logo - infethiye

Bor madeni ile araç yakıtı

Bor elementi - alternatif yakıt
Bor rezervlerinin yarısından fazlası Türkiye’de bulunuyor!!
Türkiyede Petrol sondajları:
Türkiyede Petrol aramacılığı:
Türkiyede Petrol reservleri ve Petrol üretimi:

Bor elementi - alternatif yakıt

Son yıllarda yaşanan ekolojik sıkıntılar, küresel ısınma problemi, tükenen petrol rezervleri ve karbon içerikli yakıtların çevre kirliliği yaratmasına karşın alternatif yakıt sistemleri üzerinde çok ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Dünyanın önde gelen bilimsel araştırma laboratuvarlarında gerçekleştirilen bu çalışmalarda Hidrojen yakıt sistemlerinin temiz, verimli ve güvenilir olduğu görülmüştür. Fakat depolama problemi hidrojen yakıtlı araç üretiminin önünde en büyük engeli teşkil etmektedir.

Hidrojen depolama problemi bilim ve teknoloji çevrelerini alternatif madde arayışına itmiş, yapılan araştırmalar ve deneyler 1970'li yılların ikinci yarısından itibaren bor elementinin alternatif yakıt olarak kullanılabileceği üzerinde görüş birliğine varılmış, günümüze kadar sayısız ar-ge çalışmaları sonunda borun yakıt olarak kullanılabilirliği otoritelerce kabul edilmiştir.

20 Yıllık çalışmanın ürünü

Bordan yakıt üretmenin haklı gururunu yaşadıklarını ve bunun 20 yıllık bir araştırmanın ürünü olduğunu vurgulayan Arvas, sözlerini şöyle sürdürdü: 'NNT Nanoteknoloji Bor Ürünleri AŞ, ar-ge laboratuvarlarında 20 yıla yakın bir süredir yaptığı çalışmalar sonucunda nano ve nano altı (angstrom) bor kristallerinde, 23 proje geliştirilmiş ve bu alternatifsiz projeleri etap, etap endüstriyelleştirmeye başlamıştır. Firmamız dünyada ve ülkemizde ilk defa bor madenini yakıt olarak üretmiş, 'Nano fuel' markasıyla yurt dışında ve yurt içinde satışa arz etmeye başlamıştır.

Bizim ürettiğimiz yakıttır, ancak şuan araçların sistematiği benzin ve mazotla hareket etme özelliğine sahip olduğu için şuanda yakıtlara katkı maddesi olarak kullanılıyor. Ancak, bor yakıtına uygun araçlar üretildiğinde benzin ve mazota ihtiyaç duyulmadan bu tür araçlar bor yakıtı ile ilerleyebilecek. Bizim firmamız, bu tür araçların üretilmesinde de çalışmalarda bulunmaktadır. NNT AŞ'nin diğer proje ürünlerinde olduğu gibi Bor Power Nanofuel'de dünyada bir ilk olarak yakıt ve otomotiv sektöründe heyecan oluşturmuştur.

Yakıtın kullanımı

Bor yakıtının hem benzinle hem mazotla çalışan araçlara konulabileceğini bildiren Arvas, şöyle konuştu: 'Ürettiğimiz bor yakıtı direk aracın yakıt deposuna konuluyor. Hem benzine hem mazota katkı olabiliyor. Bor uzay araçlarında da kullanıyor. Yanması çok yüksek. Yakıta katıldığı zaman, araçlar en az 300 - 350 kilometre fazla gidecektir.

Benzinle bin kilometre giden bir araç bu katkıyla bin 350 kilometre yapar. Gelecek zamanlarda benzin istasyonları gibi, bor istasyonları kurulacak ve bor yakıtı benzinden 10 kat daha düşük olacak. Çünkü madenin kaynağı Türkiye'de. Biz teknolojiyi üreterek dünyanın hizmetine sunduk, henüz bor yakıtına fiyat biçmedik. Biz Türk borunun depolara girdiğini göstermek istedik, bunu da başardık.

Bor yakıtının avantajları

Bor yakıtının çevreci, güvenli oluşu ve kolay taşınabilirliği ile avantajlı bir yakıt olduğunu ifade eden Arvas, 'Bor yakıtı, kolaylıkla yanmayan bir yapıdadır. Dolayısıyla infilak etme, kıvılcımla, ateşle tutuşma riski yoktur. Bir kaza anında patlama meydana gelmeyecektir. Bu yönüyle bor çok önemli bir yakıttır ve nakliyesinde risk olmayışı Bor yakıtı için bir üstünlük ve alternatifsizlik kazandırmaktadır. Bor çevre dostudur, yanma sonrası gaz emisyonu oluşturmamaktadır. Bor yakıtı kara ve deniz kazalarında toprağa ve suya karışması halinde hiçbir zaman kirlenmeye neden olmayacak, toprakta doğal bitkiler için besleyici olacak ve, denizlerde de kolay çözülerek, zaten deniz suyunda olan Bor elementi ilave bir risk oluşturmayacaktır' diye konuştu.

Bor rezervinin yarısından fazlası Türkiye’de bulunuyor!

Bu yüzyılın en önemli madenleri arasında yer alan Bor rezervinin yarısından fazlası Türkiye’de bulunuyor. Bor, nükleer sanayiden uzay araçlarına, gübre sanayiinden ilaç sanayine, kimya sanayinden otomobil sanayine kadar 400′ü aşkın alanda kullanılıyor. Türkiye’de devlete ait olan Eti holding A.Ş. aracılığı ile Bor madenleri, Burhaniye’den Savaştepe’ye, Susurluk’tan Dursunbey’e, Bigadiç’ten Sultançay’ına, Bursa Kestelek’ten Sındırga’ya, Kütahya Emet’den Eskişehir Kırka’ya kadar, 1 milyon 700 bin hektarlık Bor maden rezervleri kamulaştırılmış durumdadır.

Bor ürünlerine ait teknolojiler, genellikle teknolojiyi üreten ülkelerce gizlenmekte, bu konudaki bilgilere kolaylıkla ulaşılamamaktadır. Bu sebeple, diğer ülkelerden önemli teknoloji transferleri yapılamamıştır. Ham madene sahip olan ülkelerden ziyade, bu madenle ilgili teknolojiye sahip olan gelişmiş ülkelerin piyasaları kontrol ettiğini görüyoruz. Türkiye'de, 1978 yılında yapılan devletleştirmeden sonra, bu konuda önemli bir adım atılmış olsada, teknolojik eksiklikler sebebiyle, dünya piyasasında rezervleri ile orantılı bir hakimiyete sahip olamamışız.

Türkiye Bor madenini tam rafine işlenmiş olarak değil, ham veya yarı rafine halde satmasından dolayı, önemli döviz kazandırıcı fırsatları kaçırmaktadır. Bunun çeşitli örnekleri verilmektedir. ‘Örneğin 200 $/ton dan sattığımız %42 B2O3 tenörlü kolemanit cevherini alan bir ihracatçı firma, söz konusu ürünü öğüttükten sonra 600-650$/ton fiyatla nihai kullanıcıya satmaktadır. Bor gibi 21. Yüzyılın petrolü olarak adlandırılan bir madenin en büyük rezerv kaynağı olan Türkiye’nin, Bor ihracatından yılda yalnızca 102 milyon dolar, Bor ürünleri ihracatından ise yalnız 106 milyon dolar kazanıyor olması, önemli bir kapasitenin israf edildiğine işaret etmektedir. Ayrıca Türkiye, dünyanın en zengin Bor yataklarına sahip olduğu halde, yurt dışına ihraç ettiği tinkal ve boraks'tan üretilen, "sodyum per borat"ın ithalatçısı konumundadır.

Kaynak: Ekonomi Haber-Bor-Madeni
Hürriyet-Bor rezervlerinin yüzde 65'i Türkiye'de


sari çizgi

Türkiye'de Petrol sondajları

1945 yılında keşfedilen Raman petrol sahasının keşfinden bugüne kadar yapılan çalışmalarda, Türkiye'de petrol ve gazın varlığı kanıtlamıştır. Bugüne kadar irili-ufaklı yaklaşık 120 petrol ve doğal gaz sahası keşfedilmiştir. Keşifler ağırlıklı Kilis'ten siirt'e kadar uzanan, Adıyaman-Diyarbakır-Batman'ı kapsayan, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ve Trakya bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Trakya bölgesinde genelde doğalgaz sahaları, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ise petrol sahaları keşfedilmiştir. Türkiye'de petrol vardır ve aranırsa bulunabileceği kanıtlanmıştır.

1954 yılındaki petrol yasası sonrası, T.P.A.O'nun, özellikle Shell ve Mobil gibi uluslararası şirketler arama ve sondaj çalışmalarına başlamış. 1969 ve 1973 ilk petrol krizi şoku sonrası, petrol fiyatının 10 kat artması ile, yerli petrol aramacılığına verilen önem neticesinde, yerli petrol üretimi 1991'de yılda 4.5 milyon tona ulaşmıştır. Ancak değişik nedenlerden dolayı günümüze kadar, petrol ve doğal gaz sondajına ayrılan bütçe azalmış ve halen azalmaktadır.

1954 döneminde, Petrol arama çalışmalarına verilen önem neticesinde 1965'te 150 000 m'lik maksimum metraja ulaşılmış, 4 yıl sonra yıllık üretimi 3.6 milyon tonu bulmuştur.

1973 sonrası arama çalışmaları neticesinde 1985'de 260 000 m'lik maksimum metraja ulaşılmış, 6 yıl sonra 1991'de üretim rekoru sayılan 4.5 milyon ton olarak gerçekleşmiştir.

Aramaya yapılan yatırımın, etkisini 4-6 yıl sonra üretimde gösterdiğini görüyoruz. 1991'de 4.5 milyon ton olan yıllık yerli üretimimiz şu anda 2.5 milyonton kadardır. Söz konusu azalmanın önümüzdeki yıllarda da devam edeceği bekleniyor. Yalnız; kanıtlanmış bir ilişki vardır, o da şudur: Türkiye'de petrol aramacılığına ve sondajına bütçe ayrılırsa, petrol bulunmaktadır.

Ülkemizin değişik bölgelerinde petrole rastlanmıştır, ağırlıklı olarak da Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Batman, Mardin, Siirt, Diyarbakır, Adıyaman ve Kilis illeri içinde bulunan sahalardan üretim yapılmaktadır. Trakya bölgesinde küçük sayılabilir 1-2 sahadan petrol üretimi yapılmaktadır.

Karadeniz ve Akdeniz'de bütçe elverdiğince petrol ve doğal gaz aramaları  sürdürülmektedir. Son yıllarda yapılan en önemli keşif, Manisa Alaşehir'de delinen bir kuyuda petrolün bulunması olmuştur. Böylelikle Ege bölgesinde ilk defa petrol bulunmuş oldu. Bundan sonra aranırsa, bulunabileceği ipucunu vermiştir. Ayrıca orta Anadolu, Tuz Gölü civarında, doğal gaz ve petrol potansiyelinin olabileceği söylemektedir.

Diğer önemli soru ise: Türkiye'de petrol var ama Türkiye petrol zengini bir Ülke olabilirmi? Maalesef bu soruya hemen evet demek mümkün değildir. İstatistiksel olarak bilinen bir gerçek: Türkiye'de bulunan petrol sahalarının Orta Doğu ülkelerindeki sahalar kadar büyük olmadığı ve bizim sahaların genelde "ağır" petrol içerdiğidir.

Türkiye'de bugüne kadar yaklaşık 1 milyar ton petrol keşfi yapılmıştır. Ancak bunun %15'ine mukabil 150-160 milyon ton petrol üretimi tahmin edilmektedir. Bunun 112 milyon tonu (2000 sonu itibariyle) bugüne kadar üretilmiş olup, geriye kalan 40-50 milyon ton pertol Türkiye'nin üretilebilir petrol rezervidir. Bir başka deyişle, Türkiye'nin petrol rezervi yüksek değildir, ancak 1.5 yıllık petrol tüketimini karşılamaya yetecektir.

Türkiye'de Petrol aramacılığı:

1954 yılından günümüze kadar Türkiye'de 200'e yakın şirket, arama ve işletme faaliyetlerinde bulunmuş, bunlardan 27 tanesi halen faaliyetlerine devam etmektedir. 5 Şirket, (T.P.A.O, Ersan Petrol, Polmak, Demir Enerji ve Güney Yıldızı) yerli şirkettir.

Petrol aramacılığı toplam 18 bölgeye ayrılmış ve 1935'ten beri 3000'e yakın kuyu delinmiş, bunun yaklaşık 1100 tanesi arama ve 1300 tanesi üretim kuyusudur. Arama kuyularının derinliği 2300 m'dir.

Arama Kuyularının %30'u X. Bölgede (Siirt), %19'u XI. Bölgede (Diyarbakır), %18'i I. Bölgede (Marmara), %15'i XII. Bölgede (Gaziantep), %5'i XIII. Bölgede (Hatay) ve %4'ü XIV. Bölgede (Adana) delinmiştir. .

Arama kuyularının 1 tanesi 6000 m'den derin, 7 tanesi 5000 m'den derin, 22 tanesi 4500 m'den derin, 57 tanesi 4000 m'den fazla derinliktedir.

Denizlerde delinen kuyu sayısı 30'dur - Keşfedilen Petrol Sahaları:

1945-2000 arası 59'u T.P.A.O ve 41'i diğer şirketler tarafından 100 irili ufaklı petrol sahası keşfedilmiştir. Keşfedilen sahaların %36'sı X. Bölgede, %33'ü XI. Bölgede ve %27'si XII. Bölgede yer almaktadır. Delinen arama kuyu sayısı ile keşfedilen saha sayısı arasında doğrusal bir ilişki bulunmaktadır

Ortalama olarak, 9 arama kuyusu delindikten sonra 1 saha keşfi yapılmaktadır. Ortalama olarak, her keşfedilen sahada 27 kuyu (arama+üretim+enjeksiyon+..) delinmektedir.

Türkiye'de Petrol Reservleri:

Keşfedilen toplam 100 petrol sahası için, rezervuardaki yerinde petrol miktarı 1 milyar ton iken, üretilebilir petrol miktarı 150-160 milyon ton olup, bugüne kadar 110 milyon ton üretilmiş, kalan üretilebilir rezerv yaklaşık 40-50 milyon ton olarak öngörülmektedir.

Türkiye genelinde üretilebilir petrol mahallinde, petrol oranı %15 olup, T.P.A.O sahaları için bu oran %12 ve Shell sahaları için %25'tir. Ortalama rezervuar başına 10 milyon ton petrol, üretilebilir petrol ise 1.5 milyon tondur.

Türkiye'de Petrol üretimi:

2000 itibariyle 45'i T.P.A.O ve 31'i diğer şirketlerce işletilen 76 sahadan üretim yapılmaktadır. Her üretim yapılan sahada ortalama 13 üretim kuyusu bulunmaktadır. Üretim kuyularının ortalama derinliği 1742 m'dir.

Üretim kuyuları için ortalama yıllık üretim, 1997'de 4252 ton/(kuyu-yıl) iken, 2000 yılında 3277 ton/(kuyu-yıl) olmuştur. Bir başka deyişle, 2000 yılında üretim kuyuları için ortalama debi günde 63 varil olarak gerçekleşmiştir.

Yıllık toplam üretimin %47'si 5 sahadan (Raman, Batı Raman, Karakuş, Güney Karakuş, Kuzey Karakuş) gerçekleşmiştir ve tamamı T.P.A.O. tarafından işletilmektedir.

Bugüne kadar yapılan tüm üretimin %47'si X. Bölgede, %37'si XI. Bölgede ve %16'sı XII. Bölgede keşfedilen sahalardan gerçekleştirilmiştir. .

2000 sonu itibariyle; sahaların keşfinden bugüne kadar toplam üretimi 50 milyon varilden büyük olan 5 saha, 25 milyon varilden büyük olan 9 saha, 10 milyon varilden büyük olan 27 saha ve 1 milyon varilden büyük olan 47 saha işletilmektedir.

2000 sonu itibarı ile:

Toplam Üretim/Delinen arama Kuyusu Sayısı Oranı ? 900 000 Varil/Arama Kuyusu (veya 125 000 ton/Arama kuyusu)

Toplam Üretim/Toplam Arama Kuyusu Metrajı Oranı ? 400 varil/m

Toplam Üretim/Toplam Delinen Kuyu Sayısı Oranı ? 300 000 varil/kuyu

Toplam Üretim/Toplam Delinen Kuyu Metrajı Oranı ? 150 varil/m olmuştur.

Bugüne kadar gerçekleşen toplam üretimin %48'i 1500-2000 m. derinliğindeki sahalardan, %27'si 1000-1500 m. derinliğindeki sahalardan, %14'ü 2500-3000 m. derinliğindeki sahalardan ve %10'u 2000-2500 m. derinliğindeki sahalardan gerçekleştirilmiştir.

1.85 milyar varil yerinde petrol rezervi ile Türkiye'nin en büyük sahası olan Batı Raman'dan üretilebilecek petrol rezervi yaklaşık %2 iken, sahada CO2 enjeksiyonu uygulaması sonucunda üretilebilecek petrol rezervinin %12'ye yükseltilebileceği anlaşılmıştır. Bu yaklaşık 25 milyon ek petrol rezervidir.

Sonuç ve Öneriler:

Türkiye'de petrol vardır. Kilis'ten Siirt'e uzanan Güneydoğu anadolu bölgesinde, trakya'da petrol üretilmektedir, Ege'de (Manisa/Alaşehir) keşfedilmiştir, Doğu Anadolu'da, Tuz Gölü yakınında, Karadeniz ve akdeniz'de petrol potansiyeli tahmin edilmektedir.

Türkiye'nin yeteri kadar arandığını söylemek mümkün değildir. Tüm Cumhuriyet döneminde toplam 1200 arama kuyusu delinmişken, dünyada her yıl ortalama 20 000 arama kuyusu delinmektedir. Türkiye'de Cumhuriyet döneminde toplam 3000 kuyu delinmişken, A.B.D.'de ise her yıl onbinlerce kuyu delinmektedir. Eski Sovyetler Birliği'nde kuyu sayısı milyondan fazladır.


Rezervuarlarımız genelde göreli olarak küçük petrol rezervli, küçük ölçekteki rezervuarlar şeklindedir. Türkiye'de petrol aramacılığı ve sondaj faaliyetlerine ayrılan bütçe yetersizdir. 2001 yılı yatırım programında T.P.A.O'nun sondaj öncesi (jeolojikve jeofizik çalışmalar) ve sondaj çalışmalarına yaklaşık 28 milyon dolar ayrılmıştır. Bu bütçe yetersizdir; çünkü: her kuyunun maliyeti birkaç milyon dolar düzeyindedir, Deniz aramacılığının maliyeti çok daha yüksektir. 2000 yılı içinde karadeniz'de delinen 2 kuyunun maliyeti 50 milyon dolar olarak verilmiştir. Geçen yıl İskenderun açıklarında delinen 2 kuyunun maliyeti 20 milyon dolar olmuştur.

Uluslararası petrol şirketlerinin arama ve üretimde payları azalmıştır. T.P.A.O. ağırlıklı olarak arama ve üretim yürütmektedir ve herşey T.P.A.O.'dan bekleniyor havası hakimdir. Uluslararası petrol şirketlerinin arama ve saha işletme faaliyetleri teşvik edilmelidir. Daha önce aranmış sahaların yeni arama teknolojileri uygulanarak (örneğin 3D sismik gibi) yeniden aranması planlanmalıdır.

Ülkemizde, bütçe ayırdığınızda ve aradığınızda petrolün bulunduğu, bugüne kadarki veriler, göstermektedir.

Türkiye'de yıllar içinde delinen kuyu sayısı, derinliği tanımlayan toplam metraj değerleri ve aramaya ayrılan bütçe, yıllar içinde önemli değişiklikler göstermektedir (1985'te 260.000m ile son yıllardaki 40-50.000m arasında). Buna bağlı olarak, yerli üretim, inişli çıkışlı bir görüntü içersindedir. Daha da endişe verici tarafı ise, 1986 yılından bugüne kadarki aramalara ayrılan bütçe sürekli düşmüş. Bunun neticesinde yerli petrol üretimi 1991'deki rekor düzeysonrası günümüze kadar sürekli düşmüş ve en az önümüzdeki 4-5 yıl içersinde düşmeye devam edecektir.

Arama çalışmalarının inişli-çıkışlı göstergesi, kararlı bir petrol politikasının yapılmadığının net göstermektedir. Bunun yanısıra; sektör içindeki en büyük kuruluşların üst yönetimlerindeki talihsiz personel değişiklikleri, petrol politikasını olumsuz etkilemektedir.

Kalıcı, tutarlı, uygulanabilir, uzun dönemli, vizyon ve misyonu olan bir petrol politikasına gereksinim vardır. Sektörü politikacının ve günlük yapılan politikanın değil, tutarlı bir politikanın yönlendirmesi sağlanmalıdır. Kamu kuruluşlarının yönetiminde uzman, deneyimli, bilgili, teknik ve ekonomik konulara hakim, politikacıların etkisinden arındırılmış bir yönetim yapısı kazandırılmalıdır.

Mevcut petrol sahalarından yapılan üretimin düşük olmasının bir başka nedeni de, bu sahalarda modern petrol üretim art'tırma yöntemlerinin yeterince kullanılmamasıdır. Türkiye'de yaklaşık 50 petrol sahasından üretim yapılırken, bunlardan yalnız birisinde modern üretim arttırma yöntemi kullanılırken, diğer birkaç sahada su enjeksiyonu yöntemi uygulanmaktadır. Petrol sahalarında üretimi arttırmak üzere yeni teknolojilerin ve üretimi arttırma yöntemlerinin kullanılması gerekmektedir. Yeraltında bulunan petrolün üretilebilirlik oranı dünya ortalaması %33 iken, bizde %15 olmasının en önemli nedenlerinden birisi; petrol sahalarının karmaşık yapısı ve içerdiği ağır petrolün yanısıra, yukarıda değinildiği gibi üretim art'tırma yöntem ve teknolojilerinin kullanılmamasıdır.

Türkiye'nin stratejik petrol rezervi yoktur. A.B.D.'nin yaklaşık 100 milyon ton yeraltında depolanmış stratejik petrol rezervi vardır ki, bu depolanmış miktar yaklaşık 1.5 aylık petrol tüketimine eşittir. Bu rezerv rafinerilerde veya diğer yüzey tanklarında depolanmış petrol miktarını içermemekte, sadece yeraltında depolanmış petrol miktarını tanımlamaktadır.

Türkiye'de ulusal enerji politikalarının, petrol ve doğal gaz politikalarının belirlenmesinde yardımcı olan, uzun dönemli planlama çalışmalarını yürüten, ilgili yönetmelikleri çıkarma ve denetleme özellikleri olan bir birimin (örneğin Ulusal Petrol Enstitüsü, Ulusal Doğal Gaz Enstitüsü, Ulusal Petrol ve Doğal Gaz Enstitüsü veya Ulusal petrol kurumu ve konseyi gibi) kurulmasında yarar vardır. Söz konusu birimde, sektörün her kesiminden (kamu ve özel kuruluşlar, mühendislik odaları, üniversiteler,...) temsilcilikler veya katılımcılar görev alabilirler. Günümüzün en önemli enerji kaynakları olan ve daha uzun sürede bu konumu koruyacağı belli olan, toplumun tüm kesimlerini ilgilendiren petrol ve doğal gazla ilgili etkinliklerin planlanacağı ve denetleneceği bir birim veya enstitü, aynı zamanda toplumu eğitici ve uyarıcı, gereğinde devletin ulusal petrol ve doğal gaz politikasını yönlendirici özelliklere sahip olabilir.

Akaryakıt türlerinin, doğal gaz ve LPG gibi ürünlerin analizini yapacak, standartlara uygun olup olmadığını araştıracak, bağımsız laboratuvarlara gereksinim vardır. Ankara'daki PAL bu tür laboratuvarlara iyi bir örnektir, Türkiye'nin diğer bölgelerinde de benzer laboratuvarlar açma çalışmalarının hızlandırılması, girişimlerin teşvik edilmesi gerekmektedir. Biz "İTÜ Petrol ve Doğal Gaz Mühendisliği" bölümü olarak, talip olmamıza rağmen, devletten henüz gerekli maddi destek konusunda olumlu neticeler alamadık, ama girişimlerimizi kamu ve özel kuruluşlarla sürdürmekteyiz.

Enerji sektörünün sorunlarının kökeninde, sektörün planlama eksikliği, bilimsel araştırma ile teknoloji geliştirme etkinliklerinin yetersizliği gelmektedir. Türkiye'nin bilim politikasında, enerjiye gereken yer verilmezken, enerji politikalarında AR-GE'ye (araştırma-geliştirme) gereken yer verilmemektedir. Petrol sektörü içindeki kamu ve özel kuruluşlar ile üniversiteler arasındaki bilimsel ilişkiler ve ortak çalışmalar çok düşük düzeydedir. Devlet'te üzerine düşen yönlendiricilik görevini yeterince yapmamaktadır. AR-GE çalışmalarına daha fazla kaynak ayrılmalı, Avrupa Birliği standartlarına uygun AR-GE programları teşvik edilmelidir.

Sektördeki kamu kuruluşlarının uzman ve ileri teknoloji ağırlıklı, yüksek iş verimi sağlıyacak ve  aynızamanda maliyeti düşük özelliklere sahip olacak şekilde yeniden yapılandırılma konusu, enerji politikalarında yer almalıdır.

Türkiye'deki tek devlet kuruluşu olan T.P.A.O.'nun Petrol ve doğal gaz arama çalışmalarını sürdürebilmesi için, bütçe gerektiren gelir kaynaklarını arttırıcı, petrol sektörü içinde daha geniş bir yelpazeyi kapsayacak entegrasyon uygulaması ile (rafinaj, boruhattı taşıma, satış-pazarlama çalışmaları yapabilecek şekilde) yeniden yapılandırılması uzun süreden beri dile getirilmektedir. Ancak bunu yaparken, yukarıda sayılan özelliklere (ileri teknoloji ağırlıklı, iş verimi yüksek) sahip olacak şekilde yapılandırılması konusu gündeme getirilmeli, tartışmaya açılmalı, incelenmeli ve gerekli çalışmalar gerçekleştirilmelidir.

Özet

Dünyada ülkelerin gelişmişliğini yansıtan en önemli göstergelerden birisi, "kişi başına düşen enerji tüketimi" değildir, onun yerine "tüketilen enerji başına yapılan üretim" göstergesi kullanılmaktadır. Yani önemli olan tükettiğimiz enerji başına, ne kadar ürettiğimizdir. Burada, doğal olarak "verimlilik" gündeme gelmektedir. Yani enerjiyi verimli kullanıyormusunuz, üretiminizde verimlilik gözönüne alınıyormu.

Şubat 2001 ekonomik krizinin bize öğrettiği "bu ülkede maalesef üretim yapılmadığı, üretimimizin artması gerektiği, gelişmenin mal ve iş üreterek sağlanabileceği" oldu.

Mal ve iş üretimindeki sorun, aslında yerli petrol üretiminde uzun yıllardan beri vardır. Yerli üretimdeki düşüş, aramalara yapılan ihmalden, aramalara yeteri kadar bütçe ayrılmamasından kaynaklanmaktadır. Bununda kökeninde; Türkiye'de uzun süreli, kararlı ve tutarlı petrol politikasının olmaması, sektördeki ilgili kuruluşların verimli çalıştırılmaması, politikadan çok politikacıların sektörü yönlendirmesi olguları ve gerçekleri yatmaktadır. Sektörde ilgili, yetkili ve sorumlu kuruluşlar verimli çalışmamakta ve çalıştırılmamakta, yasal altyapıda eksiklikler olduğu çıkarılan yeni yasalardan anlaşılmakta, bunlardan daha kötüsü; bütün bunların bize IMF veya Avrupa Birliği tarafından dayatılması sonucunda anlaşılması ve düzenlemelere gidilmesidir.

Prof. Dr. Abdurrahman Satman
Kaynak: http://web.itu.edu.tr/~pdgmb/documents/turkiyedepetrol.html