Türk-Bayrak Alman-Bayrak
logo - infethiye

Zeytinyağlı yiyemem Türküsü'nün sözleri

— Zeytinyağlı yiyemem aman, basma da fistan giyemem aman,
— Senin gibi cahile, ben efendim diyemem aman.
— Kaldım duman içi dağlarda, sevgili yârim nerelerde.

— Kara üzüm asması, yeşil olur yazması,
— Ben yârimden ayrılmam, kara yazı yazması,
— Kaldım duman içi dağlarda, sevgili yârim nerelerde.

— Asmadan üzüm aldım, sapını uzun aldım,
— Verin benim yârimi, annemden izin aldım.
— Kaldım duman içi dağlarda, sevgili yârim nerelerde.

Türküde nasıl "Zeytinyağlı yiyemem" gibi sözler söylenebilirdi?

Zeytinyağı yiyemem türküsünün hikayesi

Bu türküyü duyduğum günden beri hep düşündüm, zihnimde sorular cirit attı. Beni çok rahatsız eden soru: Halkımızın yaşama mücadelesinin dile ve tele yansımasını sağlayan türkülerimizde, nasıl olur da bu sözler söylenebilirdi? Zeytin ve Pamuk, halkımızın yaşama mücadelesinde öne çıkan önemli iki unsurdu. Bu halk nasıl olur da: “Zeytinyağlı yiyemem, basma da fistan giyemem” derdi? Böyle bir türkü bestelemek, bindiği dalı kesmek demektir.

Halk yiyeceğini, ne alıp ne satacağını iyi bilir. Yediğini içtiğini türkülerle dile getirir. "Süt içtim dilim yandı", "Kara erik çağala", "Ye ki yaran sağala" diyen halkım: “Zeytinyağlı yiyemem, basmada fistan giyemem” demez, diyemez. Demeyeceğine göre, birileri bunu dedi. Peki ama kim dedi, ya da dedirttirdi? Nasıl, ve ne zaman ortaya çıktı? Kim besteledi? Ya da bestelettirildi de bu Türkü en ünlü türküler arasında yerini aldı?

Yıllardır dinlediğimiz türkü, sipariş verilerek bestelettirilmiş. Bende bir dostumun gönderdiği ileti sayesinde öğrendim. Gelen iletiyi okuyunca, başıma bir bomba düşmüş gibi oldum. Günlerce düşünsem, aklıma gelmezdi, ama birilerinin aklına gelmiş. Art niyetle bestelettirilen türkü, anonimmiş gibi repertuvar kurulundan geçerek, ülkemizin en ünlü türküleri arasında yerini almış, yıllardır da çalınıp söyleniyor.

Yalnız anonim Türküler repertuvar kurulundan geçiyor!

Türküler kaynağından çıktığı gibi kalmamış, halkın dilinde ve telinde nakış nakış işlenerek, özümlenerek, yorumlanarak yeni boyutlar kazanmış, çeşitli değişikliklere uğrayarak ferdiliklerini kaybetmiş. Folklorik oluşum dediğimiz süzgeçten geçerek, derleyiciler vasıtasıyla da bize ulaşmış.

Folklorik oluşum dil ve tel aracılığıyla gerçekleşmiş. İşte bu özellik türküleri ferdi olmaktan çıkarmış, anonim olmasını sağlamış. Anonimlik ilkesi de türkülerimizin vazgeçilmez bir özelliği olmuş. Bu özellik geçmişten günümüze kadar da varlığını korumuş, hâlâ da korumaktadır. Onun için türkülere gönül verenler türkü tarifini yaparken, anonim olma özelliğini baz alır, tarifini de buna göre yapar.

Şimdi bu değerlendirmelere göre türkü tanımlarına ve halk müziğinin özelliklerine bir göz atalım: Cumhuriyet Dönemi Türkiye Ansiklopedisinin 6. cildinin 1482 sayfasında merhum Nida Tüfekçi’nin hazırlamış olduğu bölümde halk müziğinin özellikleri şu şekilde sıralanmış:

• Sahibinin bilinmemesi.
• Halk tarafından benimsenip, onun ifadesine bürünmüş olması.
• bull; Kulaktan kulağa verilmek suretiyle hayatını sürdürmesi.
• Gelenek haline gelmesi.
• Zaman içerisinde derin bir geçmişe sahip olması.
• Halkın ortak malı olması.
• Mekân içinde yaygın olması.
• Yöresel dil ve müzik özelliklerini bünyesinde barındırması.
• İddiasız olması.
• Kişisel yapım olmaması, yani beste olmaması.


Bu ürünlerin söyleyeni bilinmediği için halkın ortak malı olarak kalmıştır. Ve folklor değeri ağır basar. Dolayısıyla "halk müziği müzik bilimcilerinin araştırma alanında olduğu ölçüde, folklorcularının da araştırma alanı içine girer” denilmektedir.

Görülüyor ki: Türkü tariflerinin tümünde yapımcısı/yakıcısı – bestecisinin belli olmaması önemli ortak özellik olarak değerlendiriliyor. Bu özelliği haiz olmayanlar, türkü olarak kabul edilmiyor. 

TRT müzik dairesi başkanlığı, bünyesinde çalışmalarını sürdüren beş kişilik bir kurul ile, gelen türküleri değerlendiriyor. Başka türkülere benzemiyorsa, türkü formu özelliklerine uyuyorsa, beste değilse, repertuvar kurulundan geçiyor ve arşivleniyor. Türkü, kurallara uymuyor ise, repertuvar kurulundan geri dönüyor, yayımlanamaz ibaresi konularak arşive alınmıyor.

Bu uygulama, bir takım aldatmacayı da beraberinde getiriyor. Beste olan türkü, kişiler tarafından anonimmiş gibi repertuvar kuruluna sunuluyor. Kurul beste olduğunu tespit ederse, geri çeviriyor, edemez ise, anonim türküler sınıfına dâhil edilerek arşivleniyor.

Çeşitli zamanlarda TRT repertuvarına giren Azeri ezgiler, anonim olarak değerlendirilmiş, derlenmiş, bestecisi belli olanlar bile, TRT vasıtasıyla anonim olma özelliğine kavuşmuştur.

TRT repertuvarı incelendiğinde, beste olduğu halde anonimmiş gibi gösterilerek repertuvardan geçen hayli türkü karşımıza çıkacaktır. İşte onlardan bir de: Zeytinyağlı yiyemem, basmada fistan giyemem dizeleriyle başlayan ünlü Bursa türküsüdür. 

Türkü ile ilgili Prof. Dr. Kenan Demirkol’un tespitleri:

“Bursa yöresine ait bu türkü, 2 Kasım 1954 tarihinde, İhsan Kaplayan'dan, Muzaffer Sarısözen derlemiş. THM Repertuvar Sıra No: 1133.’tür."

Marshal yardımının koşulları

"Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1947 yılında önerilen ve 1948–1951 yılları arasında yürürlüğe konan, ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca, ABD'den ekonomik kalkınma yardımı almıştır." (wikipedia) "ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak, mısırözü yağı ihracatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri, Türkiye'nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır. (Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966). Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde, yüzbinlerce zeytin ağacı sökülerek, adeta bir katliam yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü, ABD tarafından Dolar karşılığı satın alınır ve mısırözü yağı, TL karşılığı satılır".

Dünyada Zeytinyağı yılık satış istatistikleri

"Türk insanı zeytinyağından soğutulur, mısırözü yağı ve margarine alıştırılır. Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa, kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz. Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle, dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir. Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi, “Zeytinyağlı yiyemem aman, basmadan fistan giyemem aman...” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır". "Margarine mahkûm edilen halk, 20–30 yıl içinde, bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Basma giyen kadınlar da, plastik giysilerle tanıştırılır."

..diyerek, Prof. Dr. Demirkol türkünün nasıl ortaya çıktığını, Amerika’nın şahsi menfaatleri için türkü bestelettiği gerçeğini ortaya koyuyor. 

Yüzlerinizdeki hayret ifadesini görür gibi oluyorum.

Çukurova’nın “Olmadık yok, da duyulmadık çok” diye bir tabiri vardır, bu da onlardan biri. Amerika şahsi menfaati için, binlerce kilometrede öteden gelecek, türkü bestelettirecek, benim insanımın duygularını sömürecek. Hem de Bursa da, Gemlik’te, Zeytinin en çok yetiştiği yerde ünlenen türkü, dalga dalga Anadolu’ya yayılacak, en ünlü türküler arasında yerini alacak. Sonra yöre insanı türküye bir de hikâye yazacak, vay benim ülkem vay..

Türkünün hikâyesi

“Zeytinyağlı yiyemem diğer adıyla: Gelin Nazlanması olarak da bilinen bu halk türküsü, isminden de anlaşılacağı üzere bir gelinin nazlanmasını anlatır. Hangi köy, ya da beldede geçtiği bilinememekle beraber, bursa yöresine ait olduğu bilinen türkü, iyi yetişmiş, okumuş ve zengin bir genç kızın, dağ yöresinde bir köye gelin olarak verilmesiyle başlar.

Gelin kız, yaşamaya başladığı yeni çevreye ve insanlara uyum sağlayamaz. Onlar gibi basmadan elbiseler giyemeyeceğini, damak tadının onların yemeklerine uymadığını, böyle bir yere gelin gittiği için yaptığı çeyizlerin boşa olduğunu söyler. Duman içi dağlarda yalnız kaldım diyerek, eski yaşantısına duyduğu hasreti dile getirir.

Evlendiği insanın kendisine uygun olmadığını söyleyerek, ona efendim diyemeyeceğini, hakir görerek, dengi biri olmadığını söyler. Kendine uygun bir eş isteyerek, verin bana yârimi, (bana uygun olan insanı) annemden izin aldım diyerek söylenir.

Türkünün diğer bir kısmında ise, yaşadığı yerin özelliklerini anlatarak, kara üzüm bağlarının olduğunu, insanların yeşil yazmalar taktığını söyler. Fakat her nakaratta, "kaldım duman içi dağlarda, sevgili yârim nerelerde" diye üzüntüsünü dile getirir. (Türkü hikayesi burada biter)

Böylece Amerika’nın sipariş vererek bestelettiği türkü, uydurulan bir hikâye ile, yeni kimlik kazanarak, hikâyeli türküler arasına katılır. Beste olduğu halde, repertuvar kurulundan geçer. Bizlere ulaşır, ünlü türkülerimiz arasında yerini alır. Bu çok acı bir gerçek!

İşte ben bu gerçeğin sırrına daha yeni vakıf oldum. Türk halkının “Zeytinyağlı yiyemem, basma da fistan giyemem” demediğini, yıllar sonra öğrendim. Kafamdaki sorular netleşti. Bu işte bir “Ali Cengiz oyunu“ var demiştim, düşüncem doğru çıktı. Ama buna rağmen, işin peşini bırakmıyarak, İnternet ortamında acaba daha neler keşfederim diye, araştırma yaptım.

Türkü'yle ilgili tespitlerimin doğru olduğunu, benden önce konuya vakıf olan kişilerin kadim dostumuz Amerika’yı bu meseleden ötürü kınadıklarına tanık oldum. Sonra türkünün TRT sanatçılarının dışında, kimler tarafından okunduğunu da tespit ettim.

Türkü, Yunan Sanatçılar tarafından da okunuyor

Candan Erçetin, Zara, Tülin Karataş, Deniz Toprak, Kubat, Vildan Turan, Dilek Karadağ, karşıma çıkan ilk sanatçılar oldu. Bunları araştırırken, türkünün Yunan Sanatçılar tarafından da okunduğunu gördüm. Müzik aynı, ama dil farklı. Yunan alfabesiyle yazılmış sözler karşıma çıktı. Yunan Alfabesini Google vasıtasıyla Türkçeye çevirdim. Sözler hiç zeytinden veya zeytinyağından bahsetmiyordu.

Google tarafından Yunancadan çevrilen sözler:
Gitmek istiyorum çünkü,
Neden ayrılmak istiyorsun, Neden gitmek istiyorsun,
Seni seviyorum ve beni sevdiğini çünkü,
Yakında incinecek,
Geri gelecektir ama beni bulamayacaksın

Neden hep beni kaybetmek isteyeyim,
Ve çok acı çığlığı acı,
Bana zarar vermek için acıyor,
Mes'to ağlama m'anazitas olacak,
Ruhumun iyi, akşam ve sabah hatırlar
(Artist: Glikeria)

Bu tespitlerden sonra, zihnimde sorular yeniden şekillendi. Amerika: Yunanca var olan ezgiye, Türkçe sözler yazdırarak mı piyasaya sürdü, yoksa yeni bestemi yaptırdı? Yunan Sanatçı Glikeria’nın klibinde oyun da oynanıyor. Klip, Yunan oyun müziğinin Amerika tarafından Anadolu’ya transfer edildiğini doğrular mahiyette.

Ayrıca Yunanca türkünün sözlerinde "Zeytinyağlı yiyemem, basma da fistan giyemem" dizelerinin olmayışı, tezimi daha da güçlendiriyordu. Kanaatime göre: Müzik Amerika tarafından Anadolu’ya intikal ettiriliyor. Var olan müzik "Zeytinyağlı yiyemem, basmada fistan giyemem" sözleriyle piyasaya sürülüyor. Marshall Planı marifetiyle bestelettirilen türkü, Bursa’nın en ünlü türküleri arasında yerini alıyor. Sonra konu gazetelere intikal ediyor. Can Aksın, 22.01.2013 tarihli Sabah Gazetesinde, konuyla ilgili “Ah Marshall Planı ah" diyerek, duygularını dile getiriyordu.

“Şimdi siz 60 yıl, hatta daha öncesinin Marshall Planı da nereden çıktı?" demeyiniz. O Marshal Planı yok mu? O neler yaptı neler, hâlâ da onun yaptıklarını çekiyoruz.”

Türküler gönlümüze ferman, yüreğimize derman olmuştur

Geçit vermeyen dağları türkülerle aşmış, ulaşamadığımız yerlere onlarla haber salmışız. Türkülerimiz arı misali her çiçekten bal almış, sevda bahçemizin gülleri olarak geçmişten günümüze varlığını korumuş. Her konu onlarla dile gelmiş, Keremin Aslı’sı, Karacaoğlan’ın yavuklusu, onların sayesinde dal budak salmış. Karadeniz’in hamsisi, sis dağının dumanı, Toroslar’daki pınar, kayada kekliğin sekişi, Kızılırmak, Aras ve Fırat nehri türkülerle ününe ün katmış. Dertlilerin yoldaşı, âşıkların sırdaşı olmuş.

Âşık, bölük bölük giden turnalarla sevdiğine haber salmış. O kadar geniş bir alana yayılmış ki: Âşığın sevdası, Yörük kızının gaydası, Erciyes’in yaylası, bülbülün kanadının sarısı bile onlarla dile gelmiş. Acıyı, sevinci, kederi, aşkı, gurbeti bağrına basmış. Neleri barındırmamış ki bünyesinde: Onun için türkülerimiz bizi anlatan, derinliklerinde kendimizi bulduğumuz ömür bohçası, milletimizin de gönül bahçesinin gülleri olmuş. Ama türkülerimiz malesef suistimale maruz kalmış, kötüye kullanılmış.

Zeytinyağı İtalya'da 30 Litre, Ülkemizde 2 Litre tüketiliyor

Bugün İtalya'da kişi başı zeytinyağı tüketimi yıllık 25–30 litre arasında iken, Türkiye'de bu rakam 1,5-2 litre arasındadır. Önce ülkemizde bir seferberlik halinde zeytinyağının tanıtımını yapmalıyız. Tanıtımda aksayan yanlarını görmeliyiz. Geniş halk kesimlerinin kullanabileceği ambalajlarla zeytinyağını halkın ayağına götürmeliyiz. Ambalaj masrafından kısıp, halka ucuz satıp, zeytinyağının yararlarını anlatmalıyız. El ele verip, Marshall Planı'nın 60 yıllık etkisini silip atmalıyız.”

..diyerek yazısını bitiriyor.

Marshall Plânı münasebetiyle "Zeytinyağlı yiyemem, basmada fistan giyemem" dedirten kadim dostumuz Amerika: “Ak bıçak kara bıçak, babam dükkân açacak", "Evlenmeyin bekârlar, naylon kızlar çıkacak" diyerek, naylon kızları da piyasaya sürüyor. (Halil ATILGAN - haberakademi.net)




Facebookta Paylaş