Flag Counter

Amatör Köşe Yazarları

Aşk'ı anlatmak

(İsmail Özdemirel - 25.7.2014)

Aşk nasıl anlatılır, hangi kelimeler kullanılır? Zor bir soru. Hz. Mevlananın karanlıktaki fil hikayesi gibi, herkes bir ucundan tutar, kimi gözü der, kimi kaşı der, yanmış yüreklerinin kokusunu anlatırlar, nasıl yandığı konusunda bir şey anlatamazlar. Çünkü Aşk bir kuş gibidir, ne ele gelir, ne kafese girer, o kendi başına uçar gider. Ne söz dinler, ne makam dinler, yürekleri titretir, kelimeler bile zavallı kalır onun yanında, onu anlatamaz.

Aşk için ne söylersem söyleyeyim, beş para etmez, onu karanlıkta kimse aydınlatamaz, onu insanın kendi aydınlığında anlatması lâzımdır. Eğer kalbinizde güzelliği görüyorsanız - o aşkı yaşıyorsanız, siz bu dünyada cenneti yaşıyorsunuz. Kimi Cennette Hurisiyle yaşar, kimi Dünyada, fanilikte yaşar.

Sessizliğin içinden kulağa çalan bir namenin, kalbin çarpmasıyla duyulan heyecan gibi, Aşk müzik gibidir. Aşık Veysel Dünya gözü görmüyordu ama, gönül gözü açıktı. Ne diyordu? "Güzelliğin onpara etmez, bu bendeki aşk olmasaydı" O güzelliği, kalbinde gören insanlardandı.

Aşkı tarif etmek mümkün değil ama onu anlamak için şöyle bir düşünce yardımcı olabilir; Aşk insanın birbirine ve Allah'a karşı, kalplerine sürdüğü bir merhem'dir. Katı kalpleri, koyu kalpleri incelten ve onun içindeki güzellilği ortaya çıkartan bir iksirdir. Bir şarkı sözünde anlatıldığı gibi, Aşk bu dünyanın malı değildir; "biz aşkı meleklerden çaldık, birbirimize sımsıkı bağlandık".

Hayatı boyunca Aşkı herkes yaşamıştır ucundan kıyısından, ya da aşka dair sözler duymuştur. Yinede hiç yaşamamış olmak da var ki bu çok vahimdir. İnsani duyguları olan herkes, hiç değilse bir kere sevmiş olmalıdır. Eskiden dergaha gelen derviş adaylarına Şeyhler şöyle dermiş; "Oğlum hiç bir kıza aşık oldunmu"? Bu soruya olumsuz cevap verenler, tarikata alınmazmış. Gerçekten de Mevlâ’yı sevebilmek için, mecazi olan Leylâ sevgisine tutulmak gerekir. Hz. Mevlana'nın dediği gibi, "hamdım piştim yandım".

Aşk olmaz'sa, dünyada hiç bir şey olmaz. Toprağın nasıl yağmuru varsa, toprak aşka geliyor ve içindeki güzellikleri ortaya çıkartıyorsa, aşk ta öyledir. Kalpler de o güzelliği ortaya çıkartıyorlar. En zalim insanın bile kalbinde sevgi varsa, vicdanı vardır, merhameti vardır. Oysa sevmeyi bilmeyen bir insanın neyi vardır? Cezmi Ersöz’ün dediği gibi; "Olmayan bir sevgiliyi beklemek, hiç sevmemiş olmaktan daha iyidir".

Prenses ve Çoban

(İsmail Özdemirel - 2.7.2014)

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, cinler top oynarken hamam içinde, bir padişah varmış, bir de güzel kızı. Kendi ülkesi sınırları içersinde sürdürürmüş saltanatını. Bir gün bir düzine insan gelmiş, dayanmış saray kapısına, Padişahla görüşmek istediklerini söylemişler. Gitmiş haber ta Padişaha, salın gelsinler demiş Padişah. Halk dökmüş derdini, anlatmış bir yaşlı kadının zalimliğinden, dolandırmış garibanları, varından yoğundan olmuş fukaralar, yardım istemişler Padişahtan. Bunun üzerine Padişah yakalatmış yaşlı kadını yaka paça, onu ülke sınırları dışına sürgün etmiş. Tüm mal varlığını halk arasında dağıtmış.

Sürgüne giden ve bir anda varından yoğundan olan yaşlı kadın, cinlerle işbirliği yapan hünerli bir Cadı olduğu ortaya çıkmış. Padişahtan intikam alacağını herkese duyurmuş. Zaman gelmiş zaman eskimiş, içine kötülük düşen bir akrep, aniden kızın narin elinden sokmuş, kız düşmüş yatağa. Padişah çare aramış, çağırmış hekimleri, bilgeleri, kızımı kurtarın diye yalvarmış. Her biri elinden geleni yapmış ama nafile. En son ulaşılmaz vadide yaşayan Ermişi çağırmış Padişah, ona bir fikir ver diye yalvarmış.

Ermiş; "kızın bir fesatın kurbanı olmuş, içine kötülük karanlığı sızmış, üç günlük ömrü var, hangi delikanlı kızını, gerçekten severse, o zaman iyileşir. Yalnız aşk kurtarır onu" demiş. Dört tarafa haber salmış Padişah, kızını seven aşıkları çağırmış, onu iyi eden tahtıma otursun diye vaad etmiş çaresiz adam.

Cümle alem gelmiş; haylanan da, huylanan da, biri saltanata, biri süse. Birbirinden uğursuz, kim var, kim yok, kimi aç, kimi tok, her biri bir maval okumuş, ince eğirip, sık dokumuş. Kimi yukarıdan atıp, aşağıdan tutmuş, kimi birbiriyle yarışmış, kimi akıntıya kürek çekmiş.

Gariban bir çoban padişahın kızını görmüş daha önce yalnız bir kere. Habire kaval çalar olmuş o günden beri avare. Yürümüş, dere, tepe, rüyalarında yaşatmış onu, hasretiyle onu kalbinde hissetmiş, yılmamış, yorulmamış aşkın ölümsüz gücüyle.

Padişahın kızı çobanın kaval sesini duymak için çıkarmış cama, kaval sesi sesi değermiş ruhuna; dalgalanan çimler, çiçekler, çimenlerin arasında serpişmiş beyaz papatyalar, fısıldaşan sazlar, ıssız tepeler şahit olurmuş kızın gizli aşkına.

Duymayan kalmamış prensesin hasta yattığını, düşüne girmiş çobanın da onun kıpırdamayan bedeni.

Özgür ruhlu çoban çıkmış padişahın huzuruna; dertlere deva, gönüllere sefa. "Değmedi benim dudaklarım kızının dudaklarına, ama o olmayacaksa, bu dünya neye yarar, bir göreyim onu" demiş üzülerek Padişaha.

Sevdalanmış yüreği kızın odasında, iki damla göz yaşı akmış gözünden, düşmüş kızın dudaklarına. Kızın gözleri aralanmış, bakmış başında o kaval çalan güzel delikanlı. Doğrulmuş yatağında, çoban onu kollarına alarak, kalbi ile sarmış, aşkı ateş gibi yakmış prensesi. Silkinmiş Prenses, içi ışık dolmuş. Gül dudaklı, gül yanaklı, gül kokulu, Dünya güzeli bir kıza dönüşmüş.

Padişah, bu mahcup delikanlının yanına yaklaşarak, onu alnından öpmüş. Sonra da: Aşkın çok büyük, seni mükafatlandıracağım demiş. Padişah çobanı kızıyla evlendirmiş ve ona; “Dürüst ol, iyi çalış, kendini halka saydır, duyguların kutsal, saygın ve sevgin sonsuz olsun” demiş.

El ele tutuşmuşlar, sevmeyi sevilmeyi öğretmişler insanlara. Çoban aşkını kavalıyla anlatmış, gizemli prenses'te kokusu, rengi ve güzelliğiyle Aşkı göstermiş, gören gözlere, hisseden yüreklere.

Müslümanlık ve Kapitalizm

(İsmail Özdemirel - 1.3.2014)

Kapitalizmi sevmem. Sevmeyişimin sebebi, bir sosyalist ya da kominist anlayışı ile oluşmuş bir siyasi duruş değil. Bir müslüman ve bir insan olarak, kapitalizm gerçeği ile ilgili, dinimin bir duruş sergilemesi ve bir insan olarak da, insan haysiyetine yakışır bir tarafı olmadığı görüşünde oluşumdur. Çünkü din'im yiyiniz içiniz ama israf etmeyiniz der, kapitalizmin böyle bir görüşü yoktur, o karşı taraftadır. O dünyanın imkanları senin için vardır, sen bu dünyaya zevk ve yaşamak için geldin diyerek, insanların en alt basamakta olan beşer şekline sokar. Meleklerin secde ettiği varlık yerine, hayvani vasıfları ön planda tutarak, insanın yüceliğini zedeleyen bir anlayışın temsilidir. Kuranda, hz. Musa kavminin nankörlüğü olarak geçer. Bakara 57 Araf 160 ve Taha 80. ayetlerinde kavmin bıldırcın eti ve kudret helvası ile yedirilip, doyurulup, her türlü nimetin kendilerine verildiğinden bahseder. Ancak ALLAH'ın verdiklerinden yetinmeyerek, kendilerine yerden biten şeylerden de isteyerek, kapitalizmin o zamanki anlayışını ortaya koyar.

Kapitalizm, insanı kendine kul köle yapmıştır. O doymaz bir anlayıştır, bir açgözlülüktür. O, vicdan merhamet, ya da yardımseverlik gibi kelimeleri kullanmaz, o kendi ürettiği kelimeleri kullanır. Demokrasi, insan hakları gibi klişe sözleri, kendi düzenini korumak için kullanır. Diğer insanlardan kendini her zaman üstün görme eğilimindedir, çünkü insanları eşit görmez. O doğal anlayışın esası olan, arabın aceme olan bir üstünlüğü yoktur anlayışına karşıt görüşle, dinimizi sorgulamaya girişmiştir. Çoğu insan da, gerçekleri görmekten aciz, gerçek müslümanlıktan uzak bir beşer yurdunda, yeni bir insan tipi yaratmıştır. Böylece Meleklerin secde ettiği insan, dünyalık bir meta haline gelmiş, kendi yarattığı bu sistem ile, "onu topraktan yarattın, beni ateşten yarattın" diyen şeytanı haklı pozisyona çıkarmıştır.

Hayat

(İsmail Özdemirel - 19.2.2014)

Karanlık ne dir ki, aslı ışığın olmadığı yerdir. Işık nedir ki, aslı hayat denen şeydir. Hayat seninle başladı, seninle bitecek. Sen sorumlusun hayatından, sana bağlı hayat. O senin hayatın, o sana bağlı, o seninle var. Seninle sevinir, seninle üzülür, hep seninle var olur. Gözyaşı gibi yanağından, ayrılmaz senden, o hep gözünün içindedir, hep senin yüreğindedir, sevdiğin kızın gözlerinde, elini uzatttığın bebeğin gülümseyişidir, hayat hep seninledir.

Ben ve hayat, ikilik kabul etmez. O seninle var olur, seninle yok olur, birlikte okur birlikte söylersiniz. Yağmur altında birlikte ıslanırsınız, birlikte karda kayarsınız. Ne onsuz olur, ne sensiz olur, hayat hep seninle var olur. Aynı kalbi taşırsınız, aynı gözle bakarsınız, aynı şarkıyı söylersiniz, aynı şeye gülersiniz, çünkü hayatsındır.

Bir adın insan, bir adın hayat, hayat insanla başlamadı mı? Bu dünya da insan varsa eğer, hayat da var, insan varsa ışık da var. Güneşin biz olmadan ne anlamı var?

Silaha karşı Kalem

(Osman Erdem - 21.03.2013)

İnsanoğlu ilk çağlardan günümüze kadar, her zaman güçlü ve üstün olmak için, silahşörlerini ve kalemşörlerini kullanmış, her dönemde üstünlük çabası içinde, birbirlerini yönetme arzusu içine girmişlerdir. Kendilerini daima bir kavimden, bir ırktan üstün gören milletler, silahlanmayı tercih etmiş, bütçesinin büyük bir bölümünü bu amaç için harcamıştır. Diğer taraftan Kur'an-ı Kerim'in 96. Alak suresinde 1. ayetinde 'Oku! Yaradan Rabbi'nin adıyla oku' cümlesi, İnsanoğluna İlmin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Kadim kitapları ve büyük düşünürlerin yazılarını okuyanlar, kendi kavram ve anlayışları ile sosyal ve ticari alanda zaman zaman başarılılar elde etmiş, ancak geniş bir coğrafyada etkili olamamıştır. Çok daha güzel bir Dünya mümkün olacak'ken,  hep üstün olma, güç elde etme ve birbirleri üzerinde egemenlik kurma arzusu bunu engellemiştir.

Günümüzde en fakir ülkelerde dahi eşit hak ve hürriyet süregider, refah içinde yaşam mümkün olabilirdi. Ancak havanın, denizlerin, nehirlerin kirletildiği, ormanların ve binlerce hayvan türünün yok olduğu, adeta yaşanmaz hale gelen Dünyamız, başka bir tablo arz etmektedir. İnsanlık yaptığı yanlışın halâ farkına varıp, geri dönebilir, yeni nesiller için daha güzel, müreffeh bir dünya bırakabilir. Bu anlamda her birimize sorumluluk düşmektedir. Dünyanın neresinde olursak olalım, Hz. Mevlananın; "aynı dili konuşanların değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşırlar" sözlerine mazhar olarak, önce kendimizden başlayarak, düşüncelerimizi, duygu ve davranışlarımızı, gözden geçirip, bütün zıtlıkları birleştirip, sağlam bir karekter ile insanlara örnek olalım.

İnsanların dünyevi bilinçlerinde yer almış şiddet anlayışı ve çatışmalara yol açan bir çok şeyi, sevginin gücü ile, zıtlıktan, birlikteliğin mükemmelliğine dönüştürebiliriz. Sevgi bu yüzden evreni bir arada tutan en temel yasadır. Sevgi dışında tüm bağlar, eninde sonunda kopmak zorundadır, işte bu yüzden hayatımızda her daim var olan insanlarla aramızda yoğun bir sevgi bağı vardır.

Yazarlık sanatı, korunması güç olan şu iki ödeve bağlı kalacaktır:
Bile bile yalan söylememek ve insanın, insanı ezmesine karşı koymak.
(Albert Camus, 1913–1960)

Amatör Köşe Yazarları

infethiye.net okurlarına sunmak istediğiniz mevcut yazılarınızdan gönderebilir, veya düşündüğünüz bir konu üzerinde çalışma yapabilirsiniz. Bize İletişim Formu kanalı ile müracaat ediniz, veya yazınızı hemen gönderiniz, size aynı gün, veya ertesi gün geri dönüş yapabiliriz. Yazınızı gözden geçirdikten sonra, amatör yazarlar bölümünde, yayımlayabiliriz. (Webmaster-infethiye.net)