logo - infethiye

Albert Einstein'ın hayatı ve buluşları

Albert Einstein'ın Dini ve Siyasi görüşleri
Albert Einstein'ın Eric B. Gutkind'e yazdığı mektup
Albert Einstein'ın Atatürke yazdığı mektubu
Albert Einstein Sözleri
Albert Einstein'ın Şeytan tanımlaması

Albert Einstein'ın buluşları

Albert Einstein 1879 yılında Güney Almanya'nın Ulm kentinde dünyaya geldi. Babası küçük bir elektrokimya fabrikasının sahibi; annesi ise, klasik müziğe meraklı, eğitimli bir ev hanımıydı. Konuşmaya geç başlaması ve içine kapanık bir çocuk olması, ailesini tedirginliğe düşürmüşse de, sonraki yıllarda bu korkularının gereksizliği anlaşılacaktı. Giderek meraklı, hayal gücü zengin bir çocuk olarak büyüyordu. Okulu hiçbir zaman sevemedi. Gerçekten de, genç Einstein'ın ileride ortaya çıkacak dehasının temelleri, kendisinin de sonradan belirttiği gibi, okulda değil başka yerlerde atılmıştı: “Çocukluğumda yaşadığım iki önemli olayı unutamam. Biri, beş yaşında iken amcamın armağanı pusulada bulduğum gizemi; diğeri ise oniki yaşındayken, tanıştığım Öklid geometrisi" (Yunan matematikçi Öklid tarafından ortaya atılan bir geometri sınıfıdır). "Gençliğinde bu geometrinin büyüsüne kapılmayan bir kimsenin, ileride kuramsal bilimde parlak bir atılım yapabileceği hiç beklenmemelidir" demiştir.

Lise öğrenimini 1894′te İsviçre'de tamamladı ve 1896′da Zürih Politeknik Enstitüsü'ne (ETH) girdi. Einstein, Sırp asıllı Mileva Maric adlı bir fizik öğrencisi ile evlendi. Mileva, Einstein'nın 1905′te çıkardığı araştırmanın matematik hesaplarında yardımcı olmuştur.

1955′te hayata gözlerini yumana kadar bilim dünyasına çok şey kattı. 1916′da yayımladığı “Genel Görelilik Kuramı“, 1921′de “fotoelektrik etki ve kuramsal fizik" alanında çalışmalarıyla aldığı Nobel Fizik Ödülü, dahinin en önemli başarılarından sadece ikisi. Bern'de federal patent dairesinde görev aldı. Bu görevden arta kalan zamanlarda çağdaş fizikte ortaya atılmaya başlanan problemler üzerinde düşünme fırsatı buldu. Önce atomun yapısı ve Max Planck'ın kuantum teorisi ile ilgilendi. Brown hareketine ihtimaller hesabını uygulayarak, bunun teorisini kurdu. Avogadro sayısının değerini hesaplayarak, teorisini test etti.

Kuantum teorisinin önemini ilk anlayan fizikçilerden birisi oldu ve bunu ışıma enerjisine uyguladı. Bu da onun, ışık tanecikleri veya fotonlar hipotezini kurmasını ve fotoelektrik olayını açıklayabilmesini sağladı. 1905 yılında “Annalen der Physik” dergisinde bu çalışmalarını açıklayan iki yazısından başka, üçüncü bir yazısı daha çıktı. Bu yazıda görecelik teorisinin temelini attı. Teorileri sert tartışmalara yol açtı.

1909′da Zürih Üniversitesi'nde öğretim görevlisi oldu. Prag'da bir yıl kaldıktan sonra, Zürih Politeknik Enstitüsü'nde profesör oldu. 1913′de Berlin Kaiser-Wilhelm Enstitüsü'nde ders verdi ve Prusya Bilimler akademisine üye seçildi. Birçok özlü inceleme yazısı yayımladı ve bunlarda teorilerini geliştirdi. 1921′de Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.

İlk eşinden Hans ve Eduard isminde iki erkek çocuk sahibi olan bilim adamını, 1914 yılında eşi terk etti. 1. Dünya Savaşı nedeniyle yiyecek kıtlığı sırasında mide ağrıları çeken bilim adamına, kuzeni Elsa bakmış ve ikinci defa kuzeni Elsa (takma ismi Else) ile evlenmiştir.

Yabancı ülkelere birçok gezi yaptı, 1933′e kadar Berlin'de yaşadı. Bir bilim adamı olarak 1. Dünya Savaşı'nda tarafsız kaldı. Almanya'da yönetime gelen Nasyonal Sosyalist (Nazi) rejimin ırkçı tutumu ile, pek çok Musevi asıllı bilim adamı gibi o da Almanya'dan ayrıldı.

Paris'te College de France'ta ders verdi; burdan Belçika'ya oradan da İngiltere'ye geçti. Son olarak Amerika Birleşik Devletleri'ne giderek, Princeton Üniversitesi kampüsünde etkinlik gösteren Institute for Advanced Study'de (İleri Araştırma Enstitüsü) profesör oldu. 1940 yılında Amerikan yurttaşlığına geçti.

Küçük oğlu Eduard akıl hastalığı nedeni ile Zürih yakınlarında bir bakım evinde hayatını geçirmiş; büyük oğlu Hans, babası ve annesinin karşılaştığı Zürih Polytecnic'te mühendislik okumuş ve daha sonra University of California, Berkley'de profesörlük yapmıştır. 1955′de Princeton'da ölmüştür; oğlu Hans yanında bulunmuştur.

Üvey kızı Margot Einstein, bilim adamının kişisel mektuplarını özenle herkesten saklamış, kendisinin ölümünden 20 yıl sonra daha saklı kalmasını vasiyet etmişti. Günümüzde Princeton Üniversitesi tarafından basılan bu mektuplar, bilim adamının gizli kalmış özel yaşamı hakkında ilginç bilgiler içermektedir.

Einstein teorileri üç bölüme ayrılır:

İlk iki teorinin geçerliliği atom fiziği ve astronomi alanında yapılan deneylerle çok başarılı biçimde sınanmıştır; çağdaş fiziğin temel taşları arasında yer alırlar. Einstein atom ile ilgili olarak: "Ben atomu iyi bir şey için keşfettim, ama insanlar atomla birbirlerini öldürüyorlar." demiştir. Ayrıca birçok kişinin ilgisini çeken "Neden Sosyalizm" adlı yazısı, Monthly Review adlı aylık dergisinin, ilk sayısının, ilk yazısıdır.


sari çizgi

Albert Einstein - Dini/Siyasi Görüşü

Albert Einstein 50. yaş gününde, George Sylvester Viereck'e verdiği bir röportajda tanrı ile ilgili fikirlerini şu şekilde özetlemiştir:

"Ben bir ateist değilim. Kendime bir panteist diyebileceğimi düşünmüyorum. İlgili soru bizim kısıtlı akıllarımız için çok geniş. Biz, pek çok değişik dilde kitapla doldurulmuş bir kütüphaneye giren küçük bir çocuğun durumundayız. Çocuk kütüphanedeki kitapları birisinin yazmış olması gerektiğini bilir. Nasıl yazıldıklarını bilmez. Yazıldıkları dilleri anlamaz. Çocuk, kitapların sıralanmasında esrarengiz bir düzen olduğundan şüphe eder, ama ne olduğunu bilmez. Bu durum, bana göre, en zeki insanın bile tanrıya göstereceği yaklaşımdır. Biz, evrenin muhteşem bir şekilde düzenlendiğini ve belirli kanunlara uyduğunu görmekteyiz, ancak bu kanunları çok bulanık bir şekilde anlayabilmekteyiz."

Einstein Almanya'da doğmuş bir Yahudi vatandaşı olarak Nazilerin yükselişi, iktidarı ve Holokost döneminde yaşamıştı. Bu nedenle ABD'ye göç etmiş ve büyük bir Nazi karşıtı görüş geliştirmiştir. ABD başkanına mektup yazarak ABD'nin Almanya'dan önce nükleer silah geliştirmesi gerektiği tavsiyesinde bulunmuştur. Yahudilerin kendi ülkelerine sahip olması gerektiğine inanmış ve İsrail'in kuruluşunu desteklemiştir. Ama bu devletin sınırları ve bir ordusu olmasına karşı çıkmış ve Araplar ile birlikte iki uluslu bir ülke olması gerektiğini savunmuştur.

Einstein sosyalizm hakkında övgü dolu sözler söylemiş ve bütün dünyanın tek bir hükümet altında toplanması fikrini ifade etmiştir. Soğuk Savaş'ın başlaması ile ABD'deki anti-komünist politikalarını ifade özgürlüğünü kısıtlayacak derecede olmaları nedeniyle eleştirmiştir. Kendisi ayrıca Bertrand Russell ile birlikte bir anti-nükleer manifesto yayınlamıştır.

Sosyalizm yazısında kapitalizmi şu şekilde eleştirmiştir:
“Bana kalırsa kapitalizmin en büyük kötülüğü bireylerin sakatlanmasıdır. Tüm eğitim sistemimiz bu beladan muzdariptir. Gelecekteki kariyerine hazırlanmak için açgözlü bir biçimde başarıya tapmak üzere eğitilmiş öğrenciye abartılı bir rekabetçi yaklaşım aşılanır. Ben bu korkunç beladan kurtulmanın tek yolu olduğuna eminim. Bu yol, toplumsal hedefler doğrultusunda yönlendirilmiş bir eğitim sisteminin eşlik ettiği sosyalist ekonominin inşasıdır. Böyle bir ekonomide toplumun kendisi üretim araçlarının sahibidir ve üretim araçları planlı bir tarzda kullanılır. Üretimi toplumun gereksinimlerine uyduran planlı bir ekonomi işi çalışabilir durumda olanlara dağıtır ve erkek, kadın, çocuk herkesin geçimini garanti eder. Bireyin eğitimi, doğuştan sahip olduğu yeteneklerin geliştirilmesinin yanında, günümüz toplumundaki güç ve başarının yüceltilmesi yerine, bireyin içinde çevresindekilere karşı sorumluluk hissi geliştirmeyi hedefler. (tr.wikipedia.org)


sari çizgi

Einstein'nın Eric B. Gutkind’e yazdığı mektup

Einstein'nın Eric B. Gutkind’e yazdığı mektup satılıyor! El yazısı mektubu, eBay’den 3 milyon dolar açılış fiyatıyla satılığa çıkarıldı.

1955 yılında vefat eden, ünlü fizikçinin ölümünden hemen önce, Almanca yazdığı Mektubu, Einstein’ın tanrı ve din gibi konulardaki görüşlerini içeriyor. 3 Ocak 1954 günü Eric B. Gutkind’e yollanan mektup, 2008 yılında Londra’da bir koleksiyoncu tarafından 400,000 dolara satın alınmıştı.

Yahudiler seçilmiş değil!

Bu mektubu yazdıktan bir yıl sonra, 76 yaşında ölen Einstein, kendisi de Yahudi olmasına rağmen, eleştiri oklarını Yahudilerin inancı Museviliğe karşı yöneltmekten çekinmiyor.

Yahudilerin Tanrı tarafından seçilmiş bir kavim olduğu şeklindeki inancı geçersiz bulan Einstein, “Bence Musevilik de tıpkı öteki dinler gibi en çocukça hurafelerin yeniden canlandırılmasından başka bir şey değil. Mensubu olmaktan memnuniyet duyduğum ve zihnen bana çekici gelen Yahudiler de öteki insanlardan farklı özelliklere ve meziyetlere sahip değil”, “Onların seçilmiş kavim olduğunu gösteren herhangi bir şey görmüyorum” ifadelerini kullanıyor.

Einstein’ın söz konusu mektubunun, şimdiye kadar özel kişilerce muhafaza edildiği, İngiltere’deki Bloomsbury müzayede şirketi tarafından satışa çıkarılacağı ve 8 bin sterline alıcı bulabileceği belirtildi. (Kaynak: http://hpd.de/node/4584)


sari çizgi

Einstein'ın Atatürk'e yazdığı Mektubu

Aynştayn'ın Atatürk’e mektubunun, bir kopyası da cumurbaşkanlığı makamına gönderilmek üzere, bakanlar kurulu başkanlığı’na, yani o dönemin başbakanı İsmet İnönü’ye yazılmıştır. İsmet İnönü 9 Ekim tarihinde söz konusu mektubu, dönemin Milli Eğitim Bakanlığı’na, Reşit Galip Bey’e sevk etmiştir. Ancak dönemin Milli Eğitim Bakanlığı “Teklif, mevzuat-i kanuniyemizle mutabık değildir” ve “Bunları bugünkü şartlara göre kabule imkân yoktur.” şeklinde iki notla iade etmiştir. Ancak bu tarihte Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal devreye girerek, bilim adamlarını Türkiye’ye davet etmiştir. Bu bilim adamları, daha sonra Türk Hava Kurumu’nun üreteceği uçakların projelerinde, çok büyük faydaları bulunacaktır. Yine üniversite reformunda, bu bilim adamlarından çok büyük ölçüde faydalanılmıştır. Türk Üniversite’lerinin o dönemde Avrupa standartlarında olması, 40’lara gelindiğinde, savaştan kaçan Polonyalı ve Alman bilim adamlarının yine sığınmak için genç Türkiye Cumhuriyeti’ni tercih etmesi de bundandır.

Cumhurbaşkanlığı arşivinde saklanan 17 Eylül 1933 tarihli mektup:

Ekselansları, Ben sadık hizmetkarınız Albert Einstein. OSE Dünya Birliği’nin onursal başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesörle, doktoralı uzmanın bilimsel ve tıbbi çalışmalarını Türkiye’de sürdürmelerine izin vermeniz için, başvuruda bulunmayı ekselanslarından istirham ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da halen yürürlükte olan yasalar nedeniyle, mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş deneyim, bilgi ve bilimsel yeterlilik sahibi bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde, son derece yararlı olacaklarını kanıtlayabilirler.

Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için, izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz deneyim sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, hükümetinizin talimatları doğrultusunda, kurumlarınızın herhangi birinde, bir yıl boyunca hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler.

Bu başvuruya destek vermek amacıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi durumunda, yalnız yüksek düzeyde bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalınmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği umudumu ifade etmek cüretini buluyorum. Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan onur duyan Prof. Albert EINSTEIN.

Bu arada şunu da belirtmek gerek ki, Einstein o sırada onursal başkanı olduğu Yahudi derneğine ait bilim adamlarına Türkiye’de yer bulmuştur, ancak kendisinin, Alman’ların nükleer bomba geliştirmesinden endişe ettiği için, imkanları daha fazla olan ABD’yi tercih etmiştir. (Kaynak: Tevfik Uyar, www.tevfikuyar.com)


sari çizgi

Albert Einstein'a ait Sözler

Çocuklarınızı iyi yetiştirin;


sari çizgi

Einstein'ın Şeytan Tanımlaması

Bir üniversite profesörü öğrencilerine şu soruyu sorar; - "Var olan her şeyi Tanrı mı yarattı?

Cesur bir öğrenci ayağa kalkar ve yanıtlar. "Evet herşeyi Tanrı yarattı". Profesör sorusunu yineler ve öğrenci yine "evet efendim" diye yanıtlar. Profesör devam eder; eğer her şeyi yaratan Tanrı ise ve şeytan da var olduğuna göre, şeytanı da Tanrı yaratmış olur. Çalışmalarımızda uyguladığımız "Kesinleştirme" prensibine göre de Tanrı şeytandır.

Öğrenci böyle bir önerme karşısında şaşırır ve yerine oturur. Profesör ise öğrencilerine bir kez daha Tanrı' nın içindeki kaderin bir efsane olduğunu kanıtlamaktan ötürü oldukça mutludur. Bu arada bir öğrenci sakince ayağa kalkar ve; "Bir soru sorabilir miyim Profesör?" der. Profesör de sorabileceğini söyler. Öğrenci; "

Soğuk var mıdır?" diye sorar. Profesör; "Bu nasıl bir soru bu böyle, tabi ki vardır"' diye yanıtlar. "Sen hiç soğuktan üşümedin mi ?"

Öğrenci; "Aslında, fizik yasalarına göre soğuk yoktur. Yaşamda, realitede biz soğuğu sıcaklığın yokluğu olarak düşünürüz. Herkes veya nesneler o enerji oradaysa, veya bir şekilde enerji iletiyorsa, onu deneyimler. Örneğin, Absolute 0 (-460 derece F) sıcaklığın kesin yokluğudur (hiç  olmadığı seviyedir). Tüm maddelerin bu seviyede reaksiyon verme özellikleri bozulur ve değişir. Soğuk yoktur, o yalnızca sıcaklığın yokluğunda duyumsadıklarımızı tarif etmek için yarattığımız bir kelimedir' der ve devam eder; sayın Profesör, karanlık var mıdır?"

Profesör ; "Tabi ki vardır". Öğrenci yanıtlar. "Korkarım gene yanılıyorsunuz efendim. Çünkü, Karanlık ta yoktur. Yaşamda, realitede karanlık ışığın yokluğudur. Biz ışık üzerinde çalışabiliriz ama karanlığı çalışamayız. Gerçekte, biz Newton'un prizmasını kullanarak, beyaz ışığı kırar ve renklerin çeşitli dalga uzunlukları üzerinde çalışabiliriz, ama karanlığı ölçemeyiz. Bir basit ışık işini karanlık bir mekanı aydınlatarak karanlığı kırmış olur, yani karanlığı geçersiz kılar. Siz belli bir mekanın, uzayın ne kadar karanlık olduğundan nasıl emin olursunuz? Sadece ışığın miktarını ölçersiniz. Bu doğrudur değil mi? Karanlık insanlık tarafından, ışığın olmadığı yer için kullanılan bir kelimedir."

Son olarak öğrenci profesöre gene sorar; "Efendim şeytan var mıdır?" Bu kez profesör pek emin olamamakla birlikte yanıtlar; "Tabi ki, açıkladığım gibi, biz onu her gün, her yerde görürüz. Şeytan bizim için kötülük anlamındadır. Bir kişinin başka bir kişiye her gün sergilediği insaniyetsizliğinin bir örneğidir. O, dünyadaki işlenmiş tüm suçlarda, şiddette yer alır. Bunların tümü şeytanın kendisinden başka bir şey değildir." der. 

Öğrenci devam eder; "Şeytan yoktur efendim, yani o kendi başına yoktur. Şeytan basit olarak Tanrının yokluğudur. Yani, o aynen karanlık ve soğuk' ta olduğu gibi insanın Tanrının yokluğunu tarif etmek üzere yarattığı bir kelimeden ibarettir. Aynen sizin Tanrı yok demeniz gibi. Tanrı şeytanı yaratmadı. Şeytan yani kötülük insanın tanrısal sevgiyi yüreğinde duyumsamadığı zaman deneyimlediklerinin bir sonucudur. O aynen sıcaklığın olmadığı yere gelen soğuk, ya da ışığın olmadığı yere gelen karanlık gibidir."

Profesör yerine oturur. Genç öğrenci daha sonra "e=mc2" prensibiyle kendinden bahsettirecektir. Bu öğrencinin adı Albert Einstein'dır.