Bayrak Bayrak
Free counters!

Kronik hastalıkların gizli sebepleri - 2

Alternatif Kanser Tedavisi
Kolon, Meme, Rahim Kanseri - Kemoterapi
Kemoterapi yerine, Vitamin C ile Kanser tedavisi
İyi beslenme, Diyet, Zayıflama

Alternatif Kanser Tedavisi

Kemoterapiden sonra saçların yok olması

Kanser insanın karşılaştığı en ölümcül düşmanlarından birisi. Kanser hücresi bir kere ortaya çıktı mı, doku parçasında büyüyüp, tüm vücuda zarar verecek şekilde yaşar. Bu doku, diğer hücrelerden, dokulardan ve organlardan besinleri çalar. Kanser durdurulmamış bir iyileşme sürecidir. Bunu Edinburg Üniversitesi’nden Prof. John Beard'ün 1904′te yazdığı tezden beri biliyoruz.

İlaç endüstrisi insanlara yalan söylemiyor, yalnız olayları olması gerektiği gibi ele almıyor. Bir reklamda "artık göğüs kanseri olan kadınların %80′i hayatta kalıyor” denildiğinde, yaptıkları şey ”hayatta kalmak” ifadesini ilk tedaviden itibaren 5 yıl anlamında yeniden tanımlamalarıdır. Kendi teyzemi ele alalım, o kanser oldu, kanserden kurtuldu, fakat 5 yıl yaşadı, bundan 6 ay sonra öldü. Yani iyileştirildi ve öldü.

Neredeyse her kanser türü için, 5 yıl, ya da biraz daha iyi olan yaşam oranları, son kırk yılda hiç değişmedi, bu gerçekten çok üzücü. Gazetelerde çoğu zaman şöyle bir haber görmek mümkün; "Kanserde yeni tedavi yöntemleri". Ve şöyle bir geri çekilip, gerçekte ne olup bittiğine baktığınızda, görüyorsunuz ki, arkadaşlarınız, akrabalarınız ölmeye devam ediyor.

Kanser buluşu, yine kansere sebep olan yeni bir ilaca dönüşüyor, çünkü bu kemoların birçoğu kansorejen. Bunlar tümör hücrelerini zehirlemek için tasarlanmış toksik hücreler. Yani buradaki büyük yanlış, kanser endüstrisinin, tümörü kanser olarak görmeye devam etmesi. Biz tümörün kanser olmadığını biliyoruz, çünkü eğer öyle olsaydı, bu tümörü kesip vücuttan atabileceğimiz ve bir daha ortaya çıkmayacağı anlamına gelirdi. Bunun doğru olmadığını, tümörlerin yeniden büyüyebildiğini biliyoruz, tekrar büyümelerinin sebebi altında yatan metabolik sürecin düzeltmemiş olması.

Dr. Max Gerson'a ait ve 1930'lara dayanan örnek olaya göre, vitaminler ve özelikle büyük miktarlarda taze sebze suları, organik yiyecekler, vücuda yayılan kanserin geri çevrilmesini sağlayabiliyor. Gerson ölümcül hastalarda %50 başarı elde etti ki, bu gerçekten çok yüksek bir oran. Kötü huylu tümürlerde, Dr. Gerson'nun terapisi olağanüstü.

Gerson uyguladığı terapiyi her doktorun öğrenmesi için yeterli sebep sunuyor, ama kimse aldırış etmiyor. Tıp okulu bu tür alternatiflerden hiç bahsetmiyor. İnsan vücudunun savunması o kadar güçlü ki, normal şartlarda sağlıklı bir vücut, Kanser, ya da başka bir kronik hastalık üretmez. Ayrıca sağlıklı ve zengin yiyeceklerle hastalıklar geri çevrilebilinir. Bizim yaptığımız da budur. Eğer kanseri geri çevirmek istiyorsanız yapmanız gereken, içe dönüp kanserin gelişmek için dayandığı içsel çevreyi tahrip etmektir. Kliniklerin yaptığı şey ise, vücuda yığınla kemoterapi ve radyasyon yüklemektir. Zaten zayıflamış olan bağışıklık sisteminde, daha fazla soruna yol açmaktır.

Kolon, Meme, Rahim Kanseri

Linus Pauling

Erkeklerde en sık sindirim sistemi Kansere tutulur. Kolon kanserinin tedavisi kolay olmasa da %100 önlenebilir. Tabii ki bazı katkı maddeleri, gıda koruyucular, çevresel kimyasallar gibi her türlü kansere sebep olabilecek şeylerden kaçınmak ve yüksek lif içeren bir diyet başlatmak gerekir.

Japonya’da yaşayan ve standart Japon yemeklerini yiyen, Japon yaşam şekline sadık olanlar, dünyadaki en düşük kanser oranına sahipler. Bu düşük oranın, çok miktarda deniz ürünü ve deniz sebzeleri tüketimi ile ilişkili olduğuna inanılıyor. Bu diyet ile yüksek miktarda Selenum, Çinko ve Germanyum alımı oluyor. Ayrıca sadece kansere karşı değil, Alzheimer ve Kalp hastalığına karşı da koruyucu etkisi olan, yüksek miktarda Omega balık yağı alımı oluyor.

Ve yeşil çay içiyorlar, yeşil çayda bizi, hücrelerimizi, genlerimizi kansere karşı koruyan bir dizi kimyasallar var. Amerika’daki kadınların %13'ü meme kanseri riski taşıyor, Japonlarda bu oran %1'den az.

Hiç kimse kansere karşı savaşta yalnız değil. Araştırmacılar kanseri yenmek için her gün daha fazla olgu buluyor ve açıklıyorlar. Asıl Kemoterapik madde olarak, damar içinden yüksek dozda C Vitamini verilenlere baktığımızda, Dünyada her Kanser hastası için canlandırıcı, haberlerimiz var. Yalnız enjeksiyon yapacak bir doktor lazım. Sadece ısrarcı olmalısınız. Önümüzdeki on yıl boyunca, bunun daha çok kabul göreceğine inanıyorum.

Kemoterapi yerine C vitamini ile kanser tedavisi

Kemoterapi ile Kanseri tedavi etmek yerine, damardan günlük 30, 60, 100 bin mg. C Vitaminini doğrudan kan dolaşımına vermeyi önerebilirsiniz. Bu kanser hücrelerini öldürecektir. Yüksek dozda C Vitamini, özelikle Kanser hücreleri için zehirlidir. C Vitamini, sağlıklı hücrelere zarar vermez, insanların miğdesi bulanmaz, saçlarını kaybetmezler, tek vukuu bulan şey iyileşmeleridir.

Dozu 40.000 mg, 50.000 mg, 60.000mg’a yükselttik, 100.000 mg’a kadar çıktık, hatta 200.000 mg, bir günde nerdeyse çeyrek kiloya kadar enjekte yaptık. Ters etki yok, ters bir yan etki yok, sadece hafif bir sersemleme hali. Şimdi bunun neden uygulanmadığını merak ediyoruz. Çünkü varsayıyoruz ki; eğer bu çok iyi bir şey olsaydı, doktorum bu yöntemi zaten biliyor olurdu, eğer gerçekten iyi olsaydı, televizyonda duyulması gerekirdi, eğer çok iyi olsaydı, tıp okulunda öğretiliyor olurdu.

Tıp okulunda neden vitaminleri öğretmek isteyeceksiniz ki? Tıp okumuş ve bunun pratiğini yapmış tıp doktorları, ilaç şirketleri tarafından yüklüce yardım alırken, neden gidip vitaminlerle ilgilensinler ki? İlaç şirketleri Vitaminlerin reklamını yapmazlar, bu işe yaramaz. Hükümet, bunların ilaç şirketleri diğer lobiler ve tıp lobileri tarafından saklandığı konsunda hiç bir şey bilmiyor. İnsanlar da habersiz, çünkü aldıkları eğitimde orta moleküler (Vitamin tedavisi) kelimesi hiç geçmez.

İnsanlara kanser için yüksek dozda C vitamini kullanımı sıkıca test edilmiş, hatta Ulusal Sağlık Örgütü tarafından da onaylanmıştır. Dr. Reardon’un ekibi, bunu 25 yıl, ya da daha fazla zamandır yapıyor. Otuz yıldır, yüksek dozda vitaminlerin bir kanser hastasının hayat kalitesini fazlasıyla yükselttiğini, ömrünü fazlasıyla uzattığını gördüm. Kaynaklara bakıp, bir çok yerde, yüksek dozda vitamin tedavisinin kanseri durdurduğunu, hatta geri çevirdiğini destekleyen yazılar bulabilirsiniz.

Bu tedavi neden uygulanmıyor?

Cevap tabii ki şu; yeterince insan şikayet edene kadar muhtemelen hiç uygulanmayacak! Ancak herkes besin terapisini talep ederse, durum değişecek. Şu anda besin terapisi için doktora gidersen, bu bir şekilde Fransız restaurantında "erişte" ısmarlamaya benzer. Menüde yoktur, nasıl yapılacağını da bilmezler, sen de erişteyi yiyemeyeceksin, ama kendine bakmak, senin en doğal hakkın.

Düzenleyicileri, politikacıları, doktorları, üniversiteleri, tıp eğitimi alan insanları, anti-kanser özellikleri olan bitkiler olduğunu, kemoterapinin sonucu olan mide bulantısına karşı kusmaya karşı bitkiler olduğunu, isiliğe yardım edebilecek bitkiler olduğunu, yorgunluk, baş ağrısına çözüm olabilecek bitkiler olduğunu anlamaları için, yeniden eğitmeliyiz.

Yüksek dozda C vitamini kulanımının öncüleri

Linus Pauling

William J. McCormack ve Frederick Robert Klenner 1940'larda bulaşıcı hastalıkları yüksek dozda C vitamini ile tedavi ediyorlardı. Bunlar tıp doktorları ve yüksek dozda vitamin kullanıyorlar ve başarılı da oluyorlar. İlk kez "Linus Pauling", (Foto) C vitamininin soğuk algınlığına karşı işe yarayabileceğini öne sürmüştü ve bu tahmin seziye bağlı değildi, zamanın bilimsel verilerine dayanıyordu. Pauling, Albert Einstein ve zamanın diğer birçok dahi ismin meslekdaşı idi. Kimya ve barış olmak üzere iki Nöbel ödülü almıştı, yani hafife alınmayacak zeki bir adam. Problem şu ki; klinik tıbbın alanına giriyordu ve bu konuda uzmanlığı yoktu, böylece eleştiriye çok müsait bir durum ortaya çıkıyordu.

C Vitamininin soğuk algınlığı üzerinde etkisi olabileceği önerisi, tıp dünyası tarafından alaya alındı. Tıp dünyasının her zaman o kadar bilimsel ve aydın fikirli olmadığını söylemem lazım. Sorun yaratan başka bir şey de, insanların yapı maddeleriyle olan ilişkisi ki, bir yapı maddesi birçok şeye iyi geliyor.

E Vitamini kalp hastalıklarıyla mücadelede, kemiklerin güçlenmesinde ve ayrıca epilepsi hastalarının nöbetlerinin azalmasında etkili. Şimdi bu oldukça değişik. Mesela C vitamini, anti-toksin, anti-histamin, anti-virüs, kan şekerini düzenlemeye ve depresif ruh halini yükseltmeye yardım eder ve daha birçok şey için çok iyi. Bir vitamin'in birçok hastalığa iyi gelmesinin altında, bir vitamin eksikliğinin bir çok hastalığa sebep olması gerçeği yatar. Söz konusu olan sadece iki düzine yapı taşı, ama yine de vücudunuzda binlerce kimyasal reaksiyon var. Bir vitamin bir çok reaksiyona dâhil olduğundan, her şeyin vitaminle ilişkili olduğunu kabul edebiliriz. Mineraller için de aynı şey geçerli.

Tedaviye değil, eğitime ihtiyaç var. Kanser, ya da her ne hastalıklar varsa, insanlara sağlıklarını geliştirmenin, büyük faydasının anlatılması lazım. Tıp dünyasında olup bitenlerin büyük ölçüde değiştiği bir dönemdeyiz, artık bütün bilgi sadece onların elinin altında değil, internet bu durumu değiştirdi. Nüfusun giderek artan bir kısmı, sağlığını kendi ellerine almaya başlıyor. Çok daha fazla değişiklikler olacak, bu şekilde devam edemez. Yani artık sistem parçalanıyor. Toplum için besini öncelikli koruma yöntemi yapmalıyız ve bu konuda en az küresel ısınmada olduğu kadar istekli olmalıyız.

Yapmamız gereken şey, halkı şunlara ikna edebilmek; ne yiyorsan osundur, sen şu ana kadar kendine yaptıklarının sonucusun. Yaptığın seçimler, hayatının sonucunu direkt olarak etkiler. Yaşında gayet fit ve sağlıklı iken, kötü beslendiğini unutmak, yeterince kolay olabilir ama 40'lı, 50'li ve 60'lı yaşlara geldiğinde, her şey çok farklı gelişmeye başlar, bir seri dejeneratif hastalık ile yatağa düşebilirsin.

Halâ hastalık hizmeti sektörü olan bir sağlık sistemimiz var, doktorlar, hastaneler, pataloglar ve eczacılarla donatılmış durumda. Bu şekildeki bir sistem, kendisiyle ilgilenecektir, daha fazla iş ister, gerçekte hastalık ve rahatsızlıkları azaltmakla ilgilenmez. Daha fazla iş, daha fazla kazanç demek ve bu da tıp endüstrisinin bir parçası, orada bulunması gerekiyor, bu son derece önemli.

Dünyada en iyi Doktor, en iyi Diyetisyen kendinizsiniz

Vitamin öneren tıp okulları bile, çok büyük dozda vitamin önermiyor. Alternatif tıp üzerine kurs veren fakülteler bile, buna tam anlamıyla odaklanmıyor, sadece kafa sallayıp geçiyorlar. Bunu fark eden insan ne yapmalı? Eğer bir şeyin doğru yapılmasını istiyorsan, okumak zorundasın, araştırmak zorundasın, kendin yapmak zorundasın, bu bilgiye ulaşmayı istemelisin, vitaminleri almaya, sebzelerin suyunu çıkarmaya istekli olmalısın. Ve bir seçim yapma seviyesinde olan herkes, kendi hayatını, ailelerinin, çocuklarının, bütün bitkilerin, gezegenin hayatını da iyileştirecek bir şeyler yapmak ister. Eğer bu bizim seçimimiz ise, gıda seçimlerimiz de bununla ilişkilendirilmeli.

Uçak yolculuğu yaptığında, pencereden aşağı baktığında, gördüklerin sadece tarlalardır. Gezegenimizle etkileşimde olduğumuz öncelikli yol tarım. Eğer gıda seçimlerimizi değiştirirsek, tarımı değiştiririz, birden bire mısır, buğday, soya diyetlerinden süper gıda diyetlerine, organik diyetlere, çiğ gıda diyetlerine geçeriz. Gezegenle etkileşim şeklimizi tam anlamıyla ve tamamen değiştiririz. Bütün kimyasal kontrollü dev tarım işine rağmen, yetiştiricilik hala ön planda. 

Değişiklik zamanı geldi, eski yöntemlerin işe yaramadığı çok açık ortada, yapmamız gereken yeni bir algılamaya, esasa dönmek. Esas olan, bu problemlerin hiç birine sahip olmayan kültürlere dönüp bakmak. Aynı şekilde, eğer bir milyoner olmak istiyorsan, git bir milyonerle konuş. Git sıradan kanser ve kalp hastalığına yakalanmadan, yüz yıl yaşayan insanları bul ve bunu nasıl başardıklarını araştır.

Biz bu çalışmayı bilimsel olarak geçtiğimiz yüz yıl boyunca yaptık, ama tamamen görmezden gelindi. Verdiğim ilk kurs 1976 yılındaydı, tıpta unutulmuş araştırmalar adını taşıyordu ve bugün de halahazırda aynı çalışmayı yapıyorum. Bütün kalbimle inanıyorumki, Dünyada en iyi Doktor, en iyi Diyetisyen kendinizsiniz. Aslında her şey senin kendi bünyende zaten var, birşeylerin senin için doğru olup olmayacağını hissetmene yarayacak tüm ekipmana sahipsin.

İdeal beslenme, yarının ilacı

Sanırım tüm değerleri tepe taklak olmuş bir kültürüz. Çocuklarımızı şimdiye kadar keşfedilmiş en iyi yiyeceklerle beslemektense, paramızı araba, ya da ev için harcamayı tercih ederiz. Çünkü kafamız karıştığı için, değerler yer değiştirmiştir. Bizi bir araba almaya ikna eden programlar izliyor ve birden gidip o arabayı alıyoruz. Aslında o parayı en iyi yiyeceği alarak, ailemizin sağlığına yatırmamız gerekirken, gidip başka şeylere harcıyoruz.

Her gün kahvaltıda bir fincan çay, bir dilim kızarmış ekmek, öğleden önce şekerli içeçek, öğle yemeğinde çörek, akşam fast-food, kızarmış tavuk gibi şeyler yerseniz, her türlü besleyici maddelerden yoksun kaldınız demektir. Sadece tek bir günden bahsediyoruz. Belki ertesi gün durumu düzeltmek için, kulaklarınızdan çıkana kadar salata yiyeceksiniz ama yine de bir gün önce vücudunuza vermiş olduğunuz zararı telaffi edemeyeceksiniz. Her zaman bir yerlerde bir kalıntı, bir sorun olacak ve bunun cefasını çekmeden kurtulamayacaksınız.

Bu durumda bazı tamamlayıcılara ihtiyacınız olacak. Beslenmeyle ilgili öğrendiğiniz şeylerden faydalandığınız takdirde, antioksidanlar sayesinde, DNA bozulmasından, virüslerden, kanserden, cilt hastalıklarından vb. korunabilirsiniz.

İyi beslenme ve diyet

Artık dünyada herkes biliyor ki, ne yiyorsan o'sun. Süpermarketler bugün kaliteli yaşamın sembolleri haline geldi. Hemen hemen tüm ürünler, mevsim ve mesafe gözetmeksizin tarlalardan ve çiftliklerden getiriliyor, her şekilde masanıza taze ürün kalitesi taşınıyor. Ancak en iyimser şekilde düşünseniz bile, market ve pazardan aldığınız yiyecekler, daha siz onları satın almadan önce 2000 ila 3000 km arası yol kat etmiş oluyor. Peki en az 5 günlük bir yiyecekten ne kadar besin elde edebilirsiniz? Eğer şanslıysanız, ihtiyacınız olanın sadece %40’ını. Ayrıca büyük şehirlerdeki marketlerde bulduğunuz yiyeceklerin hemen hepsi işlemden geçmiş, yolda gecikmiş, çoğunlukla tabağınıza gelene kadar besin değerleri azalmış, ya da tamamen yok olmuştur.

Yalnız vejateryan gıdalar alsanız dahi, eksik ve toksik besin almış olursunuz, çünkü bütün tarım ilaçları, kimyasallar, spreyler ve kulanılan diğer maddeler yüzünden, yiyecekler yetersiz, toksik, sonuçta sağlıklı değil.

Yiyeceklerde en temel şey, içlerinde bulunan canlı enzimlerdir. Bu enzimlere canlı işçiler de diyebiliriz. Onlar bilhassa sindirime yardım ederler. Araştırmalar gösterdi ki, hafif bir pişirme bile, yiyeceğin içindeki enzimlerin yok olmasına sebep olabiliyor. Yani herkesin beslenmesinde büyük oranda çiğ gıdalar yer almalı.

Pişmiş gıdaya bağışıklık sistemi zehirmiş gibi tepki verir. Birçok insan bunu bilmez. Pişmiş gıda aldığında vücut, buna tepki olarak sindirim lökositozu denen, beyaz hücre aktivasyonuna yol açan bir süreç başlatır. Muhtemelen pişirme sürecinde, yiyeceğin yapısını değiştirmesinden dolayıdır. Vücut bunun ayrımını yapmakta zorlanır ve genelde besine zehir muamelesi yapar.

Paul Kouchakoff adında isviçreli bir Doktor 1930'larda ilk defa gösterdi ki; diyetin %51′den fazlası pişmiş gıdalardan oluşursa, vücut buna yabancı bir organizma tarafından saldırıya uğruyormuş gibi tepki veriyor. Fakat gıdanın %51′i çiğ olduğu takdirde, lökosit, ya da beyaz kan hücresi reaksiyonu olmayacak, böylece vücudun bağışıklık sistemi yanlış alarm almayacak.

Günümüzde çok fazla bağışıklık sistemi sorunuyla uğraştığımızdan, çiğ gıdaların öğünümüzün en az %51′ini kapsadığından emin olmalıyız. Böylece zaten zorlanan bağışıklık sistemini, daha fazla zorlamamış oluruz. Zayıf malzemeler ile inşa ettiğin bir binanın, yüz yıl dayanmasını nasıl beklersin. Aynı şey vücudun için de geçerli, eğer onu sağlam beslemezsen, uzun ve keyifli bir hayat sürmesini nasıl bekleyebilirsin?

Bunu kronik gıdasızlık gibi düşünün, insanlar bu yüzden yorgun gözüküyor. Öğleden sonra yorgun olmamak lazım, canlı ve hareketli olmak lazım. Bunun doğal sonucu olarak da, hemen her gün daha uzun yaşamamızı sağlamak için, yüksek kalitede vitamin, mineraller içeren özel besinler, her çeşit çoklu etkileri olan enzimler ve kimyasallar keşfediliyor.

Zayıflama

Zayıflama yöntemleri

Zayıflamanın aslında çok basit olmasına rağmen, ne kadar az insanın bunu uygulamaya koyamadığı gerçeği şaşırtıcıdır. Hiç bir şey yemeden önce, 1-2 litre su için, kahvenizden önce, çayınızdan önce, sabaha her ne ile başlıyorsanız, sadece su için ve sonra gününüze başlayın. İlk farkedeceğiniz şey, boşaltım sisteminizin iyi çalışıyor olmasıdır. Topluma bahsetmek zor, çünkü kilo kaybetmekten bahsedildiğnde, egzersiz yapıp, bolca terlemeyi düşünürüz, ama bu çağda ortalama yağ hüsresine sahip bir insandaki toksikleri, cildiniz yoluyla vücudunuzdan atmak istemezsiniz herhalde. Onlardan mümkün olduğunca bağırsaklarınız yoluyla kurtulmak istersiniz. Bol su içmekle günde 12 bağırsak hareketine ulaşıp toksiklerinizden kurtulabilirsiniz.

Hayatını değiştir

Abraham Lincoln şöyle demişti; ”Bazı insanları her zaman kandırabilirsin ama bütün insanları her zaman kandıramazsın.” Bu yüzden doktorların çoğunun bunun gerekli olmadığını söylemelerine rağmen, nüfusun yarıdan fazlası artık vitaminler alıyor. Bazı gerçekleri, tıp profesörlerinden daha çabuk anlayan bir halkımız oluşmaya başladı.

Hayatını değiştir, biraz egzersiz yap, doğru beslen, kendini daha iyi hisset, daha güzel ol, daha uzun yaşa, paranı işe yaramayan şeyler için harcama ve bunu uygulamaya koyduğun için mutlu ol.

İnsanlar düşünüyor ki; "Tıp eğitimim yok, ben bunu yapamam”. Hadi ama, doğru beslenmek, sebze suyu içmek ve egzersiz yapmak ne kadar zor olabilir ki? Bu bilgi için çok okumuş olman gerekmiyor, sadece biraz araştır, kararlılık göster ve bunun ne kadar ucuz, basit, güvenli ve etkili olduğunu keşfet. Çiğ, organik, bitkisel beslenmeyi seçtiğimizde, gücümüzü geri kazanır, kalitemizin olacağına karar veririz, kimyasalların içinde olan, daha önceden adını bile duymadığımız farklı içerik yüzünden acı çekmeyiz.

Vejeteryanizm, veganizm ya da çiğ beslenme konusunda vaaz veren büyük bir savunucu değilim. Ama bir gerçeklik olarak biliyoruz ki; %80'çiğ, organik bitki bazlı her türlü meyveyi, sebzeyi, kuru yemişi, tohumu, deniz bitkilerini, lahanaları, otları, süper gıdaları ve yabani otları kapsayan bir diyet, sağlıklı ve bereketli bir hayatın parçasıdır.

Kanseri, ya da kalp hastalığını tedavi eden sihirli bir deynek yok, monoterapi yok, ama ciddi kronik hastalıkları önleyen, durduran ve geri çeviren yaşam tarzı değişikliği var. Çözüm burada ve her zaman buradaydı. Geriye kalan tek şey, eğitim, çünkü insanlar bir kez çözümün ne olduğunu bildikten sonra, ona göre hareket edeceklerdir.

Food Matters belgeseli

Sağlık ve ilaç sektörünün insanoğlunun ve yaşamın faydasına değil, büyük şirketlerin rant ve kazançlarına göre çalışan, basit ve çıkarcı birer kuruluşlara dönüştüğünü anlatan, bunları bilimsel ve kayıtlı verilerle izleyicinin bilgisine sunan belgesel; artık tüm insanların yaşamlarının sağlık adına sömürüldüğüne karşın radikal kararlar almasını bekliyor. Belgeselde de geçtiği gibi "sağlık para etmiyor!"

İlaçlar ve yanlış tedavilerle her yıl, yüz binlerce insanın ölümüne neden olan ilaç şirketleri, kendi ürünlerini teftiş eden kurumların finansmanlığı yaptığı gibi adalet sistemindeki ürünleri üzerine karar veren kişilerle de yakın ilişkilerinin olduğu belirtiliyor. Bu da bencil bir kişinin kendi yaptıklarına ilişkin tutumumuzu, yine o kişinin kendi vicdanının kararına bırakmamız kadar tutarsız gözüküyor.

"Her hastalık için bir ilaç" anlayışına sahip tıp, endüstrileşen bir yapı içinde artık insanların iyileşmesi için değil, hastalıklarının sürekli kalması ve bunun üzerinden kâr sağlamak üzerine varlığını sürdürüyor. Ki bu da, en başta şirketlerin yani tüm sistemin işine geliyor.

Belgeseldeki bilim insanları, mevcut tıp endüstrisinin tedavi politikaları haricinde daha somut, basit, doğal, radikal ve etkili yöntemleri savunuyorlar. Doğal beslenmenin yanı sıra, kanser, tümör ve kalp hastalıkları gibi ciddi hastalıklara karşı kâr gütmeyen çözümler üzerinde duruyorlar.

Tıp, insan vücudunun, hangi araçlarla iyileştiğine ve hangi müteharrikin insan vücudunu sağlıktan uzaklaştırdığını araştırır. (İbni Sina)

Foodmatters belgeselinin diğer kısmı:
Vitaminler, Spirulina, Kakao. Kalp-damar rahatsızlıkları, depresyona karşı etkili madde "Niasin". Ters ilaç tepkimesi - yan etkileri.

Not:

"Foodmatters" başlıklı yazı, aynı isimli ve dünyada ilgi gören hastalıklar ve sağlıklı beslenme üzerine yapılan bir belgesel ve filmin türkçe tercümesidir. Yazının içeriği ve Foodmatters isimli belgeselde anlatılanların tümü, bu filmi hazırlayan "James" ve "Laurentine" e aittir. Filmin yönetmeni ise; "James Colquhoun, Carlo Ledesma". Senaryo: "James Colquhoun, Laurentine Ten Bosch". Bu yazıda dile getirilen önerilerle ilgili soruları olanlar, bu belgeselin yapımcıları ile iletişime geçmelidirler. Eğer bu kişilerle temas kurmak isterseniz, bunu "www.foodmatters.tv" isimli web sayfası üzerinden yapabilirsiniz. (webmaster infethiye.net)