Köşe Yazarları

Prenses ve Çoban

(İsmail Özdemirel - 2.7.2014)

Prenses ve Çoban

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, hamam içinde cinler top oynarken, bir padişah varmış, bir de güzel kızı. Kendi ülkesi sınırları içersinde sürdürürmüş saltanatını. Bir gün bir düzine insan gelmiş, dayanmış saray kapısına, Padişahla görüşmek istediklerini söylemişler. Gitmiş haber ta Padişaha, salın gelsinler demiş Padişah. Halk dökmüş derdini, anlatmış bir yaşlı kadının zalimliğinden, dolandırmış garibanları, varından yoğundan olmuş fukaralar, yardım istemişler Padişahtan. Bunun üzerine Padişah yaşlı kadını yaka paça yakalatmış, onu ülke sınırları dışına sürgün etmiş. Tüm mal varlığını halk arasında dağıtmış.

Sürgüne giden ve bir anda varından yoğundan olan yaşlı kadın, cinlerle işbirliği yapan hünerli bir Cadı olduğu ortaya çıkmış. Padişahtan intikam alacağını herkese duyurmuş. Zaman gelmiş zaman eskimiş, içine kötülük düşen bir akrep, aniden prensesin narin eline zehirli iğnesini sokmuş, kız düşmüş yatağa. Padişah çare aramış, çağırmış hekimleri, bilgeleri, kızımı kurtarın diye yalvarmış. Her biri elinden geleni yapmış ama nafile. En son ulaşılmaz vadide yaşayan Ermişi çağırmış Padişah, ona bir fikir ver diye yalvarmış. Ermiş;

"Kızın bir fesatın kurbanı olmuş, içine kötülük karanlığı sızmış, üç günlük ömrü var, bir delikanlı kızını, gerçekten severse, işte o zaman iyileşir, onu yalnız aşk kurtarır!"

..demiş. Çaresiz Padişah dört tarafa haber salmış, kızını seven aşıkları çağırmış, "onu iyi eden tahtıma otursun" diye vaad etmiş .

Cümle alem gelmiş; haylanan da, huylanan da, biri saltanata, biri süse. Birbirinden uğursuz, kim var, kim yok, kimi aç, kimi tok, her biri bir maval okumuş, ince eğirip, sık dokumuş, kimi yukarıdan atıp, aşağıdan tutmuş, kimi birbiriyle yarışmış, kimi akıntıya kürek çekmiş.

Gariban bir çoban, daha önce yalnız bir kere padişahın kızını görmüş. O günden beri habire kaval çalar olmuş avare. Yürümüş dere tepe, onu rüyalarında yaşatmış, hasretini kalbinde hissetmiş, aşkın ölümsüz gücüyle yılmamış yorulmamış.

Padişahın kızı, çobanın kaval sesini duymak için pencereye çıkarmış, kaval sesi değermiş ruhuna; dalgalanan çimler, çiçekler, çimenlerin arasına serpişen papatyalar, fısıldaşan sazlar, ıssız tepeler şahit olurmuş ikisinin gizemli aşkına.

Duymayan kalmamış prensesin hasta yattığını, onun kıpırdamayan bedeni düşüne girmiş çobanın. Özgür ruhlu çoban çıkmış padişahın huzuruna; dertlere deva, gönüllere sefa.

"Değmedi benim elim kızının eline, ama o olmayacaksa, bu dünya neye yarar, bir göreyim onu.."

..demiş üzülerek Padişaha.

Sevdalanmış yüreği kızın odasında, iki damla göz yaşı akmış gözünden, düşmüş kızın dudaklarına. Kızın gözleri aralanmış, bakmış başında o kaval çalan güzel delikanlı. Doğrulmuş yatağında, çoban onu kollarına alarak, kalbi ile sarmış, aşkı ateş gibi yakmış prensesi. Silkinmiş Prenses, içi ışık dolmuş. Gül dudaklı, gül yanaklı, gül kokulu, Dünya güzeli bir kıza dönüşmüş.

Padişah, bu mahcup delikanlının yanına yaklaşarak, onu alnından öpmüş. Sonra da:

"Aşkın çok büyük, seni mükafatlandıracağım.."

..demiş.

Padişah çobanı kızıyla evlendirmiş ve ona;

“Dürüst ol, iyi çalış, kendini halka saydır, duyguların kutsal, saygın ve sevgin sonsuz olsun”

..demiş.

El ele tutuşmuşlar, çoban aşkını kavalıyla anlatmış, gizemli prenses te kokusu, rengi ve güzelliği ile gören gözlere, hisseden yüreklere Aşkı tattırmış. İnsanlara sevmeyi sevilmeyi öğretmişler.

Yazarlık sanatı, korunması güç olan şu iki ödeve bağlı kalacaktır: Bile bile yalan söylememek ve insanın, insanı ezmesine karşı koymak. (Albert Camus, 1913–1960)

Amatör Köşe Yazarları

İletişim Formu kanalı ile bize müracaat ederek, infethiye.net okurlarına sunmak istediğiniz çalışmanızı gönderebilirsiniz. Yazınızı gözden geçirir web sitemizde yayınlarız. (Webmaster-infethiye.net)