoksa nasıl sağlıklı olunacağını öğretmek mi, iyi bir fikir olurdu?

Tedaviye değil, eğitime ihtiyaç var. Kanser, ya da her ne hastalıkları varsa, insanlara sağlıklarını geliştirmenin, büyük faydasının anlatılması lazım. Tıp dünyasında olup bitenlerin büyük ölçüde değiştiği bir dönemdeyiz, artık bütün bilgi sadece onların elinin altında değil, internet bu durumu değiştirdi. Nüfusun giderek artan bir kısmı, sağlığını kendi ellerine almaya başlıyor. Çok daha fazla değişiklikler olacak, bu şekilde devam edemez. Yani artık sistem parçalanıyor. Toplum için besini öncelikli koruma yöntemi yapmalıyız ve bu konuda en az küresel ısınmada olduğu kadar istekli olmalıyız.

Yapmamız gereken şey, halkı şunlara ikna edebilmek; ne yiyorsan osundur, yiyecekler modunu değiştirebilir, sen, şu ana kadar kendine yaptıklarının sonucusun, yaptığın seçimler, hayatının sonucunu direkt olarak etkiler. Yaşında gayet fit ve sağlıklı iken, kötü beslendiğini unutmak, yeterince kolay olabilir ama 40'lı, 50'li ve 60'lı yaşlara geldiğinde, her şey çok farklı gözükür, bir seri dejeneratif hastalık ile yatağa düşebilirsin.

Hala hastalık hizmeti sektörü olan bir sağlık sistemimiz var, doktorlar, hastaneler, pataloglar ve eczacılarla donatılmış durumda. Bu şekildeki bir sistem, kendisiyle ilgilenecektir, daha fazla iş ister, gerçekte hastalık ve rahatsızlıkları azaltmakla ilgilenmez. Daha fazla iş, daha fazla kazanç demek ve bu da tıp endüstrisinin bir parçası, orada bulunması gerekiyor, bu son derece önemli.

Tıp endüstrisi, birçok şeyi doğru yapıyor. Doğumda bebek kalımtımı – dahice. A+K (Acil+Kaza) travma tedavisi – dahice. Tanrı korusun otobanda paramparça oldunuz, sizi tekrar bir araya getirmek zorundalar, bunu yaparken çok başarılılar.

Öncesinde yapılan hiçbir şey işe yaramadı!

Vitamin öneren tıp okulları bile, çok büyük dozda vitamin önermiyor. Alternatif tıp üzerine kurs veren fakülteler bile, buna tam anlamıyla odaklanmıyor, sadece kafa sallayıp geçiyorlar. Bunu fark eden her insanın vereceği cevap, eğer bir şeyin doğru yapılmasını istiyorsan kendin yapmak zorundasın. Okumak zorundasın, araştırmak zorundasın. Bu bilgiye ulaşmayı istemek zorundasın, gerçekten vitaminleri almaya, gerçekten sebzelerin suyunu çıkarmaya istekli olmalısın. Bekleneni yapmak zorundasın. Ve şu anda bu videyoyu izleyen ve bir seçim yapma seviyesinde olan herkes, kendi hayatını, ailelerinin, çocuklarının, bütün bitkilerin, gezegenin hayatını da iyileştirecek bir şeyler yapmak ister.

Eğer bu bizim seçimimiz ise, gıda seçimlerimiz de bununla ilişkilendirilmeli. Uçak yolculuğu yaptığında, pencereden aşağı baktığında, gördüklerin sadece tarlalardır. Gezegenimizle etkileşimde olduğumuz öncelikli yol tarım. Eğer gıda seçimlerimizi değiştirirsek, tarımı değiştiririz, birden bire mısır, buğday, soya diyetlerinden süper gıda diyetlerine , organik diyetlere, çiğ gıda diyetlerine geçeriz. Gezegenle etkileşim şeklimizi tam anlamıyla ve tamamen değiştiririz. Bütün kimyasal kontrollü dev tarım işine rağmen, yetiştiricilik hala ön planda. Genetiği ile oynanmış mısır yetiştirebiliriz, ya da dünyadaki en muhteşem goji börütlenlerini yetiştirebiliriz. Daha birçokları alternatiflere dönüyor, çünkü öncesinde yapılan hiçbir şey işe yaramadı, işe yaramadı işte.

Değişiklik zamanı geldi, eski yöntemlerin işe yaramadığı çok açık, yapmamız gereken ise, taze bir algılamaya, esasa dönmeye ihtiyacımız var. Esas olan, bu problemlerin hiç birine sahip olmayan kültürlere dönüp, bir bakmak. Aynı şekilde, eğer bir milyoner olmak istiyorsan, git bir milyonerle konuş. Git sıradan kanser ve kalp hastalığına yakalanmadan, yüz yıl yaşayan insanları bul. Bak bakalım bunu nasıl başardıklarını anlayabiliyor musun.

Biz bu çalışmayı yaptık, bunu bilimsel olarak geçtiğimiz yüz yıl boyunca yaptık, ama tamamen görmezden gelindi. Verdiğim ilk kurs 1976 yılındaydı, tıpta unutulmuş araştırmalar adını taşıyordu ve bugün de halahazırda aynı çalışmayı yapıyorum. Bütün kalbimle inanıyorumki, Dünyada en iyi Doktor, en iyi Diyetisyen kendinizsiniz. Aslında her şey senin bünyende zaten var, birşeylerin senin için doğru olup olmayacağını hissetmene yarayacak tüm ekipmana sahipsin.

Diyet üzerine eğitim alan Doktorların oranı %6′dan az.

Günümüzde çok kuvvetli ve doktor tavsiyesi dışında alınması sakıncalı olan ilaçlar var ama doktorunuza ve eczacınıza bu konuda güvenebilirsiniz. Her ikisi de alanında eğitim almış uzman kişiler. Bir eczacı saygıdeğer bir üniversitede eğitim almış olmalı. Doktor tıp okuluna gider, tıp eğitimi alır, tıp tecrübesi vardır, reçeteler yazar ve ona Tıp Doktoru denir. Şimdi bunun yerine beslenmeyi koyalım ve nasıl gözüktüğüne bakalım.

"Doktorum diyetisyen okuluna gitmiş, diyetisyenlik eğitimi almış ve diyetisyenlik derecesi olan ve besin reçeteleri yazan bir diyetisyen".. dediğiniz zaman, kulağa çok garip geliyor öyle değil mi? Çünkü Doktora gittiğimizi söylediğimizde, tıp doktorunu ima etmiş oluruz.

Staj yıllarımda kimsenin hastaların diyetiyle ilgilenme'mesi beni şaşırtmıştı. Profesörlerimle konuştuğumda, diyetle ilgilenmediler, hastalar diyetle ilgilenmediler, hastaneler de ilgilenmediler, yani beslenme hiç söz konusu olmadı. Ne zaman beslenmeden bahsetsem, basitçe duymamazlıktan geldiler.

Öğrenci olarak vaktimi Boston’daki Bringham Hastanesi’nde geçirdim, Harward Tıp Okulu’nun hemen yanındaydı. Bu hastane, 1974′de bile kriz yeriydi, hastadan çok doktor vardı, gerçekten sevimsiz bir yerdi. Burada tıbbın başarısızlığını gözlemlemek için şansım oldu. Hatırladığım kadarıyla, Lösemili kadına yemesi için beyaz ekmek ve jöle verilirdi. Beyaz ekmek ve jölenin kansere sebep olduğunu söylemiyorum, ama çare olmadığı kesin. Taburcu olan hastaların %26'sı geldikleri güne göre, daha fazla gıdasız kalmış oluyorlardı. Hastaneye geliş nedenleri; vakaların %80 ile %90’ı kötü beslenmeyle ilişkiliydi.

Hayatını değiştir!

İyi haber ise, insanların bir avuç aptal olmadığıdır. Abraham Lincoln bunu şöyle ifade etmişti;

”Bazı insanları her zaman kandırabilirsin ve bütün insanları bazen kandırabilirsin, ama bütün insanları her zaman kandıramazsın.” Bu yüzden nüfusun yarıdan fazlası artık vitamin alıyor, doktorların çoğunun bunun gerçekten gerekli olmadığını söylemelerine rağmen. Tıp profesörlerinden daha çabuk anlayan bir halkımız var. Bir şekilde üzücü ama bir şekilde de çok iyi. İnsanlar hasta olmayı bırakıp, kişi olmaya başlamalılar. Neden sağlıklı ve mutlu olmayasın ki?

Hayatını değiştir, biraz egzersiz yap, doğru beslen, daha iyi hissediyorsun, tamam çok iyi, daha iyi gözüküyorsun, güzel, daha uzun yaşıyorsun, güzel, paranı kurtarıyorsun, güzel ve bunu kendine yapmaktan dolayı gayet memnun oluyorsun.

İnsanlar düşünüyor ki; "Tıp eğitimim yok, ben bunu yapamam”. Hadi ama, doğru beslenmek, sebze suyu içmek ve egzersiz yapmak ne kadar zor olabilir ki? Bu bilgi için bir seviyede olman gerekmiyor, çok basit işliyor. Ucuz, basit, güvenli ve etkili. İnsanların bunu yapmamasındaki en büyük sebep, sorumluluk almayı gerektirmesi, bu da tek çıkış yolu.

Çiğ, organik, bitkisel beslenmeyi seçtiğimizde, gücümüzü geri kazanırız, kalitemizin olacağına karar veririz, kimyasalların içinde olan, daha önceden adını bile duymadığımız farklı içerik yüzünden acı çekmeyiz.

Vejeteryanizm, veganizm ya da çiğ beslenme konusunda vaaz veren büyük bir savunucu değilim. Ama bir gerçeklik olarak biliyoruz ki; %80'çiğ, organik bitki bazlı, her türlü meyveyi, sebzeyi, kuru yemişi, tohumu, deniz bitkilerini, lahanaları, otları, süper gıdaları ve yabani otları kapsayan bir diyet, sağlıklı ve son derece bereketli bir hayatın parçasıdır.

Kanseri, ya da kalp hastalığını tedavi eden sihirli bir deynek yok, monoterapi yok, ama ciddi kronik hastalıkları önleyen, durduran ve geri çeviren yaşam tarzı değişikliği var. Çözüm burada ve her zaman buradaydı. Geriye kalan tek şey, eğitim, çünkü insanların bir kez çözümün ne olduğunu bildikten sonra, ona göre hareket edeceklerine eminim. Yalnız karar verecekler.

Zayıflama

Zayıflamanın aslında çok basit olmasına rağmen, ne kadar az insanın bunu uygulamaya koyamadığı gerçeği şaşırtıcıdır.

Hiç bir şey yemeden önce, 1-2 litre su için, kahvenizden önce, çayınızdan önce, sabaha her ne ile başlıyorsanız, sadece su için ve sonra gününüze başlayın. İlk farkedeceğiniz şey, boşaltım sisteminizin iyi çalışıyor olmasıdır.

Topluma bahsetmek zor, çünkü kilo kaybetmekten bahsedildiğnde, egzersiz yapıp, bolca terlemeyi düşünürüz, ama bu çağda ortalama yağ hüsresine sahip bir insandaki toksikleri, cildiniz yoluyla vücudunuzdan atmak istemezsiniz herhalde. Onlardan mümkün olduğunca bağırsaklarınız yoluyla kurtulmak istersiniz. Bol su içmekle günde 12 bağırsak hareketine ulaşıp toksiklerinizden kurtulabilirsiniz.

Yiyecekleri pişirerek daha yetersiz hale getiriyoruz!

Yalnız ticari vejateryan gıdalardan alsak bile, eksik ve toksik besin alıyoruz, çünkü bütün tarım ilaçları, kimyasallar, spreyler ve kulanılan diğer her şey yüzünden, yiyecekler sağlıklı değil, sonuçta yetersiz ve toksik.

Yiyeceklerdeki en temel şey, içlerindeki canlı enzimler, ya da canlı işçilerdir, onlar bilhassa sindirime yardım ederler. Araştırmalar gösterdi ki, hafif bir pişirme bile, yiyeceğin içindeki enzimlerin yok olmasına sebep oluyor.  Yani herkesin beslenmesinde büyük oranda çiğ gıdalar yer almalı.

Pişmiş gıdaya bağışıklık sistemi zehirmiş gibi tepki verir. Birçok insan bunu bilmez. Pişmiş gıda aldığında vücut, buna tepki olarak sindirim lökositozu denen, beyaz hücre aktivasyonuna yol açan bir süreç başlatır. Muhtemelen pişirme sürecinde, yiyeceğin yapısını değiştirmesinden dolayıdır. Bir şekilde vücut bunun ayrımına varamaz ve besine zehir muamelesi yapar. Beslenmeyi umduğunuz gıdaya, vücudunuzun bunu yapması hoş bir şey değil.

Paul Kouchakoff adındaki isviçreli bir Doktor 1930'larda ilk defa gösterdi ki; diyetinizin %51′den fazlası pişmiş gıdalardan oluşursa, vücudunuz buna yabancı bir organizma tarafından saldırıya uğruyormuş gibi tepki verir.

İlk defa Dr. Kouchakoff ispatladı ki; gıdanızın %51′i çiğ olduğu takdirde, lökosit olmayacaktır. Ya da beyaz kan hücresi reaksiyonu olmayacak, böylece vücudun bağışıklık sistemi yanlış alarm almayacak.

Günümüzde çok fazla bağışıklık sistemi sorunuyla uğraştığımızdan, çiğ gıdaların öğünümüzün en az %51′ini kapsadığından emin olmalıyız. Böylece zaten zorlanan bağışıklık sistemini, daha fazla zorlamamış oluruz. Zayıf malzemeler ile inşa ettiğin bir binanın, yüz yıl dayanmasını nasıl beklersin. Aynı şey vücudun için de geçerli, eğer onu sağlam beslemezsen, uzun ve keyifli bir hayat sürmesini nasıl bekleyebilirsin?

Bunu kronik gıdasızlık gibi düşün, çünkü olan da o. İnsanlar bu yüzden yorgun gözüküyor. Öğleden sonra yorgun olmamak lazım, canlı ve hareketli olmak lazım. Bunun doğal sonucu olarak insanlar süper besinler ve çok yüksek kalitede vitamin ve mineraller içeren özel besinler, her çeşit çoklu etkileri olan enzimler ve özel kimyasallar keşfediyorlar, daha uzun yaşamamızı, ya da daha yumuşak bir cilde sahip olmamızı sağlayan gibi.

İyi beslenme nasıl olmalı?

Ölüm ve beslenmeyi yeterince dikkate almayarak, insanlara çok büyük zarar verildi. Ancak artık dünyada  herkes biliyor ki, ne yiyorsan o’sundur, yiyecek fark yaratır.

Süpermarketler bugün kaliteli yaşamın sembolü oldu. Bütün ürünler mucizevi tarımın bir sonucu olarak, mesafe/mevsim gözetmeksizin tarlalardan ve çiftliklerden getiriliyor, her şekilde masanıza taze ürün kalitesi taşınıyor. Ancak en iyimser şekilde düşünürseniz, yiyeceğiniz, siz onu satın alana kadar, bir hafta ve 2000 ile 3000 km arası yol kat etmiş oluyor. Peki en az 5 günlük bir yiyecekten ne kadar besin elde edebilirsiniz? Eğer şanslıysanız, ihtiyacınız olanın %40’ını alırsınız.

Büyük şehirlerdeki marketlerde bulduğunuz yiyeceklerin hemen hemen hepsi işlemden geçmiş, yolda gecikmiş, çoğunlukla tabağınıza gelene kadar besin değerleri azalmış, ya da tamamen yok olmuştur.

İdeal beslenme, yarının ilacıdır

Beslenmeyle ilgili öğrendiğimiz şeylerden faydalandığımız takdirde, anti-oksidanlar sayesinde, DNA bozulmasından, virüslerden, kanserden, cilt hastalıklarından vb. korunabiliriz. Bu tüm zamanların en korkunç kimyasal çorbası da olabilir, tüm zamanların en olağanüstü süper yiyeceği de olabilir. İkisini de yemek aynı miktarda çaba gerektiriyor.

Sanırım tüm değerleri tepe taklak olmuş bir kültürüz. Paramızı en iyi gıda için harcamaktansa, kiraya yatırmayı tercih ederiz. Çocuklarımızı şimdiye kadar keşfedilmiş en iyi yiyeceklerle beslemektense, paramızı araba ya da ev için harcamayı tercih ederiz. Çünkü kafamız karıştığı için değerler yer değiştirmiş.

Bizi bir araba almaya ikna eden programlar izliyoruz ve birden gidip o arabayı alıyoruz. Aslında o parayı en iyi yiyeceği alarak ailemizin sağlığına yatırmamız gerekirken, gidip başka şeylere harcıyoruz.

Eğer her gün kahvaltıda bir fincan çay, bir dilim kızarmış ekmek, öğleden önce şekerli içeçek, öğle yemeğinde çörek, akşam için fast-food kızarmış tavuk gibi şeyler yerseniz, her türlü besleyici maddeden yoksun kalırsınız. Ve bu sadece tek bir gün. Bu durumda bazı tamamlayıcılara ihtiyacınız olacak. Böylece ertesi gün durumu düzeltmek için, kulaklarınızdan çıkana kadar salata yiyeceksiniz ama, yine de bir gün önce vücudunuza vermiş olduğunuz zararı telaffi edemeyeceksiniz. Her zaman bir yerlerde bir kalıntı, bir sorun olacak ve bunun cefasını çekmeden kurtulamayacaksınız.

Food Matters - Belgeseli

Sağlık ve ilaç sektörünün insanoğlunun ve yaşamın faydasına değil, büyük şirketlerin rant ve kazançlarına göre çalışan, basit ve çıkarcı birer kuruluşlara dönüştüğünü anlatan, bunları bilimsel ve kayıtlı verilerle izleyicinin bilgisine sunan belgesel; artık tüm insanların yaşamlarının sağlık adına sömürüldüğüne karşın radikal kararlar almasını bekliyor. Belgeselde de geçtiği gibi "sağlık para etmiyor!" 

İlaçlar ve yanlış tedavilerle her yıl, yüz binlerce insanın ölümüne neden olan ilaç şirketleri, kendi ürünlerini teftiş eden kurumların finansmanlığı yaptığı gibi adalet sistemindeki ürünleri üzerine karar veren kişilerle de yakın ilişkilerinin olduğu belirtiliyor. Bu da bencil bir kişinin kendi yaptıklarına ilişkin tutumumuzu, yine o kişinin kendi vicdanının kararına bırakmamız kadar tutarsız gözüküyor.

"Her hastalık için bir ilaç" anlayışına sahip tıp, endüstrileşen bir yapı içinde artık insanların iyileşmesi için değil, hastalıklarının sürekli kalması ve bunun üzerinden kar sağlamak üzerine varlığını sürdürüyor. Ki bu da en başta şirketlerin yani tüm sistemin işine geliyor.

Belgeseldeki bilim insanları, mevcut tıp endüstrisinin tedavi politikaları haricinde daha somut, basit, doğal, radikal ve etkili yöntemleri savunuyorlar. Doğal beslenmenin yanı sıra, kanser, tümör ve kalp hastalıkları gibi ciddi hastalıklara karşın kar gütmeyen çözümler üzerinde ısrar ediyorlar.

Türkçe alt yazılı FoodMatters belgeseli videosunu izleyin!


Apple ve Android işletim sistemlerinde Flash Player kullanılmadığından, Video görünmeyebilir. Videoyu, alternatif olarak bu linkten izleyebilirsiniz!

Not:

Okuduğunuz bu sayfanın ilk bölümünü içeren sarımsak ve limon karışımı kür'ünü baz alan kısım, genellikle çeşitli kaynaklardan alınan enformasyonlardır. "Foodmatters" başlıklı ikinci kısım ise, aynı isimli ve dünyada ilgi gören hastalıklar ve sağlıklı beslenme üzerine yapılan bir belgesel filmin türkçe tercümesidir. Bu tercümeyi bu sayfadan alıp, daha okunaklı bir hale getirdik. FoodMatters belgeselini biraz üst kısımda izleyebilirsiniz.
Yazının içeriği ve Foodmaters isimli belgeselde anlatılanların tümü, bu filmi hazırlayan "James" ve "Laurentine" e aittir. Filmin yönetmeni ise James Colquhoun, Carlo Ledesma. Senaryo: James Colquhoun, Laurentine Ten Bosch. Eğer bu kişilerle temas kurmak isterseniz, bunu "www.foodmatters.tv" isimli web sayfası üzerinden yapabilirsiniz. İngilizce bilmiyorsanız, veya ingilizce bilginiz az ise, bu web sitesini Google aracılığı ile türkçeye tercüme ettirerek okumanızı öneririz. (webmaster infethiye.net)