Flag Counter

Tüketim toplumu ve Köleleşme

Tüketim toplumu - tüketim çılgınlığı!
Satın al, farklı ol, mutlu ol

Tüketim çılgınlığı

Tüketim Çılgınlığı

Alışveriş mağazalarının açılış esnasında yapılan alışveriş çılgınlığı haberlerini görmezden gelmek mümkün değil. Açılış için ucuz satılan bir malı ilk önce alma yarışını hayretle izledik. Birçoğumuzda aynısını yaparız hiç kuşkusuz. Ne oluyor tüketicilerimize niçin durup dururken birden çıldırdılar? Nasıl yanındaki bir kadının suratına basıp bir malı ondan önce “kapıp” meydan muhaberesinde zafer kazanmış edasıyla kasaya koşabiliyorlar? Ne oldu insanlığa? Ne zaman komşuluk, yardım, başkalarının da haklarına saygı gösterme, centilmenlik duyguları gibi sosyal davranışları bir kenara atıp, sahip olma ve daha fazla tüketme duygusuyla yanındaki insanın gırtlağına ayağıyla basıp kasaya koşmaya başladık?

Tüketim canavarı haline gelen batılı anlayışında, hep daha fazla tüketim, hesapsızca tüketim, israf ederek tüketim körüklenmiş, çok tüketen, en değerli toplum konumuna getirilmiştir. Böylelikle sonu gelmez bir "tüketim köleliği" oluşturulmuştur.

"Batının ilmini ve fennini alalım ama onun ahlakını ve kültürünü almayalım”. Bu mümkün müdür acaba? Bir medeniyetin bilim ve teknolojisini alıp, onun kültürünü ve hayat felsefesini bunun dışında tutmak, ruh ve bedeni birbirinden ayırmaya benzer. Liberal kapitalist anlayış, tüketime sunduğu her şeye, kendi dünya algılayışını ve ruhunu yansıtmıştır. Tüketim kültürünün temelinde yatan algılama sorunu da budur. Örneğin kolalı içeceklerin, fast-food modeli yemek kültürünün ülkemizde yaygınlaşmaya başlaması, damak zevkimizi deformasyona uğratmış ve ailenin bir araya gelerek, yemek yeme geleneğini azaltmış, geleneksel mutfak kültürümüzü yozlaştırmıştır.

Yerli üretim, yerli alışkanlıklar ve gelenekler baltalanarak, uluslararası küresel tekellerin markalarına bağımlılık oluşturulmaktadır. Toplumlar McDonaldlaştırılmakta, CocaCola-laştırılmaktadır. Markalar yüceltilmekte, putlaştırılmakta, ürünler tüketiciler için birer dünyevi ikonlar haline getirilmektedir. Görkemli mağazalar, alışveriş merkezleri tüketim mabetleri biçiminde topluma sunulmaktadır. “Göstererek tüket, hemen tüket, daha fazla tüket” anlayışı oluşturularak, tüketiciler ve toplumlar daha çok ve gereksiz tüketime, savurganlığa yönlendirilmektedir. Tüketiciler, ürünleri ve markaları satın alıp tüketirken bunların ekonomik, teknolojik, işlevsel yararlarından daha çok, taşıdıkları ve aktarabildikleri sembolik anlamlara yönlendirilmektedir.

Tüketim canavarı haline gelen bu anlayışta, hep daha fazla tüketim hedeflenmiş, çok tüketen, en gelişmiş, en iyi toplum konumuna getirilmiştir. Böylelikle sonu gelmez bir "tüketim köleliği" oluşturulmuştur. Batının körü körüne sonuçlarını düşünmeden çekirge sürüleri gibi girdiği yeri talan eden bir psikozla tüketimi körüklemesi, toplumu akıl almaz paradokslara sürüklemiştir.

Mesela en basit bir örnek verelim; toplumlarda aşırı yemek tüketimini hızlandırmış, sağlıksız yemek yeme alışkanlığı körüklenmiş ve insanlar arasında obezitenin artmasına neden olmuştur. Sonra bu açgözlü tüketim hegemonyası bunu tekrar ranta dönüştürerek, bu sefer bu şişman insanlara bütün yolları kullanarak yüksek ücretler karşılığında zayıflama formülleri sunmuştur. Böylelikle sonu gelmez tüketim köleliği zincirini kesintisiz olarak devam ettirmektedirler.

Her çeşit kitle iletişim aracından oluşan medya gücünü de elinde bulunduran bu güçler ürettikleri mal ve hizmetlerin reklamlarını kendi çıkarları doğrultusunda yaparak-yaptırarak piyasayı ve tüketicileri istedikleri gibi yönlendirmektedirler.

Aslında sorunun cevabı, bir yılda reklâm için dünyada ayrılan payın 500 Milyar Dolar olduğunu bilmek, veya ABD’de 11 Eylül saldırılarının hemen ardından “President” George W. Bush’un halkına hitaben yaptığı konuşmada “alışveriş merkezlerine gidip bir şeyler satın almanın bir vatandaşlık görevi” olduğunu söylediğini hatırlamaktan geçiyor.

Kişi, harcadıkça kendine güveni geliyor, harcadıkça morali düzeliyor, harcadıkça mutlu oluyor. Aslında harcadığının kendi hayatı olduğunu bilmeden, tıpkı bir uyuşturucu bağımlısı gibi, sahte bir tatmin ve mutluluk duygusuyla ,“kâfir ordusuna yalın kılıç dalan” din savaşçısı coşkusuyla, dalıyor kredi kartı ile mağazalara! 

Peki, aradığı mutluluğu buluyor mu dersiniz. Ne yazık ki yıllık gelir daha yukarı çıktıkça, harcama ile doğru orantılı bir tatmin sağlamıyor. Yani insan daha çok harcadıkça, daha mutlu olmuyor.

Öyleyse bu kontrol edilemez hale gelen tüketim çılgınlığının sebebi ne?

Bu sebep, bizatihi mal ve hizmet üreten firmaların tatmin edilemez kar duygularından kaynaklanıyor. Daha açık bir deyimle kapitalist sistemin, bireyi daha çok tüketme, daha çok çalıştırma ve daha çok kâr elde etme dürtüsünden kaynaklanıyor. Buna “kârı maximize etmek” deniyor.

Yapılan araştırmalar ortaya koymuştur ki; tüketim çılgınlığı yeni dertlerin kaynağıdır. Tüketimle beraber stres de artmaktadır. Aile ve yakın çevre ile sosyal ilişkiler zayıflamaktadır. Borçlanmalar, şişmanlık hastalığı, çevre kirliliği, hormonlu ve genetiği değiştirilmiş gıdalara bağlı hastalıklar artmaktadır. Zengin ülkelerde kalp, damar hastalıklarından ve kanserden, dengesiz beslenme, obezite ve stres kaynaklı hastalıklardan ölüm oranı yüzde 42 gibi inanılmaz bir düzeydedir.

Ekolojik dengenin bozulması, toprak erozyonu, orman yangınları ve ormanları bilinçli yok ediş, biyolojik çeşitliliğin azalması, temiz su kaynaklarının hızla kirlenmesi ve azalması, hava kirliliği, asit yağmurları, küresel ısınma ve küresel iklim değişikliği, radyoaktif kazalar ve atıklar, büyük kasırgalar, seller tüketim çılgınlığının diğer etkileridir.

Çünkü kapitalist sistem tarafından körüklenen tüketim çılgınlığına dünyanın kaynakları yetmemektedir. Tüketim çılgınlığı bu hızla giderse 2050 yılında dünya artık yetmeyecek, yeni bir dünyaya ihtiyaç duyulacaktır. Bu dünya henüz bulunamadığı, ve gelişmiş kapitalist ülkeler, o bulunacak yenidünyayı henüz işgal edemedikleri için, mevcut kaynaklara ulaşmak için, yeniden, silaha başvuracaklardır.

Sadece su ve gıdaya sahip olmak için, bölgesel ve küresel savaşlar öngörülmektedir. Bu nedenle Birleşmiş milletler raporunda 2050 yılında yapılacağı varsayılan su savaşlarının tam da göbeğinde Türkiye vardır.

Bilinçli tüketici olmanın, olmazsa olmaz şartı ise, örgütlü tüketici olmaktan geçer. Örgütsüz tüketici “köle”dir. Bu nedenle tüketicilerin kölelikten kurtulmasını çok önemli bir yöntemi tüketici derneklerinde örgütlenerek, yaşamlarına ve geleceklerine yönelen saldırılara karşı birlikte “tüketimden gelen güçlerini” kullanmalıdır.

Kaynak: Ümit Kutbay- Tüketici hakları derneği - Aydın

Moda - Satın al, farklı ol, mutlu ol..

Alış veriş -  al, farklı ol, mutlu ol..

19:00-24:00 saatleri arasında modanın ve alışverişin durak noktaları olarak kabul edilen Nişantaşı, Bağdat Caddesi ve İstinye Park’ta moda ve alışveriş tutkunları hem eğleniyor, hem de doyasıya alışveriş yapıyor. Ünlü isimlerin de parti mekanlarını renklendirdiği Fashion Night Out, gerek medya gerek de tüketiciler tarafından büyük ilgi görüyor. Bu tür alışveriş aktivitelerinin günden güne daha çok arttığına şahit olmaktayız. Shopping Fest’in etkilerinin yeni yeni unutulmaya başlandığı bir dönemde Fashion Night Out başka bir “tüketim çılgınlığı”nın kanıtı olarak gündemde yerini aldı. “Festival” söylemi altında düzenlenen bu tür “kültür” etkinlikleri, kapitalist dünyanın başlıca ideolojisi olan tükettirmeye hizmet etmekte. Eğlence söylemleriyle ılımlılaştırılan ideolojik tuzaklar, “moda”, “popüler kültür”, “kültür”, “modern” sözcükleriyle süslenerek tüketicilere cazip şekilde sunulmakta. Hele hele “indirim” fikri insanlara aşılanınca, kendilerini tüketimin cazibesine bırakmakta.

Peki moda nedir? Moda genel kullanımıyla insanların, içinde bulunan belirli bir zaman periyodundaki, daha çok giyim ile ilgili tercihlerine referans veren, popüleritesi yükselen, genel giyim tarzına verilen isimdir. Aslen moda birçok alandaki değişen, yükselen tercih eğilimlerine referans olur. Moda: “Bir toplumda bir zaman dilimi içerisinde öne çıkan giyim tarzlarını ifade etmekle birlikte, sadece giyim için geçerli değildir. Genel davranışlar, sanat, mimari, edebiyat ve yemek gibi birçok konuyu da içine alan ve bir süre etkin olan toplumsal bir beğeniyi de anlatmak için kullanılmaktadır.” Anlamca moda kelimesi bir toplumun tüketim trendlerinin genel ifadesidir. Yani toplumun eğilimini gösterir. Ama aynı zamanda moda saptanmaktadır da. Bu demektir ki moda toplumun eğilimlerini şekillendirmektedir. Yani moda bir eğilimi ifade ederken, aynı zamanda bir eğilimi de şekillendirebilmekte veya bir trend yaratabilmektedir. Anlaşılacağı üzere modada, karşılıklı bir işleyiş söz konusudur.

Moda, “popüler kültür” ile yakından ilişkili bir kavramdır. Popüler kültürde var olan eski değerler, yenileriyle birleşerek, özgün bir kültür oluşumuyla varlık oluşturmaktadırlar. Günümüz kapitalist toplumlarında tüketme isteği, üretme isteğinin bir adım önüne geçmiş ve böyle bir ortam içerisinde, temelinde tüketim kültürünün yattığı popüler kültür, toplumlara egemen olmaya başlamıştır. Popüler kültürün en önemli özelliği belirli bir süre kullanılıp atılmasıdır. Böyle bir özellik sürekli devingenliği sağlamakta ve tüketim güdüsünün sürekli canlı tutulmasına sebep olmaktadır. Moda tam da bu noktada popüler kültür ile birlikte düşünülmektedir. Popüler kültürün bir yansıması ve aracı olarak düşünülebilecek olan moda olgusu da, bireylerin farklı olma güdülerini harekete geçirerek, onları tüketime yönlendirmede bir araç olarak kullanılmaktadır.

Kapitalizmin tuzağı tam da burada kendini göstermektedir. “Moda” söylemleri altında diğerlerinden farklılaşmaya çalışan tüketiciler, yine modanın handikapı içine tek tipleştirilmektedirler. Tek tipleştirilme durumu vuku bulduğu zaman yine “moda” olgusu devreye girmekte ve eski olan terkedilip yeni olan tükettirilmektedir. Tekrardan farklı olabilmek adına… Bu bakımdan kapitalist dünyada tüketiciler, farklı olmak arzusuyla tek tipleştirilmeye mahkum edilmektedirler.

Sembolleri tüketmenin hiyerarşik düzenin belirlenmesinde etkili olan ve “modern” olan ile ilişkilendirilen tüketim toplumunda bireyler, statü göstergesi olarak modayı takip etmekte ve bu itki ölçüsünde de tüketmektedirler. Bu durum gündelik yaşamın her yanını sarmış olan reklam uygulamaları ve medya haberleri, olguları vasıtasıyla da her geçen gün daha da “normalleştirilmektedir.” Reklam piyasasında tüketme tezahürü, mutluluk tezahürü altında sunularak kitleler güdümlenmektedir. Al, farklı ol, mutlu ol!

Medyanın en fazla tüketilen mecralarından biri olan televizyonda yer alan bazı programlar tüketim çılgınlığının dozajını arttırmada etkili olmakta. “Bana her şey yakışır” ve “bugün ne giysem” programları, “modayı takip eden” ve “en şık” olarak toplumsal hiyerarşide yer almak isteyen “modern” tüketicileri yarıştırarak, kitleleri tüketim ölçeğinde güdümlemektedir. Git gide “tüketim canavarına” dönüşen kitleler, tüketimin eski gerçekliğinin yitirilmesi hususunda aktif rol oynamaktadır.

Çağımızda tüketim yeni bir anlama ve gerçekliğe sahiptir. Artık tüketimin mantığı ekonomik düzen içinde oluşmaktadır. İhtiyaçları gidermek adına tüketmek olgusu, yerini daha çok toplumsal hiyerarşide yer alabilmek adına sembolleri tüketmeye bırakmıştır. Bu durum gereğinden fazla tüketimi, diğer bir deyişle savurganlığı açığa çıkarmıştır. Gereğinden fazla tüketim, soyut bir mutluluk olgusunun ortaya çıkmasına neden olarak hedonist (hazcı) bakış açısının yaratımına neden olmaktadır. Aslında tüketilenler, sembollerin etkisi altında kurgulanmış olan fantezilerdir. Bu yüzden adı geçen tüketim eğlencelerindeki mutlulukların sorgulanması gerekmektedir.

Ayrıca önemle vurgulanması gereken bir husus vardır ki o da, “küresel bir köy” olarak kabul edilen bu dünyada, kimileri tüketim çılgınlığına kapılıp, moda ve satın alma olguları vasıtasıyla kurgusal bir hiyerarşik düzenin üst basamaklarında yer almaya çalışarak kurgusal bir mutluluğu yaşarken, kimilerinin açlıkla savaşıp, hayatta yer almaya çalışmasının unutulmasıdır. Çünkü açlık, dünün gündeminde kalmıştır. Bugün ise daha mutluluk verici, daha stratejik ve daha çok getirisi olan bir gündem malzemesi insanları meşgul etmektedir. Alışveriş festivalleri… O halde; al, farklı ol, mutlu ol!

Kaynak:

www.kulturmafyasi.com

Yaşamak için çalış, tüketerek yaşa, tüketmek için yaşa: işte tam bir cehennem döngüsü. (Raoul Vaneigem)