Kurban Bayramı aslında Hac Bayramı

Kurban bayramı, aslında Hacc bayramı
Sıratı geçmek ne demek?
Gerçekçi yaşarsan, olaylar karşısında az etkilenirsin
“Kurban” kelimesi, kesimlik hayvan anlamını taşımıyordu

Kurban Bayramı, Hacca gidenlerin bayramı

Kurban bayramı koç

Kurban bayramı, Kurban bayramı değil, HAC Bayramı, Hac'ca gidenlerin bayramıdır. Hac'ca gidenler, günâhlarından arınır ve bu arınmanın bayramını yaparlar. Biz de onların bu sevincine, mutluluğuna iştirak eder, onlar bayram ettiği için, biz de bayram ederiz. Şükür olarak kurban kesip, kendimize hiç bir parça et ayırmadan, olduğu gibi, ihtiyaç sahiplerine, yoksullara yetimlere, fakirlere dağıtırız. Bu, zahirde kesilen kurban'dır. Bir de manevi kurban vardır. Genelde, klasik anlatımda; “Nefsini kurban etmekten” söz edilir. Allah yolunda nefsini kurban et derler. Bu söz ile, aslında başka bir şey anlatılmak istenmektedir. Nedir bu anlatılmak istenen?

“Kendine ait olarak kabul ettiğin bedeni, istek, arzu ve zevklerinden arındır, bedenini kurban et,” fikri anlatılmak istenmektedir. Bedenini kurban etmekten manâ, kafayı kesmek değil, bedenin aşırı istek ve hırslarını frenlemektir. Doğal yaşam için gerekli olanları muhafaza edip, onun ötesinde olan şeylerden arınmaktır. Yani, tabiatı kontrol altına almak, bedenin doğasını, tabiatını kontrol altına almak, bedenini kurban etmektir. Daha önemlisi; Allah’tan ayrı olarak var kabul ettiğin “ego-ben'liğinin, gerçekte hiç bir zaman var olmadığını idrak etmek suretiyle “benlik” kavramını kurban etmek. Elbette ki bu daha da zordur.

Bu durumda, Kurbanın üç derecesi ortaya çıkar;

1. Zahirdeki (görünüşte) kurban.
2. Tabiatın, yani bedenin istek ve arzuları kurbanı.
3. Allah’tan ayrı saydığın, ayrı bir varlık olarak düşündüğün “ben” kavramının kurbanı.

Mademki senin varlığın, Allah’ın varlığından meydana gelmiştir ve varlığın Allah’a aittir, o halde “ben” diye bir şey yoktur. Bu durumda yapman gereken şey, bunu anlayıp, idrak etmek suretiyle, “ben” kavramından kurtulmaktır. İşte bu üç kurbanı kesebilen, sıratı geçmiş, cehennemden kurtulmuş, cennet hayatında vuslata ermiş olur.

Sıratı geçmek, ne demek?

Dünyada iken, cehennem azabı çekmemizin sebebi, yanlış bilgilenmeler sonucunda oluşan sahiplik duygusu ve hırstır. İnsanın cehennemde yanmasına, dünyada veya ahirette, kabir aleminde, veya mutlak cehennemde yanmasına yol açan şey, sahiplik duygusu ile hırs’tır. Bir insanda kanaat varsa, cehennemin yarısından kurtulmuştur. Bir insan sahiplik duygusunu atıp da, “Mülkün sahibi Allah’tır, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder” diyebilirse, cehennemin tamamından kurtulmuştur, tamamından azad olmuştur.

Madem ki, “Malik-el mülk,” yani "mülkün sahibi" Allah’tır diyorum; Allah mülkünde dilediği gibi tasarruf eder, kimse O`na karışamaz, etkileyemez, hesap soramaz. Öyleyse, her birimizin üzerinde mutlak tasarruf sahibi olan Allah’tır. Dilerse, vezir eder, dilerse rezil eder, dilerse başlara tac eder. Ona; “Niye beni aç bıraktın,” demeye hakkım yok, “niye bu hazımsızlık” demeye de hakkım yok. Allah’ın mülkünün içinde isem, O`nun tasarrufu altında isem, “Allah dilediğini yapar.” Allah’a iman etmiş kişi olarak, bize düşen şey; O`nun hükmüne ve takdirine razı olmak, teslim olmaktır. “Ya Rabbi; bu gün aç bıraktın, yarın da, dilersen doyurursun. Bugün rezil ettin, yarın, dilersen vezir edersin. Sen ne dilersen, onu yaparsın. İçinde bulunduğum her hâl, senin hükmün ve takdirin gereğidir,” diyebilmektir. Bunu diyebilirsek, işte o zaman, iman sahibi bir kişi olarak, Sırattan kolaylıkla geçer, ateşe, azaba düşmez, cennete ereriz. Yok eğer bunu yaşayamazsak, o mülkün biraz da sahibi benim, diye Allah’a sitem edersek, “göğe tüküren adam”a benzeriz. Bir yere ulaşmaz o tükürük, döner kendi yüzümüze gelir.

Akıllı adam, Allah’a isyan edilmeyeceğini, bu isyan ve itirazın hiç bir şey kazandırmayacağını idrâk eder. İmân, insanı cennete sokar, imânsızlık ve isyan ise, daha dünyada iken, insan hayatını cehenneme çevirir. Onun içindir ki, önce  neye imân edeceğimizi bilmemiz gerekir. Allah’ın, mutlak kuvvet, kudret ve tasarruf sahibi olduğunu bilmek, imânın başıdır. Her an, her zerrede tasarruf edenin Allah olduğunu bilmek ise, imânın kemâlidir. Karşındakinin fiilini ve halini Allah’tan bilmediğin anda, Allah’ı inkâr durumuna düşersin.

İnsan, bu dünyaya belli tecrübeleri yaşayarak, belli bir kemâle ulaşmak için gelir. Yaşanılan her kötü olayda, bir ibret vardır. Bu ibreti, ya o olayı yaşarken alırsın, ya da, aradan üç ay, beş ay, bir sene, beş sene geçtikten sonra alırsın. Ama neticede, yaşanılan her olayda bir ibret vardır.

Gerçekçi yaşarsan, olaylardan az etkilenirsin

 Hepimiz kafamızda bir hayâli dünya yaratırız, hayâli değerler oturturuz, hayâli kavramlar meydana getiririz. Yarattığımız illüzyonda yaşar, orada kendimizi hapsederiz, halbuki, yaşanılan gerçekler öyle değildir. İnsanın hayâl dünyasındaki değerleri ne kadar çoksa, yaşamın gerçekleri ile karşılaştığında, duyacağı azap da o kadar çok olur. Ne kadar gerçekçi yaşarsa, Allah’ın yarattığı bu sistem ve düzeni, ne kadar gerçekçi anlayıp değerlendirebilirse, olaylar karşısında o kadar az etkilenir, kendini sağlam bir geleceğe hazırlar. Dolayısıyla, gerek dünyada, gerek daha sonrasında, çeşitli azap ve sıkıntılardan kurtulmak, dünyada yaşarken huzura ermek, ancak Allah’ı bilmek, O`nun var ettiği sistem ve düzeni idrâk etmekle mümkün olur. Kim, Allah’ı ötede ve kendisinden ayrı bir Tanrı gibi düşünürse, o düşüncesi devam ettiği sürece, dünyada da, ahirette de azap çekmeye mahkûmdur, kendi azabını kendisi oluşturur. Nitekim, Hadis-i Şerifte ; “Cehennemde ateş, odun yoktur, herkes kendi ateşini, odununu dünyadan kendi götürür,” buyuruluyor. Dünyada edinilen yanlış değerler, yanlış şartlanmalar, yanlış kabuller, azap çekilmesine sebep olur. Öyle ise, benliğimizi, zahiren ve batinen kurban edebilirsek, benliğimizdeki yanlış bilgileri ve yanlış bilgilerden kaynaklanan yanlış duygu ve düşüncelerden arınabilirsek, cennete yaklaşmış oluruz.

Kaynak:

Ahmed Hulûsi, Cuma Sohbetleri

“Kurban”, kesimlik hayvan anlamını taşımıyor

Kurban kesimleri

İlahi sevgiyle yapılan her iyi davranış ve özellikle ihtiyaç sahiplerine verilen geçimlikler, “Allah’a yaklaşma vesilesi” anlamında “kurban” olarak niteleniyordu. Akraba, karib, kurbet, takriben, gibi kelimelerde olduğu gibi, bu kelimede “Allah’a yaklaşma niyeti” vardı. Hacc merasimi sırasında, o devrin imkânsızlıklarıyla, yoksul hacıların çölde aç ve perişan kalmamaları için, üreme ve üretme kabiliyetinden kesilmiş, fakat Mina’ya, Arafat’a kadar yürüme gücü olan yaşlı hayvanlarının Hacc sadakası olarak birlikte götürülmeleri ve Mina’da kesilmelerine - biribirlerinin kanı kokusunu almaksızın, gözleri bağlanarak, eziyet edilmeyerek, cevaz verilmişti. (Hacc Suresi). Hacc’a katılamayacak olanlar da, bütün ailenin bir aylık yiyecek masrafının üçte birini, diğer bir deyişle, on günlük mutfak masraflarını “hedy” (sadaka, hediye, bağış, kurban) olarak yoksullara verebilirdi. Ramazan Bayramı’ndaki bir günlük mutfak masrafı (Fitre), Kurban Bayramı’nda on güne çıkıyordu.

İsmail’e (AS.) gökten koç indirilme, bir uydurmadan ibaret olup, aslı yoktur. İbrahim asla oğlunu kesmeye yeltenmemiş, sadece rüyasında bunu görmüş, (Saffat Suresi) bunun sınav olduğunu anlamış, oğlu elinden alınırsa, Allah’a sevgisinin sarsılmayacağını, oğluyla birlikte Allah’a arz etmiş, gökten koç filan indirilmemiş, Allah’a “biz İsmail’i (O’nu) Büyük Kurban ile fidyelendirdik” ayetiyle, Huseyn’e ve Kerbela’ya işaret buyurmuştur.

Kevser Suresi’ndeki “v’enhar” emri de, Resulullah’a (SA) Huseyn’i hatırlatmaktadır. “Hayvan, deve boğazla” anlamıyla asla ilişkisi yoktur. Nitekim Kevser de Fatıma’nın (SA.) simgesidir.

Fasidlerin, kötü niyetlerinin dillerinden kurtulmaya imkân yoktur. Ne var ki ben de doğruyu açıklamakla yükümlüyüm:

a-Bir daha tekrarlıyorum; ben Kurban Bayramı kavurma şölenidir, aşure matemi de aşure festivalidir” demiyorum, “bu günleri, siz bu hale soktunuz” diyorum.

b-Bugün, Hacc mevsimi sırasında dahi, kuzu kasabı olmak ibadet değil, mutlak günahdır ve yaşlı hayvan kesimine de gerek kalmamıştır. Allah, kan değil, Sevgi istediğini, Hacc Suresi’nde açıkça beyan etmektedir. Her aile için aylık mutfak masrafının üçte birinin yoksullara aktarılması, kurban demektir. Bugünkü kurban uygulaması ise, gaddarlık ve pisboğazlık tezahürüdür. Yahut da: Kısa süreli et tüketim kooperatifleri kurulmasından ibaret olup, ibadetle asla ilgisi yoktur.

c-“Büyük kurban”ın (Huseyn) başının kesilmesine rıza gösterenler, isterlerse kişi başına yüz kuzuyu bizzat boğazlasınlar, bu hayvancağızlar onlar için Allah’a yaklaşma vesilesi değil, kurban değil, udvan vesilesi olurlar. Anlayana selam olsun!

Kaynak:

Prof. Dr. Hüseyin Hatemi
İslam Hukukçusu