• Onu haraketleriyle değerlendirmeliydim, kelimeleriyle değil.
Kendini beğenmiş duymadı bile, çünki kendini beğenmişler yalnız övgüleri dinler, başkalarını kendilerine hayran olduğunu varsayar..
• İnsanların artık hiçbir şeyi anlamaya vakitleri yok. Onlar her şeyi tüccarlardan satın alıyor. Ama dost satan tüccar olmadığı için, artık insanların dostları yok.
• Yalnızlık, yetersiz bir ruhun meyvesinden başka bir şey değildir.
• İnsanlar, akıllı görünmeye çalışırken, gerçeklerden uzaklaşıyor.
• Kimse istemedikten sonra, bir elmas, ya da bir inci ne değer taşır ki, onlar birer yontulmuş camdır, o kadar.
• İnsan hayatı, bu dünyada en değerli şey olsa da, sanki ondan daha değerli bir şey varmış gibi davranıyoruz. Ama ne bu şey?
• Kendine alıştırdığın, emek harcadığın, gönül bağı kurduğun her şeyden, ölene dek sorumlusun.
• Atalarına su vermiş ve onlara türkü söyleyen çeşme ölümsüzdür.
• Yargılarımı sözlere değil, davranışlara göre ayarlamalıydım. Onu yüzüstü bırakmam yakışık alır mıydı?
• İnsân zeka oyununa kalkınca, biraz yalan söylüyor.
• Büyükler hiçbir şeyi tek başlarına anlayamıyorlar, onlara durmadan açıklamalar yapmak da, çocuklar için sıkıcı oluyor.
• Başarısız'lıklar, güçlülerin gücüne güç katar.
• Kişinin kendisini yargılaması, başkasını yargılamasından daha zordur. Eğer kendini doğru şekilde yargılamayı başarırsan, gerçek bilgesin demektir.
• En güzel şeyler görülemiyor ve dokunulmuyor, sadece kalplerle hissediliyor.
• İnsan gerçeği ancak yüreğiyle görebilir. Gözler, hiçbir şeyin özünü göremez.
• Çiçekler masumdur. İçlerinde kötülük yoktur. Sadece kendilerini emniyette hissetmek isterler. Dikenleri olunca, kendilerini güçlü sanırlar.
• Sevgilin gülümsediği zaman, gecelerin sessizliği gibi, gözlerin ışığı ölümsüzdür.
• İnsanın belli alışkanlıkları olmalı. Her gün aynı saatte gelmelisin. Örneğin sen öğleden sonra dörtte geleceksen, ben saat üçte mutlu olmaya başlarım. Mutluluğum her dakika artar. Saat dörtte, artık sevinçten ve meraktan deli gibi olurum. Sonra endişelenmeye ve üzülmeye başlarım. Mutluluğun bedelini öğrenirim. Ne kadar mutlu olduğumu görmüş olursun. Ama herhangi bir zamanda gelirsen, yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilemez.
• Vereceğim sır çok basit: İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir. Gerçeğin mayası gözle görülmez.
• Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir.
• Aşk birbirine bakmak değil, birlikte aynı yöne bakmaktır.
• İnsânlar hızlı trenlere biniyorlar ama ne aradıklarını bildikleri yok. Koşuyor, heyecanlanıyor, dönüp duruyorlar.
• İnsanlar, bir bahçenin içinde binlerce gül yetiştiriyor ve yine de aradıklarını bulamıyorlar. Ve aslında aradıkları şeyi tek bir gülde, ya da bir avuç suda bulabilirlerdi.
• Ölümlü demek, gelecekte yok olma tehditi altında olmak demektir.
• İnsanlar hayal etmekten yoksundur, onlar yalnız kendilerine söylenenleri tekrar edip dururlar.
• Diyelim ki, yeni arkadaşınızdan söz ettiniz, sizi dinleyenler asla işin özünü merak etmezler. Arkadaşının ses tonu nasıl, hangi oyunları seviyor, kelebek koleksiyonu var mı?" ..diye sormazlar. Onun yerine; Kaç yaşında, kaç kardeşi var, kaç kilo, babası kaç para kazanıyor?..diye sorar, kişiyi bu şekilde tanıyacaklarını zannederler.
• Ben üzgündüm, ama onlara yorgunum dedim.
• Yaşamak ağır ağır doğmaktır. İçimizde var olduğunun farkında olmadığımız bir yabancıyı, tek bir olay uyandıramaz.
• İnsan istese de, fazla uzağa gidemez ve kimse bulunduğu yerden mutlu değildir.
• Zafer...Yenilgi... Bu kelimelerin bir anlamı yok. Hayat, çoktan bu sembollerin üzerine yenilerini oluşturmaya başlamış. Bir halk zaferle güçsüzleşirken, bir diğeri yenilgide kuvvet bulur.
• Bütün korkularımızın kaynağı, gizemli olan şeylerdir.
• Bir gün bir mühendis, köprü yapımı sırasında yaralanan bir adamın başında toplaştıklarında: Şu köprü ezilmiş bir insan yüzü eder mi? Kamu çıkarı, kişisel çıkarlardan meydana gelir, bundan fazlasına hakkı yoktur. Yine de, insan hayatından daha değerli bir şeyler varmış gibi davranılıyor, ama nedir bu?
• Hayat, tıpkı ölüm gibi, kısa bir süredir.
• Geceleyin akıl uyur, nesneler kalır.
• Geriye getirilemeyen şeyleri düşünmek yerine, sana verilen yeni bir gün'ü kabullen.
• Savaş bir macera değildir, savaş, tifo gibi bir hastalıktır.
• Ne tuhaf bir gezegen, her yer kuru, her yer sivri, her yer sert ve acımasız. İnsanlarda düş kurabilme gücü kalmamış, ne söylerseniz onu tekrarlıyorlar.
• Mükemmelliğe, eklenecek bir şey kalmadığında değil, çıkarılacak bir şey bulunamadığında ulaşılır.
• Mumun özü, izler bırakan balmumu değil, ışıktır.
• Huzur bulmak için, arzu ve isteklerinden vazgeç yeter.
• Dost, her şeyden önce yargılamayandır.
• Gerçek mucizeler, gürültüsüz ve yaygarasız ortaya çıkar.
• Kıtlık ekmeğin paylaşılmasına yol açar, ekmeğin paylaşılması ise, ekmekten tatlıdır.
• Yalnız ölümüyle yüreğimi parçalayacak olanı severim.
• Sevgi, bir kere tohumlandığında, kök salar ve hiç durmadan büyür.
• Geleceği yapılandırmak için, şimdiki zamanda yaşamak gerekir.
• Evren bize kendi hakkımızda, bütün kitapların öğrettiğinden daha fazlasını öğretir. Çünkü bize direnir. İnsan engelle boy ölçüştüğü zaman kendisini tanır.
• İçinde hapsolmadıkça, insan içinde yaşadığı dünyayı anlamıyor.
• Bir şey karşına dikiliyorsa, seni yaralıyorsa, bırak gelişsin. Kök salıyorsun, deri değiştiriyorsun demektir.
• Bil ki, çözümü bulunmayan her çelişki, düzeltilmesi olanaksız her uyuşmazlık, kendisini sindirebilmen için seni büyümek zorunda bırakır.
• Burçlar, okyanuslar hiç bir işine yaramasa bile, büyük samanyoluna ve denizin enginliğine de ihtiyaç duyar insan.
• İnsan kendi yoğunluğunu arar, mutluluğunu değil.
• Birleştikleri zaman anlam taşıyan iki gerçekten söz ediyoruz. Savaşçı olarak sevişir, aşık olarak savaşırsın.
• Sahibi olmayan bir elmas bulursan, o elmas senindir. Sahibi olmayan bir ada bulursan, o ada senindir. Bir buluş yaparsan, patentini alırsın, buluş senin olur. Mademki yıldızlara sahip olmak, benden önce kimsenin aklına gelmedi, yıldızlar benimdir.
• İnsan, kendinden daha büyük olanı taşıyandır.
• Çok önemsiz bile olsa, ancak kendi varlık sebebimizin bilincine vardığımızda, mutluluğu bulacağız. Ancak o zaman barış içinde yaşayıp, huzur içinde öleceğiz. Çünkü, hayatımıza anlam veren, ölümü'müze de anlam vermiş olacak.
• Aralarında bir seçim yapabileceğin yollar yoksa, özgürlük nerede kalır?
• İnsan yazmayı değil, görmeyi öğrenmeli. Yazmak bir sonuçtur.
• İpek bir atkım olsaydı, boynuma dolar nereye gitsem yanımda götürebilirdim. Bir çiceğim olsaydı koparır, yakama takabilirdim.. dedi ama, sen gökteki yıldızları koparamazsın ki!
• Gerçek şu ki, bir şeyi anlamaya çalışırken, neyi dikkate almam gerektiğini bilmiyordum. Sözlere değil yapılanlara bakmalıydım.
• Çıkarılıp atılmış bir giysi gibiydim, bozuk ve yalnız.
• İnsanları yetiştirip, geliştirmek isteyen siyasi öğretiler, önceden ne türlü bir insan yetiştireceklerini bilmiyorsa, ne işimize yarar?
• Karısını, kentini, ya da ülkesini yadsıyanı, yadsırım.
• İnsan, herkesten verebileceklerini istemeli. Bir generalime, eğer martıya dönüşmesini emredersem ve general de bu emrime uymazsa, bu generalin değil benim hatamdır.
• Nesnelere renk veren Tanrının belirişi. Belirti gitmeye görsün, bütün nesneler değişir.
• Ancak ilahiyle, şiirle, ya da duayla güzelleşen ve içinden kurulmuş insan, insandır.
• Çeşmelerden akan suları sevsinler, mevsimlerin dönüşünü kutlasınlar, tamamlanmış meyveler gibi sessizlik ve ağırlıkla beslensinler.
• Bazılarının yüreğe iyi gelen bir yanı vardı, armağan gibiydiler.
• Bir gezegen görmüştüm, orada kırmızı suratlı biri yaşıyordu. Bir kerecik olsun çiçek koklamamış, hiç yıldız görmemiş, kimseyi sevmemiş, sayıları toplamaktan başka bir şey yapmamış. Yine de bütün gün; "senin gibi önemli bir adamım, ciddi bir adamım"! der dururdu. Gururundan yanına varılmazdı. Ama adam değil, mantarın tekiydi.
• Gerçekten önemli şeyler önem kazanır, gündüz akıl yürütmelerin yıkıcı etkisinden sıyrılıp, yaşamaya başlarlar. İnsanoğlu kırık çıkığını onarır, sakin bir ağaç olur yine.
• Yaslarına ağlasın, ölülerine uzun süre saygı göstersinler, çünkü miras bir kuşaktan ötekine ağır ağır geçer.
• İnsanı sadece bilinmeyen korkutur. Ama insan bir defa bilinmeyenle karşılaştığında, bu korku bilinen olur.
• Bir yerde kuyunun saklı oluşudur, çöle güzellik veren.
• Herkesten verebileceği kadarını istemeliyiz. Otorite her şeyden önce sağduyuya dayanmalıdır. Sen kalkıp halkına, kendilerini denize atmalarını buyurursan ihtilal çıkar.
• Ona ayırdığın zamandır, gülünü değerli yapan.
• Ağaç önce tohum, sonra filiz, sonra yaş gövde, sonra kuru odun değildir. Onu tanımak istiyorsan, onu parçalara bölme'melisin. Ağaç tıpkı senin gibi, ağır ağır gökle birleşen güç'tür.
• Eğer kelebekleri görmek istersem, birkaç tırtılla iyi geçinmem gerekecek.
• Burnunun doğrusuna giden insan, çok uzağa gidemez.
• Tanrı seni dünyaya getirir, sonra büyütür, sonra birbiri ardından isteklerle üzüntülerle, sevinçlerle, acılarla, öfkelerle, bağışlamalarla doldurur, sonra da kendine döndürür. Ama sen ne bu okul, ne bu koca, ne bu çocuk, ne de bu ihtiyarsın. Sen tamamlanan'sın.
Kendini, iyiden iyiye zeytin ağacına bağlı, sallanan dal olarak görmesini bilirsen, kımıldayışlarında, sonrasızlığı tadarsın, çevrende her şey ölümsüzleşir.
• Uykusuz geceler, bir besteciye güzel eserler kazandırıyorsa, o uykusuzluk güzeldir.
• İnsanlar ancak engellerle karşılaşıp, onları aşmaya çalıştıkça, kendini tanıyabilir.
• Gerçek aşk, karşılık olarak hiç bir şey beklemediğin yerde başlar.
• Kendisini gizleyen ve oyulması gereken kötü ve sert kabul olmadıktan sonra, bir elmas ne değer taşır?
• Ben bir an için, uzaklara gitmeksizin aranızdan ayrılmıştım. Gittiğim yere, sizde bir gün geldiğinizde, ben gittiğimde niye o kadar ağladığınızı sorgulamaya başlayacaksınız.
Kaynak:
Antoine de Saint-Exupéry Kitaplarından Alıntılar
1900 yılının Temmuz ayında, Lyonda (Fransa) doğdu. 1904 yılında babasını kaybetti. Annesi Marie ile birlikte teyzesinin yanında yaşadı. En büyük hayali başının üzerinde sallanan uçaklardan birinin içinde olmaktı. 1918’de Birinci Dünya Savaşı başladı, Hava Birliği’nin deneme pilotlarından biri olarak ilk görevine atandı. Uçağının içinde otururken, aşağıdaki hayat çocukluk hayallerine benziyordu. Savaş sona erdiğinde, bir kiremit fabrikasında müdür olarak işe girdi, ama Antoine’nin tüm hayali göklerde olmaktı. Toulouse-Dakar Havayolları pilotlarından biri olarak yeniden göreve başladı, gözlerini kapadığında, uçağı ile göklerde süzülürken buldu kendini.
İlk kitabı Pilot, bu tutkunun romanı olarak 1926’da basıldı. 1927 yılında Cape Juby’de keşif pilotu olarak göreve başladı. Cape Juby, Casablanka ve Dakar arasında İspanyol’lara ait bir bölgeydi. Asıl görevi, bölgede kaybolan uçakları aramaktı. İspanyol çöllerinin arasında, deniz, gökyüzü ve sonsuzluğun kesiştiği yerde, küçük bir kulübede, daktilosu, kahvesi, incecik yatağı evi oldu. 18 aylık görevi bittiğinde, eski bir dosta veda eder gibi terk etti çölü. Arjantin Postası servisinde, hava postacılığı yapmaya başladığında, yıl 1929’du. Sorumluluk almak değil, uçağın içinde, gökyüzünde olmak istiyordu. Gündüz düşlerine dalıp, gittiği anlarda yaptığı kazalardan şans eseri kurtuluyordu. 1931 yılında gece uçuşları sırasında yaşadığı korkuları, bir pilotun heyecan patlamalarını, maceralarını anlattığı ikinci kitabı oldu.
Aynı yıl çalıştığı şirket batınca, yeniden Casablanca-Dakar arasında çalışmaya başladı. Ama 1934’te yaşadığı kaza sonucu pilotluk kariyerine ara verdi. Air France’ın reklam departmanında görevlendirildi. Hiç değilse yolcu koltuğunda dünyayı dolaşabiliyordu. Yeniden pilot koltuğuna oturmak için, zamanın en hızlı uçağını aldı. Paris-Saygon arasındaki uçuş rekorunu kırmak istedi. Ama ilk denemesinde ölümden döndü, çölün ortasında yaralı, susuz kaldı. Bu durum onu bir müddet pilotluktan uzak kalmaya yöneltse de, bu dönemde yaptığı gazetecilik nedeniyle, New York uçuşunu bahane edip, okyanusu geçmeye karar verdi. Yine büyük bir kaza atlattı, günlerce komada kaldı, iyileşmesi aylar sürdü.
İkinci Dünya Savaşı başlamıştı. Yine Hava Kuvvetleri mensubu olarak orduya alındı. Posta servislerinde, keşif uçuşlarında, herkesin uçmaya korktuğu okyanusun üzerinde gezindi. Küçük Prens Kitabı bu Amerika yıllarında oluştu.
1942’de Amerika savaşa katılmaya karar verdi. 42 yaşında sakat omuzlu kumandan Saint-Exupery de göreve atandı. 31 Temmuz 1944’te bir Alman uçağı tarafından vuruldu. 2000 yılında uçağın enkazına ulaşıldı.
Kaynak:
www.leblebitozu.com/