Piri Reis'in Dünya Haritaları

Piri Reis, 16. yüzyılda yaşayan büyük bir denizci, coğrafyacı ve haritacıdır. Hala bilinmeyen birçok yönü olan bu denizci, edindiği tecrübe ve bilgileri, gezip gördüğü yerleri, yabancı kaynaklardan da istifade ederek, tarihi ve coğrafi özellikleriyle birlikte 1513′te Kitab-ı Bahriye isimli eserinde toplamış, deniz ve karaların haritalarını çizmiştir.

Harita tipik bir deniz haritasıdır. Enlem ve boylam çizgileri yerine rüzgar gülü ve yön çizgileriyle, efsanevi ve gerçekçi resimlerle süslenmiştir. Tamamının 21 veya 22 parçadan oluştuğu tahmin edilen haritanın, eldeki bu tek parçası, Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi’nde korunmaktadır.

Kitab-ı Bahriye

Kitab-ı Bahriye’de denizcilikle ilgili bütün bilgilerin toplandığı başlangıç bölümünde, genel açıklamalardan sonra, Ege ve Akdeniz adaları tanıtılarak, denizle ilgili bilgi ve tecrübelerin önemi vurgulanmaktadır. Bu bölümde rüzgar çeşitleri, pusula ve haritanın tanıtılmasından sonra, deniz ve karaların oranları verilmektedir. Çin Denizi, Hint Okyanusu, Akdeniz ve Ege’deki rüzgarlar, Basra Körfezi, Atlas Okyanusu etraflı biçimde anlatılmakta, ayrıca denizlerde yaşayan çeşitli canlılardan ayrıntılı şekilde bahsedilmektedir.

Haritaların açıklamalı yer aldığı bölüm, Çanakkale Boğazı’ndan başlayıp; Ege Denizi kıyı ve adaları, Adriyatik Denizi, Batı İtalya, Güney Fransa, Doğu İspanya, Kuzey Afrika, Filistin, Suriye, Kıbrıs ve Anadolu kıyıları ile çevrelerindeki adalarla ilgilidir. Ayrıca liman ve kıyıların su derinlikleri, demir atma yerleri, kıyı bitki örtüsü, içme suyu ve gemi inşaatına ait imkanları açıkladığı gibi, insanlar, dinler ve politik güç dengeleri hakkında ayrıntılı bilgi verir. Eser, Arkeolojik bilgiler de taşır.

Kitab-ı Bahriye, bu alanda çalışanlar için ilgi çekici bir başvuru kitabı olmuştur. Kentlerin haritalarında, önemli binaların resimleri de yer alır. Bahriye; benzersiz bir Akdeniz seyahatnamesi olarak değerlendirilebilir. Pirî Reis hakkında birinci elden bilgiler taşıması da, Bahriye’yi önemli kılan diğer unsurdur.

Topkapı Sarayı’nın düzenlenmesi esnasında, Milli Müzeler Müdürü Halil Edhem Bey tarafından bulunan ve bugüne kadar hakkında çok sayıda yazı yazılmış olan haritalardan, 1513′te çizdiği ilk haritasında Piri Reis, Kristof Kolomb’a ait Amerika haritasından, Portekiz ve Arap haritalarından; çoğu kendi çağına ait, birçok ünlü haritadan faydalandığını belirtir. Bugün haritanın elde kalan parçasında, Avrupa ve Afrika’nın batı kıyılarıyla Atlas Okyanusu, Antil Adaları, Orta ve Güney Amerika gösterilmektedir.

İkinci Harita

Piri Reis’in 1528′de çizdiği ikinci haritasından günümüze kadar gelen parça ise, büyük bir dünya haritasının kuzeybatı köşesi olup, Atlas Okyanusu’nun kuzeyini, Kuzey ve Orta Amerika’nın yeni keşfedilmiş kıyılarını, ayrıca Grönland’dan Florida’ya uzanan kıyı şeridini ihtiva eder. Adalar ve kıyılar, son keşiflere dayalı olarak daha doğru çizilmiştir. Keşfedilmemiş yerler, beyaz bırakılarak çizilememiştir. İlk haritaya göre, daha büyük ölçekli ve gelişmiş olan ikinci harita, teknik olarak da o dönemin en ileri ve mükemmel harita örneğidir. On yedinci yüzyılda yapılmış olan J. Schoener ve Münster’in dünya haritalarından çok daha sağlıklıdır.

Piri Reis’in çizmiş olduğu haritalarla ilgili Batıda yapılan araştırmaların ilki, 1952′de gerçekleştirildi. Amerikalı harita uzmanı Mallery tarafından yapılan bu araştırmada, şaşırtıcı bir sonuçla karşılaşıldı: Kitab-ı Bahriye’deki Akdeniz haritasındaki teferruat doğruydu. Sanki haritayı çizen, dünyanın yuvarlak olduğunu biliyordu. O dönem için bunun imkansız olduğunu düşünen araştırmacı, bu defa Amerikan Deniz Kuvvetleri Hidrografi Bölümüne başvurdu. Haritalar burada küre geometrisine göre yapılmış son dünya haritalarıyla karşılaştırıldı ve tamamıyla doğru çıktı. Üstelik bu bilgi, sadece Akdeniz için değil, Kuzey ve Güney Amerika için de doğruydu. Bir başka deyişle, Piri Reis dünyanın yuvarlak olmasının yanında, küre şeklinde olduğunu da biliyordu. Çünkü haritalar küre geometrisine uygun olarak çizilmişti.

Harita uzmanı Linehan’ın bu tespitleri, 16. yüzyılda bu doğrulukta bir dünya haritasının nasıl çizilebildiği konusunda yürütülen araştırmaları daha da sırlı hale getirdi. Çünkü, hem Amerika kıyıları, hem de Kanada’daki göl ve dağlar bütünüyle doğru çizilmişti.

Linehan’ın bu tespitleri sonrası, 1956′da Georgetown Üniversitesi, Piri Reis’in haritacılığı üzerine bir açık oturum düzenledi. Toplantıya bu defa, önsözü daha önce Einstein tarafından kaleme alınmış olan “Yeryüzünün Kayan Kabuğu” adlı incelemenin yazarı, Prof. Charles Hapgood ve matematikçi Richard Strachan gibi, dönemin ünlü harita uzmanları katıldı. Bu iki bilim adamı, söz konusu haritaları, daha sonraki yıllarda uydularla çekilen yeryüzü resimleriyle karşılaştırınca, şaşırtıcı bir neticeye vardılar: 16. yüzyılda çizilen haritalarla 20. yüzyıl uydu fotoğrafları birbirini tutuyordu.

Bu ölçüde uygunluk, konuyla ilgili olanları şaşırtmaya devam etmekte ve şu soruları sordurmakta: O dönemin imkân ve teknikleriyle bu bilgiler nasıl elde edilmiş, gözlemler nasıl gerçekleştirilmişti? Amerika’ya bizzat gitmediği tahmin edilen Piri Reis, bu bilgileri nasıl ve üstelik bu kadar doğru şekilde kağıda dökebilmişti? Bu sorular, Piri Reis’in de faydalandığını belirttiği önceki haritaların varlığını göz önünde tutarak, tarihte büyük uygarlıkların olup-olmadığını akıllara getirmiştir.

Piri Reis’in dünya haritasını yapmış olduğu dönem, Osmanlı devletinin en geniş topraklara sahip olduğu zaman dilimidir. Bu da Osmanlıların başarılarının sadece askeri güçle gerçekleşmediğini, dönemin ilim adamlarından da istifade edildiğini göstermektedir.

Bu noktada, Piri Reis’in Osmanlı’da gördüğü saygı ile, 17. yüzyıl’da İtalya’da yaşayan Galile’nin yaşadıkları karşılaştırıldığında, iki medeniyetin bilgiye ve yeniliklere bakış açılarındaki farklılık görülecektir. Galile, ay ve güneşin hareketlerini inceleyerek, dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü tespit etmişti. Ancak, bu çalışmalarını ihtiva eden kitabı, kilisenin fikirleriyle ters düşünce, engizisyona çıkarılmıştı.

Galile, görüşlerinin yanlış olduğunu kerhen kabul etmişti. Mahkemede, bu kabulüyle ölümden kurtulmuş; ama, engizisyon gözetiminde evinde yaşamasına izin verilmişti. Batıda durum böyle iken, yüz yıl önce Osmanlılar’da Piri Reis, doğru olarak çizdiği dünya haritasını, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni Sultan Süleyman’a takdim etmiş ve mükafatlandırılmıştı.

Haritanın kaynakları hakkında teoriler

Piri Reis haritası 1960'lı yıllarda bazı bilim ötesi teorilere ilham kaynağı olmuştur. Charles Hapgood, haritada Güney Amerika'nın güney ucundan doğuya doğru olan uzantıyı, 16. yüzyılda henüz varlığı bilinmeyen Antarktika olarak yorumlamıştır. Bu kara parçasının haritada buzlu görünmemesi, Sahra çölünde ise göllerin görünmesi yüzünden Hapgood, Piri Reis'in kullandığı kaynaklar arasındaki bir haritanın, dünyanın onbin yıl önceki, ikliminin günümüzden çok farklı olduğu, bir dönemine ait olduğunu öne sürmüştür. Bu iddiaya göre Piri Reis, tarih öncesi çağlarda yaşamış bir medeniyetten kalma bir haritadan yararlanmıştır. Erich von Daniken ise Tanrıların Arabaları adlı kitabında, Piri Reis haritasındaki bazı şekil bozukluklarını açıklamak için, uzaylı bir medeniyetin uzaydan çektiği dünya fotoğraflarından yararlanılmış olduğunu iddia etmiştir.

Ancak, bu görüşler bilimsel çevrelerderde destek bulmamışlardır. Örneğin, haritada gösterildiği biçimiyle Nijer nehrinin yatağı, Sahra'da olmuş olabilecek göllerden beslenemeyecek kadar yüksek bir irtifadadır. Haritanın pek çok ayrıntısı dünyanın uzaydan görünümüne uymacak derecede hatalıdır. Üstelik, Antarktika teorisiyle çelişkili olarak, Piri Reis'in kendisi, bir notunda haritanın alt kısmındaki kara parçası hakkındaki bilgileri rotalarından çıkıp kaybolmuş Portekizli denizcilerden aldığını, onların dediğine göre o yörenin çok sıcak olduğunu yazar.

Haritada Güney Amerika kıyılarının doğuya doğru dönmesinin bir açıklaması, Güney Amerika'nın doğru çizilmesi halinde haritanın üzerine çizildiği kıymetli ceylan derisinde ona yer kalmayacağıdır. Bu görüşe göre Piri Reis, haritaya bir ekleme yapıp onun güzelliğini bozmaktansa Güney Amerika kıyılarını haritasının alt kısmına kaydırmıştır.

Sonuç

Pirî Reis’in Kitab-ı Bahriye adlı eseri bir Türk’ün meydana getirdiği en önemli denizcilik eseri olarak kabul edilmekte, Dünya Haritası ve Kuzey Amerika Haritası’nın çizimlerindeki isabet ve projeksiyon sistemindeki mükemmellik, Dünya’da büyük hayranlık ve hayret uyandırmaktadır.

Yapıldığı dönemde yirmi haritadaki coğrafya bilgilerini, yanlışları ve doğruları ile bütünleştirmiş tarihî bir belgedir. Bu haritaların bir kısmının düşman sırrı olması ve kenar notlarının tutsak edilmiş İspanyol ve Portekizli denizcilerin ifadelerini de içermesine bakılırsa, bu aynı zamanda değerli bir denizcilik istihbarat çalışmasıdır. Bunca malzemenin bir elde toplanabilmesi Osmanlı Bahriyesinin 16. yy'daki askeri gücünün bir göstergesi olarak görülebilir.