Kronik hastalıkların gizli sebepleri - 1

Beslenme ve Hastalıklar - Food Matters Belgeseli
Vitaminler, Spirulina ve Kakao
Her hastalığa bir ilaç
"Medeniyetin" getirdiği hastalık - Kalp-damar rahatsızlığı
Depresyona karşı etkili madde Niasin
Ters ilaç tepkimesi - İlaçların yan etkileri
Bize reklamlarla ulaşan sağlık bilgileri

Beslenme ve Hastalıklar - Food Matters Belgeseli

Food Matters

Yeni ve cesur bir belgesel film yankılandı. “Food Matters” mevcut sağlık ve gıda sektörünün bu günki durumuna sert eleştiri getirdi. Kronik hastalıkların gizli sebepleri yüzünden acı çekmeye devam eden insanların, sözde tedavileri için milyarlarca dolar finansman ve araştırmalara rağmen, toksik tedaviler ve besin değeri düşük gıdalar ile, insanlara yardımcı olunmuyor.

”Bırak yiyeceğin ilacın, ilacın yiyeceğin olsun”. Hipokrat, Yunanistanda M.Ö.400 dolaylarında modern tıbbın temellerini atmıştı. İnsan vücudunun doğuştan kendini iyileştirme kapasitesi olduğuna inanmıştı. ”Hipokrat Yemini” tıp doktorları tarafından hala ezbere okunur. Hipokrat’ın zamanından beri, hastalıkların tedavisine yaklaşımımız her nasılsa değişti. Bu günün doktorlarının beslenme eğitimleri varsa bile, çok az. Modern tıp ‘her hastalık için bir ilaç’ etrafında dönüp duruyor. Hastalık endüstrisinin devam etmek istediği yol bu. Asıl mantıklı olan sağlıklı olmak, fakat sağlık para getirmiyor.

Amerikada Kalp ve Kanser hastalıklarına ek olarak, her yıl 39.000 kişi gereksiz ameliyat ve diğer hastahane hataları yüzünden, 80.000 kişi, hastanelerdeki diğer enfeksiyonlar yüzünden, 106.000 kişi ters ilaç tepkimesi sonucu ölüyor.

1. Kalp hastalığı = 652.486 ölü
2. Kanser hastalığı = 553.888 ölü

Bilmediğimiz şeylerin genleriyle oynamaya karar verdik

Fark etmeksizin her şeyi, her türlü tarım ilacı, bitki ilacı, lavra ilacı, mantar ilacı ile spreylemeye, hakkında bir şey bilmediğimiz şeylerin genleriyle oynamaya karar verdik. En büyük problemlerden birisi de toprak ve toprağa ne yaptığımız, havaya, suya, gıdamızı sağlayan her şeye ne yaptığımızdır.

Gübre dediğimiz şey, başlıca üç mineralden oluşur: N, F, P, Nitrojen, Fosfor ve Potasyum. Problem şu ki, toprak ortalama 52 farklı minerale gereksinim duyar. O zaman kalsiyum, magnezyum, manganez, çinko, demir ve adını sayamadığım diğer mineraller nerede? Onlar kayıp. Ama toprak yetersizse, bitkiler de yetersiz ve zayıf kalıyor, savunmasız kalıyor. Böylece böcekler, hastalıklar ve mantarlar tarafından saldırıya uğruyorlar. Ondan sonra ağlayarak ilaç şirketlerine gidiliyor ve deniliyorki; ekinlerimiz ölüyor, haşerelerimiz var. Tabii ki ilaç şirketleri onlara tarım ilacı, mantar ilacı satmaktan, diğer her türlü şeylere artan talepten dolayı gayet mutlular.

Bütün dünyada toprak defalarca kullanılıyor, bütün besleyici maddeleri çekiliyor, yeni yeni çöller oluşuyor. Bu nedenle tarım metodlarımız, ne yediğimiz, beslenme ürünlerini nasıl ürettiğimiz hakkında düşünmemiz gerekiyor.

Vitaminler

Son yüz yıl içinde vitaminler her yerde hazır bulunduğu halde, hiç vitamin takviyesi almıyoruz. Ve hala birçok insan vitaminlerin ne kadar önemli olduğunu bilmiyor. Ve onları yeterli miktarlarda alırlarsa, hastalıklardan korunabilirler ve eğer yeterince fazla alırlarsa, hastalıkları tedavide kullanabilirler. Haberlerde ”çok fazla vitamin almayın, zararlı olabilir” deniliyor. Ve buna hiç bir kanıt göstermiyorlar, sadece söylüyorlar. Doktorlar diyor ki; ”Vitaminlere inanmıyorum.” Burada bilim adamlarıyla hareket etmemiz lazım. İnançlardan değil, gerçeklerden bahsediyoruz.

Amerikan Zehir Kontrol Merkezi Birliği’ne göre, son 25 yılda, sadece 10 kişi vitamine bağlı olarak hayatını kaybetmiş. Yani iki yılda, bir ölümden bile daha az. Aslında bunlar bile kanıtlanmamış, onaylanmamış ama Vitaminlere atfedilmiş ölümler.

İnsanlara yardımı dokunacak şeyleri, tehlikeliymiş gibi göstermekte çok başarılı bir ülkemiz var. Bazı çalışmalar, eğer her gün multi vitamin alırsan, bunun zarar verebileceğini, C vitamininin böbrek taşına sebep olduğunu iddia ediyor, bütün bunlar saçmalık. Tıp kaynaklarını araştırdım ve tüm öğrencilerimden araştırmalarını istedim, meslektaşlarımdan da araştırmalarını istedim, C vitamininin böbrek taşına neden olduğuna dair her hangi bir bilimsel kanıt bulurlarsa, bana göndermelerini istedim. Referans istedim. Aradan 30 yıl geçti ve hiç bir şey almadım. Bu durumda ya herkes dilsiz, ya da bu iddalar yalnız bir söylentiden ibaret.

Vitaminleri ilaç gibi gören ve o şekilde değerlendirilmesi gerektiğine dair bir varsayım var. Bir varsayıma göre iyileştirici özellikleri varsa, tehlikelidirler, çünkü ilaçlar öyle. Bütün hayatımız boyunca tüketici olmayı öğrendik, çoğunlukla da modern eczane ilaçlarının tüketicisi.

Spirulina

Max Planck Enstitüsü her hangi bir yiyeceğin pişirildiğinde %50 kadar proteinin yok olduğunu bulmuştur. Bu yüzden, süper gıda bitkisel protein kaynakları, geleceğin anahtar besini olacaklar. Çünkü ihtiyacımız olan tüm proteini ısıyla zarar görmemiş, tamamen emilebilen bu kaynaklardan alabiliriz. Kolayca sıvıya dönüştürülebilir, emilebilirler. Spirulinayı suya ekle, işte sana sıvı hali, içtiğin gibi hücrelerinde dolaşmaya başladı bile. Fakat bir bifteği sıvıya dönüştürmek, sindirim sistemi tarafından emilebilir hale getirmek çok fazla enerji gerektirir. Bu süper yiyecekler sağlığa ve mutluluğa olağanüstü katkılar sağlayabilir.

Kakao

Dünyada hiç bir şey, mineral yoğunluğu bakımından Kakao çekirdeği ile yarışamaz. En yüksek doğal magnezyum kaynağı odur. En yüksek doğal kromyum kaynağı, en yüksek demir kaynağı, en yüksek magnezyum kaynağı odur. Ayrıca en yüksek çinko kaynaklarından biridir. Bakır oranı en yüksek bitkilerden biridir. Sağlıklı bir metabolizma için gerekli tüm bileşenler kakao çekirdeğinde mevcuttur. Dünyadaki en yüksek C vitamini oranına sahip yiyeceklerden biridir. Ancak sıcaklık, C vitaminini öldürdüğünden, işlem görmüş çikolatada hiç C vitamini yoktur. En yüksek anti-oksidan içeriğine sahiptir.

Her hastalığa bir ilaç; gibi eski bir tıp inanışımız var

Her hastalığa bir ilaç; nokta atışı. Bu yapı maddeleri için doğru değil. Tek bir bölgeyi iyileştiremezsin, eğer gerçekten iyileşirsen, her tarafın iyileşir. Mesela bir hasta sadece kanser ile değil, yüksek tansiyon, şeker hastalığı, hatta lif dokusu iltihabı ve diğer rahatsızlıklarla gelse, bütün sorunlar ortadan kalkar. Bir hastalığı iyileştirip, diğer ikisini tutamazsınız, bu imkansız. Vücut iyiye gittiğinde, her şey iyileşir. Siz bedeni beslersiniz ve beden kendini tamir eder.

İnsanlar vitamin aldığında, vitaminler özellikle iyileşme sağlamaz, onlar vücudun bunu yapmasına olanak verir, yani vücudun kendinisini iyileştirmesine. Bu, olaya tamamen farklı bir bakış açısı. Vücudun, kendini iyileştirme mekanizması var, Doktorların görevi bu mekanizmayı tekrar tekrar aktive etmektir. Ve rahatsızlığın ne olduğuna bakmaksızın hastalar iyileşir.

İnsan vücudundaki tek bir hücre bile ilaçtan yapılmamıştır. Cerrahi müdahale size hiç bir şey katmaz. İçinize plastik bir şeyler koyup, zararlı bir şeyleri çıkartabilirler. Ama en sonunda, vücudu kesip biçmek onu daha iyi yapmaz. Bedene ilaç yüklemek, aslında daha fazla sağlık getirmez.

Yapı maddeleri tedavi amaçlı test edildiğinde çok düşük dozlarda kullanıldığından, halk ve doktorlar hep belirsiz sonuçları olan araştırmaları görüyorlar. Yayınlanmış bir çalışma, vitaminlerin az bir yararı olduğunu, diğeri vitaminlerin o kadar da faydası olmadığını söylüyor. Siz ikisinin arasında gidip geliyorsunuz. Ama asıl sorun bu çalışmaların düşük dozlarla yapılmış olması. Tavsiye edilen günlük alınabilecek vitamin miktarı, nüfusun çoğunluğu tarafından eksiliğinde oluşan rahatsızlıkları önlemek için gerekli görülen miktardır. Yani, eğer Avusturya’da herkese günlük tavsiye edilen doz olan 60 mg C vitamini verirsek, bu ülkede diş eti hastalığına rastlamamamız lazım. Ancak bu ülkede hala diş eti hastalığına rastlıyoruz.

Eğer çok stresli bir işin içindeyseniz, ya da stresli bir hayat tarzınız varsa, ev geçindiriyor, çocuk bakıyor ve aynı zamanda çalışıyorsanız, vücut adrenalin üretmek için C vitaminini kullanacak. Kalp krizi ile stres arasındaki ilişki buradan geliyor, stresli olduğunuzda, vücut adrenalin üretiyor, bu da vücuttaki C vitamini seviyesini aşağıya çekiyor. C vitamini eksikliği yüzünden, dolaşım sistemi savunmasız kalıyor.

Modern tıp, sebebine bakmaz, yalnız tedavi eder

Modern tıp sadece hastalığı tedavi eder, bir çok şeyin ilk sebebine dönüp bakmazlar, çünkü anlayamazlar. Egzersiz sonucu hangi kimyasalların oluştuğunu, meditasyonla hangi kimyasalların ortaya çıktığını, ya da yediklerimizden hangi kimyasalların çıktığını anlamazlar.

Geleneksel tıbbın uzun süredir tıkanmış olduğu nokta, başa çıkılması zor, kronik problemlerdir. Kronik sorunlarda tıkanmış olmalarının sebebi de, hastanın en başta rahatsızlanmasına neden olan sebebi değiştirmek için, bir şey yapmıyor olmalarıdır. Yalnız belirtiler tedavi ediliyor. Ancak belirtileri tedavi etmekle, hastalığı iyileştirmezsiniz, yapmanız gereken, asıl sebebi değiştirmek.

Geleneksel tıbbın tahminlerine göre, çoktan ölmüş olması gereken hastaların, klasik klinik ortamlarda, pek mümkün olmayan şekilde, bir kaç aydan fazla yaşamayı başardıklarını ve birçok hastanın geleneksel tıbbı izleselerdi, ölmüş olabileceklerini idrak etmem, neredeyse iki yılımı aldı.

Bir kaç yıl bir programa katıldıktan ve arka arkaya iyileşen, gayet canlı hastaları gördükten sonra, ortadan kaybolan tümörler, çeşitli doku sertleşmeleri, kireçlenme, egzamalar, yok olan bütün bu dramatik problemlerden sonra, doğru yolda çalıştığıma ve bu çalışmaların gerçekten çok değerli şeyler başardığına yüzde yüz ikna oldum.

Kalp-damar rahatsızlığı, "medeniyetin" getirdiği bir hastalık

Kalp-damar rahatsızlığı bir yaşam tarzı hastalığı, çünkü çok fazla yanlış şey yiyoruz, yeterince doğru gıda almıyoruz. Herkes böyle olduğunu biliyor ama yine de çok az vitamin barındıran fastfood, et, yağ, şeker, nişasta, işlenmiş gıda yiyoruz. Ayrıca "vitamin takviyesi alma, sana zarar verebilir" söylentileri de Kalp Damar rahatsızlığı'nı tetikliyor.

En az 25 yıldır kalp-damar hastalığının geri çevrilebileceğini söylüyorum. Geleneksel tıp, uzun zamandır bunun geri çevrilemez olduğunu iddia ediyor. Tedavi yöntemine göz atmak, bize sebep hakkında ipucu verebilir.

Dr. Dean Ornish, ciddi kalp-damar rahatsızlığı olan kişilerle, onları vejetarten beslenmeye dayalı sıkı bir diyete sokmak yoluyla, çok iyi bir çalışma yürüttü. Tabi burada, yüksek oranda lif içeren, vitamin ve minerallerle dolu, organik şekilde topraktan yetişip, gelmiş bir beslenmeden söz ediyoruz.

Ornish ayrıca insanların sterslerini azalttı ve kalp-damar hastalıkları bir- iki yıl içinde durakladı, ya da geri çevrildi. Yani kalp-damar rahatsızlığının sebebi, yeterince vitamin almamak ve yanlış beslenme. İyi haber ise; ileri derecede damar rahatsızlığı olan kişiler bile, beslenmelerini değiştirip, düzgün gıda almaya başladıklarında, ameliyat olmadan hastalığı durdurabilir, ya da geri çevirebilirler.

Beni şaşırtan ise; sınırsız bütçeli lider tıp kurumlarının koridorlarında dolaşan onca zeki, parlak ve en iyi konumlarda olan insanlarımızın, bu rahatsızlıklara sebep olan gıda ve batı yaşam tarzı konusuna değinmeye hiç istekli olmamaları. Gerçek şu ki; ölümlerin yarısı kalp-damar hastalıkları yüzünden ve bu ölümlerin yarısında da ilk hastalık belirtisi ölüm. Yani insanlar ömür boyu hiç bir belirtiye rastlamadan devam edebilir, sonra öldüklerinde her şey için geç olur. İlaç almak için çok geç, by-pass için çok geç, ambulans için çok geç, hatta hayata döndürmek için çok geç. Demek ki bu toplum, temelde bir şeyleri yanlış yapıyor.

Her yıl milyarlarca dolarlık by-pass ameliyatı yapılıyor, aslında sadece yeme-içme ve yaşam şeklimizi değiştirerek, sağlığımızı kontrol altına alabiliriz. Meditasyon ve vejetaryen diyetten oluşan tamamen ilaçsız bir tedavi ile.

Depresyona karşı etkili madde "Niasin"

Niasin

Depresyonda olanların yapabilecekleri ilk şey, depresif olmanın sorun olmadığını bilmektir. Eğer iyi beslenmiyorsanız, depresif olursunuz. Yani buna devam etme, gidip düzgün beslen. Zihinde, beyinde olup bitenler, zihin dediğimiz her ne ise, vitaminlerden, kimyasallardan etkilenebiliyor. Psikolojik tedavilerin önemsiz olduğu söylenmiyor, tabii ki önemliler, ama eğer beyinleri aç kalmış, açlıktan ölmüş, ya da zehirlenmiş ise, psikolojik ve psikiyatrik semptomları olan bir hastayla hiç bir yere varamazsınız. Tıptaki acı gerçek şu ki, senin kemik ölçümünü yaptığım takdirde, vücudunda gerekenden kat kat fazla "kurşun" bulurum. Eğer senden yağ örnekleri alırsam, yasaklanmış olmasına rağmen, hala DDT, DDE ve DDD çıkacaktır. Tabii başka çeşitli kimyasallar da olacak. Ama kimse bunu duymak istemiyor, ya da doktorlar insanları bilgilendirmiyor. Çünkü kullandıkları her şey zehirli, kullandıkları her ilaç, reçeteli ilaçlar, tezgahlardaki ilaçlar ve bütün bu ilaçların karaciğer toksik sınırı yok.

779 milyon kadar Amerikalı hergün ağızlarına civalı dolgu koyuyorlar. Resmi olarak onların toksit olduğunu söylemememiz lazım. İnsanoğlu için bilinen en zehirli maddelerden biriyle, Diş Doktoru başa çıkmak durumunda, ama ağzınıza konduğu anda, güvenli olduğu söyleniyor. Bu bir saçmalık, eğer onu ağzına koyarsan, zehirlenirsin, hikayenin sonu bu. Hastalarıma bundan söz etmem, ama bu belgesel için tabi bu geçerli değil. Eğer beynini inceler ve biyopsi yaparsam, ağızında amalgam - civa karışımlı dolgular varsa, büyük miktarda civa bulurum.

Toksinleri organizmaya tıkmayı bıraktığınızda, dışarı çıkmaya başlarlar. Ve şimdi diyetinizi organik beslenmeye çevirirseniz, bütün zehiri serbest bırakırsınız, dolaşım sistemine ve böbreklere geçer, böbreklere onu atması için yardım etmezseniz, yeni hasarlara yol açabilirsiniz. Bu bir hata, bu yarım tedavi, tedavinin diğer yarısı ise Detoks (Zehiri Giderme). Kolonik, lavman, vücudunu temizlemene yardım eden şeyler. Bitkiler toksiklerden kurtulmana yardımcı olur. Su detoksa yardımcı olur. Bunlar temizlenme denklemindeki hassas faktörler, çünkü vücudumuzun başlıca temizlenme ve detoks yöntemi bağırsaklardan geçer. Besinlerin dokulara girmesine izin vermek için, toksiklerden kurtulmak zorundayız. Eğer zehirle doluysan, onları içeri alamazsın. Tek bir alana iki şey sığdıramazsın. Temel fikir, en basit şeyi yapmaktan geçer; bol bol (temiz) su içmek gibi.

Doktor Abram Hoffer, Adsız Alkolikler’in kurucusu Bill W. ile çalışıyordu ve yakın arkadaşlık kurdular. Bill W. ağır depresyon geçiriyordu, Abram ona Niasin alması gerektiğini söyledi. Günde 3000 mg Niasin önerdi. Bu Bill W için Depresyonun sonu oldu. Sonrasında Bill W, alkoliklere Niasin (B3 vitamini) almayı denemelerini, depresyon ve alkol probremlerine çözüm olup olamayacağını görmelerini önerdi. Niasini deneyen insanların büyük çoğunluğu, çok iyi gelişmeler gösterdi. Böylece Bill W, kurucusu olduğu Adsız Alkolikler’de Niasin ve vitaminin tedavi amaçlı kullanılmasını istedi. Fakat çoktan ilaç tedavileri tarafından, en iyi tabirle, işgal edilmiş olan adsız Alkolikler bunu reddetti. Bugün ise alkoliklerin içmeyi bırakabilmeleri konusunda, AA övgüye değer birçok adıma odaklanmış durumda, ama vitamin tedavisini önermiyor.

Zamanında bir endişe vardı, SSRI grubu anti-depresan ilaçların intihara sebep olup olmadığı konusunda büyüyen bir endişe. Bu ilaçlarda sorun olduğunu söyleyen bir kaç, belki 2000 dolayında kampanyacı ile, bunu red eden düzenleyici otoriteler, ilaç şirketleri vardı. Amerika’da okullardaki öğrenci terörü üzerine tam bir çalışma yürüttük. Çalıştığımız bir dizi olayın bir çoğunda, tetikçi suça karıştığı zaman, ya bu çeşit psikiyatrik tedavide, ya da tedaviden geri çekiliyor durumundadır. (Teröristlerde aynı durumda) Ve hala bu tür şeylerin hiç biri mahkemelerde ortaya çıkmıyor.

Bir Amerikan araştırmacısının ortaya çıkardığı "Prozak" gerçeği, tabii ki zamanın lider markasından söz ediyoruz, patent almak üzereyken, yeni bir ilacın ortaya çıkıp çıkmadığını merak ettiler. Yaptıkları araştırmalar sonucunda, gerçekten de Prozak R adında, moleküler yapısı biraz düzeltilmiş bir ilaç olduğunu buldular. Yeni bir ilaç üretmek için, ne gibi gelişmeler olacağını söylemek lazım, Prozak R için olan patent başvurusunda, mevcut olan ilaca atfedilen intihar düşünce ve duygularının bunda olmayacağı söyleniyordu. Tam olarak da ilaç şirketinin son on yıl boyunca inkâr ediyor olduğu şey.

Ölümcül derecede depresyonu olan bir kadınla çalışmıştım, ailesiyle birlikte yaşıyordu. Ellilerindeydi ve bütün günü bir köşede duvara dönük oturarak geçiriyordu, kimseyle konuşmazdı, kimseyle yemek yemezdi, tamamen iletişim kurulamaz durumdaydı. Tabii ki psikiyatrist kontrolündeydi, olması gerektiği gibi ve beklenildiği gibi psikiyatrist ona çeşitli ilaç tedavileri uyguluyordu. Ailesi vitaminleri merak ediyordu, onlara Dr. Hoffers'in Niasin ile olan çalışmalarıdan bahsettim ve onlar da bu derece hasta birisi için ne kadarlık doza gerek olduğunu sordular. Ben de Dr. Hoffer’ın normalde günde 2000mg Niasin verdiğini, ama bazılarının özellikle çok hasta olanların çok daha fazlasına ihtiyacı olduğunu ve onu iyileştirecek kadar çok vermeleri gerektiğini söyledim. Bunu deneyebileceklerini anladılar. Böylece günde 11.500mg Niasin ile masada oturup, sanki hiç bir şey olmamış gibi onlarla muhabbet ediyordu. Sonra psikiyatriste gidip, ona bu iyileşmiş insanı gösterdiler ve psikiyatrist onlara;

”Bu kadar çok Niasin verebileceğinizi sanmıyorum, zararlı olabilir.” dedi. Böylece Niasin vermeyi kestiler ve o da, köşedeki yerine geri döndü.

Niasin güvenli mi? Niasin yüzünden yıllık ortalama tek bir ölüm bile yok, son 15-20 yıl içinde, ona atfedilmiş sadece bir kaç vaka var. Ama Niasin yüzünden yılda tek bir ölüm bile yok. Ve intihar derecesinde depresyonda olan kaç kişi hayatına son verdi.

Depresyon, diyabet, kalp, kireçlenme vb. rahatsızlıklar

Depresyon, diyabet, kalp, kireçlenme vb, seni öldürmeyecek şeyler, daha çok seni perişan hale sokup, daha da kötüleşmeni sağlayan, uzun süre devam eden şeyler. Bunlar, bütün ilaçların hedef olarak gösterildiği durumlar, fakat aynı zamanda ilaçların pek tedavi edemediği durumlar. Bazıları kısa dönemde gerçekten hayat kurtarır, onlara ihtiyacınız var, bazıları ise kortisoyid steroyidler ve herkesin hayır dediği, diğer başka şeyler.

İlaç şirketinin gözünde mükemmel ilaç, insanları tedavi etmeyen ilaçtır, çünkü işin kâr getirmesi için insanların o ilacı uzun süre satın alması gerekir. Ayrıca, bunlar baştan beri tedavi için en iyi yöntemler mi? Cevap açıkça öyle olmadığı yönünde. Yani sonuçta birçok kronik durum için, akla en yatkın olanı, başlangıçta ilaçsız olarak ne yapabiliyorsan onu yapmaktır. Çünkü birincisi aynı çeşitlilikte yan etkilerinin olma ihtimali pek yok, ikincisi bir takım durumlarda yalnız semptomları tedavi etmektense, altında yatan problemi yakalama şansı daha fazlaymış gibi gözüküyor.

Ters ilaç tepkimesi - İlaçların yan etkileri

İlaçlara yaklaşımdaki büyük problemlerden biri yan etkileridir. İngiltere’de her yıl ters ilaç tepkimesi sonucu oluşan ölümler için genel olarak kabul edilen rakam, yaklaşık 10.000 kişi civarında. Olaya başka bir açıdan bakılırsa, her yıl araba kazalarında ölen insanların sayısı 500 kişi. Hepimiz araba kazaları konusunda çok endişeleniyoruz; ters ilaç tepkimeleri konusunda hiç endişeli görünmüyoruz. Bu ülkede prostat kanseri sonucu ölen insanların sayısı endişe vericidir ve ortalama 9.000 civarındadır.

Amerikan tıp birliği dergisi'nin yayınladığı açıklamaya göre, reçeteli ilaçlar yüzünden her yıl yaklaşık 106.000 Amerikalı hayata veda ediyor. Şimdi bunlar olması gerektiği gibi reçetelendirilmiş, doktor hatası olmayan ve beklenen yan etkileri olan ilaçlar. Ve bunlar da söylendiği şekilde ilaçları kullanan insanlar. Aşırı dozlar ve yanlış kullanımlar konu dışı. Yani sadece bir yılda, yalnız Amerika’da, ilaçların beklenen yan etkileri yüzünden ölen insanların sayısı 106.000 ise, 23 yılda bu çok büyük sayıda insan demektir. Milyonlarca insanın reçeteli ilaçlar yüzünden ölmesinden bahsediyoruz. Ve 23 yılda, vitaminlerle ilişkilendirilen yalnız 10 ölüm var.

Vitaminleri reçetelendirmeyi çok daha ciddiye almamız gerektiği açık. Ve panathenic asidin kaşifi Roger Williams’ın da dediği gibi, şüpheye düştüğünde, önceliği vitamine ver. Eczacılık sektörünün işi ilaç yapmak değil, onun işi para kazanmak. Büyük uluslararası şirketler, hissedarlarına karşı sorumlulukları var, şirketlerin yaptığı şey budur, para kazanmak.

Kurumların ödemelerini ilaç şirketleri yapıyor

Kapitalist bir toplumda yaşıyoruz ve ben bunun kötü olduğunu düşünmüyorum. Kapitalizmin büyük avantajları var, ancak son derece suistimal edilebilir de. Biz her iki yönünü de gördük. Problem onu düzenleme şekillerinden kaynaklanıyor. Bazı çok iyi düzenleyicilerimiz olduğuna inanıyorum, ama çok yetersiz düzenleyicilerimiz de var. İlaçları patentlendirmek ve bu ilaçların daha sonra ne gibi etkileri olduğunu izlemekle görevli kurumların ödemeleri, ilaç şirketleri tarafından yapılıyor. İlaçları denetlemesi beklenen düzenleyicilerin paralarını da onlar ödüyor. İlaç araştırmaları yapan akedemisyenlerin paralarını da onlar ödüyor. Yürütülen mahkemeler yine sıklıkla ilaç şirketiyle ilişkisi olan kişilerce yürütülüyor. Ayrıca tıp dergilerine reklam veriyorlar ki, tıp dergilerinin çoğu ilaç şirketlerinin reklamları ile destekleniyor. Son 65-70 yıl içindeki tıp literatürüne göz atarsak, yüksek dozda vitaminin hastalıkları tedavi ettiğini gösteren binlerce çalışma var. Şimdi bu çalışmaların bazılarını okuyamıyorsunuz. Çünkü bunların yayınlandığı dergiler, Birleşmiş Milletler Ulusal Tıp Kütüphanesi tarafından indekse alınmamış. İlginç değil mi? Yani ortada kara listeye alınmış tıp dergileri var. Benim asistan editörlüğünü yaptığım "Doğru-Moleküler Tıp Dergisi" gibi, son 41 yılda yayınlanan yüzlerce çalışma, hiç biri Amerika Ulusal Tıp Kütüphanesi tarafından indekse alınmadı. Ve bu Kütüphane, dünyada en büyük tıp kütüphanesi olduğunu söylüyor. Yani samimi gözüken bilimsel akademik çalışmalar, yayınlanan dergiler ve tüm o ihtişamıyla bilim, aslında ilaç şirketleri tarafından onların pazarlama departmanlarının birer kolu haline dönüştürülmüş vaziyette.

Bize reklamlarla ulaşan sağlık bilgileri

Biz buna ticari sağlık bilgisi diyoruz, bu çok güçlü bir sektör. Her türlü acı ve sancı için, her çeşit ilaç için, sağlık ürünleri reklamlarına milyonlarca dolar harcanıyor. Ama reklamlar aldatıcı olabilir, bu ülkedeki reklamların %25′ini ilaç reklamları oluşturuyor. Peki neden? Çok para harcamayı sevdiklerinden değil elbette. Bir yandan TV'deki reklamlara milyonlarca dolar harcarken, milyarlarca doları hasta oldukları için, bu ürünleri satın alan insanlardan geri alıyorlar.

Kendisini iyi hissetmeyen insanın, ilaca ihtiyacı var, sorgusuz sualsiz. Acı kontrolü çok zekice bir şey ve ilaçlar gerekli, ama burada şöyle bir noktaya geliyoruz, eğer azı yararlıysa, çoğunun daha da yararlı olduğuna inanan bir toplumda yaşıyoruz. Yani elimizde her türlü acı için, ayrı ilaç bulmaya çalışan bir ilaç sektörü var. Kötü bir alışkanlığın mı var, bir ilaç al, depresif mi hissediyorsun kendini, al bir ilaç. Ve halk buna güvenir hale geldi, ilaç almanın hastalığı iyileştirdiğini kabul eder oldu.

Herkes sağlıklı olsaydı ne olurdu? Eğer herkes bolca en az işlem görmüş taze organik gıda alsaydı, ne olurdu? Salgın derecesinde sağlıklı olurduk, sanırım piyasalar sarsılırdı. İlaç sektörü, yılık değeri yarım trilyon Dolar olan Dünya çapında bir Holding. Yaklaşık 300 milyar dolarlık kısmı sadece Kuzey Amerika’da. Bu gerçekten çok büyük bir sektör.

Sağlıklı olmak para getirmiyor

Görüyorsunuz ki asıl mantıklı olan sağlıklı olmak, fakat sağlıklı olmak para getirmiyor. Ahlâklı bir ilaç sektörümüz olabilir, bu işe düzenleyicilerle, ilaçları yapan insanların bölümlerini keskinleştirmekle başlamalıyız. Genel fikre göre, bütün ilaçlar kanıta dayanır ve bütün ilaçsız tedaviler, sadece umut ve kuruntunun bir karışımıdır.

Placebo etkisi ve şarlatanlar deneyimlere gerçekten göğüs geremezler. Mesela, bir ilacın patent alabilmesi için, iki ayrı olayda placebodan daha etkili olduğunu göstermesi lazım. Bu demek değildir ki, ilaç şirketleri başka bir sürü deney yapamazlar, daha etkili olduğunu ispatlamayacağından dolayı, onlar yayınlanma gereği duyulmaz. Yapılması gereken düzenleyiciye gidip, bizim şu iki deneyimiz var demek, bu ilacın placebodan daha etkili olduğunu gösteriyor.

Bunlar üreticilerin ünsilin ve antibiyotik yığınlarının arasından seçtiğimiz örnekler. Onları satılmadan önce saflık ve etkileri için test ederiz. Tabii her zaman yeni ilaçlar ortaya çıkıyor, biz onların pazara sürülmeden önce test edildiğinden ve güvenli olduğundan emin oluruz. Doktorlar size ilaçların denendiğini ve test edildiğini söyleyecekler fakat yeni bir ilaç aldığınızda farketmeniz gereken şey, aslında kontrol edilmemiş bir deneye girişiyor olduğunuzdur.

İlaçlar sadece patent alma amaçlı olarak, bir kaç yüz hadi en fazla bir kaç bin kişi üzerinde test edilmiş oluyor ve sonrasında milyonlarca kişiye veriliyor. Bu milyonlarca kişi arasında sistemlerinin çalışma şekli ve ilaçlara verdikleri tepkilerde çok büyük farklılıklar olacak, böylece insanlar yan etkilerini görecek. Ayrıca şöyle bir gerçeklik var; batıda insanların karşılaştıkları asıl problem, ilaçların çok kolay başa çıkabildiği akut rahatsızlıklar değil, kronik rahatsızlıklardır.

Kanser hastaları besin terapisi ile tedavi edilmiyor

Kabul edelim ki; kanser yarın ortadan kalksa, milyonlarca insan işsiz kalırdı. Yani ne yapmamız gerektiği konusunda gerçek ortaya çıktığı taktirde, ortadan kaldıracağınız yıllık 200 milyar dolarlık değeri olan bir endüstri.

Birçok Ülkede Kanser hastalarını besin terapisi ile tedavi etmek yasak. Bu Ülkelerdeki tek yasal tedavi yöntemleri, Ameliyat, Radyason terapi ve Kemoterapi. Bu Kanser endüstrisinde çalışan herkes bir şeytan, ya da ahlaksız birileri demek anlamına gelmez. Olaya baktığımızda, gördüğümüz şey, bir çok insanın en iyi işi yaptığına inandığı. İçten olabilirsin, içtenlikle yanılıyor olabilirsin. İyi haber ise, bugün bunu değiştirdiğimiz. Kişinin az sayıda olan özgür seçimlerinden biri de, neyi yiyip yemeyeceğidir. Yani vücudu yıkmak için değil, güçlendirmek için her şeyi doğru yaptığımızdan emin olmalıyız. Yapabileceğin şey, güverteyi yararına olan şeylerle doldurmalısın, yani bağışıklık sistemini beslenme ile güçlendirmek, vitaminleri hastalığa karşı vücuda destek için kullanmalısın, çünkü yetersiz beslenme, kanseri yenmene yardımcı olmaz.

Bir çok insan niye Meksika’da olduğumu soruyor. İşte bu yüzden buradayım. Amerikan vatandaşıyım, San Diego’da yaşıyorum, çocuklarım burada okula gitti, doğru olduğuna inandığım şeyi, doğduğum ülkede yapmak isterdim. Hastalarımın birçoğu Amerika’dan geliyor. Hastalıklarının tedavisi için uygun olduğunu düşündükleri programı kendi ülkelerinde uygulayabilmeyi isterlerdi, bu ister Avustralya olsun, ister Yeni Zellanda, ister Kanada, ister İngiltere, ya da Amerika, fark etmez. Maalesef sağlık hizmeti kanunları değişmedikçe, bunu yapamayız.

Kaynak:

FoodMatters Belgeseli Türkçe Tercüme Metni

Yazının ikinci kısmı:
● Kanser araştırmaları
● Kolon, Meme, Rahim Kanseri - Kemoterapi
● Kemoterapi yerine, Vitamin C ile kanser tedavisi
● Diyet, Zayıflama, İyi beslenme
● Video - Türkçe alt yazılı FoodMatters belgeseli